türükbil
12-13-2005, 19:23
FETHULLAH GULEN YAPILANMASININ
TEHDIT POTANSIYELI VE VARISLERI
Dr. Necip Hablemitoglu
Lutfen, asagidaki haberi tum dikkatinizle okuyunuz:
"Tedavi maksadi ile Amerika'da bulunan Fethullah Gulen Hocefendi'yi depremden iki gun sonra ziyaret etme imkânim oldu. Onun halini gordukten sonra depreme uzulmedigim ve hicbir sey yapmadigim kanaatine vardim.
Turkiye'den kendisine ulasan veya kendisinin ulasabildigi herkese deprem bolgelerine gitmelerini ve bir amele gibi calismasini rica ediyordu. Yardim
kampanyalarinin acilmasini ve herkesin gucu yettigince buna katilmasini istiyordu. TuPRAS'daki yanginin surdugu haberini aldikca yerinde oturamiyordu. Onun bu telâsi karsisinda yanginin yan odada oldugunu
sanirdiniz. Afet aninda ezan okumanin Allah'in rahmetini ihtizaza getirecegini ve afeti durduracagini hatirlatarak yangini canli yayindan izleyen bir iki
arkadasa EZAN OKUMALARINI soyledi. Yanginin kontrol altina alindigi haberi gelene kadar gerginligi dinmedi. Tabii onu takip eden doktorunun da..." (1).
Lutfen dusununuz, bu hocaefendi (!) kendini T.C. Diyanet Isleri Baskani'nin da ustunde Papa'ya esit, istediginde randevu alip gorusebilen en ust Islâm
Temsilcisi konumunda goruyor, A.B.D. ve muritleri tarafindan da boyle lânse ediliyor... Egitimi? Yok!.. Tabii Erzurum'un koylerindeki nur medreselerinde
aldigi dersler (!) egitim sayilirsa... Resmi statusu? O da yok!.. Sadece devrim yasalarina gore kullanmasi yasaklanan hocaefendi (!) unvani var; bir de
vaizlikten aldigi bir emekli ayligi!.. Kendi deyimi ile "fakirin bir dikili agaci bile yok"... Ama aylardir A.B.D.'nde mutevazi emekli ayligi ile mucizeler gerceklestiriyor: Mayo Klinikde tedavi goruyor; 24 saat doktorunu yanindan ayirmiyor; eyalet eyalet geziyor. Emekli maasi bir turlu bitmek bilmiyor, bu nedenle de tedavisi (!) uzadikca uzuyor... Oysa en az muritleri kadar, DGM Savcisi Sayin Nuh Mete Yuksel de, Askeri Savcilik da kendisini ozlemle bekliyor ama nedense bir turlu cok sevdigini soyledigi vatanina donmuyor, donemiyor...Haberde, asil dikkati su cekiyor: TuPRAS yangininin sonmesi icin yanindakilere ezan okutturuyor. Duygusal acidan bakarsaniz, samimi olarak uzuntu duyan bir kisinin normal disi tepkiler gostermesi dogal. Anlayis ve saygiyla karsilamak mumkun. Ancak, kendisini "Dunya Imami" olarak goren bir kisinin bilincli bir bicimde bilmesi gerekir ki, ezan, sadece ve sadece namaz vakti icin yapilan bir cagridir. Aksi yorum, gerek oz, gerek bicimsel ve gerekse de mantiksal acilardan Islâmiyete uygun degildir. Gecmiste ezanin cahilce yorumlanmasiyla ortaya cikan bazi uygulamalar, gelenege donusse de din disidir, bid'atdir. Islâmiyetin, akla mantiga ve bilime en fazla onem veren din oldugu gerceginden hareketle, TuPRAS yanginini sondurmenin yolu, vakit disi ezan okutmaktan gecmez. Nereden gecer? Ileri teknoloji ile uretilmis yangin sondurucu kimyasallardan; egitilmis ve deneyimli bir ekibi surekli hazir tutmaktan ve de acilen dis yardim talebinde bulunmaktan gecer. Ezani amac ve islevi disinda bir caresizlik, acizlik alternatifi olarak kullanmak ayiptir, gunahtir.Oysa ki, Fethullah Gulen istese, milli servetin boylesine goz gore gore heba olmasindan samimi olarak aci duymus olsaydi -ki hâlâ yapabilir- aglamak, inlemek yerine muritlerini harekete gecirebilirdi. Nasil mi? TuPRAS zararinin 200 milyon dolar oldugu aciklandiginda, organizasyonunun mal varligi olan en az 25 milyar dolarin zekâtinin bu amacla kullanilmasini isteyebilirdi. Zaten samimi musluman halkin dini duygularini istismar ederek toplanilan bu servetin % 2.5 uzerinden zekâtinin 625 milyon dolar oldugu dikkate alindiginda, kalan 400 milyon dolar ile depremzedelerin acilarinin onemli olcude giderilmesi bile sozkonusu olabilirdi. Ama bu yapilmadi. New York'da otel suitinde vakit disi ezan okutuldu, gozyasi dokuldu, vicdanlar "tatmin" oldu...Ya Turkiye'deki fethullahcilar ne yapti? Kesin olan su ki hocaefendilerinin emirlerini yerine getirerek amelelik yapmadilar. Zaman Gazetesi, diger gazeteler gibi bir yardim kampanyasi acti, yine samimi dindarlarin ellerini ceplerine atmasini istedi. Hatirlayacaksiniz, deprem felâketinin ilk uc gunu diger seriatcilar gibi fethullahcilar da fiilen ortada yoktu: Bir cenaze namazi kildiracak, cenaze sahiplerini manevi acidan teselli edecek, bir Yasin-i Serif okuyacak din gorevlisi ya da gonullusu bulunamadigindan, cenazeler grayder kepceleri ile toplu mezarlara firlatildi. Bu goruntulerin televizyonlarda yayinlanmasinin sonrasinda, Valilik emirleriyle cesitli illerdeki muftuler ve din gorevlileri re'sen deprem mahallerine gonderildiler. Fethullahcilar ise Adapazari, Duzce, Izmit merkez olmak uzere bir sure depremzedelere hizmet verdiler. Tipki, sunduklari en temel insani hizmette bile tarikat ya da cemaat propagandasi yapan IHH, AIMGT ve diger seriatci yapilanmalar gibi. Sonra, ne oldu bilinmez, deprem mahallerindeki fethullahcilar, Cumhuriyet Gazetesinden Sayin Hikmet Çetinkaya'nin da saptamasiyla, "birden ortadan cekildiler". Ve nihayet, 18 Eylul sabahi deprem mahallerindeki cadirkentlerde ya da derme catma kulubeler icinde yasamaya calisan depremzedeler, girislerin onune birakilmis bir brosur ile karsilastilar. Sicak bir caya bile hasret bu insanlar, yaralarina belki merhem olur umidiyle bu brosurleri okudular:"... Insallah bu hadise guzel yurdumuzun temizlenmesine ve manevi beraatine bir alâmet diye telâkki ediyoruz..... Hazret-i ustadimizin 1939'da zelzele hakkindaki yazilarinda, 'Ramazan-i Serif'in teravih vaktinde kemal-i nese ve surur ile sarhoscasina gayet heveskârane sarkilari ve bazen kizlarin sesleriyle, radyo agziyla mubarek merkez-i Islâmiyetin her kosesinde cazibedarane isitilmesi, bu korku azabini netice verdi..... Insan haklari, demokrasi kurallari, serbestlik ve ozgurluk ve kadin haklari gibi ileri surulen seyler ise hakikatta ahlâksizliga, mustehcenlige yol acmak icin istimal edilegelmis ve halen ayni menfi yolda istimal edilen seylerdir..... Bu hâdise-i arziye, bu memleketin ahali-i Islâmiyesine bakmasi ve onlari hedef etmesi ne ile anlasiliyor ve neden Erzincan ve Izmir taraflarinda daha ziyade ilisiyor.... Bu hâdise, hem siddetli
kista, hem karanlik gecede, hem dehsetli sogukta, hem Ramazan'in hurmetini tutmayan bu memlekete mahsus olmasi; hem tahribatindan intibaha gelmediklerinden, hafifce gafilleri uyandirmak icin, o zelzelenin devam
etmesi gibi bir cok emarelerin delâletiyle bu hâdise ehl-i imani hedef edip onlara bakip namaza ve niyaza uyandirmak icin sarsiyor ve kendisi de titriyor. Bicare Erzincan gibi yerlerde daha ziyade sarsmasinin iki vechi var. Bir: Hatalari az olmak cihetiyle temizlemek icin ta'cil edildi. Ikincisi: O gibi
yerlerde kuvvetli ve hakikatli musluman muhafizlari ve Islâmiyet hâmileri az veya tam maglûb olmak firsatiyle, ehl-i zindikanin orada tesirli bir merkez-i faaliyet tesisleri cihetiyle en evvel oralari tokatladi, ihtimali var".
Yukaridaki akil ve mantik disi, alabildigince bozulmus, bir Turkceyle kaleme alinan bu satirlarin sahibinin, Hazret-i ustadlari (!) Said-i Kurdi, nam-i
diger Said Nursi oldugunu bilmeyenler tahmin de edemeyebilirler...
Brosure bakildiginda, uzun uzadiya kaynak aramak gerekmiyor. Said-i Kurdi'nin risalelerinden, 1939 Erzincan depremi ile ilgili paragraflardan alinmis bu cumleler, 27 Agustos-1 Eylul 1999 tarihli "Zaman" gazetesinde (2) aynen yayinlaniyor; akabinde de depremzedelere dagitilan brosurlerde... Fethullahcilarin takiyyeyi birakarak iyice pervasizlastigi bir kere daha anlasiliyor. Artik savunmada degiller. Turk Silâhli Kuvvetleri ile Ataturk Ilke ve Devrimlerine bagli kurum ve kuruluslara, kisaca Devlete karsi sistematik ama henuz adi konulmamis bir savasim baslatiyorlar, hem de uc ayri koldan... Start veren kisi, simdilik bu ortulu savasimi cephe gerisinden, hem de epeyce gerisinden, A.B.D.'den idare ediyor...
POLITIK VE BuROKRATIK PLATFORMDAKI SAVASIM
Fethullah Gulen ve organizasyonuna karsi T.B.M.M.'nde -Hukûmet-Muhalefet cepheleri dahil- karsi cikan, laik hukuk sisteminden yana tavir alan bir tek parti yok. Hatta, dogru durust, onurlu ve yurtsever tepki koyan bir tek milletvekili bile sozkonusu degil. Meclis disindaki CHP'ye ise son aylarda buyuk bir ikinci cumhuriyetci katilimi gozleniyor. Fethullahcilarin en buyuk desteginin ikinci cumhuriyetciler oldugunu ise herkes biliyor. Hukûmet, Milli Guvenlik Kurulu'nun baslatmis oldugu 28 Subat surecini durdurabilmek icin elinden gelen her seyi yapiyor. Örnegin, fethullahci olduklari onesurulen yaklasik 35 vali ve 300'e yakin kaymakamin merkeze alinmalarini saglayacak atama kararnamesi hâlâ cikarilmis degil. Gerekce olarak onesuruluyor ki bu dogru degil. Sadece 4 Emniyet Muduru ile sinirli tutulan Emniyetteki tasfiye, su siralarda tersine isletilmekte. Yaklasik 80 -bir kismi fethullahci- emniyet mensubu hakkinda acilan sorusturmalar da ciddi bir sonuca baglanmis degil.
Seriatcilara taviz vermeyecegini her firsatta tekrarlayan Icisleri Bakani artik kesinlikle guven vermiyor. En az 600 fethullahci Emniyet Mudurunden soz
ediliyor. Fethullahci Emniyet Amirleri, Baskomiserler, Komiserler, Komiser Yardimcilari ve Polis memurlari cabasi. Tasfiyeye once Istihbarat, Bilgi-Islem,
Personel, Polis Akademisi, Koleji ve Polis Okullarindan baslanmasi ve asagilara inilmesi gerekiyor. Ayni sekilde, yurtdisinda sefaret korumasinda gorevlendirilen emniyetci kadronun tumuyle geri cekilmesi ve durumlarinin gozden gecirilmesi oneriliyor. Bunlar yapilmadigi gibi, bu surecte, ornegin Ankara'daki fethullahci emniyetcilerin simdiki mudurvekili ile en rahat ve en guclu donemlerini yasadiklari iddia ediliyor. Bu durumun Icisleri Bakani
tarafindan da bilindigi, bu yuzden bir tepki gelir endisesiyle vekâleten atama ile yetinildigi kaydediliyor. Bu gevseklik ve kokusma sadece Icislerinde mi? Elbette ki hayir!.. Basbakanlik, Tarim, Kultur, M.E.B. ve diger kamu kurum ve
kuruluslarinin kadrolarindaki fethullahcilarin tasfiye endisesinden kurtulup, aksine yuksek moralle calismalarini surdurdukleri gozlemleniyor. Kamuoyunun deprem felâketine olan ilgisi, fethullahcilarin ve de onlari destekleyen siyasilerin islerine yariyor.Isin olumlu taktik tarafi, DGM'nin sorusturmasi agir isliyor. "Dunya Imami"nin yanisira bazi "Bolge Imamlari"nin A.B.D.'nde oldugu biliniyor. Ya fethullahci hiyerarside yeralan diger orgut yoneticileri? Örnegin, "Sivil Istihbarat Servisi". Hani, organizasyona muhalif asker-sivil kadrolar hakkinda en mahrem kisisel bilgileri -anekdot duzeyinde bile olsa- toplayacak; ses ve goruntu bantlarini, disketleri tasnif ederek bir "Istihbarat Bankasi" olusturacak ekipten soz ediliyor. ustelik ekibin cekirdegini de emniyetteki fethullahci istihbaratcilarin olusturdugu; fethullahci "telekulakci"larin kendi deyimleriyle naksibendi "telekulakci"larini tasfiye ettirdikten sonra bu servise daha rahat bicimde bilgi ve belge-kaset aktarmaya devam ettikleri de onesuruluyor. M.G.K.'na verildigi onesurulen hayali "Fethullah Gulen Raporu"nu hazirlayarak kitleleri provoke etmeyi amaclayanlarin bu servis elemanlari oldugu iddia edilmekte. Keza, son haftalarda ortaya atilan ve Husamettin Özkan ile Mesut Yilmaz hakkinda MIT tarafindan bilgi toplanildigini ima eden sahte raporun da yine bu servis elemanlarinca tezgâhlandigi kaydediliyor. Özellikle son sahte MIT raporundan amac, Turk Silâhli Kuvvetleri'ne karsi tavir alan Mesut Yilmaz'in giderek keskinlesmesi. Hic suphesiz bu iddialarin tumu resmi bir sorusturma gerektirecek kadar onemli. Bati Çalisma Grubunun tasfiye edilecegini, 28 Subat surecinin sona erdigini soyleyerek basta fethullahcilar olmak uzere tum seriatcilara cicek gonderen Mesut Yilmaz'in, son kaset olayindan sonra Fethullah Gulen'in lehine yaptigi konusmalar ise demokrasi ve laiklik adina utancla hatirlaniyor.En son, Genel Kurmay Baskani Sayin Orgeneral Huseyin Kivrikoglu'nun "28 Subat gerekirse bin yil surer" aciklamasi ile bir kez daha sarsilan Fethullahcilarin firsatciligi ve militanligi, Yargitay Birinci Baskani Sami Selcuk'un konusmasi ile bir kere daha ortaya cikmis durumda. Zaman, Aksiyon, Akit basta olmak uzere tum seriatci basinin, PKK'nin, ÖDP'nin ve tum ikinci cumhuriyetcilerin ortak destegini alan ve hatta Nazli Ilicak tarafindan "gonullerdeki Cumhurbaskani adayi" ilân edilen Sami Selcuk'un bu anlamli cikisinin analizinin cok iyi yapilmasi gerekir. Seriatci tehlikeyi yok sayacak kadar tarihimizi ve toplumsal yapimizi bilmeyen; Diyanet Isleri Baskanligi'ni gereksiz gorup, tarikatlarin kendi okullarini acmasini talep eden Abant Toplantisi katilimcisi Selcuk'un, fethullahcilarin gonullerindeki soylemleri dillendirdigi apacik ortada. Zaman ve Aksiyon'un nushalari incelendiginde bu ilinti tum acikligi ile ortaya cikiyor. Hatta, daha da ileri gidiliyor: Abant Toplantilari, T.B.M.M.'nin de ustunde gosterilerek, 1982 Anayasasi'nin yerine yeni Anayasanin Abant Toplantisi katilimcilari tarafindan hazirlanmasi oneriliyor (3). Kisaca, Fethullah Gulen'in ne pahasina olursa olsun ille de ADLIYE ve MuLKIYEDE kadrolasmaktan soz edisinin bos olmadigi anlasiliyor... Fethullahcilarin Sami Selcuk olayinin sonrasinda
takiyyeyi ve savunmayi birakarak devlete karsi adi konulmamis savas acmalarinin temelindeki en onemli hareket noktasi su: Meclise, burokrasiye ve de ekonomiye agirliklarini koymus olmalarina, ABD gibi super guce sahip bir ulkenin destegini arkalarina almalarina ragmen, bir baska ifadeyle ulasabilecekleri en ust guc sinirinda bulunmalarina karsilik, Fethullah
Gulen neden Turkiye'ye donemiyor? Iste halihazirdaki pervasizliklarinin dayandigi neden bu. Bu yuzden surekli acik veriyorlar; bir baska ifadeyle,
geleceklerine ipotek koydurmaya, battikca batmaya devam ediyorlar...
EKONOMIK PLATFORMDAKI SAVASIM
Fethullahcilar yaklasik 300 sirket ve holding, yillik 600 trilyonluk ciro ve 25 milyar dolar tahmin edilen servetleriyle, sadece dinsel alanda degil, ekonomik
alanda da vurduklari yerden ses getiren, ustelik dis ticaret becerileri olan girisimcileri ile dunyaya acilan buyuk bir imparatorluk (!). Fethullahci
organizasyonun cokertilmesi icin sadece siyasal desteklerinin kesilmesi ya da yasal onlemlerin alinmasi yetmiyor. Para musluklarinin da kapatilmasi
gerekiyor. 28 Subat kararlari cercevesinde alinmasi gereken onlemler henuz alinmis degil. ISHAD faaliyetini surduruyor (4). Samanyolu Televizyonu
neredeyse dunyanin onemli bir bolumunden seyrediliyor. Zaman gazetesi 13 ulkede basiliyor (5). Biraz azalmasina ragmen "himmet paralari" yine halktan
yasadisi bicimde toplaniyor; yurtdisindaki okullara ve sirketlere para transferi yasadisi yollardan gerceklestiriliyor. Fethullahci okullarin, dershanelerin, yurtlarin ve isikevlerinin sayisi ve etkinligi giderek artarken, M.E.B.'nin gostermelik denetimleri (Ataturk kosesinin olup olmadigi vb.) formalitenin yerine gelmesi kabilinden surup gidiyor. 28 Subat surecinde fethullahci kurumlara vurulan tek darbe de su: YÖK'nun Fatih universitesi'ne kaynak aktarimini kesmesi. Iste bu darbelerin nitelik ve nicelik acisindan arttirilmasi gerekiyor. Bunlar yapilmadigi icin de devlet, kendi imkânlarini kullanarak kendisini yoketmek isteyenleri caresizlik icinde seyrediyor; savunma mekanizmasini harekete geciremiyor...Fethullahci Organizasyonun ekonomik gucunu ortaya koyan dramatik ama tipik bir ornek: Ekonomik cikarlarin, ulusal cikarlarin onune nasil gecebileceginin, hatta din faktorunu bile yok saydirtabileceginin tipik bir kaniti:"Fethullah Gulen Hocaefendi Hazretleri,Is yerimizde bizleri ziyaret etmek lutfunda bulunmus olmanizdan dolayi sahsim ve arkadaslarim adina tesekkurlerimi arzetmeyi borc bilirim.Ugurlu kademli olduguna gonulden inandigim tesrifleriniz sirasinda sarfetmis oldugunuz veciz cumleler bizleri dusundurmus ve zihinlerimizde yeni ufuklar acmistir. Lutfettiginiz ve Ulu Tanri'nin ismi ile veciz deyimleri ihtiva eden guzel tablo, calisma odamin duvarini suslemektedir. Ayrica armagan ettiginiz cok degerli amber tesbih ve nadide ipek haliyi bir hâtiraniz olarak aile ocagimizda muhafaza edecegim. Bu nazik ve anlamli jestinizden dolayi ayrica sukranlarimi arzederim.Yuce Peygamberimizin "Hediyelesiniz, Muhabbeti Artirir" deyiminden hareketle zatiâlilerinize sundugum, 1500 yillik Ortadogu'nun kutsal topraklarinda yapilan kazilarda cikan orijinal bir kandil ile, Merhum Tunca ustadimizin bir hat eserini sizlere olan saygimizin ve sevgimizin ifadesi olarak lutfen kabul buyurmanizi istirham eder, emirlerinize intizâren en derin saygilarimi sunarim. uzeyir Garih".Goruldugu gibi, isadami uzeyir Garih'in bu mektubunda yer alan ve muridâne bir havada yazilmis cumleleri hak etmek icin Fethullah Gulen ne yapmistir? Elbette ki, bir ziyaret esnasinda verilen tesbih-tablo ve ipek hali icin ovgu duzmeyecek kadar zengindir uzeyir Garih. ustelik, herhangi bir emekli vaize randevu vermeyecek, hele hele mukabil hediyelerle birlikte yukaridaki mektubu yazmayacak kadar da mesguldur kendileri. Turkiye Cumhuriyeti'nin sinirlari icinde, laik hukuk sisteminden yararlanarak ozgurce ve esitce is yasamini surduren Sayin Garih'in Fethullah Gulen'e bu nezaketi gosterirken, seriatci yapilanmalara karsi duyarliligi olan Turk kamuoyunu da dikkate almasi; esas saygiyi Cumhuriyetin temel ilkelerine gostermesi gerekirdi. Diyebilirsiniz ki, ne var bunda, karsilikli bir hediye alisverisi ve oldukca ince bir tesekkur mektubu. Hayir, hepsi o kadar degil. Eksik olani bizzat Fethullah Gulen ifade ediyor: "Bir Musevi (uzeyir Garih) Moskova'da sizin tesvikinizle acilan bir okula yardim ederse onu ne cemiyet cercevesine, ne cemaat cercevesine oturtmak mumkun degil" (6). Kisaca, uzeyir Garih, Rusya Federasyonu ve Orta Asya'daki yatirimlarini guvence altina almak icin, seriatci oldugunu bildigi bir yapilanmanin Moskova'da actigi lisesini finanse ediyor. Bir nevi harac (himmet parasi) ya da Osmanli doneminde gayrimuslimlerin odedigi cizyeyi hem de gonullu olarak oduyor. Sadece o mu? Örnegin Sakip Sabanci, son kaset olayi ile Fethullah Gulen'in maskesinin dusmesinin sonrasinda bile ona sahip cikiyor: "Sayin Hocam Fethullah Bey, yillardan beri gundemdeydi. Pat diye surpriz olarak gelmedi" diyerek Gulen'in kendisi gibi bu ulkeye hizmet verdigini deklare ediyor (7). Sakip Sabanci'nin tarikatci oldugunu ya da sonradan intisap ettigini elbette ki iddia etmek mumkun degil. Ancak, yurtici ve yurtdisi is baglantilarindan kaynaklanan ekonomik cikar hesaplari, Sakip Sabanci'yi boyle konusturuyor. Bir baska ifadeyle de paranin dini ve milliyeti ve de devleti olmadigini bir kez daha gozler onune seriyor...Turk Devletinin, ekonomik platformda fethullahci organizasyona ve diger ekonomik gucu olan seriatci yapilanmalara karsi kisa vadede almasi gereken onlemler soyle ozetlenebilir:Bu tur yapilanmalarla dogrudan ya da dolayli ilgili sirketlerin hesaplarina acilen elkonulmalidir. Geriye donuk olarak azami 5 yillik yasal sure icindeki tum girdiler ve ciktilar, para transferlerinin mevzuata uygunlugu tek tek kontrol edilmelidir. Bu islerle gorevlendirilecek Maliye elemanlarinin secimi ve denetimine iliskin esaslar belirlenmeli ve buna uyulup uyulmadigi siki sikiya takip edilmelidir. Özellikle ISHAD, Akyazili Orta ve Yuksek Egitim Vakfi, Turkiye Ögretmenler Vakfi, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfi, Asya Finans, Feza, Çag, Slim, Fetih, Isik gibi dernek, vakif ve sirketler yasal bicimde buyutec altina alinirken, organizasyonla iliskisi bilinen tum dersaneler, kurslar, yurtlar ve de isikevleri takip ile mutlaka ve mutlaka kapatilmalaridir. Ayni sekilde, fethullahci organizasyon icindeki sirketlere ve vakiflara kaynak aktaran, ihale veren burokratlar da sorusturma kapsamina dahil edilmelidir. Bu onlemler alinmazsa ne olur?!.Fethullahci kurum ve kuruluslardaki ekonomik duzeyde geometrik buyumeye en tipik ornek, Akyazili Orta ve Yuksek Egitim Vakfidir ki, kurulus senedinde yer alan mal varligi ile gunumuzdeki serveti arasindaki inanilmaz fark, bu konuda bir fikir vermeye yetecektir:
1972'de Izmir'de (Bahcelievler 502/2 Sokak, No: 39) Nef'i Akyazili ve esi Pembe Zehra Akyazili, Naci Sencekicer, Mehmet Sevimlican, Osman Sarioglu, Yusuf Pekmezci, Ekrem Ugur, Zeki Sakman ve Mehmet Fidan tarafindan olusturulan Akyazili Orta ve Yuksek Egitim Vakfi'nin baslangic sermayesi 229.747 TL.'na tekabul eden Izmir Karsiyaka'da iki katli bir bina, Bozyaka
mevkiinde 1620 metrekarelik bahce icinde tek katli bir koy evi ve yine ayni mevkide 415 metrekarelik bir arsadan ibarettir. Oysa, aradan gecen 27 yil icinde, vakfin sahip oldugu ogrenci yurtlarinin dokumu soyledir. Ankara'da:
Malazgirt Ögrenci Yurdu, Fidan Ögrenci Yurdu, o. Dusungel Ögrenci Yurdu, Izmir'de: Isiklar Ögrenci Yurdu, Bergama Ögrenci Yurdu, Ortakoy Ögrenci Yurdu, Halil Rifat Pasa Ögrenci Yurdu, Kemalpasa Ögrenci Yurdu, Eskisehir'de: Sivrihisar Ögrenci Yurdu ve M. Gungor Ögrenci Yurdu, Adapazari'nda: Ersoy Ögrenci Yurdu ve Akyazi Erkek Ögrenci Yurdu, Gumushane'de: Ahmet Ziyauddin Ögrenci Yurdu, Kutahya'da: Hisar
Ögrenci Yurdu, Afyon'da: Suhut Ögrenci Yurdu, Dinar Ögrenci Yurdu, Emirdag Ögrenci Yurdu, Kayseri'de: Seyid Burhanetdin Ögrenci Yurdu, Keykubat Ögrenci Yurdu ve Bunyan Ögrenci Yurdu, Kocaeli'nde: Yuvacik Ögrenci Yurdu, Usak'da: Gunkaya Ögrenci Yurdu ve Karahalli Ögrenci Yurdu, Aydin'da: Fatih 1 Ögrenci Yurdu ve Fatih 2 Ögrenci Yurdu, Sivas'da: Buruciye Ögrenci Yurdu, Bayburt'da: Sehit Osman Ögrenci Yurdu, Milas'da: Hafize Hatun Ögrenci Yurdu, Konya'da: Seydi Mahmut Hayrani Ögrenci Yurdu, Isparta'da: Sidre Ögrenci Yurdu, Balikesir'de: Kayapa Ögrenci Yurdu,
Erzurum'da: Zinnuni Ögrenci Yurdu, Denizli'de: Cevherpasa Ögrenci Yurdu ve Suller Ögrenci Yurdu, Mugla'da: Sahidi Ögrenci Yurdu, Manisa'da: Bilgin
Ögrenci Yurdu, Akhan Ögrenci Yurdu, Yilmaz Ögrenci Yurdu, Alasehir Ögrenci Yurdu, Burdur'da: ucgen Ögrenci Yurdu ve Mehmet Akif Ögrenci Yurdu, Erzincan'da: Yesilirmak Ögrenci Yurdu ve sonradan acilmis olabilecek diger ogrenci yurtlari.Akyazili Orta ve Yuksek Egitim Vakfi'nin kurulusta 9 kisilik mutevelli heyetinin bugunku sayisi 282 kisi. Bugun sadece Izmir'de 27 arsa, 45 bina, bir dersane ve 5 yurdu bulunan ve Turkiye genelinde trilyonlarla ifade olunan gayrimenkul zengini Vakif, fethullahci organizasyonun medari iftihari konumunda. Kisaca, yukaridaki ornekte de goruldugu gibi, fethullahci organizasyonun ekonomik kaynaklari, mudahale olmadigi takdirde geometrik bicimde buyumektedir. Bu ekonomik kaynaklarin rasyonel bir oncelikle, ozellikle de insan egitiminde kullanilmasi, tehlikenin giderek buyumesineyol acmaktadir.
3. DINSEL PLATFORMDAKI SAVASIM
Özellikle Sami Selcuk'un ulke gerceklerini yeterince yansitmayan, ancak Bati'nin uzun suredir dayattigi receteyi yineleyen talihsiz beyanlarindan olumlu yonde cesaretlenen fethullahcilarin, genis cephe taktigine basvurduklari gozlemleniyor. Strateji degisikliklerinin gerekcesi ise su aciklamaya dayaniyor: "Bu ulkede sokaktaki 'Islâmci', 'Kurtcu', 'dinci', 'vatan haini' ve digerleri, Avrupa Birligine girmeyi, hem de bir 28 Subat tarihinde girmeyi devlete yon veren gucten daha fazla istiyor". Devlete yon veren gucun Turk Silâhli Kuvvetleri oldugunu bilmeyen yok. Demokrasinin ve ulke-ulus butunlugunun onunde en buyuk tehlikeyi olusturan basta fethullahcilar olmak uzere tum seriatcilar, boluculer, sozde ilerici sosyalistler, donek solcu olarak tanimlanan ikinci cumhuriyetciler, ortak deyimleriyle Te Ce'ye karsi ittifak gorunumundeler. Hem de demokrasi, baris, hosgoru, insan haklari gibi evrensel degerlerin arkalarina alarak... Hatta o kadar ki, "devlete karsi islenen suclarin affedilmesi ve olum cezasinin kaldirilmasi; Dogu ve Guneydogu bolgesinin yasam kosullarinin duzeltilmesi" gibi talepleri iceren 49 demokrat (!) aydinin (!) imzaladigi "Simdi Tam Zamani Çagiriyoruz" baslikli deklerasyona fethullahcilara acik destek veren isimlerin de katilmasi, Zaman
gazetesinde onemli bir haber olarak yer aliyor (8). Diger imzacilara baktiginizda gozlerinize inanamiyorsunuz: Örnegin, Abdulmelik Firat, Ahmet
Turk, Ufuk Uras, Tarik Ziya Ekinci, Mehmet Altan, Gulay Gokturk ve digerleri. Bir de, Zaman gazetesinin yakin zamana kadar Fethullah Gulen aleyhine yazdigi kitaplardan dolayi "komunist-ateist-bolucu" olarak afise etmeye calistigi Faik Bulut. Kimi Kurt fasisti, kimi ikinci cumhuriyetci, kimi Insan -pardon PKK- Haklari Dernegi yoneticisi, kimi sosyalist. Ister istemez sorguluyorsunuz, nerede her firsatta Turk milliyetciligini savundugunu one suren; kurtculere ve her turlu boluculere, komunistlere, ateistlere karsi olduklarini aciklayan; sehit ailelerini her firsatta istismar ile provoke eden; kendilerini modern alp-erenler olarak lanse ederek Turk sagini bunca yil igfal eden fethullahcilar? Sonra fethullahci olarak adlandirilan bu yapilanmanin, amacina ulasabilmek icin tipik makyevelist bir anlayis icinde, birakin Papayla ya da Ortodoks Rum Patrigiyle, seytanla bile isbirligi yapabilecegini kestirebiliyorsunuz...Iste fethullahcilarin sergiledigi bu ahlâki duzey, dinsel platformda da kendini gosteriyor. Bugune kadar, nurculuktan ciktiklarini ancak onu astiklarini; tarikat olmadiklarini; olsa olsa "sivil toplum (cemaati)" olarak nitelendirilebileceklerini soyleyen fethullahcilar, Kivrikoglu Pasa'nin son kararlilik demeci ile birlikte, Bediuzzaman olarak nitelendirdikleri sahsin risalelerine periyodiklerinde daha fazla atifta bulunmaya basladilar. Bir baska
ifadeyle takiyyeden vazgecerek nurcu kimliklerine yeniden burunduler. Fethullahcilarin siyasal kosullarin degismesi nedeniyle asillarina donmeleri,
genis cephe ya da sol literaturde "birlesik cephe" diye adlandirilan yeni taktiklerini engellemiyor, aksine guclendiriyor. Örnegin, fethulllahcilar, 17
Eylul 1999 tarihli "Zaman"da cikan "Bir Manevi Dinamik: Tunahan" baslikli yaziyla, bugune kadar yildizlarinin hic barismadigi bir dusman kardese,
Suleymancilara baris cubugunu su cumlelerle uzatiyorlar:"Mucadelesinin onemini bugunlerde daha iyi kavriyoruz. Bugunlerde, yani bastigimiz toprak ayaklarimizin altindan kayarken ve Kur'an egitimine sinirlama getirilirken... O bu ugurda hayatini ortaya koydu ve bir omur mucadele verdi. Suleyman Hilmi Tunahan, temel manevi dinamiklerimizden. Onun gibi dinamikler bundan
boyle gundemimizde daha fazla yer almali. Onlarin mesajlarini simdi, ruhlarin iyice hassaslastigi su gunlerde daha iyi anliyoruz. Manevi dinamigin ne demek oldugunu da... Koca bir omur Kur'ani ogretmeye adandi. Bu ugurda cektigi sikintilarin haddi hesabi yok. O kadar ki arzu ettigi yere bile defnedilmesi engellendi. Naasi polis zoruyla Karacaahmet Mezarligina goturuldu... Kur'an egitimine konan engeller ve bugunlerde dellenen toprak, onun gibi manevi dinamiklere olan ihtiyaci ortaya cikariyor..."
(9).Oysa biliyoruz ki, Turkiye Cumhuriyeti icin kurulusundan itibaren onemli bir tehdit olusturmus sahte din tuccarlari: Said-i Kurdi, Seyh Sait, Seyyit
Abdulkadir, Kemal Pilavoglu, Suleyman Hilmi Tunahan, Cemalettin Kaplan, M. Zahid Kotku ve onlarin gunumuze kadar ulasan cikintilari. Sadece, laik hukuk duzenine karsi degil, seriatci cephede egemenlik tesis icin birbirleriyle de kavgaya tutusmuslar. Suleymanci, babasi faraza nurcuysa cenaze namazina gitmemis; naksibendi, kendi tarikatinin hatta cemaatinin disindakilere gercek musluman gozuyle bakmamis; nurcu, Said-i Kurdi'nin sefaati (!) sayesinde cennette oncelikli yer alacagina inanmis; rufai, kadiri ve vucutlarina sis batirarak Allah katinda ne denli makbul olduklarinin provalarini yapmis... Bunlar, Islâmiyeti kendi islerine geldigi gibi yorumlarken, hem muslumanlar arasinda firkaciliga ve bolunmeye yolacmislar, hem de cok yonlu inanilmaz bir somuru mekanizmasi kurararak milyonlarca saf ve cahil insanimizi kandirmislar, somurmusler. Cahil insanlar da din tuccari sahte seyhlerini tabulastirarak Allah'a sirk kostuklarinin; devlete ihanet ettiklerinin farkina bile varmamislar...Daha gecenlerde Nurcularin liderlerinden biri olan Mehmet Kutlular, fethullahcilarin, yurtdisinda -Alman Anayasa Koruma Örgutu (Ic Istihbarat Servisi-BfV) destekli- Suleymancilara ve Milli Gorusculere karsi
Turk Devleti tarafindan kullanildigini belirtirken; istihbaratci nurcularin fethullahci cemaate katildiklarini, kendilerinin bu duruma alet olmadiklarini ima ediyordu. Simdi, ayni fethullahcilar, dune kadar yerin dibine batirdiklari
Suleyman Hilmi Tunahan'in olum yildonumunde bugun ovguler duzmektedirler. Bunun adi riyakârlik ve de hic suphesiz ahlâksizliktir. Bugun Suleyman Hilmi Tunahan'in torununa ve Kemal Kacar'a uzatilan baris cubugu, yarinsa Haydar Bas'a, Abdulkadir Sasmaz'a, Esad Cosan'a, Musa Topbas'a, Enver Ören'e, Ali Yuksel'e, Necmeddin Erbakan'a, Mehmet Firinci'ya, Cuppeli Ahmet'e, Nazim Kibrisi'ye, Mehmet Kutlular'a, Mehmet Kirkinca'ya, Muhammed Siddik Dursun'a, Metin Kaplan'a, Izzettin Yildirim'a, Mehmet Kurdoglu'na Ramazan Yilmaz'a, Ali Kalkanci'ya, Muslum Gunduz'e ve diger cikintilara uzatilabilecektir. Fethullahci organizasyonun makyavelist yaklasimi dis iliskilere de yansidiginda Turkiye Cumhuriyeti, 76 yillik tarihi boyunca karsilastigi en buyuk tehdit odagi ile varolma savasina girmek zorunda kalacaktir. Bugun, A.B.D. gudumune giren, yarin cikarlari gerekiyorsa pekalâ Almanya, Ingiltere, Iran, Suudi Arabistan, hatta Libya ya da bir baska ulkenin gudumune girebilir. Buna hic kusku yok...Basta fethullahcilar olmak uzere, halk tabiriyle "birbirinin gozunu cikarmaya hazir" diger tarikat ve radikal yapilanmalarin, ortak cikarlari cercevesinde butunlesme tehlikesine karsi alinabilecek en etkili onlem, halkin bilgilendirilerek aydinlatilmasidir. Bu isin onculugunu hic suphesiz ki Diyanet Isleri Baskanligi yapacak; Ilâhiyat Fakultelerindeki gercek bilim adamlari da katkida bulunacaktir. Oysa ki, Anayasal bir kurulus olan Diyanet Isleri Baskanligi asli gorevini yerine getirmekten uzun yillardan bu yana korkuyla kacinmaktadir. Turkiye Cumhuriyeti'nin en buyuk sanssizligi ve de eksikligi, devletine sahip cikacak cesarete ve kisilige sahip yeterli vatansever din gorevlilerinin yetistirilememis olmasidir. Cumhuriyet ynetimi altinda irticai faaliyetlerin 76 yildan bu yana surmekte oldugunu; tarikat ve radikal Islâmi gruplarin gercek dinde yeri olmadigini en iyi bilen Diyanet Isleri Baskanlari, bugune kadar dengelerin bozulmasindan korktuklarindan, tarikat ve benzeri yapilanmalarin uzerine gidememislerdir. Örnegin, Suleymancilar, Diyanet Isleri Baskanligi'nin atadigi imamlarin (Imam Hatipli ve de Ilâhiyat mezunlari dahil) arkasinda namaz kilmayi oteden beri reddetmekte; el koyduklari camilere atanan din gorevlilerini kacirtmak icin de alenen dovmektedirler. Ayni sekilde, sozde Diyanetin denetimine ragmen, 800'un uzerinde Kur'an Kursu ve Pansiyonu ile adeta bir dokunulmazlik zirhi icinde korpe beyinleri Ataturk ve Cumhuriyet aleyhine yikamaya devam etmektedirler. Fethullahcilar, devletin dinden elini cekmesini isteyerek Diyanet Isleri Baskanligi'nin kaldirilmasini dillendirmektedirler. Naksiler camilerini ayirmislardir. Milyonlarca saf-dindar insanimiz, bu odaklarin elinde dinine ve devletine karsi yabancilastirilmaktadir. Butun bu dinsel yapilanmalara ve ihanetlere karsi suskun kalan halihazirdaki Diyanet Isleri Baskani Sayin Mehmet Nuri Yilmaz, Fethullah Gulen'in Islâm Temsilcisi sifatiyla Papa ile gorusmesini bile tepkisiz-yutkunarak seyretmekle yetinmistir. Camiler kisla, minareler sungu, muminler devletine karsi dusman neferi, Imam Hatip Liseleri ve Ilâhiyat Fakulteleri seriatci yapilanmalarin on bahcesi olurken, en az turedi seyhler kadar cesaret ve basiret gosteremeyen Sayin Yilmaz, ulusumuzun kendilerine gosterdigi saygiyi hak etmemektedir. Tipki, Borekcizade Rifat Efendi'den sonra gelen, -islerinde ehil de olsalar- devletine ve rejimine geregince sahip cikamayan, tarikatlarla aciktan aciga mucadele edemeyen diger "urkek" Diyanet Isleri Baskanlarinin da saygiyi hak etmedikleri gibi: Topu topu sadece 1960'li yillarin basinda Nurcularin dindisi eylem ve soylemlerini ortaya koyan bir kitapcik yayinlanmis; bir de 12 Eylul doneminde Suleymancilarin olusturdugu tehditle ilgili olarak talep uzerine Milli Guvenlik Konseyi'ne bir rapor sunulmus, hepsi o kadar. Simdiki Baskanin tarikatlarla ilgili kamuoyuna malolmus bir mucadele programi yok. Merkezi vaazlarda, hutbelerde bu konuya yer verilecegine iliskin bir bilgiye de rastlanmiyor. Oldukca yetismis bir psikolojik mucadele uzmanini danisman kadrosuna istihdam etmis olsa da kendisinden yeterince yararlanamadigi anlasiliyor. Yaygin bir izleyici kitlesine sahip olmayan bir televizyonda (BRT) cikip da: "Tarikatlara gerek yok.... Gecmiste tarikat dunya sevgisini birakmakti. Simdi bakiyoruz, cemaat haline gelmis tarikatlar her turlu konfor icinde, zevk ve sefa icinde. Dini bilmeyen, cehalet icinde yuzen insanlar seyhlik postuna oturmuslardir. Dini samimi olarak, birey olarak yasayan insanlari ayirt ediyorum. Dini ogrenmek isteyen herkes dini yasayabilir. Allah ile kul arasina kimse giremez. Dini yasamak icin tarikatlara gerek yok, zorunluluk yok... Ibadette yeter ki samimi ol, bunlar olay cikarmak dinle devleti, milleti, cumhuriyeti karsi karsiya getirmek istiyorlar. Oynanan oyun budur. Kimse Cumhuriyetle Islâmiyeti karsi karsiya getirmesin" demesi yeterli olmuyor. Sayin Diyanet Isleri Baskani'nin yureklilikle cikip "bunlar"in kim olduklarini, din disi uygulama ornekleriyle birlikte, tum kitle iletisim araclarindan yararlanarak surekli bir bicimde aciklamasi gerekiyor. Aciklayamadigi icin her yil yuzbinlerce saf insanimiz bu din tâcirlerinin agina dusuyor; Diyanete bagli camilerdeki cemaat sayisi da buna bagli olarak surekli azaliyor. Diyanetin asli gorevi kuskusuz sadece camilere din gorevlisi atayip vakit namazlarini eda
ettirmekten ibaret degil. Sayin Baskanin Diyanet kadrosundaki ya da yurtdisindaki orgutlu Suleymanci, Kaplanci, Milli Goruscu gibi yapilanmalara karsi verdigi mucadele olmasi gerekenin cok ama cok gerisinde. Bu acidan onunde iki secenekten birini secmek durumunda: Ya acizligini kabullenerek istifa edecek veya gorevden alinmayi bekleyecek, ya da Borekcizade'den sonra hicbir Diyanet Isleri Baskani'nin yapamadigini yaparak halkiyla ve
devletiyle butunleserek seriatci yapilanmalara karsi aciktan mucadele edecektir. Bu ikinci tercih, sadece sorumlu, vatansever bir burokrat icin degil, temsil ettigi kitleler icin Allah'a karsi da bir borctur, yukumluluktur. Sayin Mehmet Nuri Yilmaz ve bu goreve getirilenler bu ulkede en az Fethullah Gulenler kadar cesur ve kararli olmadirlar; yaygin dinsel egitimi ve
halkla iliskileri Fethullah Gulenlerden daha iyi yurutmelidir, derken ne kendisine ne de makamina haksizlik etmis sayilmiyoruz...
FETHULLAHÇI YAPILANMANIN HRISTIYAN VE YAHUDI DESTEKÇILERI
Fethullahcilarin en buyuk ortak hayali, Fethullah Gulen'in vatanina tipki Ayetullah Humeyni gibi donmesi ve hemen iktidar koltuguna oturmasi. Kendisini kurbanlar keserek karsilamak istiyorlar. Kaset olayindan sonra "cozulen" fethullahcilarin soylemlerine gore, cemaat uyeleri, Fethullah Gulen'in idamla yargilanabilecegini ihtimal gormekle birlikte, infazin sozkonusu olmayacaginda hemfikirler. Malûm ic ve dis desteklerine guveniyorlar. En cok da Hristiyan Dunyasinin (Katolik ve Ortodoks) ve Musevilerin tepki gostereceginden eminler. Kayitsiz sartsiz desteginden emin olduklari yabanci ruhaniler ise sunlar: Papa II. Jean Paul ile en onemli yardimcisi Kardinal Francis Arenzi (Dinlerarasi Diyalog Konseyi Baskani), New Yok Baspiskoposu Kardinal John O'Connor, A.B.D. Katolik universitesi'nden Prof.Dr. Sidney Griffith, Prof.Dr. Dale Eickelman, Dr. Thomas Walsh, Neil Albert Salonen , Richard Rubinstein, Israil Hahambasisi Dahsi Doron, Fener Rum Patrigi Bartholomeos. Fethullahcilara gore A.B.D. yonetiminin garantili guvence verdigi Hristiyan ve Musevi ruhanileri, Islam Dunyasinda muhatap olarak yalnizca kendilerini taniyorlar ve dayanisma gosteriyorlar. Fethullahcilarin bu isbirligi ve dayanisma ya da tâbiyet konuda hic de abartma yapmadiklarina iliskin iki ornegi son gunlerde yasamis bulunuyoruz. Örnegin, Turkiye Katolik Cemaatleri Ruhani Reisler Kurulu Genel Sekreteri Monsenyor Georges Marovitch, sanki uzerine dusen vazifeymis gibi, 20 Eylul 1999'da yaptigi bir aciklamayla Fethullah Gulen'in Nobel Baris Ödulu'ne lâyik oldugunu aciklamis ve kendisine ovguler yagdirmistir. Ertesi gunu de, Fethullahci "Gazeteciler ve Yazarlar Vakfi"nin Istanbul'da Cemal Resit Rey Salonu'nda duzenledigi "Birlikte Yasama Sanati Hosgoru 700 Sempozyumu"na, Turkiye'deki fethullahcilarin ve yandaslarinin ve de muhiplerinin yanisira, Turklere dusmanligi ile anilan Fener Rum Patrigi Bartholomeos, Katolik Cemaati Ruhani Reisler Kurulu Baskani Lui Pelatre, Genel Sekreteri Georges Marovitch, Musevi Hahambasi Vekili Ishak Haleva, Salom Gazetesi yazari Yusuf Altintas, Ermeni Patrigi Temsilcisi Kirkor Damatyan, Suryani Cemaati Temsilcisi Dr. Ayhan Basaranlar katilarak soz ile yogun alkis almislardir. Fethullahcilarin en buyuk korkulari su: Fethullah Gulen, kalp hastasi, seker ve sekere bagli goz rahatsizligi ile yuksek tansiyon hastasi. Turkiye'ye dondugunde, tedavisine iliskin ciddi kuskulari ve endiseleri var. Örnegin, Turk Askeri Doktorlarina guvenmiyorlar. Korktugundan degil, sirf bu nedenle A.B.D.'nde beklemeyi tercih ettigini ifade ediyorlar. Iclerindeki tek teselli verici umut, "donusunun muhtesem olmasi", yani dogrudan iktidar koltuguna oturmasi... Tabii ki sacma bir umut ama seyhlerini "Dunya Imami" statusune lâyik gorenlerin umutlarina engel olmak da kesinlikle mumkun degil... Bugunlerde, Fethullah Gulen'in saglik durumuna iliskin celiskili haberlerin gelmesi, yapilanmanin basina vekil olarak kimin gececegine iliskin tahminlerin yurutulmesine yol aciyor. Bilindigi gibi, Fethullah'in A.B.D.'ye kacmasindan (pardon tedaviye gitmesinden-N.H.) sonra, organizasyonu ayakta tutan himmet paralarinda oldukca hissedilir bir azalmanin oldugu hic kimsenin mechulu degil. Organizasyon, ozellikle medya bolumunde calisanlara zaman zaman maas odemekte bile zorlaniyor. Yurt icinde organizasyondan kadrolu olarak maas alan personelin (Istisare Grubu, Cografi Bolge Imamlari, ulke-Bolge-Il-Ilce Imamlari, Semt-Mahalle Imamlari, Ev Imamlari -Yurt mudurleri ve yardimcilari ile isikevleri sorumlulari-, Danismanlar, Serrehberler, Belletmenler, Okul-Dersane-Kurs Mudur ve yardimcilari, ogretmenler, yabanci personel, mustahdemler, teknik elemanlar, medya calisanlari, saglik personeli -doktorlar, hemsireler, yardimci saglik personeli-, organizasyona dahil vakif, dernek ve araci kuruluslarin yonetici ve calisanlari) yanisira yurtdisindaki temsilcilere, okul mudur ve yardimcilarina, yerel ogretmen ve personele, kuryelere, okullarin bakimini saglayan teknik personele de muntazaman her ay maas odeniyor. Ancak kac kisiye maas odendigine iliskin bilgiler net bir rakami ifade etmese de birbirine yakin. En az 50.000 maas alan personelden soz ediliyor. Hali vakti yerinde olup da maas talep etmeyen, emekle katkida bulunan gonullulerin sayisi bu rakama dahil degil. Yurt icinde ve disinda bagislanan ya da satin alinan gayrimenkullerin yanisira kiralanan binlerce gayrimenkulun aylik isletme harcamalari (kira, bakim, elektrik, su, isinma, telefon, teknik ekipman, laboratuvar ekipmani, yatakhane-yemekhane ekipmani, temizlik, saglik ekipmani vb.), ulasim giderleri (tasima araclari alimi, yakit ve bakim-onarim giderleri, ucak biletleri vb.), yiyecek-icecek, sosyal ve kulturel etkinlik masraflari dikkate alindiginda, fethullahci organizasyonun ortalama aylik giderinin 1999 yili rakamlariyla en az 25-35.000.000.000.000 TL (25-35 trilyon TL) arasinda oldugu tahmin ediliyor. Bu aylik harcama tutari,organizasyonun 25 milyar dolar ifade edilen anasermayesine, yillik ortalama 600 trilyon TL olarak ifade edilen ciroya ve de gercek miktari saptanamayan himmet gelirlerine vuruldugunda oylesine onemli bir rakam olarak degerlendirilmiyor. Ancak, dis yardimlarin kesilmesinin, himmet paralarindaki azalmanin kroniklesmesi durumunda bu saadet zincirinin kopmasinin ve organizasyonun paramparca olmasinin kacinilmazligina dikkat cekiliyor. Kisaca, Fethullah Gulen'in yoklugu, organizasyonun yumusak karnini olusturan para muslugunun basinda "mutemet" ellerin olmasini gerekli kiliyor.
FETHULLAHÇI YAPILANMANIN VARISLERI
Iste, Fethullah Gulen'in boslugunu dolduracak adaylarin su siralarda yeniden gundeme gelmesinin nedeni bu. Ancak, Fethullah Gulen henuz sagken, yakin
cevresinden hic kimsenin vekâleten bile olsa adayligini ilân etme "curetini" ve "hurmetsizligini" gostermesi beklenmiyor. Ancak, yine de ortulu kulis calismalari kapsaminda bazi isimlerin daha sik telâffuzu ve bu isimlere daha cok ve daha ozel saygi gosterilmesi biciminde bir ayrismaya gidiliyor. Bu
ayrisma sonunda aciga cikan isimler ve bu isimlerle ilgili yorumlar, meslek gruplari ve kisiler acisindan en sanssizdan en sansliya dogru soyle:Ögretim uyelerinin hic sansi bulunmuyor. Gazeteci ve Yazarlar Vakfi Kurucu Hey'eti ve Yonetim Kurulu ile Abant Toplantilarina katilanlar icinde yer alan, kamuoyunca isimleri bilinen akademisyenlere sans verilmemesinin nedeni su: Vârisin mutlaka ve mutlaka risale-i nurlari hatmetmis, bir baska ifadeyle nur
mekteplerinin rahle-i tedrisinden gecmis olmasi gerekiyor. Bu olmazsa olmaz turunden bir kosul. Ihsan Kalkavan, Mehmet Emin Hasircilar, Sadik Pishan,
Tahsin Tekoglu, Ömer Faruk ve Selcuk Berksan, Asim ulker, Mustafa Kavurmaci, Naci Altinbuken, Abdulkadir Konukoglu, Riza Nur Meral, Mustafa Kahraman, unal Kabaca gibi isadamlari arasinda on plana cikan tek isim Ilhan Isbilen. Hocaefendi (!) ile gecmise dayali bir hukuku oldugu soyleniyor. Fethullah Gulen'in adigecene gosterdigi ilgi ve saygi, cemaati de bu yonde etkilemekle birlikte en onemli dezavantaji risale-i nur egitiminin "kifayetsiz" olmasi. Organizasyonun lokomotifi sayilan Akyazili Orta ve Yuksek Egitim Vakfi'nda yurt mudurlugunden mutevelli hey'et baskanligina kadar yukselip deneyim kazanan, sonra da fethullahci medyanin olusturulmasinda tum sorumlulugu tek basina ustlenen Ilhan Isbilen, Fethullah Gulen ile Vatikan'a gittikten sonra su siralarda ortalarda gorunmemeye basladi. Otoriter ama agresif kisilik yapisi ile "toparlayici" olamayacagi konusuluyor.Harun Tokak icin "seviyeli ama karizma sahibi olamaz" degerlendirmesi yapilirken, Ömer Okcu icin "menfaatini bilen kucuk esnaf", Alaattin Kaya icin "hocaefendiyi muhbir olarak desifre ettigi icin gozden dustu", Ismail Buyukcelebi icinse "kisisel hirsi olmayan, politikadan anlamayan, dunya gerceklerinden kopuk sade bir hayat yasayan samimi bir mutedeyyin, iyi bir hatip" degerlendirmeleri yapiliyor.Geriye bir tek aday kaliyor: Abdullah Aymaz, takma adiyla Ismail Yediler. Fethullah Gulen'in en sevdigi, guvendigi ve bilincli olarak ileriye hazirladigi ogrencisi. Ancak, Erzurumlu degil Kutahyali). Çocuk yaslarindan itibaren hep Fethullah Gulen'in yaninda oldugu; risale-i nurlari en iyi tefsir edecek seviyede bulundugu; dunyayi ogrenmesi icin bizzat Gulen tarafindan A.B.D. ve Avustralya'ya gonderildigi kaydediliyor. Zaman gazetesinin New York Temsilciliginin yanisira, Avustralya'da cemaat olusturulmasi ve okul acilmasinda onemli rol oynayan Aymaz, sosyal yonu gelismis; dengeli halkla iliskiler yurutebilen, iyi yabanci dil bilen biri olarak da nitelendiriliyor. Abdullah Aymaz'in Patrik Bartholomeos'un yanisira A.B.D.'ndeki Yunan lobisi ile dirsek temasinda olduguna iliskin haberler hâlâ hatirlarda. Özellikle de Yunan asilli Andrew Manatos'un A.B.D. ust duzey yoneticilerine gonderdigi Abdullah Aymaz icin yardim talep ettigi mektup, Turk Basininda da yer almisti. Abdullah Aymaz'in, Turkiye karsiti senaryolar hazirladigi bilinen "Baris Etudleri Enstitusu"nun yanisira, Henry Barkey, Graham Fuller gibi unlu C.I.A. elemanlari ile olan temaslari da Zaman gazetesi tarafindan "gazeteci kimliginin geregi" olarak degerlendirilmis ve tekzip yoluna gidilmemisti. Iste, A.B.D.'nin en ilgili makamlari ve en ilgili yetkilileri ile gorusme tecrubesine sahip; Yunanlilarla pervasizca dayanisma icine girebilen; Batiyi taniyan ve iyi yabanci dil bilen; egitimcilik ve gazetecilik tecrubesi olan; halen Zaman Gazetesinin Genel Yayin Mudurlugu'nun yanisira kose yazarligi da yapan; dinlerarasi hosgoru adina organizasyonun Katolik, Ortodoks ve Musevi Dunyasi ile iliskilerini kotaran; kati ve odunsuz bir nurcu: Abdullah Aymaz...Fethullahcilara gore, ileride uzlasmayi kabul etmeyen yasli ve sorunlu-huysuz nur cemaati liderlerinin (Mehmet Kutlular, Mehmet Kirkinci, Muhammed Siddik Dursun, Izzettin Yildirim, Mehmet Kurdoglu vd.) bu fani hayattan ayrilmalarindan sonra tum Nur cemaatlerini tek cati altinda toplayacak kisi, ancak Fethullah Gulen ya da giybetinde Abdullah Aymaz olabilir, deniliyor. Ancak, ote yandan Fethullah Gulen, daha henuz hayattayken yerine vekil gosteremeyecegini, bunun dinen cok agir bir sorumluluk getirdigini, kendisinin bu manevi yuku kaldirmaya hazir olmadigini da ifade etmeyi ihmal etmiyor. Bir baska ifadeyle yerini en sevdigine bile birakmayaniyeti yok...
HENuZ BELIRSIZ VARIS ABDULLAH AYMAZ'IN AYMAZLIK DuZEYI
Buyuk bir olasilikla, Fethullah Gulen'den sonra organizasyonun basina gececek olan Abdullah Aymaz'i, tanimanin, kapasitesini, bilimden ne anladigini, en basit ve dogal olaylari yorumlama duzeyini, Turkce dil
bilgisini, belki biraz da zekâ katsayisini, dinsel megolomanisinin olup olmadigini ve benzeri ozelliklerini saptamanin en kestirme yolu, hic
suphesiz yazdiklarini okumaktan gecmektedir. Bu en "seckin" fethullahcinin yazdiklarinin cogunlugu, Said Nursi'den yaptigi sadelestirilmemis alintilardan
olusmakta, kendisi sadece bazen konuyla hic ilgisi olmayan kucuk yorumlar eklemekle yetinmektedir. Bu arada organizasyona bagli Nil yayinlari arasinda "Sen Yusuf musun?" adli cok "anlamli" ve "yuksek duzey urunu" bir kitabi da yayinlanan bu gelecegin fethullahci organizasyon lider aday-adayinin rastgele secilmis orijinal yorumlarindan bazilari (aynen):"Yine Bediuzzaman Hazretleri, insanin uzerinde hukuku olanlarin sirasini anlatirken sag elini uzatip soyle demistir: 'Basparmak hukukullah, isaret parmak hukuk-i Resulullah, orta parmak hukuk-i ustad, yuzuk parmak hukuk-i valide, kucuk parmak hukuk-i peder'. Dikkat edilirse, ustadin yani ogretmenin, hocanin hakkinin hemen on siralarda oldugu boylece tespit edilmis oluyor" (10). "Aglayislarimiz bir duaya donerek arsi ihtizaza getirirse umit ediyorum ki, afatlar durur; seyyiatimiz hasenata tebdil edilir ve makus talihimiz degistirilerek onumuze hayirli ve engin ufuklar acilir" (11)."1968 Firtinasi Turkiye'de eserken, gerek bizim ogrenciligimiz yillarinda gerekse ondan sonra devam eden donemde durmadan gencligin kalp ve kafasina suphe ve tereddutler ekildi. Maalesef inkâr zakkumlari da yetistirildi. Arkasindan anarsi ve teror, egitim yuvalarimizin ve butun ulkemizin kâbusu haline geldi. O zamanlar bilhassa Albert Camus gibi inkârci yazarlarin kitaplarini okumak moda haline getirilmisti; gencler haril haril onlari okuyor ve inanclari onlardan edindikleri vesveseleri, seytani bir plan ve sinsi bir organize ile yaygin hale getiriyorlardi. Bilhassa Veba romani cok meshurdu. Iste o donemde bu zehirli dusuncelere karsi bizler panzehiri Risale-i Nur Kulliyati'nda buluyorduk. Bu bakimdan bela ve musibetlerin hikmetleri hakkinda sadece 14. Soz'un Zeyli degil, butun kulliyata yayilan hakikatlar dertlerimize deva oluyordu" (12)."Sorulara baslanmadan once sunlar ifade edilmis: (Manevi ve ehemmiyetli bir canipten, simdiki zelzele munasebetiyle alti-yedi cuzi suale karsi, yine manevi ihtar yardimiyla cevaplar kalbe geldi. Tafsilen yazmak kac defa niyet ettimse de izin verilmedi. Yalniz icmalen kisacik yazilacak....Evet, Sodom ve Gomore'yi mahveden gunahlar ve
benzerleri bu gunlerde belki bazi sahislarin organizesi altinda yapiliyor, ama medyanin buyuk bir kismi farkina varmadan bunlari populer hale getiriyor,
insanlarin cogu da bunlari tepkisizce okumak ve izlemekle bunlari desteklemis oluyorsa, iste fiilen olmasa bile iltizamen veya ilhaken istirak etmis olurlar. Ayni sekilde devlete ve devlet menfaatlerine ragmen bazilari yanlis yonlendirmelerle bir milleti zorla 'Hem Allah'ina hem Peygamberine karsi asi vaziyetine' sokarlarsa yine ayni seyi yapmis olurlar" (13)."Yil 2044. Sizinti'nin kapaklarini susleyen feza sehirleri, artik bilim-kurgu turu hayaller olmaktan cikmis. Otuz yil once hayal bile edilemeyen gelismeler yasaniyor. O zamanlar emeklemekte olan ilim, simdi maratonunu yarilamis durumda. Aymaz Feza Sehri'nden Ali ile Akyuz Beldesi'nden Abdullah, Cuma namazini Ay'da eda etmek icin sozlesmisler. Randevulari uzayda gerceklesiyor. Mudakkik delikanlilar, gercekten cok dakik. Ne de olsa zamanin esrarini kesfetmisler. Selâmlasma ve kisa ve samimi bir hal hatir sorduktan sonra Ali soze basliyor:'Dun Merkez'deki sunucuyla baglantimda Mesnevi-i Nuriye'deki 'Harici ve Zihni Hakikat-ler' bahsiyle alâkali cok enteresan bir serhe rastladim.Abdullah: Evet, o bahsi hatirladim. 11. Mesnevi hatmimizde, bu mevzuda cok feyizli bir kognitif intikal ve epistemik kesf tecrube etmistik, degil mi?Ali: Evet, biinayetillah. Iste o orijinal yorumu, hususi hiper-metnime ilâve ettim. Insaallah bu mevzuda bir makale hazirlayip Kulli-Net'e gondermeyi dusunuyoruz.Abdullah: 'Ortak literatur sunucusu'nda bir tarama yapmakta fayda var. Burada mutalâa edilmesi gereken musterek bir kulliyat olustu. Ali: Evet. Ruhumuzun heykeli ikame edilmeye baslandigindan bu yana, samimi sanatcilarin hazirladiklari belgeselleri, hologramlarla seyretmek, o zamani bizzat yasiyormus hissini veriyor. Farazi ortamin bu kadar gelisecegi dusunulmuyordu, degil mi? Abdullah: Daha cok sey dusunulmuyordu , maalesef. Ruh mimari, 'riyazi dusunce' uzerinde tahsidat yaparken fenada fani olan insanciklarin holistik nazarlarini ve sosyal ferasetlerini dumura ugratmalari cok aci veibretli gercekten. ustad'in 'bedbaht' diye adlandirdigi kitleye bunlari da dahil edebiliriz belki de.Ali: Evet, niyetlerini saflastirmayanlarin talihli olduklari soylenemez. Abdullah: Birazdan Ay ussune inecegiz. Namazdan sonra tesbihati yeni acilan tefekkur merkezinde yapariz. Ali: Cevsen'i de meteor yagmurunu seyrederken okuruz.Abdullah: Insaallah. Kemerleri bagla, iniyoruz" (14).Yorumsuz birkac alinti, varis aday-adayi Abdullah Aymaz hakkinda mutlaka bir fikir veriyor. En iyisi ve en seckini buysa... diyorsunuz ve cumlenin gerisini lutfen siz tamamliyorsunuz...
SONUÇ (A.B.D. Modeli-Öngoruleri ve Fethullahci Yapilanmanin Yokedilmesi - Önlem Önerileri):
A.B.D.'ni yonetenlerin, gerek kendi ulkelerindeki ve gerekse Asya, Avrupa ulkelerindeki tarikatlara yonelik olarak gelistirdikleri bir model sozkonusu. Modelin amaci, tarikatlari, birer sivil toplum orgutu, gonullu kurulus (N.G.O.) olarak yeniden yapilandirmak; mevcut duzene karsi uysallastirmak. Kisaca boyle ozetlemek mumkun. Her seyden once yapilanmanin bir sistematigi var. Öncelikle bireyin toplumsallasmasi ile baslatilan surec, suya bir tasin atilmasiyla olusan halkalar gibi bireyi kusatan cevreler yaratmaya dayaniyor. Bu cevreler, egitim, saglik, teknolojiye dayali iletisim kanallari, ekonomi, politika ve kulturel gereksinimleri karsiliyor. Tum bu cevreleri de kusatan ve kendi inanc-dusunce sistemine gore olusturulan bu toplumsal yapiya islevsellik kazandirilmasi, siyasal erkde yani devlet yonetiminde de bir uzlasmayi ya da paylasmayi gerekli kiliyor. Fethullahcilarin bu modele uydurulmaya calisilmasinin yarattigi problemlerin temelinde, gerek Turk Toplumunun ve gerekse Islâmiyetin baskin karakterlerinin farkliligi yatiyor. Batida, mevcut tarikatlar ve benzeri dinsel yapilanmalar icinde devleti ele gecirmeye, siyasal rejimi degistirmeye yonelik ornekler marjinal kabul ediliyor. Siyasal Islâmin kendi kurallarina gore devlete tumuyle egemen olmasi esas; toplumsal bir uzlasi ve egemenligin demokratik cercevede paylasimi sozkonusu degil. Fethullahcilar, diger seriatci yapilanmalar gibi, demokrasi ve ozgurluk istiyorlar ama sadece kendileri ve kendileri gibi dusunenler icin. Iktidara giden yolun once insana yapilan yatirimdan gectiginin; bir sonraki asamada da toplumsal yasami duzenleyen "mulkiye ve adliye"nin elegecirilmesinin en son asamada da devletin elegecirilmesinin bulundugunu bizzat Fethullah Gulen ima ile ifade ediyor. Kisaca, A.B.D.'nin Washington'dan bictigi yeni model gomlek, Mormon, Moon, Scientology gibi tarikatlara uyarken, Talibanlardan fethullahcilara kadar uzanan siyasal islâmci yapilanmalara ise dogalarinin geregi cok dar geliyor ve bir sekilde bir sure idare ettikten sonra patliyor; sonra da fethullahci orneginde oldugu gibi o ulkeye toplumsal irin yayiliyor...Isin aslina bakilirsa A.B.D.'nin Avrupa ve Asya tarikatlarina ongordugu model, bazi hallerde kendi tarikatlarina da uymuyor. Ancak, A.B.D., kendi kamu guvenligine yonelik farkli bir yapilanmayi legal bir bicimde kontrol altina alacagi yerde, Davidian tarikati orneginde oldugu gibi, liderinden en kucuk ferdine (bebeklere) kadar yakarak yok ediyor; bir baska ifadeyle sorunu en radikal bicimde cozumluyor (15). Ama ayni A.B.D., Turkiye'de Refah Partisi'nin kapatilmasindan, Istanbul eski belediye Baskani'nin gorevden alinmasina kadar pek cok ornekte, hem de yargiya mudahale pahasina saygisizca karisabiliyor. Hic suphesiz, bu celiskinin yeri geldiginde hatirlatilmasi gerekiyor... Fethullahci suc organizasyonu A.B.D.'den, Suleymancilar, Milli Gorusculer-Naksibendiler Almanya'dan, yine Naksibendilerin bir bolumu Ingiltere'den ve Suudi Arabistan'dan, Hizbullahcilar Iran'dan yonlendirilirken, Turk Devleti, soruna tek tek lokal cozumler aramak yerine bir mucadele sistematigi olusturmak; buna uygun stratejiler gelistirmek zorunda kaliyor. Bu tur seriatci, bolucu ve benzeri marjinal yapilanmalarla mucadelede yapilmasi gerekenlere iliskin birkac somut oneri:Almanya'da oldugu gibi, bir "Anayasayi Koruma Kurumu" mutlaka olusturulmalidir. Butcesi, siyasal baski olasiliklarina karsi "Örtulu Ödenek" bunyesinde olusturulan; kendi kadrosunda alaninda uzmanlasmis personeli (tarihcileri, ilâhiyatcilari, sosyologlari, psikologlari, psikolojik savas teknisyenlerini, reklâmcilari, basin ve halkla iliskiler uzmanlari, hukukculari, siyaset bilimcileri, bilgi-islemcileri, stratejistleri, askeri danismanlari, kendi kolluk gorevlileri, hizmetici egitimcileri vb.) bunyesinde bulunduran ve de Anayasa Mahkemesi basta olmak uzere, M.G.K., Milli Egitim Bakanligi, Diyanet Isleri Baskanligi, Disisleri Bakanligi, M.I.T., Emniyet Genel Mudurlugu, D.G.M., Valilikler ve diger ilgili birimler ile koordinasyonu saglayacak -yasal yaptirim gucu olan- yapilanmayi icerecek boyle bir Anayasal Kurumun kurulmasi kacinilmaz bir gereklilik halini almistir. Kritik gorevlere yapilacak atamalarda, bu kurumun onayi, yasal zorunluk haline getirilmelidir. Boyle bir kurum, Turk Devleti'nin kendisini savunma mekanizmasini, hukuk sistemi icinde calistirmasina olanak saglarken, mevcut hukuk sisteminde olasi bir zaafa da yol acmayacaktir. Boylece, Almanya, A.B.D., Ingiltere ya da diger Batili ulkelerde oldugu gibi, hangi siyasal parti iktidara gelirse gelsin, devletin temel politikalari degismeyecek; siyasal rejimin degistirilmesi riski sozkonusu bile olmayacaktir. Bu suretle ulkemizde istismara acik demokrasi ve laiklik tartismalari da buyuk olcude sona erecektir.
Kisa vadede ise, Milli Egitim Bakanligi'nin Il ve Ilce Milli Egitim Mudurleri ile Il ve Ilce Muftuleri baslangic olmak uzere, kritik gorevlerdeki tum devlet
personelinin asamali olarak Milli Guvenlik Akademisi'nde hizmetici kursa alinmalari saglanmalidir. Emniyet Genel Mudurlugu bunyesinde yeni
bir yapilanma ile Irtica Daire Baskanligi kurulmalidir. Bu dairenin nitelikli personeline devlete bagliligini kanitlamis, Islâmdisi seriatci yapilanmalar konusunda uzman, dinsel terminolojiye hakim, tercihan arapca ve farsca bilen Ilâhiyat mezunlari da dahil edilmelidir. Gerek Turk Silâhli Kuvvetleri ve gerekse Emniyet Genel Mudurlugu bunyesinde seriatcilik konusunda uzmanlasmis personelden azami faydayi saglamak icin, kisla-karargâh ya da bolge atamalarinda, onceden oldugu gibi ayni ihtisas gorevinde devamlari
saglanmalidir. Ama once ve de oncelikle, bir kararlilik gostergesi
olarak eskilerin deyimiyle -ibret-i âlem olsun diye- fethullahci organizasyon dagitilmalidir...
TEHDIT POTANSIYELI VE VARISLERI
Dr. Necip Hablemitoglu
Lutfen, asagidaki haberi tum dikkatinizle okuyunuz:
"Tedavi maksadi ile Amerika'da bulunan Fethullah Gulen Hocefendi'yi depremden iki gun sonra ziyaret etme imkânim oldu. Onun halini gordukten sonra depreme uzulmedigim ve hicbir sey yapmadigim kanaatine vardim.
Turkiye'den kendisine ulasan veya kendisinin ulasabildigi herkese deprem bolgelerine gitmelerini ve bir amele gibi calismasini rica ediyordu. Yardim
kampanyalarinin acilmasini ve herkesin gucu yettigince buna katilmasini istiyordu. TuPRAS'daki yanginin surdugu haberini aldikca yerinde oturamiyordu. Onun bu telâsi karsisinda yanginin yan odada oldugunu
sanirdiniz. Afet aninda ezan okumanin Allah'in rahmetini ihtizaza getirecegini ve afeti durduracagini hatirlatarak yangini canli yayindan izleyen bir iki
arkadasa EZAN OKUMALARINI soyledi. Yanginin kontrol altina alindigi haberi gelene kadar gerginligi dinmedi. Tabii onu takip eden doktorunun da..." (1).
Lutfen dusununuz, bu hocaefendi (!) kendini T.C. Diyanet Isleri Baskani'nin da ustunde Papa'ya esit, istediginde randevu alip gorusebilen en ust Islâm
Temsilcisi konumunda goruyor, A.B.D. ve muritleri tarafindan da boyle lânse ediliyor... Egitimi? Yok!.. Tabii Erzurum'un koylerindeki nur medreselerinde
aldigi dersler (!) egitim sayilirsa... Resmi statusu? O da yok!.. Sadece devrim yasalarina gore kullanmasi yasaklanan hocaefendi (!) unvani var; bir de
vaizlikten aldigi bir emekli ayligi!.. Kendi deyimi ile "fakirin bir dikili agaci bile yok"... Ama aylardir A.B.D.'nde mutevazi emekli ayligi ile mucizeler gerceklestiriyor: Mayo Klinikde tedavi goruyor; 24 saat doktorunu yanindan ayirmiyor; eyalet eyalet geziyor. Emekli maasi bir turlu bitmek bilmiyor, bu nedenle de tedavisi (!) uzadikca uzuyor... Oysa en az muritleri kadar, DGM Savcisi Sayin Nuh Mete Yuksel de, Askeri Savcilik da kendisini ozlemle bekliyor ama nedense bir turlu cok sevdigini soyledigi vatanina donmuyor, donemiyor...Haberde, asil dikkati su cekiyor: TuPRAS yangininin sonmesi icin yanindakilere ezan okutturuyor. Duygusal acidan bakarsaniz, samimi olarak uzuntu duyan bir kisinin normal disi tepkiler gostermesi dogal. Anlayis ve saygiyla karsilamak mumkun. Ancak, kendisini "Dunya Imami" olarak goren bir kisinin bilincli bir bicimde bilmesi gerekir ki, ezan, sadece ve sadece namaz vakti icin yapilan bir cagridir. Aksi yorum, gerek oz, gerek bicimsel ve gerekse de mantiksal acilardan Islâmiyete uygun degildir. Gecmiste ezanin cahilce yorumlanmasiyla ortaya cikan bazi uygulamalar, gelenege donusse de din disidir, bid'atdir. Islâmiyetin, akla mantiga ve bilime en fazla onem veren din oldugu gerceginden hareketle, TuPRAS yanginini sondurmenin yolu, vakit disi ezan okutmaktan gecmez. Nereden gecer? Ileri teknoloji ile uretilmis yangin sondurucu kimyasallardan; egitilmis ve deneyimli bir ekibi surekli hazir tutmaktan ve de acilen dis yardim talebinde bulunmaktan gecer. Ezani amac ve islevi disinda bir caresizlik, acizlik alternatifi olarak kullanmak ayiptir, gunahtir.Oysa ki, Fethullah Gulen istese, milli servetin boylesine goz gore gore heba olmasindan samimi olarak aci duymus olsaydi -ki hâlâ yapabilir- aglamak, inlemek yerine muritlerini harekete gecirebilirdi. Nasil mi? TuPRAS zararinin 200 milyon dolar oldugu aciklandiginda, organizasyonunun mal varligi olan en az 25 milyar dolarin zekâtinin bu amacla kullanilmasini isteyebilirdi. Zaten samimi musluman halkin dini duygularini istismar ederek toplanilan bu servetin % 2.5 uzerinden zekâtinin 625 milyon dolar oldugu dikkate alindiginda, kalan 400 milyon dolar ile depremzedelerin acilarinin onemli olcude giderilmesi bile sozkonusu olabilirdi. Ama bu yapilmadi. New York'da otel suitinde vakit disi ezan okutuldu, gozyasi dokuldu, vicdanlar "tatmin" oldu...Ya Turkiye'deki fethullahcilar ne yapti? Kesin olan su ki hocaefendilerinin emirlerini yerine getirerek amelelik yapmadilar. Zaman Gazetesi, diger gazeteler gibi bir yardim kampanyasi acti, yine samimi dindarlarin ellerini ceplerine atmasini istedi. Hatirlayacaksiniz, deprem felâketinin ilk uc gunu diger seriatcilar gibi fethullahcilar da fiilen ortada yoktu: Bir cenaze namazi kildiracak, cenaze sahiplerini manevi acidan teselli edecek, bir Yasin-i Serif okuyacak din gorevlisi ya da gonullusu bulunamadigindan, cenazeler grayder kepceleri ile toplu mezarlara firlatildi. Bu goruntulerin televizyonlarda yayinlanmasinin sonrasinda, Valilik emirleriyle cesitli illerdeki muftuler ve din gorevlileri re'sen deprem mahallerine gonderildiler. Fethullahcilar ise Adapazari, Duzce, Izmit merkez olmak uzere bir sure depremzedelere hizmet verdiler. Tipki, sunduklari en temel insani hizmette bile tarikat ya da cemaat propagandasi yapan IHH, AIMGT ve diger seriatci yapilanmalar gibi. Sonra, ne oldu bilinmez, deprem mahallerindeki fethullahcilar, Cumhuriyet Gazetesinden Sayin Hikmet Çetinkaya'nin da saptamasiyla, "birden ortadan cekildiler". Ve nihayet, 18 Eylul sabahi deprem mahallerindeki cadirkentlerde ya da derme catma kulubeler icinde yasamaya calisan depremzedeler, girislerin onune birakilmis bir brosur ile karsilastilar. Sicak bir caya bile hasret bu insanlar, yaralarina belki merhem olur umidiyle bu brosurleri okudular:"... Insallah bu hadise guzel yurdumuzun temizlenmesine ve manevi beraatine bir alâmet diye telâkki ediyoruz..... Hazret-i ustadimizin 1939'da zelzele hakkindaki yazilarinda, 'Ramazan-i Serif'in teravih vaktinde kemal-i nese ve surur ile sarhoscasina gayet heveskârane sarkilari ve bazen kizlarin sesleriyle, radyo agziyla mubarek merkez-i Islâmiyetin her kosesinde cazibedarane isitilmesi, bu korku azabini netice verdi..... Insan haklari, demokrasi kurallari, serbestlik ve ozgurluk ve kadin haklari gibi ileri surulen seyler ise hakikatta ahlâksizliga, mustehcenlige yol acmak icin istimal edilegelmis ve halen ayni menfi yolda istimal edilen seylerdir..... Bu hâdise-i arziye, bu memleketin ahali-i Islâmiyesine bakmasi ve onlari hedef etmesi ne ile anlasiliyor ve neden Erzincan ve Izmir taraflarinda daha ziyade ilisiyor.... Bu hâdise, hem siddetli
kista, hem karanlik gecede, hem dehsetli sogukta, hem Ramazan'in hurmetini tutmayan bu memlekete mahsus olmasi; hem tahribatindan intibaha gelmediklerinden, hafifce gafilleri uyandirmak icin, o zelzelenin devam
etmesi gibi bir cok emarelerin delâletiyle bu hâdise ehl-i imani hedef edip onlara bakip namaza ve niyaza uyandirmak icin sarsiyor ve kendisi de titriyor. Bicare Erzincan gibi yerlerde daha ziyade sarsmasinin iki vechi var. Bir: Hatalari az olmak cihetiyle temizlemek icin ta'cil edildi. Ikincisi: O gibi
yerlerde kuvvetli ve hakikatli musluman muhafizlari ve Islâmiyet hâmileri az veya tam maglûb olmak firsatiyle, ehl-i zindikanin orada tesirli bir merkez-i faaliyet tesisleri cihetiyle en evvel oralari tokatladi, ihtimali var".
Yukaridaki akil ve mantik disi, alabildigince bozulmus, bir Turkceyle kaleme alinan bu satirlarin sahibinin, Hazret-i ustadlari (!) Said-i Kurdi, nam-i
diger Said Nursi oldugunu bilmeyenler tahmin de edemeyebilirler...
Brosure bakildiginda, uzun uzadiya kaynak aramak gerekmiyor. Said-i Kurdi'nin risalelerinden, 1939 Erzincan depremi ile ilgili paragraflardan alinmis bu cumleler, 27 Agustos-1 Eylul 1999 tarihli "Zaman" gazetesinde (2) aynen yayinlaniyor; akabinde de depremzedelere dagitilan brosurlerde... Fethullahcilarin takiyyeyi birakarak iyice pervasizlastigi bir kere daha anlasiliyor. Artik savunmada degiller. Turk Silâhli Kuvvetleri ile Ataturk Ilke ve Devrimlerine bagli kurum ve kuruluslara, kisaca Devlete karsi sistematik ama henuz adi konulmamis bir savasim baslatiyorlar, hem de uc ayri koldan... Start veren kisi, simdilik bu ortulu savasimi cephe gerisinden, hem de epeyce gerisinden, A.B.D.'den idare ediyor...
POLITIK VE BuROKRATIK PLATFORMDAKI SAVASIM
Fethullah Gulen ve organizasyonuna karsi T.B.M.M.'nde -Hukûmet-Muhalefet cepheleri dahil- karsi cikan, laik hukuk sisteminden yana tavir alan bir tek parti yok. Hatta, dogru durust, onurlu ve yurtsever tepki koyan bir tek milletvekili bile sozkonusu degil. Meclis disindaki CHP'ye ise son aylarda buyuk bir ikinci cumhuriyetci katilimi gozleniyor. Fethullahcilarin en buyuk desteginin ikinci cumhuriyetciler oldugunu ise herkes biliyor. Hukûmet, Milli Guvenlik Kurulu'nun baslatmis oldugu 28 Subat surecini durdurabilmek icin elinden gelen her seyi yapiyor. Örnegin, fethullahci olduklari onesurulen yaklasik 35 vali ve 300'e yakin kaymakamin merkeze alinmalarini saglayacak atama kararnamesi hâlâ cikarilmis degil. Gerekce olarak onesuruluyor ki bu dogru degil. Sadece 4 Emniyet Muduru ile sinirli tutulan Emniyetteki tasfiye, su siralarda tersine isletilmekte. Yaklasik 80 -bir kismi fethullahci- emniyet mensubu hakkinda acilan sorusturmalar da ciddi bir sonuca baglanmis degil.
Seriatcilara taviz vermeyecegini her firsatta tekrarlayan Icisleri Bakani artik kesinlikle guven vermiyor. En az 600 fethullahci Emniyet Mudurunden soz
ediliyor. Fethullahci Emniyet Amirleri, Baskomiserler, Komiserler, Komiser Yardimcilari ve Polis memurlari cabasi. Tasfiyeye once Istihbarat, Bilgi-Islem,
Personel, Polis Akademisi, Koleji ve Polis Okullarindan baslanmasi ve asagilara inilmesi gerekiyor. Ayni sekilde, yurtdisinda sefaret korumasinda gorevlendirilen emniyetci kadronun tumuyle geri cekilmesi ve durumlarinin gozden gecirilmesi oneriliyor. Bunlar yapilmadigi gibi, bu surecte, ornegin Ankara'daki fethullahci emniyetcilerin simdiki mudurvekili ile en rahat ve en guclu donemlerini yasadiklari iddia ediliyor. Bu durumun Icisleri Bakani
tarafindan da bilindigi, bu yuzden bir tepki gelir endisesiyle vekâleten atama ile yetinildigi kaydediliyor. Bu gevseklik ve kokusma sadece Icislerinde mi? Elbette ki hayir!.. Basbakanlik, Tarim, Kultur, M.E.B. ve diger kamu kurum ve
kuruluslarinin kadrolarindaki fethullahcilarin tasfiye endisesinden kurtulup, aksine yuksek moralle calismalarini surdurdukleri gozlemleniyor. Kamuoyunun deprem felâketine olan ilgisi, fethullahcilarin ve de onlari destekleyen siyasilerin islerine yariyor.Isin olumlu taktik tarafi, DGM'nin sorusturmasi agir isliyor. "Dunya Imami"nin yanisira bazi "Bolge Imamlari"nin A.B.D.'nde oldugu biliniyor. Ya fethullahci hiyerarside yeralan diger orgut yoneticileri? Örnegin, "Sivil Istihbarat Servisi". Hani, organizasyona muhalif asker-sivil kadrolar hakkinda en mahrem kisisel bilgileri -anekdot duzeyinde bile olsa- toplayacak; ses ve goruntu bantlarini, disketleri tasnif ederek bir "Istihbarat Bankasi" olusturacak ekipten soz ediliyor. ustelik ekibin cekirdegini de emniyetteki fethullahci istihbaratcilarin olusturdugu; fethullahci "telekulakci"larin kendi deyimleriyle naksibendi "telekulakci"larini tasfiye ettirdikten sonra bu servise daha rahat bicimde bilgi ve belge-kaset aktarmaya devam ettikleri de onesuruluyor. M.G.K.'na verildigi onesurulen hayali "Fethullah Gulen Raporu"nu hazirlayarak kitleleri provoke etmeyi amaclayanlarin bu servis elemanlari oldugu iddia edilmekte. Keza, son haftalarda ortaya atilan ve Husamettin Özkan ile Mesut Yilmaz hakkinda MIT tarafindan bilgi toplanildigini ima eden sahte raporun da yine bu servis elemanlarinca tezgâhlandigi kaydediliyor. Özellikle son sahte MIT raporundan amac, Turk Silâhli Kuvvetleri'ne karsi tavir alan Mesut Yilmaz'in giderek keskinlesmesi. Hic suphesiz bu iddialarin tumu resmi bir sorusturma gerektirecek kadar onemli. Bati Çalisma Grubunun tasfiye edilecegini, 28 Subat surecinin sona erdigini soyleyerek basta fethullahcilar olmak uzere tum seriatcilara cicek gonderen Mesut Yilmaz'in, son kaset olayindan sonra Fethullah Gulen'in lehine yaptigi konusmalar ise demokrasi ve laiklik adina utancla hatirlaniyor.En son, Genel Kurmay Baskani Sayin Orgeneral Huseyin Kivrikoglu'nun "28 Subat gerekirse bin yil surer" aciklamasi ile bir kez daha sarsilan Fethullahcilarin firsatciligi ve militanligi, Yargitay Birinci Baskani Sami Selcuk'un konusmasi ile bir kere daha ortaya cikmis durumda. Zaman, Aksiyon, Akit basta olmak uzere tum seriatci basinin, PKK'nin, ÖDP'nin ve tum ikinci cumhuriyetcilerin ortak destegini alan ve hatta Nazli Ilicak tarafindan "gonullerdeki Cumhurbaskani adayi" ilân edilen Sami Selcuk'un bu anlamli cikisinin analizinin cok iyi yapilmasi gerekir. Seriatci tehlikeyi yok sayacak kadar tarihimizi ve toplumsal yapimizi bilmeyen; Diyanet Isleri Baskanligi'ni gereksiz gorup, tarikatlarin kendi okullarini acmasini talep eden Abant Toplantisi katilimcisi Selcuk'un, fethullahcilarin gonullerindeki soylemleri dillendirdigi apacik ortada. Zaman ve Aksiyon'un nushalari incelendiginde bu ilinti tum acikligi ile ortaya cikiyor. Hatta, daha da ileri gidiliyor: Abant Toplantilari, T.B.M.M.'nin de ustunde gosterilerek, 1982 Anayasasi'nin yerine yeni Anayasanin Abant Toplantisi katilimcilari tarafindan hazirlanmasi oneriliyor (3). Kisaca, Fethullah Gulen'in ne pahasina olursa olsun ille de ADLIYE ve MuLKIYEDE kadrolasmaktan soz edisinin bos olmadigi anlasiliyor... Fethullahcilarin Sami Selcuk olayinin sonrasinda
takiyyeyi ve savunmayi birakarak devlete karsi adi konulmamis savas acmalarinin temelindeki en onemli hareket noktasi su: Meclise, burokrasiye ve de ekonomiye agirliklarini koymus olmalarina, ABD gibi super guce sahip bir ulkenin destegini arkalarina almalarina ragmen, bir baska ifadeyle ulasabilecekleri en ust guc sinirinda bulunmalarina karsilik, Fethullah
Gulen neden Turkiye'ye donemiyor? Iste halihazirdaki pervasizliklarinin dayandigi neden bu. Bu yuzden surekli acik veriyorlar; bir baska ifadeyle,
geleceklerine ipotek koydurmaya, battikca batmaya devam ediyorlar...
EKONOMIK PLATFORMDAKI SAVASIM
Fethullahcilar yaklasik 300 sirket ve holding, yillik 600 trilyonluk ciro ve 25 milyar dolar tahmin edilen servetleriyle, sadece dinsel alanda degil, ekonomik
alanda da vurduklari yerden ses getiren, ustelik dis ticaret becerileri olan girisimcileri ile dunyaya acilan buyuk bir imparatorluk (!). Fethullahci
organizasyonun cokertilmesi icin sadece siyasal desteklerinin kesilmesi ya da yasal onlemlerin alinmasi yetmiyor. Para musluklarinin da kapatilmasi
gerekiyor. 28 Subat kararlari cercevesinde alinmasi gereken onlemler henuz alinmis degil. ISHAD faaliyetini surduruyor (4). Samanyolu Televizyonu
neredeyse dunyanin onemli bir bolumunden seyrediliyor. Zaman gazetesi 13 ulkede basiliyor (5). Biraz azalmasina ragmen "himmet paralari" yine halktan
yasadisi bicimde toplaniyor; yurtdisindaki okullara ve sirketlere para transferi yasadisi yollardan gerceklestiriliyor. Fethullahci okullarin, dershanelerin, yurtlarin ve isikevlerinin sayisi ve etkinligi giderek artarken, M.E.B.'nin gostermelik denetimleri (Ataturk kosesinin olup olmadigi vb.) formalitenin yerine gelmesi kabilinden surup gidiyor. 28 Subat surecinde fethullahci kurumlara vurulan tek darbe de su: YÖK'nun Fatih universitesi'ne kaynak aktarimini kesmesi. Iste bu darbelerin nitelik ve nicelik acisindan arttirilmasi gerekiyor. Bunlar yapilmadigi icin de devlet, kendi imkânlarini kullanarak kendisini yoketmek isteyenleri caresizlik icinde seyrediyor; savunma mekanizmasini harekete geciremiyor...Fethullahci Organizasyonun ekonomik gucunu ortaya koyan dramatik ama tipik bir ornek: Ekonomik cikarlarin, ulusal cikarlarin onune nasil gecebileceginin, hatta din faktorunu bile yok saydirtabileceginin tipik bir kaniti:"Fethullah Gulen Hocaefendi Hazretleri,Is yerimizde bizleri ziyaret etmek lutfunda bulunmus olmanizdan dolayi sahsim ve arkadaslarim adina tesekkurlerimi arzetmeyi borc bilirim.Ugurlu kademli olduguna gonulden inandigim tesrifleriniz sirasinda sarfetmis oldugunuz veciz cumleler bizleri dusundurmus ve zihinlerimizde yeni ufuklar acmistir. Lutfettiginiz ve Ulu Tanri'nin ismi ile veciz deyimleri ihtiva eden guzel tablo, calisma odamin duvarini suslemektedir. Ayrica armagan ettiginiz cok degerli amber tesbih ve nadide ipek haliyi bir hâtiraniz olarak aile ocagimizda muhafaza edecegim. Bu nazik ve anlamli jestinizden dolayi ayrica sukranlarimi arzederim.Yuce Peygamberimizin "Hediyelesiniz, Muhabbeti Artirir" deyiminden hareketle zatiâlilerinize sundugum, 1500 yillik Ortadogu'nun kutsal topraklarinda yapilan kazilarda cikan orijinal bir kandil ile, Merhum Tunca ustadimizin bir hat eserini sizlere olan saygimizin ve sevgimizin ifadesi olarak lutfen kabul buyurmanizi istirham eder, emirlerinize intizâren en derin saygilarimi sunarim. uzeyir Garih".Goruldugu gibi, isadami uzeyir Garih'in bu mektubunda yer alan ve muridâne bir havada yazilmis cumleleri hak etmek icin Fethullah Gulen ne yapmistir? Elbette ki, bir ziyaret esnasinda verilen tesbih-tablo ve ipek hali icin ovgu duzmeyecek kadar zengindir uzeyir Garih. ustelik, herhangi bir emekli vaize randevu vermeyecek, hele hele mukabil hediyelerle birlikte yukaridaki mektubu yazmayacak kadar da mesguldur kendileri. Turkiye Cumhuriyeti'nin sinirlari icinde, laik hukuk sisteminden yararlanarak ozgurce ve esitce is yasamini surduren Sayin Garih'in Fethullah Gulen'e bu nezaketi gosterirken, seriatci yapilanmalara karsi duyarliligi olan Turk kamuoyunu da dikkate almasi; esas saygiyi Cumhuriyetin temel ilkelerine gostermesi gerekirdi. Diyebilirsiniz ki, ne var bunda, karsilikli bir hediye alisverisi ve oldukca ince bir tesekkur mektubu. Hayir, hepsi o kadar degil. Eksik olani bizzat Fethullah Gulen ifade ediyor: "Bir Musevi (uzeyir Garih) Moskova'da sizin tesvikinizle acilan bir okula yardim ederse onu ne cemiyet cercevesine, ne cemaat cercevesine oturtmak mumkun degil" (6). Kisaca, uzeyir Garih, Rusya Federasyonu ve Orta Asya'daki yatirimlarini guvence altina almak icin, seriatci oldugunu bildigi bir yapilanmanin Moskova'da actigi lisesini finanse ediyor. Bir nevi harac (himmet parasi) ya da Osmanli doneminde gayrimuslimlerin odedigi cizyeyi hem de gonullu olarak oduyor. Sadece o mu? Örnegin Sakip Sabanci, son kaset olayi ile Fethullah Gulen'in maskesinin dusmesinin sonrasinda bile ona sahip cikiyor: "Sayin Hocam Fethullah Bey, yillardan beri gundemdeydi. Pat diye surpriz olarak gelmedi" diyerek Gulen'in kendisi gibi bu ulkeye hizmet verdigini deklare ediyor (7). Sakip Sabanci'nin tarikatci oldugunu ya da sonradan intisap ettigini elbette ki iddia etmek mumkun degil. Ancak, yurtici ve yurtdisi is baglantilarindan kaynaklanan ekonomik cikar hesaplari, Sakip Sabanci'yi boyle konusturuyor. Bir baska ifadeyle de paranin dini ve milliyeti ve de devleti olmadigini bir kez daha gozler onune seriyor...Turk Devletinin, ekonomik platformda fethullahci organizasyona ve diger ekonomik gucu olan seriatci yapilanmalara karsi kisa vadede almasi gereken onlemler soyle ozetlenebilir:Bu tur yapilanmalarla dogrudan ya da dolayli ilgili sirketlerin hesaplarina acilen elkonulmalidir. Geriye donuk olarak azami 5 yillik yasal sure icindeki tum girdiler ve ciktilar, para transferlerinin mevzuata uygunlugu tek tek kontrol edilmelidir. Bu islerle gorevlendirilecek Maliye elemanlarinin secimi ve denetimine iliskin esaslar belirlenmeli ve buna uyulup uyulmadigi siki sikiya takip edilmelidir. Özellikle ISHAD, Akyazili Orta ve Yuksek Egitim Vakfi, Turkiye Ögretmenler Vakfi, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfi, Asya Finans, Feza, Çag, Slim, Fetih, Isik gibi dernek, vakif ve sirketler yasal bicimde buyutec altina alinirken, organizasyonla iliskisi bilinen tum dersaneler, kurslar, yurtlar ve de isikevleri takip ile mutlaka ve mutlaka kapatilmalaridir. Ayni sekilde, fethullahci organizasyon icindeki sirketlere ve vakiflara kaynak aktaran, ihale veren burokratlar da sorusturma kapsamina dahil edilmelidir. Bu onlemler alinmazsa ne olur?!.Fethullahci kurum ve kuruluslardaki ekonomik duzeyde geometrik buyumeye en tipik ornek, Akyazili Orta ve Yuksek Egitim Vakfidir ki, kurulus senedinde yer alan mal varligi ile gunumuzdeki serveti arasindaki inanilmaz fark, bu konuda bir fikir vermeye yetecektir:
1972'de Izmir'de (Bahcelievler 502/2 Sokak, No: 39) Nef'i Akyazili ve esi Pembe Zehra Akyazili, Naci Sencekicer, Mehmet Sevimlican, Osman Sarioglu, Yusuf Pekmezci, Ekrem Ugur, Zeki Sakman ve Mehmet Fidan tarafindan olusturulan Akyazili Orta ve Yuksek Egitim Vakfi'nin baslangic sermayesi 229.747 TL.'na tekabul eden Izmir Karsiyaka'da iki katli bir bina, Bozyaka
mevkiinde 1620 metrekarelik bahce icinde tek katli bir koy evi ve yine ayni mevkide 415 metrekarelik bir arsadan ibarettir. Oysa, aradan gecen 27 yil icinde, vakfin sahip oldugu ogrenci yurtlarinin dokumu soyledir. Ankara'da:
Malazgirt Ögrenci Yurdu, Fidan Ögrenci Yurdu, o. Dusungel Ögrenci Yurdu, Izmir'de: Isiklar Ögrenci Yurdu, Bergama Ögrenci Yurdu, Ortakoy Ögrenci Yurdu, Halil Rifat Pasa Ögrenci Yurdu, Kemalpasa Ögrenci Yurdu, Eskisehir'de: Sivrihisar Ögrenci Yurdu ve M. Gungor Ögrenci Yurdu, Adapazari'nda: Ersoy Ögrenci Yurdu ve Akyazi Erkek Ögrenci Yurdu, Gumushane'de: Ahmet Ziyauddin Ögrenci Yurdu, Kutahya'da: Hisar
Ögrenci Yurdu, Afyon'da: Suhut Ögrenci Yurdu, Dinar Ögrenci Yurdu, Emirdag Ögrenci Yurdu, Kayseri'de: Seyid Burhanetdin Ögrenci Yurdu, Keykubat Ögrenci Yurdu ve Bunyan Ögrenci Yurdu, Kocaeli'nde: Yuvacik Ögrenci Yurdu, Usak'da: Gunkaya Ögrenci Yurdu ve Karahalli Ögrenci Yurdu, Aydin'da: Fatih 1 Ögrenci Yurdu ve Fatih 2 Ögrenci Yurdu, Sivas'da: Buruciye Ögrenci Yurdu, Bayburt'da: Sehit Osman Ögrenci Yurdu, Milas'da: Hafize Hatun Ögrenci Yurdu, Konya'da: Seydi Mahmut Hayrani Ögrenci Yurdu, Isparta'da: Sidre Ögrenci Yurdu, Balikesir'de: Kayapa Ögrenci Yurdu,
Erzurum'da: Zinnuni Ögrenci Yurdu, Denizli'de: Cevherpasa Ögrenci Yurdu ve Suller Ögrenci Yurdu, Mugla'da: Sahidi Ögrenci Yurdu, Manisa'da: Bilgin
Ögrenci Yurdu, Akhan Ögrenci Yurdu, Yilmaz Ögrenci Yurdu, Alasehir Ögrenci Yurdu, Burdur'da: ucgen Ögrenci Yurdu ve Mehmet Akif Ögrenci Yurdu, Erzincan'da: Yesilirmak Ögrenci Yurdu ve sonradan acilmis olabilecek diger ogrenci yurtlari.Akyazili Orta ve Yuksek Egitim Vakfi'nin kurulusta 9 kisilik mutevelli heyetinin bugunku sayisi 282 kisi. Bugun sadece Izmir'de 27 arsa, 45 bina, bir dersane ve 5 yurdu bulunan ve Turkiye genelinde trilyonlarla ifade olunan gayrimenkul zengini Vakif, fethullahci organizasyonun medari iftihari konumunda. Kisaca, yukaridaki ornekte de goruldugu gibi, fethullahci organizasyonun ekonomik kaynaklari, mudahale olmadigi takdirde geometrik bicimde buyumektedir. Bu ekonomik kaynaklarin rasyonel bir oncelikle, ozellikle de insan egitiminde kullanilmasi, tehlikenin giderek buyumesineyol acmaktadir.
3. DINSEL PLATFORMDAKI SAVASIM
Özellikle Sami Selcuk'un ulke gerceklerini yeterince yansitmayan, ancak Bati'nin uzun suredir dayattigi receteyi yineleyen talihsiz beyanlarindan olumlu yonde cesaretlenen fethullahcilarin, genis cephe taktigine basvurduklari gozlemleniyor. Strateji degisikliklerinin gerekcesi ise su aciklamaya dayaniyor: "Bu ulkede sokaktaki 'Islâmci', 'Kurtcu', 'dinci', 'vatan haini' ve digerleri, Avrupa Birligine girmeyi, hem de bir 28 Subat tarihinde girmeyi devlete yon veren gucten daha fazla istiyor". Devlete yon veren gucun Turk Silâhli Kuvvetleri oldugunu bilmeyen yok. Demokrasinin ve ulke-ulus butunlugunun onunde en buyuk tehlikeyi olusturan basta fethullahcilar olmak uzere tum seriatcilar, boluculer, sozde ilerici sosyalistler, donek solcu olarak tanimlanan ikinci cumhuriyetciler, ortak deyimleriyle Te Ce'ye karsi ittifak gorunumundeler. Hem de demokrasi, baris, hosgoru, insan haklari gibi evrensel degerlerin arkalarina alarak... Hatta o kadar ki, "devlete karsi islenen suclarin affedilmesi ve olum cezasinin kaldirilmasi; Dogu ve Guneydogu bolgesinin yasam kosullarinin duzeltilmesi" gibi talepleri iceren 49 demokrat (!) aydinin (!) imzaladigi "Simdi Tam Zamani Çagiriyoruz" baslikli deklerasyona fethullahcilara acik destek veren isimlerin de katilmasi, Zaman
gazetesinde onemli bir haber olarak yer aliyor (8). Diger imzacilara baktiginizda gozlerinize inanamiyorsunuz: Örnegin, Abdulmelik Firat, Ahmet
Turk, Ufuk Uras, Tarik Ziya Ekinci, Mehmet Altan, Gulay Gokturk ve digerleri. Bir de, Zaman gazetesinin yakin zamana kadar Fethullah Gulen aleyhine yazdigi kitaplardan dolayi "komunist-ateist-bolucu" olarak afise etmeye calistigi Faik Bulut. Kimi Kurt fasisti, kimi ikinci cumhuriyetci, kimi Insan -pardon PKK- Haklari Dernegi yoneticisi, kimi sosyalist. Ister istemez sorguluyorsunuz, nerede her firsatta Turk milliyetciligini savundugunu one suren; kurtculere ve her turlu boluculere, komunistlere, ateistlere karsi olduklarini aciklayan; sehit ailelerini her firsatta istismar ile provoke eden; kendilerini modern alp-erenler olarak lanse ederek Turk sagini bunca yil igfal eden fethullahcilar? Sonra fethullahci olarak adlandirilan bu yapilanmanin, amacina ulasabilmek icin tipik makyevelist bir anlayis icinde, birakin Papayla ya da Ortodoks Rum Patrigiyle, seytanla bile isbirligi yapabilecegini kestirebiliyorsunuz...Iste fethullahcilarin sergiledigi bu ahlâki duzey, dinsel platformda da kendini gosteriyor. Bugune kadar, nurculuktan ciktiklarini ancak onu astiklarini; tarikat olmadiklarini; olsa olsa "sivil toplum (cemaati)" olarak nitelendirilebileceklerini soyleyen fethullahcilar, Kivrikoglu Pasa'nin son kararlilik demeci ile birlikte, Bediuzzaman olarak nitelendirdikleri sahsin risalelerine periyodiklerinde daha fazla atifta bulunmaya basladilar. Bir baska
ifadeyle takiyyeden vazgecerek nurcu kimliklerine yeniden burunduler. Fethullahcilarin siyasal kosullarin degismesi nedeniyle asillarina donmeleri,
genis cephe ya da sol literaturde "birlesik cephe" diye adlandirilan yeni taktiklerini engellemiyor, aksine guclendiriyor. Örnegin, fethulllahcilar, 17
Eylul 1999 tarihli "Zaman"da cikan "Bir Manevi Dinamik: Tunahan" baslikli yaziyla, bugune kadar yildizlarinin hic barismadigi bir dusman kardese,
Suleymancilara baris cubugunu su cumlelerle uzatiyorlar:"Mucadelesinin onemini bugunlerde daha iyi kavriyoruz. Bugunlerde, yani bastigimiz toprak ayaklarimizin altindan kayarken ve Kur'an egitimine sinirlama getirilirken... O bu ugurda hayatini ortaya koydu ve bir omur mucadele verdi. Suleyman Hilmi Tunahan, temel manevi dinamiklerimizden. Onun gibi dinamikler bundan
boyle gundemimizde daha fazla yer almali. Onlarin mesajlarini simdi, ruhlarin iyice hassaslastigi su gunlerde daha iyi anliyoruz. Manevi dinamigin ne demek oldugunu da... Koca bir omur Kur'ani ogretmeye adandi. Bu ugurda cektigi sikintilarin haddi hesabi yok. O kadar ki arzu ettigi yere bile defnedilmesi engellendi. Naasi polis zoruyla Karacaahmet Mezarligina goturuldu... Kur'an egitimine konan engeller ve bugunlerde dellenen toprak, onun gibi manevi dinamiklere olan ihtiyaci ortaya cikariyor..."
(9).Oysa biliyoruz ki, Turkiye Cumhuriyeti icin kurulusundan itibaren onemli bir tehdit olusturmus sahte din tuccarlari: Said-i Kurdi, Seyh Sait, Seyyit
Abdulkadir, Kemal Pilavoglu, Suleyman Hilmi Tunahan, Cemalettin Kaplan, M. Zahid Kotku ve onlarin gunumuze kadar ulasan cikintilari. Sadece, laik hukuk duzenine karsi degil, seriatci cephede egemenlik tesis icin birbirleriyle de kavgaya tutusmuslar. Suleymanci, babasi faraza nurcuysa cenaze namazina gitmemis; naksibendi, kendi tarikatinin hatta cemaatinin disindakilere gercek musluman gozuyle bakmamis; nurcu, Said-i Kurdi'nin sefaati (!) sayesinde cennette oncelikli yer alacagina inanmis; rufai, kadiri ve vucutlarina sis batirarak Allah katinda ne denli makbul olduklarinin provalarini yapmis... Bunlar, Islâmiyeti kendi islerine geldigi gibi yorumlarken, hem muslumanlar arasinda firkaciliga ve bolunmeye yolacmislar, hem de cok yonlu inanilmaz bir somuru mekanizmasi kurararak milyonlarca saf ve cahil insanimizi kandirmislar, somurmusler. Cahil insanlar da din tuccari sahte seyhlerini tabulastirarak Allah'a sirk kostuklarinin; devlete ihanet ettiklerinin farkina bile varmamislar...Daha gecenlerde Nurcularin liderlerinden biri olan Mehmet Kutlular, fethullahcilarin, yurtdisinda -Alman Anayasa Koruma Örgutu (Ic Istihbarat Servisi-BfV) destekli- Suleymancilara ve Milli Gorusculere karsi
Turk Devleti tarafindan kullanildigini belirtirken; istihbaratci nurcularin fethullahci cemaate katildiklarini, kendilerinin bu duruma alet olmadiklarini ima ediyordu. Simdi, ayni fethullahcilar, dune kadar yerin dibine batirdiklari
Suleyman Hilmi Tunahan'in olum yildonumunde bugun ovguler duzmektedirler. Bunun adi riyakârlik ve de hic suphesiz ahlâksizliktir. Bugun Suleyman Hilmi Tunahan'in torununa ve Kemal Kacar'a uzatilan baris cubugu, yarinsa Haydar Bas'a, Abdulkadir Sasmaz'a, Esad Cosan'a, Musa Topbas'a, Enver Ören'e, Ali Yuksel'e, Necmeddin Erbakan'a, Mehmet Firinci'ya, Cuppeli Ahmet'e, Nazim Kibrisi'ye, Mehmet Kutlular'a, Mehmet Kirkinca'ya, Muhammed Siddik Dursun'a, Metin Kaplan'a, Izzettin Yildirim'a, Mehmet Kurdoglu'na Ramazan Yilmaz'a, Ali Kalkanci'ya, Muslum Gunduz'e ve diger cikintilara uzatilabilecektir. Fethullahci organizasyonun makyavelist yaklasimi dis iliskilere de yansidiginda Turkiye Cumhuriyeti, 76 yillik tarihi boyunca karsilastigi en buyuk tehdit odagi ile varolma savasina girmek zorunda kalacaktir. Bugun, A.B.D. gudumune giren, yarin cikarlari gerekiyorsa pekalâ Almanya, Ingiltere, Iran, Suudi Arabistan, hatta Libya ya da bir baska ulkenin gudumune girebilir. Buna hic kusku yok...Basta fethullahcilar olmak uzere, halk tabiriyle "birbirinin gozunu cikarmaya hazir" diger tarikat ve radikal yapilanmalarin, ortak cikarlari cercevesinde butunlesme tehlikesine karsi alinabilecek en etkili onlem, halkin bilgilendirilerek aydinlatilmasidir. Bu isin onculugunu hic suphesiz ki Diyanet Isleri Baskanligi yapacak; Ilâhiyat Fakultelerindeki gercek bilim adamlari da katkida bulunacaktir. Oysa ki, Anayasal bir kurulus olan Diyanet Isleri Baskanligi asli gorevini yerine getirmekten uzun yillardan bu yana korkuyla kacinmaktadir. Turkiye Cumhuriyeti'nin en buyuk sanssizligi ve de eksikligi, devletine sahip cikacak cesarete ve kisilige sahip yeterli vatansever din gorevlilerinin yetistirilememis olmasidir. Cumhuriyet ynetimi altinda irticai faaliyetlerin 76 yildan bu yana surmekte oldugunu; tarikat ve radikal Islâmi gruplarin gercek dinde yeri olmadigini en iyi bilen Diyanet Isleri Baskanlari, bugune kadar dengelerin bozulmasindan korktuklarindan, tarikat ve benzeri yapilanmalarin uzerine gidememislerdir. Örnegin, Suleymancilar, Diyanet Isleri Baskanligi'nin atadigi imamlarin (Imam Hatipli ve de Ilâhiyat mezunlari dahil) arkasinda namaz kilmayi oteden beri reddetmekte; el koyduklari camilere atanan din gorevlilerini kacirtmak icin de alenen dovmektedirler. Ayni sekilde, sozde Diyanetin denetimine ragmen, 800'un uzerinde Kur'an Kursu ve Pansiyonu ile adeta bir dokunulmazlik zirhi icinde korpe beyinleri Ataturk ve Cumhuriyet aleyhine yikamaya devam etmektedirler. Fethullahcilar, devletin dinden elini cekmesini isteyerek Diyanet Isleri Baskanligi'nin kaldirilmasini dillendirmektedirler. Naksiler camilerini ayirmislardir. Milyonlarca saf-dindar insanimiz, bu odaklarin elinde dinine ve devletine karsi yabancilastirilmaktadir. Butun bu dinsel yapilanmalara ve ihanetlere karsi suskun kalan halihazirdaki Diyanet Isleri Baskani Sayin Mehmet Nuri Yilmaz, Fethullah Gulen'in Islâm Temsilcisi sifatiyla Papa ile gorusmesini bile tepkisiz-yutkunarak seyretmekle yetinmistir. Camiler kisla, minareler sungu, muminler devletine karsi dusman neferi, Imam Hatip Liseleri ve Ilâhiyat Fakulteleri seriatci yapilanmalarin on bahcesi olurken, en az turedi seyhler kadar cesaret ve basiret gosteremeyen Sayin Yilmaz, ulusumuzun kendilerine gosterdigi saygiyi hak etmemektedir. Tipki, Borekcizade Rifat Efendi'den sonra gelen, -islerinde ehil de olsalar- devletine ve rejimine geregince sahip cikamayan, tarikatlarla aciktan aciga mucadele edemeyen diger "urkek" Diyanet Isleri Baskanlarinin da saygiyi hak etmedikleri gibi: Topu topu sadece 1960'li yillarin basinda Nurcularin dindisi eylem ve soylemlerini ortaya koyan bir kitapcik yayinlanmis; bir de 12 Eylul doneminde Suleymancilarin olusturdugu tehditle ilgili olarak talep uzerine Milli Guvenlik Konseyi'ne bir rapor sunulmus, hepsi o kadar. Simdiki Baskanin tarikatlarla ilgili kamuoyuna malolmus bir mucadele programi yok. Merkezi vaazlarda, hutbelerde bu konuya yer verilecegine iliskin bir bilgiye de rastlanmiyor. Oldukca yetismis bir psikolojik mucadele uzmanini danisman kadrosuna istihdam etmis olsa da kendisinden yeterince yararlanamadigi anlasiliyor. Yaygin bir izleyici kitlesine sahip olmayan bir televizyonda (BRT) cikip da: "Tarikatlara gerek yok.... Gecmiste tarikat dunya sevgisini birakmakti. Simdi bakiyoruz, cemaat haline gelmis tarikatlar her turlu konfor icinde, zevk ve sefa icinde. Dini bilmeyen, cehalet icinde yuzen insanlar seyhlik postuna oturmuslardir. Dini samimi olarak, birey olarak yasayan insanlari ayirt ediyorum. Dini ogrenmek isteyen herkes dini yasayabilir. Allah ile kul arasina kimse giremez. Dini yasamak icin tarikatlara gerek yok, zorunluluk yok... Ibadette yeter ki samimi ol, bunlar olay cikarmak dinle devleti, milleti, cumhuriyeti karsi karsiya getirmek istiyorlar. Oynanan oyun budur. Kimse Cumhuriyetle Islâmiyeti karsi karsiya getirmesin" demesi yeterli olmuyor. Sayin Diyanet Isleri Baskani'nin yureklilikle cikip "bunlar"in kim olduklarini, din disi uygulama ornekleriyle birlikte, tum kitle iletisim araclarindan yararlanarak surekli bir bicimde aciklamasi gerekiyor. Aciklayamadigi icin her yil yuzbinlerce saf insanimiz bu din tâcirlerinin agina dusuyor; Diyanete bagli camilerdeki cemaat sayisi da buna bagli olarak surekli azaliyor. Diyanetin asli gorevi kuskusuz sadece camilere din gorevlisi atayip vakit namazlarini eda
ettirmekten ibaret degil. Sayin Baskanin Diyanet kadrosundaki ya da yurtdisindaki orgutlu Suleymanci, Kaplanci, Milli Goruscu gibi yapilanmalara karsi verdigi mucadele olmasi gerekenin cok ama cok gerisinde. Bu acidan onunde iki secenekten birini secmek durumunda: Ya acizligini kabullenerek istifa edecek veya gorevden alinmayi bekleyecek, ya da Borekcizade'den sonra hicbir Diyanet Isleri Baskani'nin yapamadigini yaparak halkiyla ve
devletiyle butunleserek seriatci yapilanmalara karsi aciktan mucadele edecektir. Bu ikinci tercih, sadece sorumlu, vatansever bir burokrat icin degil, temsil ettigi kitleler icin Allah'a karsi da bir borctur, yukumluluktur. Sayin Mehmet Nuri Yilmaz ve bu goreve getirilenler bu ulkede en az Fethullah Gulenler kadar cesur ve kararli olmadirlar; yaygin dinsel egitimi ve
halkla iliskileri Fethullah Gulenlerden daha iyi yurutmelidir, derken ne kendisine ne de makamina haksizlik etmis sayilmiyoruz...
FETHULLAHÇI YAPILANMANIN HRISTIYAN VE YAHUDI DESTEKÇILERI
Fethullahcilarin en buyuk ortak hayali, Fethullah Gulen'in vatanina tipki Ayetullah Humeyni gibi donmesi ve hemen iktidar koltuguna oturmasi. Kendisini kurbanlar keserek karsilamak istiyorlar. Kaset olayindan sonra "cozulen" fethullahcilarin soylemlerine gore, cemaat uyeleri, Fethullah Gulen'in idamla yargilanabilecegini ihtimal gormekle birlikte, infazin sozkonusu olmayacaginda hemfikirler. Malûm ic ve dis desteklerine guveniyorlar. En cok da Hristiyan Dunyasinin (Katolik ve Ortodoks) ve Musevilerin tepki gostereceginden eminler. Kayitsiz sartsiz desteginden emin olduklari yabanci ruhaniler ise sunlar: Papa II. Jean Paul ile en onemli yardimcisi Kardinal Francis Arenzi (Dinlerarasi Diyalog Konseyi Baskani), New Yok Baspiskoposu Kardinal John O'Connor, A.B.D. Katolik universitesi'nden Prof.Dr. Sidney Griffith, Prof.Dr. Dale Eickelman, Dr. Thomas Walsh, Neil Albert Salonen , Richard Rubinstein, Israil Hahambasisi Dahsi Doron, Fener Rum Patrigi Bartholomeos. Fethullahcilara gore A.B.D. yonetiminin garantili guvence verdigi Hristiyan ve Musevi ruhanileri, Islam Dunyasinda muhatap olarak yalnizca kendilerini taniyorlar ve dayanisma gosteriyorlar. Fethullahcilarin bu isbirligi ve dayanisma ya da tâbiyet konuda hic de abartma yapmadiklarina iliskin iki ornegi son gunlerde yasamis bulunuyoruz. Örnegin, Turkiye Katolik Cemaatleri Ruhani Reisler Kurulu Genel Sekreteri Monsenyor Georges Marovitch, sanki uzerine dusen vazifeymis gibi, 20 Eylul 1999'da yaptigi bir aciklamayla Fethullah Gulen'in Nobel Baris Ödulu'ne lâyik oldugunu aciklamis ve kendisine ovguler yagdirmistir. Ertesi gunu de, Fethullahci "Gazeteciler ve Yazarlar Vakfi"nin Istanbul'da Cemal Resit Rey Salonu'nda duzenledigi "Birlikte Yasama Sanati Hosgoru 700 Sempozyumu"na, Turkiye'deki fethullahcilarin ve yandaslarinin ve de muhiplerinin yanisira, Turklere dusmanligi ile anilan Fener Rum Patrigi Bartholomeos, Katolik Cemaati Ruhani Reisler Kurulu Baskani Lui Pelatre, Genel Sekreteri Georges Marovitch, Musevi Hahambasi Vekili Ishak Haleva, Salom Gazetesi yazari Yusuf Altintas, Ermeni Patrigi Temsilcisi Kirkor Damatyan, Suryani Cemaati Temsilcisi Dr. Ayhan Basaranlar katilarak soz ile yogun alkis almislardir. Fethullahcilarin en buyuk korkulari su: Fethullah Gulen, kalp hastasi, seker ve sekere bagli goz rahatsizligi ile yuksek tansiyon hastasi. Turkiye'ye dondugunde, tedavisine iliskin ciddi kuskulari ve endiseleri var. Örnegin, Turk Askeri Doktorlarina guvenmiyorlar. Korktugundan degil, sirf bu nedenle A.B.D.'nde beklemeyi tercih ettigini ifade ediyorlar. Iclerindeki tek teselli verici umut, "donusunun muhtesem olmasi", yani dogrudan iktidar koltuguna oturmasi... Tabii ki sacma bir umut ama seyhlerini "Dunya Imami" statusune lâyik gorenlerin umutlarina engel olmak da kesinlikle mumkun degil... Bugunlerde, Fethullah Gulen'in saglik durumuna iliskin celiskili haberlerin gelmesi, yapilanmanin basina vekil olarak kimin gececegine iliskin tahminlerin yurutulmesine yol aciyor. Bilindigi gibi, Fethullah'in A.B.D.'ye kacmasindan (pardon tedaviye gitmesinden-N.H.) sonra, organizasyonu ayakta tutan himmet paralarinda oldukca hissedilir bir azalmanin oldugu hic kimsenin mechulu degil. Organizasyon, ozellikle medya bolumunde calisanlara zaman zaman maas odemekte bile zorlaniyor. Yurt icinde organizasyondan kadrolu olarak maas alan personelin (Istisare Grubu, Cografi Bolge Imamlari, ulke-Bolge-Il-Ilce Imamlari, Semt-Mahalle Imamlari, Ev Imamlari -Yurt mudurleri ve yardimcilari ile isikevleri sorumlulari-, Danismanlar, Serrehberler, Belletmenler, Okul-Dersane-Kurs Mudur ve yardimcilari, ogretmenler, yabanci personel, mustahdemler, teknik elemanlar, medya calisanlari, saglik personeli -doktorlar, hemsireler, yardimci saglik personeli-, organizasyona dahil vakif, dernek ve araci kuruluslarin yonetici ve calisanlari) yanisira yurtdisindaki temsilcilere, okul mudur ve yardimcilarina, yerel ogretmen ve personele, kuryelere, okullarin bakimini saglayan teknik personele de muntazaman her ay maas odeniyor. Ancak kac kisiye maas odendigine iliskin bilgiler net bir rakami ifade etmese de birbirine yakin. En az 50.000 maas alan personelden soz ediliyor. Hali vakti yerinde olup da maas talep etmeyen, emekle katkida bulunan gonullulerin sayisi bu rakama dahil degil. Yurt icinde ve disinda bagislanan ya da satin alinan gayrimenkullerin yanisira kiralanan binlerce gayrimenkulun aylik isletme harcamalari (kira, bakim, elektrik, su, isinma, telefon, teknik ekipman, laboratuvar ekipmani, yatakhane-yemekhane ekipmani, temizlik, saglik ekipmani vb.), ulasim giderleri (tasima araclari alimi, yakit ve bakim-onarim giderleri, ucak biletleri vb.), yiyecek-icecek, sosyal ve kulturel etkinlik masraflari dikkate alindiginda, fethullahci organizasyonun ortalama aylik giderinin 1999 yili rakamlariyla en az 25-35.000.000.000.000 TL (25-35 trilyon TL) arasinda oldugu tahmin ediliyor. Bu aylik harcama tutari,organizasyonun 25 milyar dolar ifade edilen anasermayesine, yillik ortalama 600 trilyon TL olarak ifade edilen ciroya ve de gercek miktari saptanamayan himmet gelirlerine vuruldugunda oylesine onemli bir rakam olarak degerlendirilmiyor. Ancak, dis yardimlarin kesilmesinin, himmet paralarindaki azalmanin kroniklesmesi durumunda bu saadet zincirinin kopmasinin ve organizasyonun paramparca olmasinin kacinilmazligina dikkat cekiliyor. Kisaca, Fethullah Gulen'in yoklugu, organizasyonun yumusak karnini olusturan para muslugunun basinda "mutemet" ellerin olmasini gerekli kiliyor.
FETHULLAHÇI YAPILANMANIN VARISLERI
Iste, Fethullah Gulen'in boslugunu dolduracak adaylarin su siralarda yeniden gundeme gelmesinin nedeni bu. Ancak, Fethullah Gulen henuz sagken, yakin
cevresinden hic kimsenin vekâleten bile olsa adayligini ilân etme "curetini" ve "hurmetsizligini" gostermesi beklenmiyor. Ancak, yine de ortulu kulis calismalari kapsaminda bazi isimlerin daha sik telâffuzu ve bu isimlere daha cok ve daha ozel saygi gosterilmesi biciminde bir ayrismaya gidiliyor. Bu
ayrisma sonunda aciga cikan isimler ve bu isimlerle ilgili yorumlar, meslek gruplari ve kisiler acisindan en sanssizdan en sansliya dogru soyle:Ögretim uyelerinin hic sansi bulunmuyor. Gazeteci ve Yazarlar Vakfi Kurucu Hey'eti ve Yonetim Kurulu ile Abant Toplantilarina katilanlar icinde yer alan, kamuoyunca isimleri bilinen akademisyenlere sans verilmemesinin nedeni su: Vârisin mutlaka ve mutlaka risale-i nurlari hatmetmis, bir baska ifadeyle nur
mekteplerinin rahle-i tedrisinden gecmis olmasi gerekiyor. Bu olmazsa olmaz turunden bir kosul. Ihsan Kalkavan, Mehmet Emin Hasircilar, Sadik Pishan,
Tahsin Tekoglu, Ömer Faruk ve Selcuk Berksan, Asim ulker, Mustafa Kavurmaci, Naci Altinbuken, Abdulkadir Konukoglu, Riza Nur Meral, Mustafa Kahraman, unal Kabaca gibi isadamlari arasinda on plana cikan tek isim Ilhan Isbilen. Hocaefendi (!) ile gecmise dayali bir hukuku oldugu soyleniyor. Fethullah Gulen'in adigecene gosterdigi ilgi ve saygi, cemaati de bu yonde etkilemekle birlikte en onemli dezavantaji risale-i nur egitiminin "kifayetsiz" olmasi. Organizasyonun lokomotifi sayilan Akyazili Orta ve Yuksek Egitim Vakfi'nda yurt mudurlugunden mutevelli hey'et baskanligina kadar yukselip deneyim kazanan, sonra da fethullahci medyanin olusturulmasinda tum sorumlulugu tek basina ustlenen Ilhan Isbilen, Fethullah Gulen ile Vatikan'a gittikten sonra su siralarda ortalarda gorunmemeye basladi. Otoriter ama agresif kisilik yapisi ile "toparlayici" olamayacagi konusuluyor.Harun Tokak icin "seviyeli ama karizma sahibi olamaz" degerlendirmesi yapilirken, Ömer Okcu icin "menfaatini bilen kucuk esnaf", Alaattin Kaya icin "hocaefendiyi muhbir olarak desifre ettigi icin gozden dustu", Ismail Buyukcelebi icinse "kisisel hirsi olmayan, politikadan anlamayan, dunya gerceklerinden kopuk sade bir hayat yasayan samimi bir mutedeyyin, iyi bir hatip" degerlendirmeleri yapiliyor.Geriye bir tek aday kaliyor: Abdullah Aymaz, takma adiyla Ismail Yediler. Fethullah Gulen'in en sevdigi, guvendigi ve bilincli olarak ileriye hazirladigi ogrencisi. Ancak, Erzurumlu degil Kutahyali). Çocuk yaslarindan itibaren hep Fethullah Gulen'in yaninda oldugu; risale-i nurlari en iyi tefsir edecek seviyede bulundugu; dunyayi ogrenmesi icin bizzat Gulen tarafindan A.B.D. ve Avustralya'ya gonderildigi kaydediliyor. Zaman gazetesinin New York Temsilciliginin yanisira, Avustralya'da cemaat olusturulmasi ve okul acilmasinda onemli rol oynayan Aymaz, sosyal yonu gelismis; dengeli halkla iliskiler yurutebilen, iyi yabanci dil bilen biri olarak da nitelendiriliyor. Abdullah Aymaz'in Patrik Bartholomeos'un yanisira A.B.D.'ndeki Yunan lobisi ile dirsek temasinda olduguna iliskin haberler hâlâ hatirlarda. Özellikle de Yunan asilli Andrew Manatos'un A.B.D. ust duzey yoneticilerine gonderdigi Abdullah Aymaz icin yardim talep ettigi mektup, Turk Basininda da yer almisti. Abdullah Aymaz'in, Turkiye karsiti senaryolar hazirladigi bilinen "Baris Etudleri Enstitusu"nun yanisira, Henry Barkey, Graham Fuller gibi unlu C.I.A. elemanlari ile olan temaslari da Zaman gazetesi tarafindan "gazeteci kimliginin geregi" olarak degerlendirilmis ve tekzip yoluna gidilmemisti. Iste, A.B.D.'nin en ilgili makamlari ve en ilgili yetkilileri ile gorusme tecrubesine sahip; Yunanlilarla pervasizca dayanisma icine girebilen; Batiyi taniyan ve iyi yabanci dil bilen; egitimcilik ve gazetecilik tecrubesi olan; halen Zaman Gazetesinin Genel Yayin Mudurlugu'nun yanisira kose yazarligi da yapan; dinlerarasi hosgoru adina organizasyonun Katolik, Ortodoks ve Musevi Dunyasi ile iliskilerini kotaran; kati ve odunsuz bir nurcu: Abdullah Aymaz...Fethullahcilara gore, ileride uzlasmayi kabul etmeyen yasli ve sorunlu-huysuz nur cemaati liderlerinin (Mehmet Kutlular, Mehmet Kirkinci, Muhammed Siddik Dursun, Izzettin Yildirim, Mehmet Kurdoglu vd.) bu fani hayattan ayrilmalarindan sonra tum Nur cemaatlerini tek cati altinda toplayacak kisi, ancak Fethullah Gulen ya da giybetinde Abdullah Aymaz olabilir, deniliyor. Ancak, ote yandan Fethullah Gulen, daha henuz hayattayken yerine vekil gosteremeyecegini, bunun dinen cok agir bir sorumluluk getirdigini, kendisinin bu manevi yuku kaldirmaya hazir olmadigini da ifade etmeyi ihmal etmiyor. Bir baska ifadeyle yerini en sevdigine bile birakmayaniyeti yok...
HENuZ BELIRSIZ VARIS ABDULLAH AYMAZ'IN AYMAZLIK DuZEYI
Buyuk bir olasilikla, Fethullah Gulen'den sonra organizasyonun basina gececek olan Abdullah Aymaz'i, tanimanin, kapasitesini, bilimden ne anladigini, en basit ve dogal olaylari yorumlama duzeyini, Turkce dil
bilgisini, belki biraz da zekâ katsayisini, dinsel megolomanisinin olup olmadigini ve benzeri ozelliklerini saptamanin en kestirme yolu, hic
suphesiz yazdiklarini okumaktan gecmektedir. Bu en "seckin" fethullahcinin yazdiklarinin cogunlugu, Said Nursi'den yaptigi sadelestirilmemis alintilardan
olusmakta, kendisi sadece bazen konuyla hic ilgisi olmayan kucuk yorumlar eklemekle yetinmektedir. Bu arada organizasyona bagli Nil yayinlari arasinda "Sen Yusuf musun?" adli cok "anlamli" ve "yuksek duzey urunu" bir kitabi da yayinlanan bu gelecegin fethullahci organizasyon lider aday-adayinin rastgele secilmis orijinal yorumlarindan bazilari (aynen):"Yine Bediuzzaman Hazretleri, insanin uzerinde hukuku olanlarin sirasini anlatirken sag elini uzatip soyle demistir: 'Basparmak hukukullah, isaret parmak hukuk-i Resulullah, orta parmak hukuk-i ustad, yuzuk parmak hukuk-i valide, kucuk parmak hukuk-i peder'. Dikkat edilirse, ustadin yani ogretmenin, hocanin hakkinin hemen on siralarda oldugu boylece tespit edilmis oluyor" (10). "Aglayislarimiz bir duaya donerek arsi ihtizaza getirirse umit ediyorum ki, afatlar durur; seyyiatimiz hasenata tebdil edilir ve makus talihimiz degistirilerek onumuze hayirli ve engin ufuklar acilir" (11)."1968 Firtinasi Turkiye'de eserken, gerek bizim ogrenciligimiz yillarinda gerekse ondan sonra devam eden donemde durmadan gencligin kalp ve kafasina suphe ve tereddutler ekildi. Maalesef inkâr zakkumlari da yetistirildi. Arkasindan anarsi ve teror, egitim yuvalarimizin ve butun ulkemizin kâbusu haline geldi. O zamanlar bilhassa Albert Camus gibi inkârci yazarlarin kitaplarini okumak moda haline getirilmisti; gencler haril haril onlari okuyor ve inanclari onlardan edindikleri vesveseleri, seytani bir plan ve sinsi bir organize ile yaygin hale getiriyorlardi. Bilhassa Veba romani cok meshurdu. Iste o donemde bu zehirli dusuncelere karsi bizler panzehiri Risale-i Nur Kulliyati'nda buluyorduk. Bu bakimdan bela ve musibetlerin hikmetleri hakkinda sadece 14. Soz'un Zeyli degil, butun kulliyata yayilan hakikatlar dertlerimize deva oluyordu" (12)."Sorulara baslanmadan once sunlar ifade edilmis: (Manevi ve ehemmiyetli bir canipten, simdiki zelzele munasebetiyle alti-yedi cuzi suale karsi, yine manevi ihtar yardimiyla cevaplar kalbe geldi. Tafsilen yazmak kac defa niyet ettimse de izin verilmedi. Yalniz icmalen kisacik yazilacak....Evet, Sodom ve Gomore'yi mahveden gunahlar ve
benzerleri bu gunlerde belki bazi sahislarin organizesi altinda yapiliyor, ama medyanin buyuk bir kismi farkina varmadan bunlari populer hale getiriyor,
insanlarin cogu da bunlari tepkisizce okumak ve izlemekle bunlari desteklemis oluyorsa, iste fiilen olmasa bile iltizamen veya ilhaken istirak etmis olurlar. Ayni sekilde devlete ve devlet menfaatlerine ragmen bazilari yanlis yonlendirmelerle bir milleti zorla 'Hem Allah'ina hem Peygamberine karsi asi vaziyetine' sokarlarsa yine ayni seyi yapmis olurlar" (13)."Yil 2044. Sizinti'nin kapaklarini susleyen feza sehirleri, artik bilim-kurgu turu hayaller olmaktan cikmis. Otuz yil once hayal bile edilemeyen gelismeler yasaniyor. O zamanlar emeklemekte olan ilim, simdi maratonunu yarilamis durumda. Aymaz Feza Sehri'nden Ali ile Akyuz Beldesi'nden Abdullah, Cuma namazini Ay'da eda etmek icin sozlesmisler. Randevulari uzayda gerceklesiyor. Mudakkik delikanlilar, gercekten cok dakik. Ne de olsa zamanin esrarini kesfetmisler. Selâmlasma ve kisa ve samimi bir hal hatir sorduktan sonra Ali soze basliyor:'Dun Merkez'deki sunucuyla baglantimda Mesnevi-i Nuriye'deki 'Harici ve Zihni Hakikat-ler' bahsiyle alâkali cok enteresan bir serhe rastladim.Abdullah: Evet, o bahsi hatirladim. 11. Mesnevi hatmimizde, bu mevzuda cok feyizli bir kognitif intikal ve epistemik kesf tecrube etmistik, degil mi?Ali: Evet, biinayetillah. Iste o orijinal yorumu, hususi hiper-metnime ilâve ettim. Insaallah bu mevzuda bir makale hazirlayip Kulli-Net'e gondermeyi dusunuyoruz.Abdullah: 'Ortak literatur sunucusu'nda bir tarama yapmakta fayda var. Burada mutalâa edilmesi gereken musterek bir kulliyat olustu. Ali: Evet. Ruhumuzun heykeli ikame edilmeye baslandigindan bu yana, samimi sanatcilarin hazirladiklari belgeselleri, hologramlarla seyretmek, o zamani bizzat yasiyormus hissini veriyor. Farazi ortamin bu kadar gelisecegi dusunulmuyordu, degil mi? Abdullah: Daha cok sey dusunulmuyordu , maalesef. Ruh mimari, 'riyazi dusunce' uzerinde tahsidat yaparken fenada fani olan insanciklarin holistik nazarlarini ve sosyal ferasetlerini dumura ugratmalari cok aci veibretli gercekten. ustad'in 'bedbaht' diye adlandirdigi kitleye bunlari da dahil edebiliriz belki de.Ali: Evet, niyetlerini saflastirmayanlarin talihli olduklari soylenemez. Abdullah: Birazdan Ay ussune inecegiz. Namazdan sonra tesbihati yeni acilan tefekkur merkezinde yapariz. Ali: Cevsen'i de meteor yagmurunu seyrederken okuruz.Abdullah: Insaallah. Kemerleri bagla, iniyoruz" (14).Yorumsuz birkac alinti, varis aday-adayi Abdullah Aymaz hakkinda mutlaka bir fikir veriyor. En iyisi ve en seckini buysa... diyorsunuz ve cumlenin gerisini lutfen siz tamamliyorsunuz...
SONUÇ (A.B.D. Modeli-Öngoruleri ve Fethullahci Yapilanmanin Yokedilmesi - Önlem Önerileri):
A.B.D.'ni yonetenlerin, gerek kendi ulkelerindeki ve gerekse Asya, Avrupa ulkelerindeki tarikatlara yonelik olarak gelistirdikleri bir model sozkonusu. Modelin amaci, tarikatlari, birer sivil toplum orgutu, gonullu kurulus (N.G.O.) olarak yeniden yapilandirmak; mevcut duzene karsi uysallastirmak. Kisaca boyle ozetlemek mumkun. Her seyden once yapilanmanin bir sistematigi var. Öncelikle bireyin toplumsallasmasi ile baslatilan surec, suya bir tasin atilmasiyla olusan halkalar gibi bireyi kusatan cevreler yaratmaya dayaniyor. Bu cevreler, egitim, saglik, teknolojiye dayali iletisim kanallari, ekonomi, politika ve kulturel gereksinimleri karsiliyor. Tum bu cevreleri de kusatan ve kendi inanc-dusunce sistemine gore olusturulan bu toplumsal yapiya islevsellik kazandirilmasi, siyasal erkde yani devlet yonetiminde de bir uzlasmayi ya da paylasmayi gerekli kiliyor. Fethullahcilarin bu modele uydurulmaya calisilmasinin yarattigi problemlerin temelinde, gerek Turk Toplumunun ve gerekse Islâmiyetin baskin karakterlerinin farkliligi yatiyor. Batida, mevcut tarikatlar ve benzeri dinsel yapilanmalar icinde devleti ele gecirmeye, siyasal rejimi degistirmeye yonelik ornekler marjinal kabul ediliyor. Siyasal Islâmin kendi kurallarina gore devlete tumuyle egemen olmasi esas; toplumsal bir uzlasi ve egemenligin demokratik cercevede paylasimi sozkonusu degil. Fethullahcilar, diger seriatci yapilanmalar gibi, demokrasi ve ozgurluk istiyorlar ama sadece kendileri ve kendileri gibi dusunenler icin. Iktidara giden yolun once insana yapilan yatirimdan gectiginin; bir sonraki asamada da toplumsal yasami duzenleyen "mulkiye ve adliye"nin elegecirilmesinin en son asamada da devletin elegecirilmesinin bulundugunu bizzat Fethullah Gulen ima ile ifade ediyor. Kisaca, A.B.D.'nin Washington'dan bictigi yeni model gomlek, Mormon, Moon, Scientology gibi tarikatlara uyarken, Talibanlardan fethullahcilara kadar uzanan siyasal islâmci yapilanmalara ise dogalarinin geregi cok dar geliyor ve bir sekilde bir sure idare ettikten sonra patliyor; sonra da fethullahci orneginde oldugu gibi o ulkeye toplumsal irin yayiliyor...Isin aslina bakilirsa A.B.D.'nin Avrupa ve Asya tarikatlarina ongordugu model, bazi hallerde kendi tarikatlarina da uymuyor. Ancak, A.B.D., kendi kamu guvenligine yonelik farkli bir yapilanmayi legal bir bicimde kontrol altina alacagi yerde, Davidian tarikati orneginde oldugu gibi, liderinden en kucuk ferdine (bebeklere) kadar yakarak yok ediyor; bir baska ifadeyle sorunu en radikal bicimde cozumluyor (15). Ama ayni A.B.D., Turkiye'de Refah Partisi'nin kapatilmasindan, Istanbul eski belediye Baskani'nin gorevden alinmasina kadar pek cok ornekte, hem de yargiya mudahale pahasina saygisizca karisabiliyor. Hic suphesiz, bu celiskinin yeri geldiginde hatirlatilmasi gerekiyor... Fethullahci suc organizasyonu A.B.D.'den, Suleymancilar, Milli Gorusculer-Naksibendiler Almanya'dan, yine Naksibendilerin bir bolumu Ingiltere'den ve Suudi Arabistan'dan, Hizbullahcilar Iran'dan yonlendirilirken, Turk Devleti, soruna tek tek lokal cozumler aramak yerine bir mucadele sistematigi olusturmak; buna uygun stratejiler gelistirmek zorunda kaliyor. Bu tur seriatci, bolucu ve benzeri marjinal yapilanmalarla mucadelede yapilmasi gerekenlere iliskin birkac somut oneri:Almanya'da oldugu gibi, bir "Anayasayi Koruma Kurumu" mutlaka olusturulmalidir. Butcesi, siyasal baski olasiliklarina karsi "Örtulu Ödenek" bunyesinde olusturulan; kendi kadrosunda alaninda uzmanlasmis personeli (tarihcileri, ilâhiyatcilari, sosyologlari, psikologlari, psikolojik savas teknisyenlerini, reklâmcilari, basin ve halkla iliskiler uzmanlari, hukukculari, siyaset bilimcileri, bilgi-islemcileri, stratejistleri, askeri danismanlari, kendi kolluk gorevlileri, hizmetici egitimcileri vb.) bunyesinde bulunduran ve de Anayasa Mahkemesi basta olmak uzere, M.G.K., Milli Egitim Bakanligi, Diyanet Isleri Baskanligi, Disisleri Bakanligi, M.I.T., Emniyet Genel Mudurlugu, D.G.M., Valilikler ve diger ilgili birimler ile koordinasyonu saglayacak -yasal yaptirim gucu olan- yapilanmayi icerecek boyle bir Anayasal Kurumun kurulmasi kacinilmaz bir gereklilik halini almistir. Kritik gorevlere yapilacak atamalarda, bu kurumun onayi, yasal zorunluk haline getirilmelidir. Boyle bir kurum, Turk Devleti'nin kendisini savunma mekanizmasini, hukuk sistemi icinde calistirmasina olanak saglarken, mevcut hukuk sisteminde olasi bir zaafa da yol acmayacaktir. Boylece, Almanya, A.B.D., Ingiltere ya da diger Batili ulkelerde oldugu gibi, hangi siyasal parti iktidara gelirse gelsin, devletin temel politikalari degismeyecek; siyasal rejimin degistirilmesi riski sozkonusu bile olmayacaktir. Bu suretle ulkemizde istismara acik demokrasi ve laiklik tartismalari da buyuk olcude sona erecektir.
Kisa vadede ise, Milli Egitim Bakanligi'nin Il ve Ilce Milli Egitim Mudurleri ile Il ve Ilce Muftuleri baslangic olmak uzere, kritik gorevlerdeki tum devlet
personelinin asamali olarak Milli Guvenlik Akademisi'nde hizmetici kursa alinmalari saglanmalidir. Emniyet Genel Mudurlugu bunyesinde yeni
bir yapilanma ile Irtica Daire Baskanligi kurulmalidir. Bu dairenin nitelikli personeline devlete bagliligini kanitlamis, Islâmdisi seriatci yapilanmalar konusunda uzman, dinsel terminolojiye hakim, tercihan arapca ve farsca bilen Ilâhiyat mezunlari da dahil edilmelidir. Gerek Turk Silâhli Kuvvetleri ve gerekse Emniyet Genel Mudurlugu bunyesinde seriatcilik konusunda uzmanlasmis personelden azami faydayi saglamak icin, kisla-karargâh ya da bolge atamalarinda, onceden oldugu gibi ayni ihtisas gorevinde devamlari
saglanmalidir. Ama once ve de oncelikle, bir kararlilik gostergesi
olarak eskilerin deyimiyle -ibret-i âlem olsun diye- fethullahci organizasyon dagitilmalidir...