maturidi
08-20-2006, 23:53
TAŞINA, TOPRAĞINA...
74’ün popüler şarkısı ‘’Memleketim’’in müziğinin bir yahudi şarkısından alınmış olduğunu bir kenara bırakın..
Ama ben bu memleketin taşına, toprağına..
Havasına, suyuna..
Gelmişine, geçmişine..
Aşığım, vurgunum, meftunum...
Vatanın, milletin, devletin ve bayrağın...
Kulu, kölesiyim..
Fakat yine de bazı şeylere, hâttâ bir çok şeylere akıl sır erdiremiyorum..
Londra’da; İsrail’in Filistin-Hizbullah’a saldırsıyla eş zamanlı olarak âniden ikinci bir ‘’11 Eylül’’ komplosu açığa çıkarılıyor..
İlkinde ‘’Ya bizim yanımızdasınız, ya teröristlerin’’ diyen, ‘’Crusade-Haçlı Seferi’’ ilân eden Bush bu sefer de derhal ‘’Bu olay İslâmcı faşistlerle ABD’nin savaş halinde olduğunu göstermiştir’’ diyor.
Bununla birlikte ve hayret verici bir şekilde, ‘İslamo faşist’’ tanımlamasının daha önce de ilk olarak Recep Tayyip Erdoğan hakkında kullanıldığı ortaya çıkıyor.
Amerika’da yayınlanan ve zaman zaman Türkiye’ye yaptığı sert çıkışlarla tanınan Washington Times gazetesi 14 Mart 2006 günlü nüshasında Başbakan Erdoğan’ın İslamofaşist bir darbe istediğini, ordunun da bu isteğin karşısında durduğunu savundu. Gazete, Rektör Aşkın ve Orgeneral Büyükanıt olaylarının da "Erdoğan’ın İslamofaşist darbesinin" bir parçası olduğunu öne sürdü.
Frank J. Gaffney Jr. tarafından kaleme alınan yazıda, Türkiye’nin 80 yıl önce Mustafa Kemal Atatürk tarafından teokratik ve Birinci Dünya Savaşı’ndan mağlup ayrılan Osmanlı İmparatorluğu’nun küllerinden yaratıldığı belirtildi.
Türkiye’nin modern ve son derece laik bir ülke olduğu vurgulanan haberde, Türkiye’de laik hükûmetin en büyük garantörünün -bu bazen demokratik kuralların çiğnenmesi anlamına gelse de- ordu olduğu belirtildi. Ordu’nun Türkiye’de bu yüzden en çok saygı duyulan kurumların başında olduğu da vurgulandı.
‘’İslamofaşist Darbe?" başlıklı yazıda, Atatürk’ün düzeninin sona erdirilmesinin ve hilafetin tekrar kurulmasının İslamofaşistlerin en büyük hedefi olduğu belirtildi.
Önceki yıllarda;
Yargı mensuplarının ‘’vicdanları ile cüzdanları arasında’’...
Askerlerin Kıbrıs referandumu sırasında ‘’Gönlü ile aklı arasında’’
Son olarak Ordu’daki fındık mitinginde de İl Emniyet Müdürünün ‘’Fındık üreticisi ile üreticinin meclise gönderdiği vekilleri arasında’’ sıkışıp kaldıkları görülmüştü..
Şimdi de 1.Gürcistan ziyaretinde Gürcülerle büyük yakınlık kuran; 2. Rize’li; 3. Kasımpaşa’da mukim, 4. Ama Siirt’den milletvekili olan Tayyip Erdoğan’ın;
a) ‘’Ortadoğu’nun yıldızı’’ yapacağı Diyarbakır’lı ile Karadeniz’deki fındık üreticisi arasında;
b) Amerika-İsrail planı olan BOP eşbaşkanlığı dolayısıyle de, İsrail ile Hizbullah arasında sıkıştığı görülüyor.
ABD Başkanı George W. Bush, İsrail ile Hizbullah arasında Lübnan'da BM ateşkes kararına kadar 34 gün süren savaşın, ''dünyada özgürlükle terör arasında cereyan eden daha geniş kapsamlı savaşın parçası olduğunu'' ileri sürüyor.
Tayyip Erdoğan ise Bush’un ‘’özgürlük savaşçısı’’ dediği İsrail için Artvin’de ‘’Bu İsrail’in derdi ne?’’ sorusunu sorarken ‘’stratejik vizyonu’’nun tamamen örtüştüğünü düşündüğü ‘’eşbaşkanlığa’’ aykırı davrandığının farkına varıyor muydu acaba?
Tayyip Erdoğan son derece sert bir ifade ile ‘’İsrail’in derdi ne?’’ sorusunu soruyor ama Türkiye’nin İncirlik kasabasındaki üsten Nato iskelesi aracılığı ile İsrail’e silah ve mühimmat sevkiyatı yapılıyor.
Aynı anda ‘’Türk Kızılayı’’;.....
Ne demek Türk Kızılayı?
Yıllardır ‘’Kızılay’’ diye bildiğimiz ‘’Kızılay’’ neden Akepe iktidarı zamanında âniden ‘’Türk Kızılayı’’ oluveriyor?
‘’Türk’’ sözcüğüne, lâfzına, kavramına çok mu meraklılar?
Öyleyse neden bir kere bile ağızlarından Türk lâfını duymuyoruz?
Evet; İncirlik’ten İsrail’e silah ve mühimmat sevkiyatı yapılırken aynı anda Türk Kızılayı da Lübnan’a tıbbi malzeme yardımı gönderiyor..
Ben bu memleketi çok seviyorum..
Çünkü Lübnan’ın kuzeyinde alt yapının tahrip edilmiş olması nedeniyle karayolu ile kuzeyden gönderilemeyen Türk Kızılayı’nın yardım malzemesi ancak denizden yollanabiliyor..
Mersin veya İskenderun’dan Sur’a zannediyorsunuz değil mi?
Değil..
Kıbrıs aktarmalı Sur’a..
Kıbrıs’tan kastın KKTC olduğunu zannediyorsunuz değil mi?
Değil..
Rumların Larnaka limanından...
Rum bandıralı ‘’Georgios K.’’ gemisiyle..
İnanmayan bölgede görevli Kızılhaç temsilcisi Roland Huguenin’e sorsun..
Rum gemilerine limanlarını açmayan Türkiye onların limanlarına giderek Rum gemilerini kullanıyor.
Türk ordusu PKK’yı ortadan kaldırmak için Kuzey Irak’a giremiyor..
Ama Hizbullah’a karşı İsrail’in yanında savaşmak için silah alıp Lübnan’a koşuyor..
Koşturulmak, bir kolordu ile olaya müdahil edilmek/olmak istiyor..
Kore’ye giden Tugay’ın bedeli güya NATO idi..
Peki Lübnan’a giden Kolordu’nun bedeli ne olacak?
Gambiya, Azerbaycan, Gürcistan, Afganistan, Makedonya, İtalya, Bosna - Hersek, Kosova Arnavutluk ve Kıbrıs’ta asker bulunduran Türk ordusu, Kıbrıs dışındaki tüm ülkelerde bu görevlerini Birleşmiş Milletler ve NATO adına yapıyor.
Azerbaycan, Makedonya, Bosna Hersek ve Kosova’ya bir şey demiyorum..
Gambiya ve Kongo’da...
Lübnan’da ne işi vardır Türk askerinin?
Türkiye oralara asker gönderiyor ama Kara Kuvvetlerini üçte bir oranında azaltıyor.
Bu işte bir terslik yok mu sizce de?
Küçük ama hareket kabiliyeti yüksek, ateş gücü fazla çevik birlikler oluşacakmış..
Ateş denizi içindeyiz..
Dört yanımız, etrafımız, yöremiz...
İçimiz..
Alev alev..
Biz hem dışarıya asker gönderiyoruz.. Afganistan ve Lübnan’da uluslararası gücün komutanlığına tâlip ‘’ediliyoruz’’..
Hem asker azaltıyoruz..
O halde neden ‘’büyük ama hareket kabiliyeti yüksek, ateş gücü fazla çevik birlikler’’ teşkil etmiyoruz da ‘’küçülüyoruz’’?
Özel Kuvvetleri ‘’Dünyada ilk defa’’ Kolordu seviyesinde kuruyoruz..
Ama Kara Kuvvetlerini küçültüyoruz..
Bu işte de bir terslik yok mu sizce?
Son tahlilde merak ediyorum.
Kara Kuvvetlerinin mevcudu üçte bir azaltılırken, mevcut general oranı da aynı oranda azaltılacak mı?
Ben bu memleketi çok seviyorum..
Kıbrıs’a Amerika ve İngiltere’den sonra Fransa da asker yığıyor. Fransa Rum hükümetiyle ikili anlaşma yaptı. Üs aldı. Fransa’nın Nicosia Büyükelçisi ‘’Ortalığı ayağa kaldırmanın âlemi yok’’ dedi, ‘’Lübnan’a gerektiğinde ateş kes gücü isteniyor ya, onun hazırlığını yapıyoruz..’’
Muş...
Kabul.. Bir şartla kabul..
Hem Fransa’nın Kıbrıs’a asker yığmasına, hem Türkiye’nin Lübnan’a kolordu göndermesine bir şartla kabul..
Nasıl Fransız askeri Lübnan’a gitmek için Kıbrıs’a yığınak yapıyor..
Lübnan’a gidecek Türk Kolordusu da KKTC’ye gitsin..
Geçitkale havalanı, Girne ve Magosa limanlarına bir güzel ‘’konuşlansın’’..
Hemen, derhal, hiç vakit geçirmeden..
Yarından tezi yok..
Kıbrıs deyince bir şey hatırladım.. 32 yıl önce tam da bu günlerdeydi..
Kıbrıs’taydık..
20 Temmuz’da ilk harekât... BM gırtlağımıza çöktü. 2 günde ‘’ateşkes’’ ilân edildi.
Görüşmeler sonunda anlaşma sağlanamadı.. 14 Ağustos’da ikinci harekât..
BM gene gırtlağımıza çöktü.. Gene iki günde ateş kes sağlandı..
Yâni ey millet 32 senedir dünyanın diline doladığı Kıbrsı Harekâtı 20-22 Temmuz ve 14-16 Ağustos olmak üzere sadece 4 gün sürmüştür.
Ama 2006’da İsrail’in Lübnan saldırısı için bin dereden bin su getirilerek 34 günde ancak ‘’ateşkes olmayan bir ateşkes’’ sağlanabilmiştir.
Ateşkes’ten önce İsrail’in, ‘’askeri hedefi’’ olan Litani Nehri’ne ulaşmasına göz yumulmuş, o hedefe kadar ona zaman kazandırılmıştır.
Bu arada Ankara’da bir Lübnan zirvesi yapıldı, dün de Gül zirvenin sonuçlarını Cumhurbaşkanı’na ‘’arz etti’’..
Aklıma takıldı.. Köşke neden ‘’görünürdeki dışişleri bakanı’’ çıktı da..
Perde arkasındaki asıl dışişleri bakanı, Zapsu neden çıkıp aydınlatmadı Sayın Sezer’i?
Doğrusu bu ya ‘’zirve’’den çıkan karar beni hayal kırıklığına uğrattı..
Ortada hiç bir şey yokken Erdoğan ‘’asker alıp gidelim’’ diyordu..
Şimdi iyi kötü, kerhen de olsa bir BM kararı çıktı.
Bu defa ‘’zirve’den ayak sürüme kararı çıktı..
Gönlüm, yeni Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ın zirvedeki varlığının ‘’teenni ile’’ hareket edilmesi, ‘’beklenilmesi’’ doğrultusunda etkili olduğunu söylüyor.
İnanmak istiyorum..
Bu memleketi çok seviyorum..
Sözün ucu bir şekilde Kıbrıs’a dokununca kolay bitmiyor..
5 Ağustos 2006 tarihli Cumhuriyet’te son YAŞ’ta atanan komutanların özgeçmişleri yayınlandı..
Bu özgeçmişlerin muhabir toplaması olmadığı, resmi bilgiler olduğu açık..
Önce dikkatimi çekmemişti.. Sonra uyandım..
Orgeneraller Büyükanıt, Iğsız, Saygun, Işık, Başbuğ ve Koşaner’in özgeçmlşlerinde (sayfa 5) Kıbrıs yok..
İlk beşinin görev dökümünü dikkatle inceleyince gerçekten olmadığı görülüyor..
Ancak sonuncunun 2002-2004’te Kıbrıs’ta Barış Kuvvvetleri Komutanlığı yaptığını biliyorum.. Orgeneral Işık Koşaner referandumda orada, adada idi.
Peki neden özhgeçmişinden Kıbrıs çıkarıldı?
Kıbrıs’ta görev yapmış olmak ayıp mı?
Yoksa suç mu?
Siz Loizidu kararını kabulünüzle Türkiyenin ve Türk ordusunun adada uluslararası anlaşmalardan doğan garantörlük hakkını kullanarak yasal bir şekilde bulunduğunu değil de ’’işgalci’’ olarak bulunduğunu kabul ederseniz tabii orada görevli personel de ‘’yasa dışı’’ statüsünü taşıyacak, belki savaş suçlusu olacaktır.
Acaba AB sürecinde TSK’nın bu en önü açık ve parlak generalinin; geçmişinde KKTC Barış Kuvvetleri Komutanlığı yapmış olması notunun bulunmasının ileride geleceği için AB nezdinde bir eksi puan olacağı mı düşünüldü?
Askerin rolünün AB standartlarına uydurulması, AB statüsüne çekilmesi çalışmalarına gölge düşüreceği mi zannedildi?
Bilelim de ona göre davranalım..
Ama biz buradan açıklıyoruz, ilgililer-ilgisizler not etsin..
74 sonu-76 sonu ile;
85-87’de ‘’yavruvatan’’ Kıbrıs’ta..
Hem de ‘’üniformasız ve rütbesiz’’ görev yaptık.. Şerefle görev yaptık, şanla yaptık...
Namusumuzu çiğnetmedik..
Başımıza çuval geçirttirmedik..
Dileyen dilediği listeye yazsın..
Çünkü ben...
Bu memleketi çok seviyorum...
Erdoğan (Tayyip) canı ciğeri, ’’Ortadoğu’nun yıldızı Diyarbakırlı’’ ile ‘’Giresun-Ordu-Trabzon’daki fındık üreticisi’’ arasına sıkışmıştı ya..
Bir diğer Erdoğan (Yılmaz) için ‘’İyi bir mektup yazdı’’ dedi.
Yılmaz Erdoğan’ın ‘’kuşun kanadına’’ yazdığı mektubu kastederek..
Gazi Oktay Yıldırım’ın ‘’kartal kanadına’’ yazdığı;
‘’Ufukötesi’’nden Asuman Özdemir’in ‘’zarfa koymadan’’ kamuoyu ile paylaştığı mektupları okumadan ‘’Yılmaz Erdoğan’ınki’’ güzel oldu dedi.
Yılmaz Erdoğan kim mi?
Yurt dışında yaşayan, ama kansere yakalanınca ölmek için Türkiye’ye dönen Kürt yazar Mehmet Uzun’u hastahanede ziyaret eden tiyatrocu..
Mehmet Uzun’a Murat Karayılan’ın da ‘’kaleminizle her daim yaşayın’’ mesajı gönderdiğini Aksiyon’da okuduk..
Mehmet Uzun’u ‘’dostları’’ Yaşar kemal ve Zülfü Livaneli de ziyaret etmiş.
Yılmaz Erdoğan kim mi?
Şeyh Sait’in torunuyla ‘’Amerikan usulü’’ evlenip Şeyh Sait’e torun-torba verecek olan bir tiyatrocu..
Tayyip Erdoğan işte bu Yımaz Erdoğan’ın yazdığı mektuba ‘’iyi oldu’’ diyor.
Gazi Oktay Yıldırım’ın,
Asuman Özdemir’in mektuplarını okumuyor. Onlar hakkında fikir beyan etmiyor..
Ben bu ülkeyi;
Her gün güneydoğu’da ne yazık ki ikişer üçer şehit verilirken..
Erdoğan’ın (Yılmaz) Kürt Sait’in torunu ile Amerikan tarzı evlenebilmesine ve...
Öcalan’ın, ikâmetine tahsis edilen özel adasında ‘’bu sıcak yaz günlerinde’’ klimasının iyi çalışmadığından, radyosunun bozuk olduğundan şikayet edebilmiş olmasına rağmen çok seviyorum..
Bütün bu çelişkilere rağmen..
Ben bu memleketin taşına toprağına,
Havasına suyuna aşığım..
Çok seviyorum..
Bol yıldızlı değil, Ay-Yıldızlı bayrağımı,
Milletimi,
Ve askerimi....seviyorum.
Gerçekten bir başkadır benim memleketim..
temizeller
74’ün popüler şarkısı ‘’Memleketim’’in müziğinin bir yahudi şarkısından alınmış olduğunu bir kenara bırakın..
Ama ben bu memleketin taşına, toprağına..
Havasına, suyuna..
Gelmişine, geçmişine..
Aşığım, vurgunum, meftunum...
Vatanın, milletin, devletin ve bayrağın...
Kulu, kölesiyim..
Fakat yine de bazı şeylere, hâttâ bir çok şeylere akıl sır erdiremiyorum..
Londra’da; İsrail’in Filistin-Hizbullah’a saldırsıyla eş zamanlı olarak âniden ikinci bir ‘’11 Eylül’’ komplosu açığa çıkarılıyor..
İlkinde ‘’Ya bizim yanımızdasınız, ya teröristlerin’’ diyen, ‘’Crusade-Haçlı Seferi’’ ilân eden Bush bu sefer de derhal ‘’Bu olay İslâmcı faşistlerle ABD’nin savaş halinde olduğunu göstermiştir’’ diyor.
Bununla birlikte ve hayret verici bir şekilde, ‘İslamo faşist’’ tanımlamasının daha önce de ilk olarak Recep Tayyip Erdoğan hakkında kullanıldığı ortaya çıkıyor.
Amerika’da yayınlanan ve zaman zaman Türkiye’ye yaptığı sert çıkışlarla tanınan Washington Times gazetesi 14 Mart 2006 günlü nüshasında Başbakan Erdoğan’ın İslamofaşist bir darbe istediğini, ordunun da bu isteğin karşısında durduğunu savundu. Gazete, Rektör Aşkın ve Orgeneral Büyükanıt olaylarının da "Erdoğan’ın İslamofaşist darbesinin" bir parçası olduğunu öne sürdü.
Frank J. Gaffney Jr. tarafından kaleme alınan yazıda, Türkiye’nin 80 yıl önce Mustafa Kemal Atatürk tarafından teokratik ve Birinci Dünya Savaşı’ndan mağlup ayrılan Osmanlı İmparatorluğu’nun küllerinden yaratıldığı belirtildi.
Türkiye’nin modern ve son derece laik bir ülke olduğu vurgulanan haberde, Türkiye’de laik hükûmetin en büyük garantörünün -bu bazen demokratik kuralların çiğnenmesi anlamına gelse de- ordu olduğu belirtildi. Ordu’nun Türkiye’de bu yüzden en çok saygı duyulan kurumların başında olduğu da vurgulandı.
‘’İslamofaşist Darbe?" başlıklı yazıda, Atatürk’ün düzeninin sona erdirilmesinin ve hilafetin tekrar kurulmasının İslamofaşistlerin en büyük hedefi olduğu belirtildi.
Önceki yıllarda;
Yargı mensuplarının ‘’vicdanları ile cüzdanları arasında’’...
Askerlerin Kıbrıs referandumu sırasında ‘’Gönlü ile aklı arasında’’
Son olarak Ordu’daki fındık mitinginde de İl Emniyet Müdürünün ‘’Fındık üreticisi ile üreticinin meclise gönderdiği vekilleri arasında’’ sıkışıp kaldıkları görülmüştü..
Şimdi de 1.Gürcistan ziyaretinde Gürcülerle büyük yakınlık kuran; 2. Rize’li; 3. Kasımpaşa’da mukim, 4. Ama Siirt’den milletvekili olan Tayyip Erdoğan’ın;
a) ‘’Ortadoğu’nun yıldızı’’ yapacağı Diyarbakır’lı ile Karadeniz’deki fındık üreticisi arasında;
b) Amerika-İsrail planı olan BOP eşbaşkanlığı dolayısıyle de, İsrail ile Hizbullah arasında sıkıştığı görülüyor.
ABD Başkanı George W. Bush, İsrail ile Hizbullah arasında Lübnan'da BM ateşkes kararına kadar 34 gün süren savaşın, ''dünyada özgürlükle terör arasında cereyan eden daha geniş kapsamlı savaşın parçası olduğunu'' ileri sürüyor.
Tayyip Erdoğan ise Bush’un ‘’özgürlük savaşçısı’’ dediği İsrail için Artvin’de ‘’Bu İsrail’in derdi ne?’’ sorusunu sorarken ‘’stratejik vizyonu’’nun tamamen örtüştüğünü düşündüğü ‘’eşbaşkanlığa’’ aykırı davrandığının farkına varıyor muydu acaba?
Tayyip Erdoğan son derece sert bir ifade ile ‘’İsrail’in derdi ne?’’ sorusunu soruyor ama Türkiye’nin İncirlik kasabasındaki üsten Nato iskelesi aracılığı ile İsrail’e silah ve mühimmat sevkiyatı yapılıyor.
Aynı anda ‘’Türk Kızılayı’’;.....
Ne demek Türk Kızılayı?
Yıllardır ‘’Kızılay’’ diye bildiğimiz ‘’Kızılay’’ neden Akepe iktidarı zamanında âniden ‘’Türk Kızılayı’’ oluveriyor?
‘’Türk’’ sözcüğüne, lâfzına, kavramına çok mu meraklılar?
Öyleyse neden bir kere bile ağızlarından Türk lâfını duymuyoruz?
Evet; İncirlik’ten İsrail’e silah ve mühimmat sevkiyatı yapılırken aynı anda Türk Kızılayı da Lübnan’a tıbbi malzeme yardımı gönderiyor..
Ben bu memleketi çok seviyorum..
Çünkü Lübnan’ın kuzeyinde alt yapının tahrip edilmiş olması nedeniyle karayolu ile kuzeyden gönderilemeyen Türk Kızılayı’nın yardım malzemesi ancak denizden yollanabiliyor..
Mersin veya İskenderun’dan Sur’a zannediyorsunuz değil mi?
Değil..
Kıbrıs aktarmalı Sur’a..
Kıbrıs’tan kastın KKTC olduğunu zannediyorsunuz değil mi?
Değil..
Rumların Larnaka limanından...
Rum bandıralı ‘’Georgios K.’’ gemisiyle..
İnanmayan bölgede görevli Kızılhaç temsilcisi Roland Huguenin’e sorsun..
Rum gemilerine limanlarını açmayan Türkiye onların limanlarına giderek Rum gemilerini kullanıyor.
Türk ordusu PKK’yı ortadan kaldırmak için Kuzey Irak’a giremiyor..
Ama Hizbullah’a karşı İsrail’in yanında savaşmak için silah alıp Lübnan’a koşuyor..
Koşturulmak, bir kolordu ile olaya müdahil edilmek/olmak istiyor..
Kore’ye giden Tugay’ın bedeli güya NATO idi..
Peki Lübnan’a giden Kolordu’nun bedeli ne olacak?
Gambiya, Azerbaycan, Gürcistan, Afganistan, Makedonya, İtalya, Bosna - Hersek, Kosova Arnavutluk ve Kıbrıs’ta asker bulunduran Türk ordusu, Kıbrıs dışındaki tüm ülkelerde bu görevlerini Birleşmiş Milletler ve NATO adına yapıyor.
Azerbaycan, Makedonya, Bosna Hersek ve Kosova’ya bir şey demiyorum..
Gambiya ve Kongo’da...
Lübnan’da ne işi vardır Türk askerinin?
Türkiye oralara asker gönderiyor ama Kara Kuvvetlerini üçte bir oranında azaltıyor.
Bu işte bir terslik yok mu sizce de?
Küçük ama hareket kabiliyeti yüksek, ateş gücü fazla çevik birlikler oluşacakmış..
Ateş denizi içindeyiz..
Dört yanımız, etrafımız, yöremiz...
İçimiz..
Alev alev..
Biz hem dışarıya asker gönderiyoruz.. Afganistan ve Lübnan’da uluslararası gücün komutanlığına tâlip ‘’ediliyoruz’’..
Hem asker azaltıyoruz..
O halde neden ‘’büyük ama hareket kabiliyeti yüksek, ateş gücü fazla çevik birlikler’’ teşkil etmiyoruz da ‘’küçülüyoruz’’?
Özel Kuvvetleri ‘’Dünyada ilk defa’’ Kolordu seviyesinde kuruyoruz..
Ama Kara Kuvvetlerini küçültüyoruz..
Bu işte de bir terslik yok mu sizce?
Son tahlilde merak ediyorum.
Kara Kuvvetlerinin mevcudu üçte bir azaltılırken, mevcut general oranı da aynı oranda azaltılacak mı?
Ben bu memleketi çok seviyorum..
Kıbrıs’a Amerika ve İngiltere’den sonra Fransa da asker yığıyor. Fransa Rum hükümetiyle ikili anlaşma yaptı. Üs aldı. Fransa’nın Nicosia Büyükelçisi ‘’Ortalığı ayağa kaldırmanın âlemi yok’’ dedi, ‘’Lübnan’a gerektiğinde ateş kes gücü isteniyor ya, onun hazırlığını yapıyoruz..’’
Muş...
Kabul.. Bir şartla kabul..
Hem Fransa’nın Kıbrıs’a asker yığmasına, hem Türkiye’nin Lübnan’a kolordu göndermesine bir şartla kabul..
Nasıl Fransız askeri Lübnan’a gitmek için Kıbrıs’a yığınak yapıyor..
Lübnan’a gidecek Türk Kolordusu da KKTC’ye gitsin..
Geçitkale havalanı, Girne ve Magosa limanlarına bir güzel ‘’konuşlansın’’..
Hemen, derhal, hiç vakit geçirmeden..
Yarından tezi yok..
Kıbrıs deyince bir şey hatırladım.. 32 yıl önce tam da bu günlerdeydi..
Kıbrıs’taydık..
20 Temmuz’da ilk harekât... BM gırtlağımıza çöktü. 2 günde ‘’ateşkes’’ ilân edildi.
Görüşmeler sonunda anlaşma sağlanamadı.. 14 Ağustos’da ikinci harekât..
BM gene gırtlağımıza çöktü.. Gene iki günde ateş kes sağlandı..
Yâni ey millet 32 senedir dünyanın diline doladığı Kıbrsı Harekâtı 20-22 Temmuz ve 14-16 Ağustos olmak üzere sadece 4 gün sürmüştür.
Ama 2006’da İsrail’in Lübnan saldırısı için bin dereden bin su getirilerek 34 günde ancak ‘’ateşkes olmayan bir ateşkes’’ sağlanabilmiştir.
Ateşkes’ten önce İsrail’in, ‘’askeri hedefi’’ olan Litani Nehri’ne ulaşmasına göz yumulmuş, o hedefe kadar ona zaman kazandırılmıştır.
Bu arada Ankara’da bir Lübnan zirvesi yapıldı, dün de Gül zirvenin sonuçlarını Cumhurbaşkanı’na ‘’arz etti’’..
Aklıma takıldı.. Köşke neden ‘’görünürdeki dışişleri bakanı’’ çıktı da..
Perde arkasındaki asıl dışişleri bakanı, Zapsu neden çıkıp aydınlatmadı Sayın Sezer’i?
Doğrusu bu ya ‘’zirve’’den çıkan karar beni hayal kırıklığına uğrattı..
Ortada hiç bir şey yokken Erdoğan ‘’asker alıp gidelim’’ diyordu..
Şimdi iyi kötü, kerhen de olsa bir BM kararı çıktı.
Bu defa ‘’zirve’den ayak sürüme kararı çıktı..
Gönlüm, yeni Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ın zirvedeki varlığının ‘’teenni ile’’ hareket edilmesi, ‘’beklenilmesi’’ doğrultusunda etkili olduğunu söylüyor.
İnanmak istiyorum..
Bu memleketi çok seviyorum..
Sözün ucu bir şekilde Kıbrıs’a dokununca kolay bitmiyor..
5 Ağustos 2006 tarihli Cumhuriyet’te son YAŞ’ta atanan komutanların özgeçmişleri yayınlandı..
Bu özgeçmişlerin muhabir toplaması olmadığı, resmi bilgiler olduğu açık..
Önce dikkatimi çekmemişti.. Sonra uyandım..
Orgeneraller Büyükanıt, Iğsız, Saygun, Işık, Başbuğ ve Koşaner’in özgeçmlşlerinde (sayfa 5) Kıbrıs yok..
İlk beşinin görev dökümünü dikkatle inceleyince gerçekten olmadığı görülüyor..
Ancak sonuncunun 2002-2004’te Kıbrıs’ta Barış Kuvvvetleri Komutanlığı yaptığını biliyorum.. Orgeneral Işık Koşaner referandumda orada, adada idi.
Peki neden özhgeçmişinden Kıbrıs çıkarıldı?
Kıbrıs’ta görev yapmış olmak ayıp mı?
Yoksa suç mu?
Siz Loizidu kararını kabulünüzle Türkiyenin ve Türk ordusunun adada uluslararası anlaşmalardan doğan garantörlük hakkını kullanarak yasal bir şekilde bulunduğunu değil de ’’işgalci’’ olarak bulunduğunu kabul ederseniz tabii orada görevli personel de ‘’yasa dışı’’ statüsünü taşıyacak, belki savaş suçlusu olacaktır.
Acaba AB sürecinde TSK’nın bu en önü açık ve parlak generalinin; geçmişinde KKTC Barış Kuvvetleri Komutanlığı yapmış olması notunun bulunmasının ileride geleceği için AB nezdinde bir eksi puan olacağı mı düşünüldü?
Askerin rolünün AB standartlarına uydurulması, AB statüsüne çekilmesi çalışmalarına gölge düşüreceği mi zannedildi?
Bilelim de ona göre davranalım..
Ama biz buradan açıklıyoruz, ilgililer-ilgisizler not etsin..
74 sonu-76 sonu ile;
85-87’de ‘’yavruvatan’’ Kıbrıs’ta..
Hem de ‘’üniformasız ve rütbesiz’’ görev yaptık.. Şerefle görev yaptık, şanla yaptık...
Namusumuzu çiğnetmedik..
Başımıza çuval geçirttirmedik..
Dileyen dilediği listeye yazsın..
Çünkü ben...
Bu memleketi çok seviyorum...
Erdoğan (Tayyip) canı ciğeri, ’’Ortadoğu’nun yıldızı Diyarbakırlı’’ ile ‘’Giresun-Ordu-Trabzon’daki fındık üreticisi’’ arasına sıkışmıştı ya..
Bir diğer Erdoğan (Yılmaz) için ‘’İyi bir mektup yazdı’’ dedi.
Yılmaz Erdoğan’ın ‘’kuşun kanadına’’ yazdığı mektubu kastederek..
Gazi Oktay Yıldırım’ın ‘’kartal kanadına’’ yazdığı;
‘’Ufukötesi’’nden Asuman Özdemir’in ‘’zarfa koymadan’’ kamuoyu ile paylaştığı mektupları okumadan ‘’Yılmaz Erdoğan’ınki’’ güzel oldu dedi.
Yılmaz Erdoğan kim mi?
Yurt dışında yaşayan, ama kansere yakalanınca ölmek için Türkiye’ye dönen Kürt yazar Mehmet Uzun’u hastahanede ziyaret eden tiyatrocu..
Mehmet Uzun’a Murat Karayılan’ın da ‘’kaleminizle her daim yaşayın’’ mesajı gönderdiğini Aksiyon’da okuduk..
Mehmet Uzun’u ‘’dostları’’ Yaşar kemal ve Zülfü Livaneli de ziyaret etmiş.
Yılmaz Erdoğan kim mi?
Şeyh Sait’in torunuyla ‘’Amerikan usulü’’ evlenip Şeyh Sait’e torun-torba verecek olan bir tiyatrocu..
Tayyip Erdoğan işte bu Yımaz Erdoğan’ın yazdığı mektuba ‘’iyi oldu’’ diyor.
Gazi Oktay Yıldırım’ın,
Asuman Özdemir’in mektuplarını okumuyor. Onlar hakkında fikir beyan etmiyor..
Ben bu ülkeyi;
Her gün güneydoğu’da ne yazık ki ikişer üçer şehit verilirken..
Erdoğan’ın (Yılmaz) Kürt Sait’in torunu ile Amerikan tarzı evlenebilmesine ve...
Öcalan’ın, ikâmetine tahsis edilen özel adasında ‘’bu sıcak yaz günlerinde’’ klimasının iyi çalışmadığından, radyosunun bozuk olduğundan şikayet edebilmiş olmasına rağmen çok seviyorum..
Bütün bu çelişkilere rağmen..
Ben bu memleketin taşına toprağına,
Havasına suyuna aşığım..
Çok seviyorum..
Bol yıldızlı değil, Ay-Yıldızlı bayrağımı,
Milletimi,
Ve askerimi....seviyorum.
Gerçekten bir başkadır benim memleketim..
temizeller