PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Ögren Petomyali Toplanti



maturidi
01-29-2006, 11:36
ÖGREN PETOMYALI TOPLANTI NASIL YAPILIR...

Hiçbir an kuşkum yoktur ki, Türklügün unutulmus

büyük uygar niteliği ve büyük uygar yeteneği,

bundan sonra ki gelişmesi ile, geleceğin yüksek

uygarlik ufkunda yeni bir günes gibi dogacaktir.

Ne Mutlu Turkum Diyene!!

Mustafa Kemal Ataturk

HAYRETTİN ERTEKİNİN NECATİ ÇAVDARA CEVABI:

Maymuna Döndük Vesselam..

3 Ekim 2005 ... itibaren Türkiye ile Avrupa

Birliği arasında görüşme başladı.

Bu sürec ne süreci "Sevr" sürecimi ?

BY. ÇAVDAR,

BENDE ASKERİM ASKER SENİN YAZDIĞIN SÖYLEDİKLERİNİ YAPMAZ TERBİYENİ TAKIN.

SEN HALT ETMİŞSİN ..

SANIRIM SENİN KUYRUK ACIN VAR GEÇMEDİMİ...?

YILARCA BU ÜLKEYİ SENİN GİBİ BEYİNSİZLER YÖNETTİĞİ İÇİN HALA BURALARDAYIZ

1960, 1980 YILLARINDA ASKER OLMASAYDI SEN HALA GENELEVİN KAPISINDA SİMİT SATARDIN...

CUK OTURDUMU ?

Dr. H.ERTEKİN

Maymuna Döndük Vesselam..

Yönetenler gece karanlığında güneş gözlüğü ile dolaşa dursunlar.

Sağımız solumuz “Üç maymunlar” la dolu.

Oysa, Sözün bittiği, yazıya son noktanın konulduğu yerlerdeyiz.

Bir tarafa teröre asla müsamaha yok diyip, o taraftan yüz çevrildiğinde; Kürt sorunu vardır diyeceksin.

Üstelik, ayrılıkçılığın sırtını sıvazlayıp, Türkiye Cumhuriyetine sahip çıkanların ellerini kollarını bağlayacaksın.

Etrafınıza şöyle dönüp bir bakın beyler benmi salağım yoksa bunlarmı salakki bize bunları yedirmeye kalkıyorlar..****

Artık, hiçbir şey eskisi gibi değil, ne dağlar, ne pazarlar, ne yollar, ne otoparklar, ne limanlar, ne parklar, ne de sokaklar... bu ülkeyi üç renkli (sarı,kırmızı,yeşil) çıfıt çarşısına çevirdiniz beyler, üç renkli çıfıt çarşısına.

Bilmiyor, görmüyor musunuz ? Artık zurnayı üfleyenler son delikten çıkartıyor sesleri.

Tansiyon yükseltilirken.

Tahrikler ve ayaklanma senaryoları uygulamada.

Türkiye Cumhuriyetinin en karanlık günleri yaşanmıyormu.. agcanın sanaryoları boşa yaılmadı...

Eline fırsat geçiren Atatürk, Cumhuriyet ve Türk Ulusu düşmanları ellerine geçirdikleri fırsatı son noktaya kadar kullanmaktalar.

İşte size son üç günden ve sadece basına yansıyan söz ve olaylardan birkaç örnek;

• Adana merkez Şakirpaşa Mahallesi'nde Sokak ortasında lastikler yakarak terörist başı Abdullah Öcalan lehine sloganlar atıp etrafa taşlarla saldıran terör örgütü PKK/KONGRA-GEL sempatizanlarına Adana Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı çevik kuvvet ekipleri panzerler ve göz yaşartıcı bombalar ile müdahale etti.

• Merinos Kavşağı yakınlarında sabah saat 06.15 sıralarında meydana gelen patlamanın ardından olay yerinde yapılan incelemede, sol bacağı diz üzerinden kopmuş ve sol eli parçalanmış durumda PKK’lı bir erkek cesedi bulundu. (3 gün sonra Gemlik’te Apo’ya özgürlük yürüyüşü yapılacaktı ve muhtemelen bombalar provakasyon amaçlı kullanılacaktı)

• 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla DEHAP tarafından Moda Mahallesi'ne kurulan "Barış Çadırı"nın yakınına yerleştirilen bombanın patlamasına tepki gösteren bir grup, çadırın bulunduğu yerden ilçe merkezine yürüdü. (Bombayı kendilerinin yerleştirdiğinde kuşku yok)

• TBMM Başkanı Bülent Arınç, 1 Eylül Dünya Barış Günü nedeniyle bazı sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerini kabul etti Irak ve Kürt Sorunu konularına açıklık getiren Arınç, ``Bu sorunların çözümü için daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük gerekiyor. Barış için, özgürlük için, demokratikleşme için cesaret gerekir.

Bence ihtiyacımız olan şey budur. Cesurca adımlar atmak gerekiyor. Korkulardan sıyrılmak gerekiyor`` diye konuştu. (sivil Toplum Örgütleri içinde Türk Ulusunun birliği ve bütünlüğünden yana olan ne bir dernek nede bir vakıf vardı)

• İmralı'da bulunduğu süre içinde demokrasi ve barışa hizmet ettiğini ileri süren bölücü başı, Anglo-Amerikan Emperyalizminin köpeği Abdullah Öcalan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşen sözde kürt aydınlarına ; “O aydın ve yazarlar kendileri mi gelirler, avukatlarını mı gönderirler bilmiyorum ama gelip benimle görüşebilirler. Başka kapı aramalarına gerek yok , gidip işin muhatapları ile görüşsünler. Mesele ancak böyle demokratik bir şekilde çözülür. Eğer samimi iseler, başka güçleri başka devletleri araya koymaya da gerek yok. AKP’nin de kendi Kürdü var, kendi Kürdü ile bir şeyler yapmaya çalışıyor herhalde'' dedi

• Elazığ'ın Alacakaya İlçesi Çanakçı Köyü kırsal alanında, arazi arama ve taraması yapan güvenlik kuvvetlerinden 1 uzman çavuş ile 1 er, mayına basarak yaralandılar.

• Almanya'nın Köln kentinde PKK tarafından, 3 Eylül Cumartesi günü düzenlenen "Uluslararası Kürt Kültür Festivali" bölücü başı Öcalan için "özgürlük" bögrültüleri altında “Abdullah Öcalan itine destek" gösterilerine dönüştü.

• Terör örgütü PKK'nın, halkı güvenlik güçleri aleyhine kışkırtmak amacıyla, "Öz Savunma Birlikleri" adı altında bir birim oluşturdu. Batman, ilk prova alanı olarak seçildi. Batman’da öldürülen PKK’lıların leşlerinin alınması sırasında “Burası Kürdistan Türkiye değil” sloganı hayli dikkat çekiciydi.
• PKK''nın üst düzey yöneticileri ve onların şehirlerdeki uzantısı DEHAP, hükümete " Onurlu bir af" çıkarılması çağrısında bulundu. (hapisteki teröristler kahraman ve gazi, leşleri şehit olacak herhalde)

• İstanbul Alibeyköy ve Esenler’de yapılan iki ayrı operasyonda eylem hazırlığında oldukları tespit edilen aralarında bomba uzmanının da bulunduğu 5 PKK’lı yakalandı. Teröristlerin ev ve üzerlerinde yapılan aramada, 11 kilo C-4 plastik patlayıcı ve 6 silah ele geçirildi.

• Fatih Camii’nde cuma namazı çıkışı Hizb-ut Tahrir üyesi yaklaşık 500 kişi, demokrasi ve cumhuriyet aleyhinde sloganlar attı.

Grup, ‘Demokrasi küfür nizamıdır, onu almak, tatbik etmek haramdır’, ‘Ya demokrasi ile zillet, ya hilafet ile izzet’ şeklinde dövizler taşıyıp tekbir getirerek avluda toplandı. ‘hilafetin sömürgeci kafir devletler, Arap ve Türk hainlerin de yardımıyla yıkıldığı’ iddia edilerek, Atatürk’e hakaretler yağdırıldı. Atatürk’e hakaret edilmesine, hilafetin savunulmasına, cumhuriyet ve demokrasinin aleyhine sloganlar atılıp, sözler söylenmesine rağmen polis gösteriye müdahale etmeyerek hakareti seyretti.

• Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, Avrupa Parlamentosu'nun resmi programı kapsamında temaslarda bulunmak üzere ağababaları tarafından Brüksel'e çağrıldı . Temaslarına ilişkin bilgi veren Baydemir, "Gerek Diyarbakır'ın sosyoekonomik düzeyinin geliştirilmesi, gerekse projelerimize destek bulunması ve aynı zamanda Türkiye-Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinde entegrasyon sürecinin hızlanması konusunda aktif desteklerimizi, çabalarımızı ortaya koyacağız" derken, (aslında Baydemir’in Avrupa Parlamentosunda Başbakanın da dile getirdiği ve Meclis Başkanının rahatsız olunmaması gerekir dediği KÜRT SORUNU nun Başbakan’a nasıl çözümlettirilmesi gerektiğinin ipuçlarını vereceğinde şüphe yoktu. (Çok yakın zamanda İkiz yasaların Doğu ve Güneydoğu’da Kürt Sorununun çözümünde uygulanması bir AB ve ABD dayatması olarak ortaya çıkacaktır.)

• PKK'nın elebaşlarından Murat Karayılan soysuzu, bölücü örgütün bir ay süreyle ‘eylemsizlik kararı’ almasına karşın güvenlik güçlerinin teröristlere yönelik operasyonlarının sürdüğünü belirterek, Türkiye Cumhuriyeti’ne; “20 Eylül’den sonra olacaklardan sorumlu olmayacağız'' diye tehdit savurarak. “Tek kelimeyle söylüyorum, üzerimize bu kadar gelmeyin. Her şeyin bir sınırı vardır. Tüm zincirleri çözersek, 1990’lı yılları çok çok aşan ve daha çok iki halkın bir arada yaşama olanaklarını ortadan kaldıran, aradaki köprüleri uçuran bir sürecin yaşanacağını bilmeliyiz. Böyle devam ederse 20 Eylül’den sonra olacaklardan sorumlu değiliz'' diye konuşturuldu.

• Tutuklu Hükümlü Aileleri Hukuk Dayanışma Dernekleri Federasyonu (TUHAD-FED) tarafından Bursa'nın Gemlik İlçesi'nde düzenlenen bölücü başı Apo’ya özgürlük ve tecride son yürüyüşüne Valilikçe izin verilmedi ve şehir girişlerinde durdurulan otobüs ve minübüslerden inen hainler; "T.C. şaşırma, sabrımızı taşırma", "Barışta da savaşta da seninleyiz Öcalan" gibi sloganlar atarak zılgıtlar eşliğinde halaylar çektiler.
• Tutuklu hükümlü aileleri hukuk dayanışma dernekleri federasyonu (tuhad-fed) tarafından organize edilen "barış yürüyüşü"ne katılmak üzere Gemlik'e gitmek isteyen pkk sempatizanları İstanbul'da olaylar çıkararak polis karakoluna saldırıp polisle çatıştılar. Belediye otobüsünden vatandaşları indirerek otobüsü ateşe verdiler.Türk bayrağı açan grubu linç etmek istediler.

• Atatürk döneminde devlete isyan eden ederek idam edilen Şeyh Sait’in torunu Abdülmelik Fırat’ın kurduğu Hak ve Özgürlükler (Hak-Par) partisi, Başbakanın Diyarbakır'da yaptığı "Kürt sorunu daha çok demokrasiyle çözülecek.

Geçmişte hatalar yaptık" açıklamasının ardından Kürt Sorununun nasıl çözüleceğine ilişkin bir toplantı yaptı.

Beyler Güneydoğu’da eşit haklara dayalı FEDERASYON istiyorlarmış.... duydunuzmu..!

• Küçükçekmece'de bir bankanın otomatik para çekme makinasına (ATM) molotofkokteyli atan PKK’lı gruba müdahale edildi, bir polis memuru yaralandı.

Her şey gün gibi açık ve bir o kadar da haince.

Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Ulusu kritik günler geçiriyor.

Kapalı kapılar ardında Türk Ulusu ve Devleti aleyhine stratejiler çiziliyor, organizasyonlar yapılıyor.

Türk Ulusunu tahrike yönelik etki merkezleri Türk Ulusundan tepki bekliyorlar.

İşte bu yüzden son birkaç gündür ayrılıkçı tahrik bilinçli olarak tırmandırılıyor ve gözünüzü ne tarafa çevirseniz bölücü bir aksiyonla karşılaşıyorsunuz.

Adı konmamış bir ayaklanma Türkiye’nin her yerinde yıllardır sürüyor.

Artık mezarlıklarında Cumhuriyet şehidi bulunmayan bir tek köyümüz bile kalmadı.

Tüm bunlara rağmen; sırtı sıvazlananların savurdukları tehditlere bakın. köprüleri atacak, bir arada yaşama olanaklarını ortadan kaldıracak, tüm zincirleri çözerek 20 Eylül de isyana kalkışacaklarmış.

NE DE OLSA MUHATAP ALINDILAR VE SORUNU ÇÖZECEKLER.

KISACA İSYANA BİR AD KOYACAKLAR...

Sabrın son demlerinde, Türk Ulusu’nun sabırtaşı çatlamak üzere.

Bunun reaksiyona dayalı öncül işaretlerinden birisi daha geçenlerde Bozüyük’te verilmedimi..

Ey gafiller; siz Türk Milletini, uyur mu sanırsınız.? Biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti her manası ile büyük Türk Milletinin öz ve aziz malıdır.

Ve Türk Milleti tam 85 yıldır onu canı pahasına korumakta ve ebediyen koruma ve yaşatma azim ve kararlılığındadır.


3 Ekim 2005 ... itibaren Türkiye ile Avrupa Birliği arasında görüşme başladı.

Bu sürec ne süreci "Sevr" sürecimi ?

Türkiye'nin AB'ye diğer AB üyeleri gibi tam üye yapılması için mi yürütülecek? Kesinlikle hayır; bu sonuca şöyle varıyoruz;
Diğer aday ülkelerin, tam üyelik görüşmelerine başlamadan önce ''AB üyesi yapılacakları'', AB organlarının kararları ile belirlendi; tam üye yapılacaklarını bilen bu ülkelerle daha sonra üyelik için görüşmelere başladılar. Önce giriş garantisi verildi, sonra görüşmeler başladı.
Türkiye için ise AB, ''Biz üyelik için karar vermedik, sadece görüşeceğiz'' diyor ve ''görüşmelerin ucu açıktır'' diye ekliyor.

Bu gerçek 17 Aralık 2004 belgesinde yer alıyor.

Ancak görüşmeler sürecinde Türkiye AB'ye tek yanlı bağlanıyor.

Dışarıdan yönetilir hale geliyoruz.
17 Aralık 2004 belgesinde ayrıca, Türkiye için farklı bir statü öngörülebileceği; bunun için de işgücünün serbest dolaşımının, tarıma ve diğer alanlara yapılan AB yardımlarının Türkiye için kaldırılabileceği en baştan karara bağlanıyor. Türkiye adeta, ''üye olmayan üye'' konumuna, daha görüşmeler başlamadan sokuluyor. Hem de AB'nin iç hukukuna aykırı olarak.

Yıllar yılı sürecek görüşmeler sonunda bir sonuç elde edilemez ise ''Türkiye başladığı noktaya geri dönemez, gelinmiş olan noktada düğüm atılır'' diye uluslararası ilişkilerde eşi benzeri olmayan bir yöntem dayatılıyor. ''Kuma olarak kapatmışlar, nikâh görüşmeleri sonuç vermezse kumalıktan kurtuluş yok'' diye görüşme süreci belgesine madde koyuyorlar. Sömürgeleşme, ''adeta meşru hale geliyor'' .
Görüşme süreci boyunca öyle bir yöntem getiriliyor ki, bir fasıldan diğerine geçilirken AB ülkelerinin her birinin ayrı ayrı ''evet'' onayı vermesi gerekiyor.

AB tarafının, müzakereler boyunca ''iki bin dolayında'' müzakereleri kesme ve durdurma olanağı var...

''AB Türkiye'ye imkânsızı yaptırmak istiyor''Türkiye, imkânsızı görüşmek için masaya oturtuluyor.

3 Ekim 2005'te eklenen bir madde var ki evlere şenlik;

''Türkiye görüşmeler boyunca AB'nin bütün istediklerini yerine getirse bile'' iş yine bitmiyor; AB 20 yıl sonra oturup karar verecek; ''Türkiye'yi acaba hazmedebilir miyim, yoksa hazmedemez miyim'' deyip kararını ''evet'' veya ''hayır'' diye açıklayacakmış.

Fransa 2005'te daha şimdiden karar verdi; ''görüşmeler sonunda referandumla evet veya hayır kararı alınacak'' .
17 Aralık 2004 ve 3 Ekim 2005 belgelerinde bulunan maddelerden önemli gördüklerimi yazdım. Bunlar aklı başında olan insanların, görüşmeler sonunda Türkiye'nin neden alınmayacağını anlamaları için yeterli değil mi? Verheugen ''Akıllı insanların anlayacağı biçimde zaten söylüyoruz'' demedi mi? Türkiye'de aptalı oynayanlar halkı aldatıyorlar, Türkiye'yi batırıyorlar.

1995'ten beri Türkiye zaten tek yanlı bağlanmış ve bu köşede sık sık yazdığım gibi Gümrük Birliği içinde resmen soyulmaktadır. Bir taraftan ne zaman biteceği belli olmayan görüşmeler 10, 15, 20 yıl sürerken dış ticaret Brüksel'in tek yanlı uygulamalarına bırakılırken soygun, bağlanma daha da derinleşecektir.

Sayın Bakan Abdullah Gül 'ün Merkel 'le görüşmesi sonrasında söylediği şey gerçekdışıdır ''Görüşmeler sonunda ileride, belki biz girmekten vazgeçeriz'' ifadesi, kara mizah konusudur.

Tek yanlı bağlanmanız sürecek; soyulup soğana çevrileceksiniz; ortada bir Türkiye kalmayacak; sonra, ben vazgeçtim diyeceksiniz...

Bu gün sizlere yazmıştım bir önceki yazımda, Buna kargalar bile güler.

Sayın hemşerim A. Abdullah Gül, bu gerçeği sizin de, en az benim kadar bilmeniz gerekir fakat dogru siz arap ülkelerinde para kazanırken ben bir yerlerde bunlara kafa yoruyordum... fark bu olsa gerek ...

Ve AB ile sonu bitmeyen görüşmeler sürdürülürken Kıbrıs, Ege, Güneydoğu, Patrikhane ''sürecin parçaları olarak'' tek tek koparılmaya başlanacaktır.

Ermeni meselesi, para ve toprak talepleriyle birlikte görüşme masasının üzerindeki yerini alacaktır.

Önce ''Bunlar koşul değildir'' diyenler 5-10 yıl sonra, ''Ermeni meselesi kesin koşuldur'' diyecekler, Kıbrıs gibi...

Türkiye yalnız iktisadi olarak soyulup bağlanmayacak, siyasi olarak, sucuğun dilimlenmesi gibi ayrıştırılacaktır.

Kıbrıs ilk dilim olarak, koparıldı bile.

Türkiye'nin sınırlarının tartışılacağı daha şimdiden görüşme belgelerine konuldu.
Kamuoyunun görüşmeler yolu ile Türkiye'nin hangi süreç içine itildiğini görmesi ve tepki göstermesi gerekiyor.

Yukarıda gösterdiğim acı tablo gerçeğin ta kendisidir, kimse inkâr edemez.

Efendiler, Meclis'in içinden, dışından, işçi sendikalarından, barolardan, sivil toplum örgütlerinden kısacası her kesimden el ele vererek ''bu Sevr sürecini'' durdurmak zorundayız.
26/01/2006 İSTANBUL / Beşiktaş Dr. Hayrettin ERTEKİN