atoybil
10-05-2005, 07:12
ASKER KONUŞSUN!
Millet, Türkiye Cumhuriyeti'ni korumak ve kollamakla yükümlü TSK’dan milli güvenliğimizi tehlikeye sokan AB belgesiyle ilgili açıklama bekliyor
İngilizlerin planı, Türk askerini Kıbrıs’tan çıkarmaya yönelik. Rumlar NATO üyesi olacak. Ada’nın güvenliğini, içinde Türkiye’nin olmayacağı ama Türkiye’nin üyesi bulunduğu NATO’nun imkânlarını kullanan Avrupa Ordusu sağlayacak. Böylece Kıbrıs’ta Enosis tamamlanacak... Ardından gelsin Ege...
KURTULACAK MI?
AVRUPA Birliği konusundaki sorulara, “Asker olarak muhatap olmak istemeyen” Genelkurmay Başkanımız, acaba doğrudan görev alanına giren bu gelişmeler hakkında yine Tayyip Erdoğan-Abdullah Gül ikilisini bilgilendirmekle yetinip, tarihe not düşmüş ve “bedel ödemekten” kurtulmuş oldu mu?
3 Ekim Tiyatrosu’nda NATO oyunu
AB konusundaki sorulara, “Asker olarak muhatap olmak istemeyen” Genelkurmay Başkanımız, acaba doğrudan görev alanına giren bu gelişmeler hakkında yine Erdoğan-Gül ikilisini bilgilendirmekle yetinip, tarihe not düşmüş ve “bedel ödemekten” kurtulmuş oldu mu?
Günlerdir Avusturya’nın “imtiyazlı ortaklık” talebi, Türkiye’nin de “kabul etmeyiz” itirazlarıyla, Müzakere Çerçeve Belgesi’nde her biri Türkiye’nin giyotini niteliğinde olan şartlar başarıyla gözlerden ve dikkatlerden kaçırıldı. Bunlardan birisi de, MÇB taslağının 5., belgenin son halinde 7.sırada olan maddeydi. Madde, Türkiye’nin”AB üyesi ülkeleri de ilgilendiren uluslararası anlaşmalar ve organizasyonlardaki pozisyonunu, AB ve üyelerinin politikalarına uygun hale getirmesini” öngörüyor. Bu diplomatik ifadenin tam karşılığı, AB Komisyonu’nun raporları ile Dışişleri Bakanı Gül’ün daha 26 Nisan’da onayladığı Türkiye-AB Ortak Tutum Belgesi’nde açıkça yazıyordu. İstenen, Rumların NATO üyeliğini veto etmememiz, konvensiyonal silahlarla ilgili Wassenaar Anlaşması başta olmak üzere diğer uluslararası anlaşmalara taraf olmasına “evet” dememizdi.
REST ÇEKMELER NİYE?
Erdoğan-Gül ikilisi, bunu aylar önce kabul ettiğine göre, söz konusu maddeyle ilgili son dakika pazarlıkları, rest çekmeler niçin yapıldı? Ve neticede o madde, MÇB’den çıkarıldı mı? Hayır, çıkarılmadı. AB dönem başkanlığının yayınladığı, hukuki geçerliliği de tartışmalı bir açıklamayla yetinildi. Üstelik üç satırlık açıklamada, kesin hiçbir ifade yok. Aksine AB’nin bilinen karmakarışık ifadeleriyle, herkesin şimdilik kendisine göre yorum yapmasına imkan veriliyor. Nitekim, Türkiye NATO’daki veto hakkının korunduğunu öne sürüyor, Rum Dışişleri Bakanı Yakovu da, yapılan açıklamanın MÇB’nin bir parçası olmadığını söylüyor. Maalesef Türkiye’nin eli-kolu burada da sıkı sıkıya bağlandı. Zira sözkonusu maddenin hem, “uluslararası örgütler veya üyesi ülkelerin” hem de, “AB üyesi” ülkelerin “haklarına ve karar alma özerkliğine karşı kullanılacak şekilde yorumlanamayacağı” belirtiliyor. Kısacası açıklama kendi kendisini sıfırlıyor.
ASKIYA ALMA SİLAHI
Biraz açarsak, görünürde NATO’daki haklarımız korunuyor ama öte yandan, AB üyesi Rumlara da sahip çıkılıyor. Bu durumda mesela Rumların NATO’ya müracaatında, Türkiye vetoya kalkışırsa AB, bir üyesinin hak ve karar alma özerkliği aleyhine hareket ettiğimizi söyleyerek, karşı çıkacaktır. Ayrıca müzakerelerin ilerlemesinin şartı yaptığı, MÇB’deki, “Türkiye’nin iyi komşuluk ilişkileri yönünde verdiği açık taahhüt, Kıbrıs Cumhuriyeti dahil tüm AB ülkeleriyle ikili ilişkilerin normalleştirilmesi” şeklindeki diğer maddelere aykırı sayacak, müzakereleri askıya alma silahını da rahatlıkla kullanacaktır. Kısacası Türkiye, veto ve AB tercihi arasında bırakılacaktır.
NATO’nun altında ne var
MÇB’deki bu şart, sanılandan çok çok önemlidir. Ve altında Kıbrıs’ın Rum’a teslimini sağlamada son adım olan Türk askerinin Ada’dan çıkartılması planı yatmaktadır. Şifre de, AB raporlarıyla, Gül’ün onayladığı Ortak Tutum Belgesi’ndeki, “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin, AB ile NATO’nun ortak operasyonlarına katılmasına ilişkin vetonun kaldırılması” ifadesidir. Bu plana açıklık getirmek için biraz hafızalarımızı tazeleyelim. AB, 1999’da “askeri kimlik” arayışı başlatarak, 2003’e kadar bir acil müdahale gücü kurmayı planladı. Yeni oluşum, NATO’nun imkan ve yeteneklerinden, istediği zaman ve ölçüde yararlanacaktı. Yunanistan ve Kıbrıs dolayısıyla da bu, Türkiye’yi yakından ilgilendiriyordu. Çalışmalar başladığında hedef, Türkiye başta, AB üyesi olmayan 6 Avrupalı NATO müttefikinin sadece danışma-bilgilendirme sürecine sokulması ama karar mekanizması ve planlamalardan dışlanmasıydı. Türkiye, 2 yıl boyunca, böyle bir dışlanmayı veto edeceğini bildirdi ayrıca Avrupa Ordusu’nun Kıbrıs, Ege, Kafkaslar’da kullanılmayacağı garantisini istedi. Aralık 2001’de Türkiye-ABD-İngiltere arasında Ankara Mutabakatı denilen ama mahiyeti açıklanmayan ortak bir metin imzalandığı duyuruldu. Hatta İngiltere Başbakanı Blair’in bir teminat mektubu verdiği açıklandı. Yunanistan, İngiltere’nin AB ülkelerinin onayını almadığı iddiasıyla buna karşı çıkınca AB, 2002’de Yunanistan’ın uyarılmasını kararlaştırdı, ama tersi oldu. Yunanistan, Ankara Mutabakatına, Türkiye’nin, Kıbrıs ve Ege’ye müdahalesine imkan vermeyecek yeni hükümler konmasını istedi. Sevilla Zirvesi’nden sonra Atina, “zafer kazandık” derken Türkiye, “Ankara Belgesi temeldir ve geçerliliğini korumaktadır.” açıklamasını yaptı. Hatta o sırada Genelkurmay İkinci Başkanı olan Orgeneral Yaşar Büyükanıt, “Türkiye, belgenin tek bir harfinin bile değiştirilmesine izin vermemelidir.” çıkışını yaptı.
Kapıyı Erdoğan açtı...
Mesele de bu noktada kaldı. Ta ki, Rumların AB üyeliğinin kesinleşeceği Aralık 2002 Kopenhag zirvesi öncesinde, Erdoğan-Gül ikilisinin müzakere tarihi peşine düşmesine kadar. O zaman henüz Başbakan olmayan Erdoğan, “Başımızı kuma gömmenin anlamı yok.” diyerek, “Kıbrıs, AGSP(Avrupa Ordusu) ve AB politikalarını” aynı çuvala koydu. Bir gazetecinin, “Türk tezini değiştirmiş oluyorsunuz. Türkiye, bunları ayrı ayrı ele almaktan yanaydı” hatırlatmasına da,”Bu, işin suni yanı” cevabını verdi. İşte, bugün sözkonusu maddenin önümüze konmasının sebebi, bu politika değişikliğidir. Ama Türkiye buna rağmen o zirvede müzakere tarihi alamadı, Avrupa Ordusu meselesi de unutuldu. Veya biz öyle zannettik.
Berlin Plus anlaşması ne
Zira 10 ay sonra AB’nin 2003’teki ilerleme raporuna şunlar yazıldı:”Türkiye’nin Aralık 2002’de, AB-NATO ilişkileri üzerine varılan geniş kapsamlı anlaşmayı kabul etmesi, askeri kriz yönetiminde işbirliğini mümkün kılmış, böylece Berlin Plus gündeminin uygulanması önündeki engeller kalkmıştır. Türkiye, bir NATO üyesi olarak, NATO varlıklarını kullanan AB öncülüğünde operasyonlara, AB üyesi olmayan Avrupalı müttefiklerin katılma tarzlarına mutabakatını vermeyi kararlaştırmıştır. Böylece, şimdiye kadar AGSP’nın fiilen başlatılmasını engellemiş olan bir problem çözülmüştür.” Bu anlaşma görünürde, “Kıbrıs ve Malta’nın NATO imkanlarından yararlanılarak, yapılacak harekatlara katılmamasını” öngörüyor. Ama öte yandan tüm AB ülkelerinin, NATO’yla ortaklık ve güvenlik anlaşmaları imzalamasına imkan veriyor. Gerçek buysa, AB raporundaki ifade ne anlama gelmektedir? Türkiye gerçekten, hem de daha resmen üye olmamışken, Rumların “AB öncülüğünde, NATO imkanlarıyla yapılacak operasyonlara katılmasına mutabakat” vermiş midir? Öyleyse şimdi Müzakere Çerçeve Belgesi ile önümüze konan şart istimin arkadan gelmesi midir?
İngiliz planı
yürürlükte
Avrupa Ordusu konusunda son duruma gelince; Hatırlanacağı gibi İngiltere Avam Kamarası Dış İlişkiler Komitesi, Şubat’ta 90 sayfalık bir Kıbrıs raporu hazırlamıştı. Raporun can alıcı noktalarına, bu sütunda, 26 Şubat 2005’te, “Kıbrıs’a İngiliz Damgası” başlıklı yazımla dikkat çekmiştim. Zira raporda, Rumların güvenlik endişelerinden bahsediliyor, “Eğer Türkiye, AB ile bağlantısında ciddiyse, bu noktada daha fazla makul olmalı.” deniyordu. Hemen ardından da Rumların rahatlatılması için Kıbrıs’ın güvenliğinin NATO veya AB güçlerince sağlanmasının, AB Komisyonu’nda konuşulduğu belirtiliyordu. Ve İngilizler, “Kıbrıs’ın Arkadaşları” dedikleri “çok uluslu kuvvet” teklifinde bulunup, Ada’nın savunmasını üstlenecek “arkadaşlar”ın, tercihen AB yönetiminde olmasını istiyordu. NATO veya AB güçlerinden kastedilenin Avrupa Ordusu olduğu çok açıktı. İngilizlerin bir diğer sürprizi, Kıbrıs’ta, Gazze arasında bağlantı kurmalarıydı. İsrail’in Gazze’den çekileceğini hatırlatıp, ne benzerlik varsa, Kıbrıs’ın güvenliğin inşasında da benzer bir yöntemin hesaba katılmasını istiyorlardı. Bu raporda, “Annan-6” nın işaretleri de veriliyordu. Temel fark, görüşmelerin BM’den ziyade, AB gözetiminde olmasıydı. Nitekim son BM zirvesinde Annan’ın yeniden devreye girmesini hem bizimkiler, hem Papadopulos istedi. Ne tesadüf MÇB’ye, Kıbrıs’ta çözümün, BM çerçevesinde ama AB ilkeleri temelinde bulunması maddesi eklendi. Yine hatırlanacağı gibi Başbakan Erdoğan durup dururken, Kıbrıs’ı Lübnan’a, Türkiye’yi Suriye’ye benzeterek, “Mevcut politikaları sürdürmüş olsaydık, birileri gelir, ‘Kıbrıs’tan çıkın’ derdi. Bir yere kadar dayanır, ondan sonra kuzu kuzu çıkardık.” şeklinde bir açıklama yapmıştı.
EGE’NİN YUNAN’A TESLİMİ
Ardından Rum Hükümeti Sözcüsü Hrisostomidis, Kıbrıs sorununun çözümünün en önemli noktasının, “Ada’daki Türk işgalinin sona ermesi” olduğunu iddia edip, Türkiye’nin İsrailli askerlerin Gazze’den çekilmesini örnek alması gerektiğini söylemişti.
Görülüyor ki, herkes bu oyunu biliyormuş ve rol almayan kimse kalmamış. Evet, sıranın İngilizlerin hazırladığı bu plan çerçevesinde Türk askerinin Kıbrıs’tan çıkarılmasına geldiği çok açık. İşte bunun için Rumların NATO üyeliğinde ısrar edildi. Türkiye yine ABD ve AB’nin hiçbir geçerliliği olmayan teminatlarına kandığına göre bu demektir ki, Rumlar NATO üyesi olacak. Buna paralel, Ada’nın güvenliğinin Avrupa Ordusu, yani içinde Türkiye’nin olmayacağı ama Türkiye’nin üyesi bulunduğu NATO’nun imkanlarını kullanacak “Kıbrıs’ın Arkadaşları” nca sağlanması gündeme gelecek. Böylece Kıbrıs’ta enosis tamamlanacakÖArdından gelsin aynı yoldan, Avrupa Ordusu eliyle Ege’nin Yunan’a teslimi!.. AB konusundaki sorulara, “Asker olarak muhatap olmak istemeyen” Genelkurmay Başkanımız, acaba doğrudan görev alanına giren bu gelişmeler hakkında yine Erdoğan-Gül ikilisini bilgilendirmekle yetinip, tarihe not düşmüş ve “bedel ödemekten” kurtulmuş oldu mu?
Millet, Türkiye Cumhuriyeti'ni korumak ve kollamakla yükümlü TSK’dan milli güvenliğimizi tehlikeye sokan AB belgesiyle ilgili açıklama bekliyor
İngilizlerin planı, Türk askerini Kıbrıs’tan çıkarmaya yönelik. Rumlar NATO üyesi olacak. Ada’nın güvenliğini, içinde Türkiye’nin olmayacağı ama Türkiye’nin üyesi bulunduğu NATO’nun imkânlarını kullanan Avrupa Ordusu sağlayacak. Böylece Kıbrıs’ta Enosis tamamlanacak... Ardından gelsin Ege...
KURTULACAK MI?
AVRUPA Birliği konusundaki sorulara, “Asker olarak muhatap olmak istemeyen” Genelkurmay Başkanımız, acaba doğrudan görev alanına giren bu gelişmeler hakkında yine Tayyip Erdoğan-Abdullah Gül ikilisini bilgilendirmekle yetinip, tarihe not düşmüş ve “bedel ödemekten” kurtulmuş oldu mu?
3 Ekim Tiyatrosu’nda NATO oyunu
AB konusundaki sorulara, “Asker olarak muhatap olmak istemeyen” Genelkurmay Başkanımız, acaba doğrudan görev alanına giren bu gelişmeler hakkında yine Erdoğan-Gül ikilisini bilgilendirmekle yetinip, tarihe not düşmüş ve “bedel ödemekten” kurtulmuş oldu mu?
Günlerdir Avusturya’nın “imtiyazlı ortaklık” talebi, Türkiye’nin de “kabul etmeyiz” itirazlarıyla, Müzakere Çerçeve Belgesi’nde her biri Türkiye’nin giyotini niteliğinde olan şartlar başarıyla gözlerden ve dikkatlerden kaçırıldı. Bunlardan birisi de, MÇB taslağının 5., belgenin son halinde 7.sırada olan maddeydi. Madde, Türkiye’nin”AB üyesi ülkeleri de ilgilendiren uluslararası anlaşmalar ve organizasyonlardaki pozisyonunu, AB ve üyelerinin politikalarına uygun hale getirmesini” öngörüyor. Bu diplomatik ifadenin tam karşılığı, AB Komisyonu’nun raporları ile Dışişleri Bakanı Gül’ün daha 26 Nisan’da onayladığı Türkiye-AB Ortak Tutum Belgesi’nde açıkça yazıyordu. İstenen, Rumların NATO üyeliğini veto etmememiz, konvensiyonal silahlarla ilgili Wassenaar Anlaşması başta olmak üzere diğer uluslararası anlaşmalara taraf olmasına “evet” dememizdi.
REST ÇEKMELER NİYE?
Erdoğan-Gül ikilisi, bunu aylar önce kabul ettiğine göre, söz konusu maddeyle ilgili son dakika pazarlıkları, rest çekmeler niçin yapıldı? Ve neticede o madde, MÇB’den çıkarıldı mı? Hayır, çıkarılmadı. AB dönem başkanlığının yayınladığı, hukuki geçerliliği de tartışmalı bir açıklamayla yetinildi. Üstelik üç satırlık açıklamada, kesin hiçbir ifade yok. Aksine AB’nin bilinen karmakarışık ifadeleriyle, herkesin şimdilik kendisine göre yorum yapmasına imkan veriliyor. Nitekim, Türkiye NATO’daki veto hakkının korunduğunu öne sürüyor, Rum Dışişleri Bakanı Yakovu da, yapılan açıklamanın MÇB’nin bir parçası olmadığını söylüyor. Maalesef Türkiye’nin eli-kolu burada da sıkı sıkıya bağlandı. Zira sözkonusu maddenin hem, “uluslararası örgütler veya üyesi ülkelerin” hem de, “AB üyesi” ülkelerin “haklarına ve karar alma özerkliğine karşı kullanılacak şekilde yorumlanamayacağı” belirtiliyor. Kısacası açıklama kendi kendisini sıfırlıyor.
ASKIYA ALMA SİLAHI
Biraz açarsak, görünürde NATO’daki haklarımız korunuyor ama öte yandan, AB üyesi Rumlara da sahip çıkılıyor. Bu durumda mesela Rumların NATO’ya müracaatında, Türkiye vetoya kalkışırsa AB, bir üyesinin hak ve karar alma özerkliği aleyhine hareket ettiğimizi söyleyerek, karşı çıkacaktır. Ayrıca müzakerelerin ilerlemesinin şartı yaptığı, MÇB’deki, “Türkiye’nin iyi komşuluk ilişkileri yönünde verdiği açık taahhüt, Kıbrıs Cumhuriyeti dahil tüm AB ülkeleriyle ikili ilişkilerin normalleştirilmesi” şeklindeki diğer maddelere aykırı sayacak, müzakereleri askıya alma silahını da rahatlıkla kullanacaktır. Kısacası Türkiye, veto ve AB tercihi arasında bırakılacaktır.
NATO’nun altında ne var
MÇB’deki bu şart, sanılandan çok çok önemlidir. Ve altında Kıbrıs’ın Rum’a teslimini sağlamada son adım olan Türk askerinin Ada’dan çıkartılması planı yatmaktadır. Şifre de, AB raporlarıyla, Gül’ün onayladığı Ortak Tutum Belgesi’ndeki, “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin, AB ile NATO’nun ortak operasyonlarına katılmasına ilişkin vetonun kaldırılması” ifadesidir. Bu plana açıklık getirmek için biraz hafızalarımızı tazeleyelim. AB, 1999’da “askeri kimlik” arayışı başlatarak, 2003’e kadar bir acil müdahale gücü kurmayı planladı. Yeni oluşum, NATO’nun imkan ve yeteneklerinden, istediği zaman ve ölçüde yararlanacaktı. Yunanistan ve Kıbrıs dolayısıyla da bu, Türkiye’yi yakından ilgilendiriyordu. Çalışmalar başladığında hedef, Türkiye başta, AB üyesi olmayan 6 Avrupalı NATO müttefikinin sadece danışma-bilgilendirme sürecine sokulması ama karar mekanizması ve planlamalardan dışlanmasıydı. Türkiye, 2 yıl boyunca, böyle bir dışlanmayı veto edeceğini bildirdi ayrıca Avrupa Ordusu’nun Kıbrıs, Ege, Kafkaslar’da kullanılmayacağı garantisini istedi. Aralık 2001’de Türkiye-ABD-İngiltere arasında Ankara Mutabakatı denilen ama mahiyeti açıklanmayan ortak bir metin imzalandığı duyuruldu. Hatta İngiltere Başbakanı Blair’in bir teminat mektubu verdiği açıklandı. Yunanistan, İngiltere’nin AB ülkelerinin onayını almadığı iddiasıyla buna karşı çıkınca AB, 2002’de Yunanistan’ın uyarılmasını kararlaştırdı, ama tersi oldu. Yunanistan, Ankara Mutabakatına, Türkiye’nin, Kıbrıs ve Ege’ye müdahalesine imkan vermeyecek yeni hükümler konmasını istedi. Sevilla Zirvesi’nden sonra Atina, “zafer kazandık” derken Türkiye, “Ankara Belgesi temeldir ve geçerliliğini korumaktadır.” açıklamasını yaptı. Hatta o sırada Genelkurmay İkinci Başkanı olan Orgeneral Yaşar Büyükanıt, “Türkiye, belgenin tek bir harfinin bile değiştirilmesine izin vermemelidir.” çıkışını yaptı.
Kapıyı Erdoğan açtı...
Mesele de bu noktada kaldı. Ta ki, Rumların AB üyeliğinin kesinleşeceği Aralık 2002 Kopenhag zirvesi öncesinde, Erdoğan-Gül ikilisinin müzakere tarihi peşine düşmesine kadar. O zaman henüz Başbakan olmayan Erdoğan, “Başımızı kuma gömmenin anlamı yok.” diyerek, “Kıbrıs, AGSP(Avrupa Ordusu) ve AB politikalarını” aynı çuvala koydu. Bir gazetecinin, “Türk tezini değiştirmiş oluyorsunuz. Türkiye, bunları ayrı ayrı ele almaktan yanaydı” hatırlatmasına da,”Bu, işin suni yanı” cevabını verdi. İşte, bugün sözkonusu maddenin önümüze konmasının sebebi, bu politika değişikliğidir. Ama Türkiye buna rağmen o zirvede müzakere tarihi alamadı, Avrupa Ordusu meselesi de unutuldu. Veya biz öyle zannettik.
Berlin Plus anlaşması ne
Zira 10 ay sonra AB’nin 2003’teki ilerleme raporuna şunlar yazıldı:”Türkiye’nin Aralık 2002’de, AB-NATO ilişkileri üzerine varılan geniş kapsamlı anlaşmayı kabul etmesi, askeri kriz yönetiminde işbirliğini mümkün kılmış, böylece Berlin Plus gündeminin uygulanması önündeki engeller kalkmıştır. Türkiye, bir NATO üyesi olarak, NATO varlıklarını kullanan AB öncülüğünde operasyonlara, AB üyesi olmayan Avrupalı müttefiklerin katılma tarzlarına mutabakatını vermeyi kararlaştırmıştır. Böylece, şimdiye kadar AGSP’nın fiilen başlatılmasını engellemiş olan bir problem çözülmüştür.” Bu anlaşma görünürde, “Kıbrıs ve Malta’nın NATO imkanlarından yararlanılarak, yapılacak harekatlara katılmamasını” öngörüyor. Ama öte yandan tüm AB ülkelerinin, NATO’yla ortaklık ve güvenlik anlaşmaları imzalamasına imkan veriyor. Gerçek buysa, AB raporundaki ifade ne anlama gelmektedir? Türkiye gerçekten, hem de daha resmen üye olmamışken, Rumların “AB öncülüğünde, NATO imkanlarıyla yapılacak operasyonlara katılmasına mutabakat” vermiş midir? Öyleyse şimdi Müzakere Çerçeve Belgesi ile önümüze konan şart istimin arkadan gelmesi midir?
İngiliz planı
yürürlükte
Avrupa Ordusu konusunda son duruma gelince; Hatırlanacağı gibi İngiltere Avam Kamarası Dış İlişkiler Komitesi, Şubat’ta 90 sayfalık bir Kıbrıs raporu hazırlamıştı. Raporun can alıcı noktalarına, bu sütunda, 26 Şubat 2005’te, “Kıbrıs’a İngiliz Damgası” başlıklı yazımla dikkat çekmiştim. Zira raporda, Rumların güvenlik endişelerinden bahsediliyor, “Eğer Türkiye, AB ile bağlantısında ciddiyse, bu noktada daha fazla makul olmalı.” deniyordu. Hemen ardından da Rumların rahatlatılması için Kıbrıs’ın güvenliğinin NATO veya AB güçlerince sağlanmasının, AB Komisyonu’nda konuşulduğu belirtiliyordu. Ve İngilizler, “Kıbrıs’ın Arkadaşları” dedikleri “çok uluslu kuvvet” teklifinde bulunup, Ada’nın savunmasını üstlenecek “arkadaşlar”ın, tercihen AB yönetiminde olmasını istiyordu. NATO veya AB güçlerinden kastedilenin Avrupa Ordusu olduğu çok açıktı. İngilizlerin bir diğer sürprizi, Kıbrıs’ta, Gazze arasında bağlantı kurmalarıydı. İsrail’in Gazze’den çekileceğini hatırlatıp, ne benzerlik varsa, Kıbrıs’ın güvenliğin inşasında da benzer bir yöntemin hesaba katılmasını istiyorlardı. Bu raporda, “Annan-6” nın işaretleri de veriliyordu. Temel fark, görüşmelerin BM’den ziyade, AB gözetiminde olmasıydı. Nitekim son BM zirvesinde Annan’ın yeniden devreye girmesini hem bizimkiler, hem Papadopulos istedi. Ne tesadüf MÇB’ye, Kıbrıs’ta çözümün, BM çerçevesinde ama AB ilkeleri temelinde bulunması maddesi eklendi. Yine hatırlanacağı gibi Başbakan Erdoğan durup dururken, Kıbrıs’ı Lübnan’a, Türkiye’yi Suriye’ye benzeterek, “Mevcut politikaları sürdürmüş olsaydık, birileri gelir, ‘Kıbrıs’tan çıkın’ derdi. Bir yere kadar dayanır, ondan sonra kuzu kuzu çıkardık.” şeklinde bir açıklama yapmıştı.
EGE’NİN YUNAN’A TESLİMİ
Ardından Rum Hükümeti Sözcüsü Hrisostomidis, Kıbrıs sorununun çözümünün en önemli noktasının, “Ada’daki Türk işgalinin sona ermesi” olduğunu iddia edip, Türkiye’nin İsrailli askerlerin Gazze’den çekilmesini örnek alması gerektiğini söylemişti.
Görülüyor ki, herkes bu oyunu biliyormuş ve rol almayan kimse kalmamış. Evet, sıranın İngilizlerin hazırladığı bu plan çerçevesinde Türk askerinin Kıbrıs’tan çıkarılmasına geldiği çok açık. İşte bunun için Rumların NATO üyeliğinde ısrar edildi. Türkiye yine ABD ve AB’nin hiçbir geçerliliği olmayan teminatlarına kandığına göre bu demektir ki, Rumlar NATO üyesi olacak. Buna paralel, Ada’nın güvenliğinin Avrupa Ordusu, yani içinde Türkiye’nin olmayacağı ama Türkiye’nin üyesi bulunduğu NATO’nun imkanlarını kullanacak “Kıbrıs’ın Arkadaşları” nca sağlanması gündeme gelecek. Böylece Kıbrıs’ta enosis tamamlanacakÖArdından gelsin aynı yoldan, Avrupa Ordusu eliyle Ege’nin Yunan’a teslimi!.. AB konusundaki sorulara, “Asker olarak muhatap olmak istemeyen” Genelkurmay Başkanımız, acaba doğrudan görev alanına giren bu gelişmeler hakkında yine Erdoğan-Gül ikilisini bilgilendirmekle yetinip, tarihe not düşmüş ve “bedel ödemekten” kurtulmuş oldu mu?