maturidi
07-14-2006, 16:35
dış politika
Dış Politikaya Dair
Sezer’in Rusya Federasyonunu ziyaretiyle birlikte Rusya’ya yakınlaşma, ABD-AB ekseninden uzaklaşma babından bir çok yorumu medyamızdan beklerdik. Bu kez olmadı. Neden? Bunu sorgulamak lazım.
Klasik ABD-AB eksenine iliştirilmiş yorumlardan imtina etmenin ve sarih Rusya-İran yakınlaşmalarının yorumsuz ve MGK sekretaryasının yaptığı çalışmaların boşlukta bırakılmalarına, Erdoğan’ın Berlusconi-Putin ekseninden başlayan girişimlerine genelde değinilmemesi eklemlendi. Halen Hükümetin ve özellikle Erdoğan’ın bilinçli olarak yaptığı, ABD Başkanlık randevusu gelmeden önce bu türden yorumların “çelişiklik alanından” uzak durmak. Randevu ve ziyaret ertesi atış serbest. Kısaca: Dış politikaya dair “medyatik tutum” perde ardından Hükümet tarafından yönlendirilmiş.
İşin görüntü kısmından aslına gelince: Rusya ziyareti veya Rusya karşısındaki değişen genel dış politika tutumumuz aslen konjonktürel birtakım gerekliliklerden neşet etmiş görünmekte. Aslen, stratejik derinlik ya da çeşitlilik v.b. Davutoğlu tezleri ya da ABD-AB eksenine mahkum olmama argümanları Rusya’ya yakınlaşma dış politika gereklerini haklılaştıramaz. Nasıl bir zamanlar Rus tehdidi karşısında ABD’ye kayıtsız teslimiyet yanlış idiyse ve bugün karşılaştığımız siyasi yük ve bedellere yolaçtıysa benzer bir Rusya yakınlaşması bunun çok daha fazlasına yol açar. Ancak ABD deneyiminden ders almış bir Rusya yakınlaşması, mevcut-cari ABD tehdidi hadi tutumu diyelim karşısında akla yatkın ya da makul. Rusya ile ilgili yakınlaşmanın ard planında yer alan meseleleri de içerecek tarzda bir kaç notu ileteceğim:
- Peter Kovacs, NATO’nun yeni görev/misyon unsurlarından birinin de Orta Asya enerji koridorunun ve enerji kaynaklarının güvenliği olduğunu (olması gereğini değil) açıkladı.
- Rusya-Putin, aynı Olmert-İsrail gibi ülke dışında operasyonlar yapabileceğini deklare etti.
- Zamanında ABD; Gürcistan-Azerbaycan ve Türkiye’yi ikaz ederek, Rusya’nın söz konusu ülkeler havalisindeki bölge çıkarlarına fazla ihlal etmemeleri konusunda ikaz etmiştir.
- 1993’te Rusya, Türkiye’yi Azerbaycan’a Ermenistan’ın Karabağ’dan ihracı konusunda yardımcı olması halinde nükleer silah kullanımıyla tehdit etmiştir.
- ABD, söz konusu Rus tehdidi karşısında Türkiye’yi desteklememiştir.
- Genel olarak ABD’ nin Rusya’nın “islam” karşıtı operasyon ve hareketlenlerinde sessiz kaldığı söylenebilir. Bu bakımdan Çeçen direnişinin maalesef daha güçlü vurgulanan “islam” yönelimini “daha milliyetçi” bir eksene çekmek gereğini değerlendirmek gerekmektedir.
- Genel olarak yukarıdaki notları nakilde de yararlandığım ASAM ve diğer kuruluşların stratejistleri ekonomik olarak işbirliği yoluyla Rusları Kafkaslarda durdurma umudunu taşıdığımızı ancak bunun sadece bir bekleti teşkil ettiğini ifade etmektedirler.
- Batı dünyası ve özellikle ABD , Karabağ mevzuunda bizi tamamen yalnız bırakmışlardır. Eğer Azerbaycan, Yukarı Karabağ mevzuunda operatif manada hareketlenirse bilhassa ABD yabancı yatırımları süratle ülkeden geri çekilecektir.
- Bu arada Karabağ’ın bizim tezlerimizde işgal altında olmasına karşın uluslararası hukuka göre; Karabağ yerleşik Ermeni azınlıklarının (bölgede çoğunluk) burayı Azerbaycan askeri güçlerinden arındırdığı ve Ermenistan’ın bu konuda dahlinin dolaylı olduğu tezinin genel kabul gördüğünü iletmem gerek. Yani uluslararası hukuka göre Ermenistan’ın bu konudaki muhatabiyeti bile dolaylı. Uluslararası hukuka göre (!) Ermenistan Karabağ’da işgalci değil.
- Yukarı Karabağ konusunda en büyük çıkmazımız bu konuda ABD’ nin bizi açıkça desteklememesidir.
- Son taaarruz helikopteri ihalesinde ABD’ nin / şirketlerinin ihale sürecinden komple çekilerek bizi nasıl gülünç durumda bıraktığını kırık dökük helikopterleri almak durumunda kaldığımızı gözönünde tutalım.
- Exxon-Mobil ikilisinin Türkiye’den çıktıklarını buna mukabil Shell-BP ikilisinin etkinliğinin arttığını dikkatinize sunarım. Bu bakımdan Baku-Ceyhan ve Hazar bakımından konunun bir de şirketlerin tikel menfaatleri / saikleri bakımından da dikkate alınmasında yarar var.
- Türkiye’nin muhtemel Irak sınır ötesi harekatının Rus mukabil Pankisi-Gürcistan harekatıyla birlikte değerlendirilmesi ve bu konuda destek aranmaması özellikle ABD’li uzmanlar tarafından sürekli tarafımıza hatırlatılmaktadır(!). Belki de bu “gelişme” umulmaktadır demek lazım.
- AB ile varılan mutabakat ve AB mevzuatı gereği Türk ordusunun sınırlardan 100 km. İçerde konuşlanmasının bir AB standardı olduğunu öğrendim. Teyit edemedim ancak bu doğruysa ki doğru kabul edelim Trakya ve Ege’deki gelişmeleri bir düşünün. Hatta Edirne’de çekilmenin başladığı belirtilmekte. Enez’deki çekilme daha önce başladığınından değerlendirme yapamayacağım. Eğer Ege’de Yunan tezleri kabul edilirse Ege ordusunun lağvedilmesi bir yana konumu da ne kadar “içerilerde” olacaktır?
- Dış politika alanında sabırla örülmüş olan stratejilerimizin “bilinç ağlarımızın” AKP tarafından nasıl yırtılmalara tabi olduğunu değerlendirmenize bırakacağım.
Ekonomiye Dair
Zaman gazetesinini idarecilerinden Ekrem Dumanlı’nın bugünkü yazısını okudum. Ekonomi haberciliğine dikkat demekte. İçeriktede ortak akıl toplantıları tertip ettiklerini ve bunu bürokrasinin yüksek kademeleriyle ve M. Lynch temsilcisiyle birlikte yaptıklarını belirtmekte. Açık ve samimi bir itiraf olarak görün. Hükümet perde ardından ekonomi medyasını kontrol etmek ve rakamlar ve yorumlarıyla ilgili kredili bir alan yaratmak istmektedir. Bunun vahim sonuçlarını bir kenara bırakalım. Merkez Bankası başkanlığına / yardımcılığına soyunan yurt dışı önemli iktisadi aktörler ve onların çalışanları dahil , bürokratlar dahil, medya dahil nasıl bir kumpas kurulmaktadır/kurulmaya çalışılmaktadır?
Kısaca: Ekonomiye dair “medyatik tutum” perde ardından Hükümet tarafından yönlendirilme gayretinde.
Saygılarımla
ttky
Dış Politikaya Dair
Sezer’in Rusya Federasyonunu ziyaretiyle birlikte Rusya’ya yakınlaşma, ABD-AB ekseninden uzaklaşma babından bir çok yorumu medyamızdan beklerdik. Bu kez olmadı. Neden? Bunu sorgulamak lazım.
Klasik ABD-AB eksenine iliştirilmiş yorumlardan imtina etmenin ve sarih Rusya-İran yakınlaşmalarının yorumsuz ve MGK sekretaryasının yaptığı çalışmaların boşlukta bırakılmalarına, Erdoğan’ın Berlusconi-Putin ekseninden başlayan girişimlerine genelde değinilmemesi eklemlendi. Halen Hükümetin ve özellikle Erdoğan’ın bilinçli olarak yaptığı, ABD Başkanlık randevusu gelmeden önce bu türden yorumların “çelişiklik alanından” uzak durmak. Randevu ve ziyaret ertesi atış serbest. Kısaca: Dış politikaya dair “medyatik tutum” perde ardından Hükümet tarafından yönlendirilmiş.
İşin görüntü kısmından aslına gelince: Rusya ziyareti veya Rusya karşısındaki değişen genel dış politika tutumumuz aslen konjonktürel birtakım gerekliliklerden neşet etmiş görünmekte. Aslen, stratejik derinlik ya da çeşitlilik v.b. Davutoğlu tezleri ya da ABD-AB eksenine mahkum olmama argümanları Rusya’ya yakınlaşma dış politika gereklerini haklılaştıramaz. Nasıl bir zamanlar Rus tehdidi karşısında ABD’ye kayıtsız teslimiyet yanlış idiyse ve bugün karşılaştığımız siyasi yük ve bedellere yolaçtıysa benzer bir Rusya yakınlaşması bunun çok daha fazlasına yol açar. Ancak ABD deneyiminden ders almış bir Rusya yakınlaşması, mevcut-cari ABD tehdidi hadi tutumu diyelim karşısında akla yatkın ya da makul. Rusya ile ilgili yakınlaşmanın ard planında yer alan meseleleri de içerecek tarzda bir kaç notu ileteceğim:
- Peter Kovacs, NATO’nun yeni görev/misyon unsurlarından birinin de Orta Asya enerji koridorunun ve enerji kaynaklarının güvenliği olduğunu (olması gereğini değil) açıkladı.
- Rusya-Putin, aynı Olmert-İsrail gibi ülke dışında operasyonlar yapabileceğini deklare etti.
- Zamanında ABD; Gürcistan-Azerbaycan ve Türkiye’yi ikaz ederek, Rusya’nın söz konusu ülkeler havalisindeki bölge çıkarlarına fazla ihlal etmemeleri konusunda ikaz etmiştir.
- 1993’te Rusya, Türkiye’yi Azerbaycan’a Ermenistan’ın Karabağ’dan ihracı konusunda yardımcı olması halinde nükleer silah kullanımıyla tehdit etmiştir.
- ABD, söz konusu Rus tehdidi karşısında Türkiye’yi desteklememiştir.
- Genel olarak ABD’ nin Rusya’nın “islam” karşıtı operasyon ve hareketlenlerinde sessiz kaldığı söylenebilir. Bu bakımdan Çeçen direnişinin maalesef daha güçlü vurgulanan “islam” yönelimini “daha milliyetçi” bir eksene çekmek gereğini değerlendirmek gerekmektedir.
- Genel olarak yukarıdaki notları nakilde de yararlandığım ASAM ve diğer kuruluşların stratejistleri ekonomik olarak işbirliği yoluyla Rusları Kafkaslarda durdurma umudunu taşıdığımızı ancak bunun sadece bir bekleti teşkil ettiğini ifade etmektedirler.
- Batı dünyası ve özellikle ABD , Karabağ mevzuunda bizi tamamen yalnız bırakmışlardır. Eğer Azerbaycan, Yukarı Karabağ mevzuunda operatif manada hareketlenirse bilhassa ABD yabancı yatırımları süratle ülkeden geri çekilecektir.
- Bu arada Karabağ’ın bizim tezlerimizde işgal altında olmasına karşın uluslararası hukuka göre; Karabağ yerleşik Ermeni azınlıklarının (bölgede çoğunluk) burayı Azerbaycan askeri güçlerinden arındırdığı ve Ermenistan’ın bu konuda dahlinin dolaylı olduğu tezinin genel kabul gördüğünü iletmem gerek. Yani uluslararası hukuka göre Ermenistan’ın bu konudaki muhatabiyeti bile dolaylı. Uluslararası hukuka göre (!) Ermenistan Karabağ’da işgalci değil.
- Yukarı Karabağ konusunda en büyük çıkmazımız bu konuda ABD’ nin bizi açıkça desteklememesidir.
- Son taaarruz helikopteri ihalesinde ABD’ nin / şirketlerinin ihale sürecinden komple çekilerek bizi nasıl gülünç durumda bıraktığını kırık dökük helikopterleri almak durumunda kaldığımızı gözönünde tutalım.
- Exxon-Mobil ikilisinin Türkiye’den çıktıklarını buna mukabil Shell-BP ikilisinin etkinliğinin arttığını dikkatinize sunarım. Bu bakımdan Baku-Ceyhan ve Hazar bakımından konunun bir de şirketlerin tikel menfaatleri / saikleri bakımından da dikkate alınmasında yarar var.
- Türkiye’nin muhtemel Irak sınır ötesi harekatının Rus mukabil Pankisi-Gürcistan harekatıyla birlikte değerlendirilmesi ve bu konuda destek aranmaması özellikle ABD’li uzmanlar tarafından sürekli tarafımıza hatırlatılmaktadır(!). Belki de bu “gelişme” umulmaktadır demek lazım.
- AB ile varılan mutabakat ve AB mevzuatı gereği Türk ordusunun sınırlardan 100 km. İçerde konuşlanmasının bir AB standardı olduğunu öğrendim. Teyit edemedim ancak bu doğruysa ki doğru kabul edelim Trakya ve Ege’deki gelişmeleri bir düşünün. Hatta Edirne’de çekilmenin başladığı belirtilmekte. Enez’deki çekilme daha önce başladığınından değerlendirme yapamayacağım. Eğer Ege’de Yunan tezleri kabul edilirse Ege ordusunun lağvedilmesi bir yana konumu da ne kadar “içerilerde” olacaktır?
- Dış politika alanında sabırla örülmüş olan stratejilerimizin “bilinç ağlarımızın” AKP tarafından nasıl yırtılmalara tabi olduğunu değerlendirmenize bırakacağım.
Ekonomiye Dair
Zaman gazetesinini idarecilerinden Ekrem Dumanlı’nın bugünkü yazısını okudum. Ekonomi haberciliğine dikkat demekte. İçeriktede ortak akıl toplantıları tertip ettiklerini ve bunu bürokrasinin yüksek kademeleriyle ve M. Lynch temsilcisiyle birlikte yaptıklarını belirtmekte. Açık ve samimi bir itiraf olarak görün. Hükümet perde ardından ekonomi medyasını kontrol etmek ve rakamlar ve yorumlarıyla ilgili kredili bir alan yaratmak istmektedir. Bunun vahim sonuçlarını bir kenara bırakalım. Merkez Bankası başkanlığına / yardımcılığına soyunan yurt dışı önemli iktisadi aktörler ve onların çalışanları dahil , bürokratlar dahil, medya dahil nasıl bir kumpas kurulmaktadır/kurulmaya çalışılmaktadır?
Kısaca: Ekonomiye dair “medyatik tutum” perde ardından Hükümet tarafından yönlendirilme gayretinde.
Saygılarımla
ttky