maturidi
05-30-2006, 11:43
Vodafone da geldi - Hasan Ünal
Yunanistan’da, Amerika adına kapsamlı bir casusluk faaliyeti yürütürken suçüstü yakalanan İngiliz şirketi Vodafone geçen hafta büyük törenlerle Türkiye’ye getirildi. Hükümet ve TMSF Vodafone’un Türkiye’ye gelişini alkışladılar. Oysa Telsim’in Vodafone’a devriyle birlikte bir dönem tamamlanmış oldu.
Başta Türk Telekom olmak üzere bütün telekomünikasyon şirketleri yabancıların eline geçti. Telekom, Hariri ailesine satıldı; ama altından İngilizler çıktılar. Devirden hemen sonra hassas bölgelerde görev yapan Türk mühendislere el çektirildi ve buralara İngiltere’den personel getirtildi. Bunların istihbarat elemanları olduklarını İstanbul bağımsız milletvekili Emin Şirin Meclis’te açıkladı. Yunanistan’da başbakan, bakanlar, cumhurbaşkanı, milletvekilleri, Yunan silahlı kuvvetleri ve Yunan istihbaratının telefonlarını yıllarca dinleyen Vodafone şirketi de Telsim’i alarak Türkiye’ye geldi; daha doğrusu AKP hükümeti tarafından getirtildi.
Bu arada diğer bütün cep telefonu firmalarının çoğunluk hisseleri ve yönetimleri de yabancıların eline geçti. Yunanistan’da ortaya çıkan skandal böyle bir durumun fevkalade mahzurlu olduğunu gösteriyor. Çünkü şu anda Türkiye’de başbakan, bakanlar, silahlı kuvvetler ve muhtemelen istihbarat kurumları da dahil olmak üzere herkesin telefonları dinleniyor. Tıpkı Yunanistan’da olduğu gibi, bu dinlemeler düzenli olarak Amerikan gizli servislerine aktarılıyorsa, buna da hiç şaşırmam.
Ayrıca bir kriz anında bütün telefon sistemlerinin tamamen dışı bırakılacak şekilde bloke edilmesi mümkün. Mesela bu yıl veya 2007’de Kürt gruplar Amerika’nın da teşvikleriyle Kerkük şehrine el koyarlar ve Türk ordusu müdahaleye hazırlanırsa, telefon sistemlerimizi içerden çökertebilirler. Düşünün ki, Yunanistan’da casusluk yaparken suçüstü yakalanan Vodafone bir dünya afra tafrayla AKP hükümeti tarafından Türkiye’ye getiriliyor. Yunanistan’da çok büyük tazminat davalarıyla yüz yüze olan bu şirket Türkiye’ye Yunan ortak ve yöneticiler getiriyor. Demek ki, adamlar, Türkiye’nin dinlenmesi konusunda Yunanistan’la bir uzlaşma yapıyorlar. Yunanistan’daki davalardan ucuza yırtmaları karşılığında Türkiye’nin dinlemelerine ortak mı oluyorlar?
Bu konuların ayrıntılarını bu köşede defalarca ele aldık; ancak, konu ne müzakere/mütareke basını ve televizyonlarında haber yapılıyor ne de hükümet bu uyarıları dikkate alma eğilimi içerisinde. Varsa yoksa ‘sermayenin milliyeti olmaz’ teraneleri ve ‘Hasan almaz, basan alır’ hikayeleri. Ama görünen o ki, Hasan almıyor; lakin casusluk yapan ve/veya yapması muhtemel olanlar bu kuruluşları alıyor.
Geçen hafta Telsim’in Vodafone’a devrini izlerken, aklıma 2001 yılında yaptığım bir görüşmenin detayları takıldı. Önemli bir ülkenin üst düzey bir diplomatı ile ortalama iki haftada bir öğle yemekleri yerdik. Mart ayında sıra bende olmalıydı ki, kendisini Türk mutfağı yemekler yapan bir lokantaya davet etmiştim. O güne kadar daha kibar ve genellikle dinleme eğilimi sergileyen bu diplomatı, bu defa oldukça saldırgan ve hatta küstah bir tavır içerisinde buldum.
Finans kriziyle birlikte Türkiye’de artık hiç bir şeyin eskisi gibi olamayacağını söyleyince, ben de örnek vermesi gerektiğini söyledim. Kıbrıs meselesinde ayak sürümemizin mümkün olamayacağını; Kemal Derviş’in Başbakan yapılması gerektiğini ve Türk Telekom’u mutlaka özelleştirmek mecburiyetinde olduğumuzu anlattı. Ben de Kıbrıs ve Kemal Derviş konularında karşı görüşlerimi ifade ettikten sonra, Türk Telekom’un özelleştirilmesine ihtiyaç olmayacağını; olsa bile yüzde elliden az hisselerinin Türk şirketlerin oluşturacağı bir konsorsiyuma satılabileceğini anlattım.
Ama o diplomat mutlaka yabancı şirketlere satılması gerektiğinden söz ediyordu. Kemal Derviş başbakan olamadı. Türk Telekom’u yabancılara satamadı. Ama Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarının maşaallahı var doğrusu. Onun yapamadıklarını bir çırpıda beceriverdiler... Sadece Türk Telekom ve cep telefonu şirketleri değil; aynı zamanda bankalar ve enerji şirketleri de gidiyor yabancılara... Ne günlere kaldık...
Yunanistan’da, Amerika adına kapsamlı bir casusluk faaliyeti yürütürken suçüstü yakalanan İngiliz şirketi Vodafone geçen hafta büyük törenlerle Türkiye’ye getirildi. Hükümet ve TMSF Vodafone’un Türkiye’ye gelişini alkışladılar. Oysa Telsim’in Vodafone’a devriyle birlikte bir dönem tamamlanmış oldu.
Başta Türk Telekom olmak üzere bütün telekomünikasyon şirketleri yabancıların eline geçti. Telekom, Hariri ailesine satıldı; ama altından İngilizler çıktılar. Devirden hemen sonra hassas bölgelerde görev yapan Türk mühendislere el çektirildi ve buralara İngiltere’den personel getirtildi. Bunların istihbarat elemanları olduklarını İstanbul bağımsız milletvekili Emin Şirin Meclis’te açıkladı. Yunanistan’da başbakan, bakanlar, cumhurbaşkanı, milletvekilleri, Yunan silahlı kuvvetleri ve Yunan istihbaratının telefonlarını yıllarca dinleyen Vodafone şirketi de Telsim’i alarak Türkiye’ye geldi; daha doğrusu AKP hükümeti tarafından getirtildi.
Bu arada diğer bütün cep telefonu firmalarının çoğunluk hisseleri ve yönetimleri de yabancıların eline geçti. Yunanistan’da ortaya çıkan skandal böyle bir durumun fevkalade mahzurlu olduğunu gösteriyor. Çünkü şu anda Türkiye’de başbakan, bakanlar, silahlı kuvvetler ve muhtemelen istihbarat kurumları da dahil olmak üzere herkesin telefonları dinleniyor. Tıpkı Yunanistan’da olduğu gibi, bu dinlemeler düzenli olarak Amerikan gizli servislerine aktarılıyorsa, buna da hiç şaşırmam.
Ayrıca bir kriz anında bütün telefon sistemlerinin tamamen dışı bırakılacak şekilde bloke edilmesi mümkün. Mesela bu yıl veya 2007’de Kürt gruplar Amerika’nın da teşvikleriyle Kerkük şehrine el koyarlar ve Türk ordusu müdahaleye hazırlanırsa, telefon sistemlerimizi içerden çökertebilirler. Düşünün ki, Yunanistan’da casusluk yaparken suçüstü yakalanan Vodafone bir dünya afra tafrayla AKP hükümeti tarafından Türkiye’ye getiriliyor. Yunanistan’da çok büyük tazminat davalarıyla yüz yüze olan bu şirket Türkiye’ye Yunan ortak ve yöneticiler getiriyor. Demek ki, adamlar, Türkiye’nin dinlenmesi konusunda Yunanistan’la bir uzlaşma yapıyorlar. Yunanistan’daki davalardan ucuza yırtmaları karşılığında Türkiye’nin dinlemelerine ortak mı oluyorlar?
Bu konuların ayrıntılarını bu köşede defalarca ele aldık; ancak, konu ne müzakere/mütareke basını ve televizyonlarında haber yapılıyor ne de hükümet bu uyarıları dikkate alma eğilimi içerisinde. Varsa yoksa ‘sermayenin milliyeti olmaz’ teraneleri ve ‘Hasan almaz, basan alır’ hikayeleri. Ama görünen o ki, Hasan almıyor; lakin casusluk yapan ve/veya yapması muhtemel olanlar bu kuruluşları alıyor.
Geçen hafta Telsim’in Vodafone’a devrini izlerken, aklıma 2001 yılında yaptığım bir görüşmenin detayları takıldı. Önemli bir ülkenin üst düzey bir diplomatı ile ortalama iki haftada bir öğle yemekleri yerdik. Mart ayında sıra bende olmalıydı ki, kendisini Türk mutfağı yemekler yapan bir lokantaya davet etmiştim. O güne kadar daha kibar ve genellikle dinleme eğilimi sergileyen bu diplomatı, bu defa oldukça saldırgan ve hatta küstah bir tavır içerisinde buldum.
Finans kriziyle birlikte Türkiye’de artık hiç bir şeyin eskisi gibi olamayacağını söyleyince, ben de örnek vermesi gerektiğini söyledim. Kıbrıs meselesinde ayak sürümemizin mümkün olamayacağını; Kemal Derviş’in Başbakan yapılması gerektiğini ve Türk Telekom’u mutlaka özelleştirmek mecburiyetinde olduğumuzu anlattı. Ben de Kıbrıs ve Kemal Derviş konularında karşı görüşlerimi ifade ettikten sonra, Türk Telekom’un özelleştirilmesine ihtiyaç olmayacağını; olsa bile yüzde elliden az hisselerinin Türk şirketlerin oluşturacağı bir konsorsiyuma satılabileceğini anlattım.
Ama o diplomat mutlaka yabancı şirketlere satılması gerektiğinden söz ediyordu. Kemal Derviş başbakan olamadı. Türk Telekom’u yabancılara satamadı. Ama Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarının maşaallahı var doğrusu. Onun yapamadıklarını bir çırpıda beceriverdiler... Sadece Türk Telekom ve cep telefonu şirketleri değil; aynı zamanda bankalar ve enerji şirketleri de gidiyor yabancılara... Ne günlere kaldık...