PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Yolsuzluk, Yoksullaşma



atoybil
06-11-2006, 00:18
Yolsuzluk, Yoksullaşma ve Gelir Dağılımı Kimi İlgilendirir? .........Mustafa ERKAL

Günümüzde Türk milliyetçilerine önemli görevler düşmektedir. Bu görevleri hafife almak ve onları üstlenecek başkalarını etrafta aramak yanıltıcı olabilir. Tepkisiz bir toplum olarak bugünlere geldik. Tepki koymak denince de, akla hep parti kurmak geldi. Dernek gibi partiler çoğaldı. Neticede bazıları sadece kendi kendilerini tatmin etti. Artık bugün kendine oynama ve kendinden hiç fedakârlık yapmama çıkış yolu değildir. Eğer herkesin gönlünde genel başkanlık veya başkanlık yatıyorsa; orada dayanışma, işbölümü ve işbirliği sağlanamaz.

Bir başka olumsuz gelişme de; Türkiye`den yana ve ülke çıkarlarına yürekten bağlı olmanın milliyetçilere çıkardığı faturalardır. Uzun yıllar milliyetçiler devleti açık olarak yıkmak isteyenlerle bir görülmüş ve aynı kefeye konulmuştur. Bu da psikolojik bir bezginliği ve ilgisizliği hatta kayıtsızlığı doğurmuştur. Devlete ve askere bakışta bazı farklar doğmuştur. Gelişmelerin dışında kalmak, taraf olmamak çıkar yol zannedilmiştir. Bugün bunun tesirlerini görüyoruz. Oysa, hiçbir şeye karışmama bir çözüm yolu değildir; yeter ki yasalar içinde kalabilelim ve bir takım oyunlara ve tezgâhlara âlet olmayalım. Bazen bunu gerçekleştirmek kolay da olmayabilir. İsteseniz de, istemeseniz de sizi bir takım yerlere bulaştırırlar. Bugün olduğu gibi henüz hiçbir adli soruşturma, koğuşturma olmadan insanlar, basında çeteci ve peşinen suçlu ilân edilmektedirler. İktidar, çete üretim merkezi gibi çalışmaktadır. Devletin bazı kurumları Devletin değil de; sanki iktidarın yan koluymuş gibi çalıştırılmaktadır. Bu, demokrasiye de kan kaybettirmektir. Ancak, siyasi çıkarlar herhalde her şeyin üstünde tutuluyor.

Türk milliyetçileri pek alışık olmadıkları konularla da ilgilenmek ve politika oluşturmak durumundadırlar. Genelde iktisadi konular dışındaki konulara öncelik verilir; oysa her iktisadi konunun bir de sosyal ve kültürel boyutu vardır. Nitekim, son yıllarda tartışılan yolsuzluk ve onun ikiz kardeşi hatta sonucu olan yoksullaşma üstünde en fazla durulması gereken konulardır.

Türkiye`de yolsuzluk daha ziyade üç şekilde görülmektedir: ihale yolsuzlukları, banka yolsuzlukları ve hayali ihracat…

Aslında, yolsuzluk kamu kaynaklarının haksız bir şekilde kamuya rağmen hortumlanması veya birilerine haksız kazanç sağlanarak peşkeş çekilmesidir. Böyle bir eğilim, kamu kaynaklarından asıl faydalanması gerekenleri devre dışı bırakmaktır. Bu da toplumun göreceli olarak yoksullaşmasını doğurur. Ekonomik krizler hatta deprem yoksullaşmayı arttırabilir. Nitekim, 17 Ağustos ve 12 Kasım 1999 depremlerinin doğurduğu sonuçlar arasında en çok dikkati çeken noktaların başında, kimsesiz çocuklar sorunu ve kadın nüfusun yoksullaşması gelmektedir. Türkiye`de 18 milyon kişi yoksulluk sınırında kabul edilmektedir. Yoksullaşma ve gelir dağılımındaki bozulma azalmamış; ama artmıştır. Müdahaleciliği ve korumacılığı reddeden, her şeyin zamanla kendi içinde dengeye kavuşacağını ileri süren liberal ve dıştan kumandalı politikalarla yoksullaşma ve gelir dağılımındaki bozukluklar düzeltilemez. İktisadi hayatın bilhassa hayali AB üyeliği yolunda dıştan yönlendirilmesi, sosyal politikaları ve sosyal amaçlı yatırımları azaltmıştır. Bundan dolayı Türkiye`de yoksullaşmanın sebepleri arasında devletin sosyal fonksiyonlarının zayıflaması yer almaktadır. Yoksullaşmanın temel gerekçeleri arasında yolsuzluklar olduğu gibi; devletin aslî görevlerini terk etmesi de yer almaktadır. 1980 sonrası uygulanan politikaların bazı başarılarına rağmen; sosyal ve kültürel amaçları dışladığı bir gerçektir. Bugün gelir dağılımındaki bozulmanın asıl sebebi; 1980 sonrası uygulanan ve Türkiye`ye uymayan liberal iktisat politikalarıdır.

Gelir dağılımı da sadece iktisatçıları ilgilendirmez. Gelir dağılımındaki bozukluklar sadece iktisadi sonuçlar doğurmaz. Sosyal yapıyı ve dokuyu zedeler. Hayat şartlarının zorlaşması ve gelir dağılımının bozukluğu, insanları dışa kapalı, bencil, maddeci ve faydacı kılar. Saldırgan ve çatışmacı davranışları öne çıkarır. Siyasi ve sosyal katılmayı zayıflatır. (2002 Genel Seçimlerinde 10 milyonu aşkın kişinin sandığa gitmemesi düşündürücüdür.) Akraba ve komşuluk ilişkilerini soğutur. Fert sadece hayatını nasıl sürdüreceğini düşünür. Ülke sorunlarına ve milli meselelere yeterince yer ayıramaz. Hassasiyetini kaybeder. Egoist ahlâk anlayışı dayanışmacılığın yerini alır. Psikolojik hastalıklar, intihar ve boşanmalar artar. Yapay cemaatleşmeler doğar.