PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Genel Kurmay Başkanımız ve AB



türükbil
08-29-2005, 02:51
“Bu bağlamda, ulusu sürekli dinamik tutan, geri kalmışlıktan kurtaran ve bölgesinde çok farklı bir konuma taşıyan ana itici güç, Büyük Atatürk tarafından ulusa verilen “Çağdaş Medeniyetler Seviyesine Ulaşma” vizyonudur. Atatürk bu vizyonu, ulusa bilinçli olarak vermiştir.Atatürk, geri kalmışlığın, maddi ve manevi çöküntünün içinden çekip çıkardığı ulus için geriye dönüşü olmayacak yegane istikametin “çağdaş medeniyet” olduğunu düşünmüştür. Bu vizyon sayesindedir ki Türk ulusu, karanlık cereyanların etkisinden sıyrılarak bugünlere ulaşabilmiştir. Bugünkü AB’ne üyelik hedefimiz de esasen bu vizyonun bir aşamasıdır. AB Üyeliğini, Ulu Önder ATATÜRK’ÜN bizlere vermiş olduğu “Türkiye’yi çağdaş uygarlığın ilerisine taşıma hedefi” için önemli bir araç olarak görmekteyiz”


Burada bir çelişki, kavramların zırhlaşması ve de vahim bır değerlendirme hatası var, adeta bu konuşma, iki ayrı kalemden mı çıktı, diye, düşünesim geliyor. Bir defa Avrupa Birliği kriterlerine ve uyum yasaları dayatmalarıyla Üniter Milli Devletin ve Atatürk milliyetçiliğinin – Atatürkçü Düşünce sisteminin altına saatli bombalar koymuş. TSK’nin etkisinin azaltılmasında ısrar ediyor..Paşamız, hala bu Birliğe, samimiyetine vizyonuna veya perspektiflerine mi inanıyor?

--------------------------------------------------------------------------------
Bunca gerçeğe ve işarete ragmen, güya 3 Ekim’de başlayacağı umulan “müzakerelerden”, Türkiye üzerinde yeni baskılar ve dayatılmalar yapılmasına imkan vermekten – ve sonunda da işin “iliştirilmiş imtiyazlı ortaklık” teselli mükafatı verilmesinden başka hiç bir netice çıkmayacağı, hergün biraz daha belli olduğu halde, hala AB sürecinde devam etmenin ve AB üyeliğinden Türkiye için hayır beklemenin, anlamını ve mantığını anlamak mümkün değil. Chırac –Yunanlılar ve Rumlarla beraber Kıbrıs taşını koyuyor, Diğer eski ve müstakbel Avrupa Liderleri “Türkiye kesinlikle tam üye olamaz” diyor ve “imtiyazlı ortaklıkta” ısrar ediyorlar.

Bazıları hala, Abbas yolcu, Alman Şansölyesi Schreoder’den medet umuyorlar. O, “Türkiye görevini yaptı, bizim de yapmamız gerek, “müzakereler başlayacak” dermiş. Schroeder’ın sözleri büyük ihtimalle 18 Eylül Alman seçimlerinden sonra “kubbede hoş- veya boş- bir seda” olarak kalacak. Zaten Ertuğrul Özkök’ün büyük iftiharla sunduğu sohbeti dikkatle okursanız, söylediklerinin özeti ; “müzakerelerin ucunun açık olacağı hasımlarının iktidara gelmesinin de Türkiye nın yararına olmayacağını itiraf ediyor…

Müzakereler belki başlayacak, ama bu süreç Yunan Başbakanının itiraf ettiği gibi, üzerimizde yeni baskılar yapılmasına imkan verecek, bayram etmenin manası yok! Kısacası, Türkiye nın geleceğinin ve varoluşunun bu Avrupa liderlerine ve Avrupalıların çıkar hesaplarına ve seçim neticelerine emanet edilemeyeli besbelli!
ÖZKÖK PAŞA’NIN ÇELİŞKİSİ

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök -Zafer Bayramı kutlama mesajında şöyle buyurmuşlar; “ Bu bağlamd, küreselleşmenin olumsuz etkilerinin, toplumun geleceklerine olan güvenini sarsıcı sonuçlar oluşturduğu günümüzde, toplumsal güveni arttıracak ve istikrarı kalıcı hale getirecek çözümün, Anayasanın “değiştirilemeyecek hükümleri “olarak, sayılan maddelerine sıkı sıkıya bağlılıktan geçtiğine inanmaktayız….Bu anlamda sürekli diri kalacak, zor anlarımızda kendi gücümüzün farkına varmamızı sağ be öz güvenimizi yüksek tutacak Atatürkçü Düşünce sisteminin de önemini vurgulamak isterim….Atatürkçü düşünce sistemi genç nesiller için gelecekte de rehber olmaya devam edecektir”

“Anayasanın Değiştirilmeyecek hükümleri ve Atatürkçü Düşünce sistemi”…Yani “Üniter milli devlet ve Atatürk Milliyetçiliği”. Ne kadar doğru bir tespit ve TSK ‘nin başından ne kadar rahatlatıcı bir güvence!

Ama gelin görün ki- Genelkurmay Başkanımız Orgeneral Hilmi Özkök, aynı konuşmasında, hemen sonraki paragrafta, şöyle diyor;

“Bu bağlamda, ulusu sürekli dinamik tutan, geri kalmışlıktan kurtaran ve bölgesinde çok farklı bir konuma taşıyan ana itici güç, Büyük Atatürk tarafından ulusa verilen “Çağdaş Medeniyetler Seviyesine Ulaşma” vizyonudur. Atatürk bu vizyonu, ulusa bilinçli olarak vermiştir.

Atatürk, geri kalmışlığın, maddi ve manevi çöküntünün içinden çekip çıkardığı ulus için geriye dönüşü olmayacak yegane istikametin “çağdaş medeniyet” olduğunu düşünmüştür. Bu vizyon sayesindedir ki Türk ulusu, karanlık cereyanların etkisinden sıyrılarak bugünlere ulaşabilmiştir. Bugünkü AB’ne üyelik hedefimiz de esasen bu vizyonun bir aşamasıdır. AB Üyeliğini, Ulu Önder ATATÜRK’ÜN bizlere vermiş olduğu “Türkiye’yi çağdaş uygarlığın ilerisine taşıma hedefi” için önemli bir araç olarak görmekteyiz”

Burada bir çelişki, kavramların zırhlaşması ve de vahim bır değerlendirme hatası var, adeta bu konuşma, iki ayrı kalemden mı çıktı, diye, düşünesim geliyor. Bir defa Avrupa Birliği kriterlerine ve uyum yasaları dayatmalarıyla Üniter Milli Devletin ve Atatürk milliyetçiliğinin – Atatürkçü Düşünce sisteminin altına saatli bombalar koymuş. TSK’nin etkisinin azaltılmasında ısrar ediyor..Paşamız, hala bu Birliğe, samimiyetine vizyonuna veya perspektiflerine mi inanıyor?

Sonra, Mustafa Kemal Atatürk’ün gerçekten eşsiz vizyonu ile, millete gösterdiği hedef “çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmaktır” ve bu vizyon ve direktif sayesindedir ki bugünlere gelinmiştir. Ancak bu hedef ve vizyonun AB Kriterleriyle özdeş olduğunu ve bu hedefe ulaşmak için önemli araç olarak görmek, kökünden yanlıştır ve Atatürk’ün temel felsefesiyle çelişir. Çünkü herhalde Sayın Paşamız da bilirler, Mustafa Kemal her zaman ve her yerde, hiçbir bağımsız milletin reformlarını yabancıların, Avrupalıların reçetelerine göre yapmanın yanlış olduğunu ısrarla söylemiştir.

Paşamız, muhakkak bunları bildiği ve Avrupa Birliğinin, TSK’ne karşı da, ayukka çıkan karşıtlığını da gördüğü halde- ve Sevr dayatmasına son veren Büyük Taarruzun yıldönümünde, Sevr’in post- moderni olan “AB vizyonunda” ve “aracında” neden ısrar eder? AB’ne engel olmak vebali altında kalmamak için mi? “Demokratik” bir General oğlunu aydınlara ve Avrupalılara ispat etmek için mi? Yoksa , Avrupa Birliğine TSK adına “güvence” vermek, içim mi? Boşuna ;Avrupalılar işte bunu hiç anlayamayacaklardır!

Paşamız, bu sırada diğer bir konuşmasında, Komutanlara Şeref ve Üstün hizmet madalyalarını tevcih töreninde Türk ulusundaki, başka ülkelerde olmayan tılsımlı ordu-millet ilişkisinin –yabancılar tarafından anlaşılamasana temas ederek,” sivil otorite- Ordu konusunda, “ordu üzerinde sivil kontrol “ ilkesiyle çelişmediğini, çok arifane bir şekilde, belirtmeye çalışmış. Bu “Türk gerçeğini” anlayamıyorlarsa, bu, yabancıların ve “Aydınların” sorunu….Hiç bir zaman anlayamazlar da… Ama ben kestirmece söyleyim; “evrensel ilkenin “ Türkçe’si , “millisi”, TSK’nin geleneksel, özel konumu ve görevleridir. Bunların “AB Kriterlerine göre” değiştirilmesine müsaade edilemez. TSK, varoluşumuzun Cumhuriyetin son sigortasıdır. Bu sigortanın yok edilmesi değil, gevşetilmesi dahi ölümcül olabilir!

Altemur Kılıç