PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Yolsuzlukla Mücadele



atoybil
12-29-2006, 12:32
Yolsuzlukla Mücadele İçin Toplumsal Ve Siyasal Destek Çağrısı

Abdullah Çavuş * Dernek Başkanı
"Çalışmadan, yorulmadan,üretmeden, rahat yaşamak isteyen toplumlar, önce haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini, ve daha sonrada istiklal ve istikballerini kaybederler"
M.Kemal Atatürk
Özet:
Bugün için yolsuzlukla mücadele tek başına hiçbir kuruma veya kuruluşa bırakılamayacak kadar önemli bir husustur. Başarıya ulaşmak için demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan, Yasama, Yürütme, Yargı erklerinin yanı sıra medya ve sivil toplum kuruluşlarının hep birlikte , milli bir mutabakat çerçevesinde mücadele etmesi gerekmektedir.

Bu makalede ülkemizin kurumlar itibariyle yolsuzluk konusundaki gelmiş olduğu durum anlatılmakta olup, gelinen noktada yolsuzlukla mücadelenin tek başına hiçbir kuruluşa bırakılamayacak kadar önemli bir husus olduğu anlatılmaya çalışılmaktadır. yolsuzlukla mücadelede başarıya ulaşmak için demokrasinin vazgeçilmez unsurları olan YASAMA, YÜRÜTME, YARGI, erklerin yanısıra Medya ve Sivil Toplum kuruluşlarının hep birlikte Milli bir mütabakat çerçevesinde çalışması zorunludur.

Yolsuzluk kavramı, son yıllarda ülkemiz kamu oyunun ve basının gündeminden hiç düşmemektedir. Özellikle önceki yıllarda ki, Bayındırlık ve İskan Bakanlığında yapılan “Vurgun Operasyonu”, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığında yapılan “Beyaz Enerji Operasyonu” , hayali ihracatla ilgili olarak yapılan “Örümcek Ağı operasyonu” ile “Bufalo” , “Balina” “Kartal” gibi orijinal hayvan isimleri verilmiş değişik alanlarda ki operasyonların yanında , bankacılık alanında yapılan “Kasırga” gibi operasyonlarının, yazılı ve görsel basında ayrıntılı olarak yer alması sonucu yolsuzluk kelimesi günlük yaşantımızda en çok karşılaşılan ve kullanılan kelime olmuştur. Polis teşkilatının yaptığı operasyonların yanında polis sorumluluk bölgesi olarak bilinen yerlerde Jandarma teşkilatlarınca yapılan operasyonlarda ülkemizde günlerce tartışılmıştır. Üstelik bu operasyonların sonucunda ilgili bakanlar da 57. hükümet döneminde görevlerinden istifaen ayrılmak zorunda kalmıştır. Daha sonra da bu operasyonları yapan ekiplerin bağlı olduğu içişleri Bakanın da bu bakanlıktan alınarak başka bir bakanlığa ataması yapılmak suretiyle, görevinden istifa etmesi sağlanmıştır. Bu olaylar sonucu, toplum olarak, “Hortumculuk”, “Kıravatlı Mafya”, “Tapınak Şövalyeleri” ve “Nufuz Casusları” gibi yolsuzluk içerikli yeni kavramları da tanıma fırsatı bulduk.

Son olarak 58. Hükümetin önerisi ile TBMM bünyesin de oluşturulan “ Yolsuzlukların Sebeplerinin, Sosyal ve Ekonomik Boyutlarının Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu” nun bugünlerde sonuçlanan çalışmaları da , Yüce Divan'a gönderilen eski bir Başbakan'ın yanında , bakanların sayılarındaki çokluk bakımından, dikkatleri Yolsuzluk kavramı üzerine çekmiştir.

Son günlerde ise Enerji ve tabi kaynaklar bakanlığında yapılan ve ” ikinci beyaz enerji operasyonu” adı verilen operasyonda mevcut AK PARTİ iktidarının, kendi bürokratlarını görevden almış ve yargılama sürecini başlatmış olması da yolsuzluk yapmak için oluşturulmuş olan organizasyonların hemen her siyasi iktidarın etrafında yerini almakta olduğunu göstermektedir. Keza dinlenen telefonların basınımıza yansımış bulunan kısımları bile,yolsuzluk yapmak için oluşturulan organizasyonun ulaştığı boyutları göstermesi açısından da büyük öneme sahiptir.

Şimdiye kadar, yolsuzluk ve rüşvet denildiğinde, akla sadece bir iki kurum ve kuruluş gelirken, bu gün için, Devlet Tiyatroları, Türk Dil Kurumu, Üniversiteler gibi; ilimin, sanatın, iyiliğin, güzelliğin, eğitiminin yapıldığı ve toplumsal kültürümüzün oluşmasına yol açan kurumlarda da yolsuzluklara rastlanır olması bu toplumsal kanser olarak nitelenen rahatsızlığın giderek yayıldığını göstermektedir.

Bütün bunların ötesinde konu ile ilgili yapılan tüm anketlerde vatandaşlarımızın en güvenilir kurum olarak gördüğü ve yolsuzlukların en az rastlandığı, gözbebeğimiz Silahlı Kuvvetlerimizin bazı ihaleleri hakkında yapılan soruşturmaların ,Orgeneral seviyesine kadar uzanıyor olması ve bu kişilerin davalarının yazılı ve görsel basınımızda yer alış tarzları sonucunda yolsuzluklarla mücadele konusundaki iyimser beklentiler,yerini karamsarlığa bırakmıştır. Bundan daha önemlisi ise, yolsuzluk için oluşturulan çetelerin, stratejik açıdan çok önemli kurumlarımıza kadar ulaşmış olmaları, bu hastalığın salgın halinde gittikçe artan bir hızla yayıldığını ve mücadele için hiç vakit kaybedilememesi gerektiğini göstermektedir.

Bugün için yolsuzlukla mücadele tek başına hiçbir kuruma veya kuruluşa bırakılamayacak kadar önemli bir husustur. Başarıya ulaşmak için demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan, Yasama, Yürütme, Yargı erklerinin yanı sıra medya ve sivil toplum kuruluşlarının hep birlikte , milli bir mutabakat çerçevesinde mücadele etmesi gerekmektedir.

Bu nedenle yolsuzlukla mücadeleye, milli birlik ve bütünlüğümüzün korunması açısından geç kalınmadan bir an önce başlanmalı, gerekli yasalar öncelikle çıkarılmalı, bürokratik sistem bir an önce yeniden yapılanmalı ve yolsuzlukla mücadele için şart olan toplumsal destek de biran önce sağlanmalıdır.

Bu suret ile İsmet İnönü'nün “bir ülkede namuslular, en az namussuzlar kadar cesur olmadıkça, o ülkede kurtuluş yoktur” sözünden hareketle vatansever namuslu insanların cesaretlendirmeleri ve namusluların da en az namussuzlar kadar cesur olmaları ve bu kötü gidişe artık dur demeleri için cesaretlendirilmeleri lazımdır.

Aşağıda yolsuzluğun ülkemizdeki tahribatına ilişkin özet bilgilerden görüleceği üzere yolsuzlukla mücadeleye çok geç olmadan bir an önce başlanması bir zarurettir. Bu nedenle sivil toplum kuruluşlarını siyasetçilerimizi basınımızı ve aydınlarımızı yolsuzlukla mücadelede toplumsal ve siyasal bir mutabakat esnasında birleşmeye davet ediyoruz.

1-YOLSUZLUK ULUSAL GÜVENLİĞİMİZİ VE MİLLİ BİRLİĞİMİZİ TEHDİT EDİYOR:
Yolsuzluk kelimesi, son yıllarda ülkemizde, siyasetçilerin ve halkımızın gündeminden hiç düşmemektedir. Bakanların ve Milletvekillerinin istifasına, Yüce Divanda yargılanmasına hatta Hükümetlerin değişmesine yol açan , her seçim öncesi tüm siyasi partilerin ilk sıradaki propaganda malzemesi olan yolsuzluk , hızla küreselleşen ve globalleşen dünyadan da aldığı uluslararası destek sonucu, ulaştığı devasa boyut ile artık, “ Ulusal Güvenliğimizi ve Milli Birliğimizi ” tehdit eder hale gelmiştir.

Uluslararası alanda da çok önemli kuruluşların çalışmalarına konu olan yolsuzluk, toplumların güvenliğini ve istikrarını tehlikeye düşüren, siyasal, toplumsal ve ekonomik gelişmeyi tehdit eden, demokratik ve ahlaki değerleri zayıflatan bir kavram olarak karşımıza çıkmakta olup, toplumların çözmesi gereken en büyük problem olarak kabul edilmektedir.

Son yıllarda ülkemizde, insanların hafızası, her geçen gün yeni bir yolsuzluk operasyonu ile sarsılmış olup; Balina, Paraşüt, Bufalo, Beyaz Enerji, Mavi Enerji, Aslıtürk, Kartal, Sis, Hasat, Matador, Fırtına, Hayal, Serhat, Kasırga ve Bankacılık alanındaki sair operasyonlarla ülke gündemi meşgul edilmesine rağmen bu operasyonlardan beklenilen sonuçların alınamamış olamasıda hayal kırıklıklarına yol açmış bulunmaktadır. Keza TBMM Soruşturma Komisyonlarının çalışmaları ise ülkemizde tüm gözlerin yolsuzluk kavramı üzerine çekilmesine neden olmuştur. Ancak davalardaki gecikmeler ve operasyon sonucu tutuklanan insanların ve bankaların içini boşaltan Hortumcuların dışarıda olması ve adaletin gecikmesi beraberinde güvensizlik ortamınıda getirmektedir.

Ceza adaletinin yerine getirilmesinde gecikme ve davaların uzaması kadar, sosyal yönden zararlı ve bir ülkede kanunsuzluk ve suçluluğun yaygınlaşmasına neden olan başka bir etken yoktur. Ceza adaleti hızlı ve etkili olmayınca, cezanın önleyici etkisi ortadan kalkmakta, insanlarda suç işlemekten kaçınma hususundaki hassasiyeti yok olmakta ve daha çok suç ile daha çok dava karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla bir kısır döngü yaratılmaktadır.

Dünyanın değişik yerlerinde, Türkiye ile ilgili olarak Avrupa Birliği, Kıbrıs, Ermeni Soykırımı, Afganistan ve Irak savaşları gibi ciddi meselelerde kararlar alınırken, bu yolsuzluklar nedeniyle devletimizce ülke, dünya gündemi yeteri kadar takip edilememekte, yolsuzluk ve dolandırıcılık operasyonları peşinde zaman kaybedilmektedir.

Bunun sonucunda yolsuzluk, masum halkı hızla yoksullaştırmakta, gelir dağılımındaki dengesizlik hızla artmakta, ülkemiz sık sık siyasal ve ekonomik krizlerle karşılaşmakta, anayasal düzenin bozulmasını isteyenler bu durumdan faydalanarak eylemler yapmakta, toplumsal dengeler her geçen gün sarsılmakta ve ülkemizin güvenliği tehlikeye girmektedir.

Globelleşen dünyamızda ülkelerin güç ve söz sahibi olabilmeleri için, Mili Güç unsurları denen unsurların birbirleriyle uyumlu olması gerekmektedir. Genel kabul görmüş olan uygulamaya göre Milli Güç sadece askeri güçten ibaret bulunmamaktadır. Milli Güç denildiği zaman, bir ülkenin Silahlı Kuvvetlerinin gücünün yanısıra, insan gücü, ekonomik gücü, teknolojik gücü, coğrafi gücü ve sosyo kültürel güç denilen, ulusal birlik, moral, kültür düzeyi, eğitim gibi güç unsurlarının birbirlerini tamamlaması gerekmektedir. Oysa aşağıda açılanmakta olduğu üzere, ekonomik krizlerle birlikte yaşanan yolsuzluk ve yolsuzluk olayları sonucunda, milli güç unsurlarında yozlaşmalar oluşmuştur. Ülkemizin içinde yaşamakta olduğu süreçte Silahlı Kuvvetlerimizin dışındaki Milli Güç unsurlarında ciddi zaafiyetler yaşandığı görülmektedir. Bu nedenle tarihi ve coğrafi konumunun verdiği imkanları kullanamayan ülkemiz 21.yüzyılın lider ülkesi olması gerekirken bölgesel ve kendini doğrudan ilgilendiren gelişmelerde dahi, ne yazık ki söz sahibi olamamaktadır.

Uluslar arası Saydamlık örğütünün verilerine göre; bu günlerde girmeye çalışmış olduğumuz Avrupa Birliği üyesi ülkeler içinde Türkiye Romanyadan sonra en çok yolsuzluk yapılmakta olan ikinci ülke konumuna gelmiş bulunmaktadır.

Kamunun düzenleyici ve disipline edici otoritesinin azaldığı ortamlarda suç işleme eğilimi artmakta veya suç işlenmesinin engellenmesi amacıyla getirilen tedbirlerin önleyici etkisi de zayıflamaktadır. Bu uygulamalarda suç ekonomisinden beslenenlerin güçlenmesine ve toplumda genel kabul görmelerine neden olmaktadır.

Yozlaşan siyasi yapılanmalar, kanunsuzluğun, kötü yönetimin, dolayısıyla kamu idarelerinin yerine mafya gruplarının oluşturduğu illegal örgütlerin almasını kaçınılmaz kılmaktadır.

Ülkemizin içinde bulunduğu yolsuzluk ortamı sonucunda milli ve manevi değerlerimizde meydana gelen yozlaşmalar milli güç unsurlarına dolaylı olarak ta ulusal güvenliğimizi ve milli birlikteliğimize de zararlar vermektedir. Şimdiye kadar, Türkiye'nin iç ve dış tehdit algılamalarında ilk sıraları bölücü terör, irticai hareketler ve komşu ülkelerle yaşanılan, kökleri tarihe dayanan olayların oluşturduğunu görmekteydik. Bugün ise yaşanılan ekonomik krizlerle beraber yaşanan yolsuzluk ve yoksulluk milli birlik ve bütünlüğümüzü tehdit eden , önemli bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.

2- EKONOMİK KRİZİN VE VERGİ KAÇIRMA DİRENCİNİN SEBEBİ YOLSUZLUK:

Ülkemizin içinde yaşadığı ekonomik ve sosyal krizin nedenlerini inceleyenler, bu gün için krizin en önemli sebebini, devlet kaynaklarının hiç kural tanımadan, bürokrat, siyasetçi ve iş adamından oluşan çetelerce hortumlanmasına ve kamu harcamalarındaki savurganlığın en üst seviyelere ulaşmış olmasına bağlamaktadır. Gelinen noktada, yolsuzluk sorunu hukuk devletinin ve adaletin yara almasına sebep olduğu gibi, toplumdaki güven ve huzuru da yok etmektedir.

Özellikle son yirmi yıldır ülkemizde uygulanan ekonomik politikalardaki yanlışlık ve başarısızlık, yoksulluğun artmasına yol açmış, bununla birlikte siyasi ve ahlaki yozlaşmanın da etkisiyle yolsuzluk gibi, toplumsal kanser olarak adlandırabileceğimiz büyük bir sorunun ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır.

Bunun sonucu olarak; ülkemizde kayıt dışı ekonomi kayıtlı ekonomiden büyük hale gelmiş ve vergi kaçırmak mükelleflerin ve gençlerin beyinlerinde mubah olarak görülmeye başlanmıştır. İnsanımız, özünde gizli bir vergileme olan, yüksek enflasyon ortamında, yüksek oranlarda ödenen vergilerin birilerine batık kredi olarak gittiğini ve usulsüz ihalelerin finansmanı için toplandığı kanaatine varmıştır. Bu durum karşısında vergi konusunda bile toplumsal bir direnç oluşmuştur.

Sonuç olarak, toplumsal hayatımızın her alanında yaşanılan yolsuzluk, siyasal yaşam, milli kültür ve bürokratik yapılanmada ahlaki bir çöküntüye yol açmıştır. Ülkemizde bu gün yaşanan “ ekonomik kriz ” in bize göre en önemli sebebi de, bireylerde ve toplumda oluşan bu ahlaki çöküntü ve güven bunalımıdır.

Devlete ve hükümete olan bu güvensizlik sonucu, vatandaşlar yatırımlarını dövize ve altına yönlendirerek, birikimlerini ekonomik sistem içindeki bankalara yatırmamış ve yastık altında muhafaza etmeye başlamışlardır.

Alman Merkez Bankasının ülkemizde yaptığı bir araştırmaya göre, Türkiye'deki yastık altındaki Alman Markı miktarının, Almanya'daki tedavüldeki paradan bile çok yüksek olduğunu göstermiştir.

Dünya ekonomisinin globalleşmesi, gümrük duvarlarının kaldırılması, birçok kapalı ekonomiyi açık hale getirmiş, uluslararası piyasalar, teknoloji ve iletişimin gelişmesi neticesinde ülke ekonomilerini doğrudan etkiler hale gelmiştir. Bunun sonucu Japonya veya Arjantin'de yaşanan bir ekonomik kriz ülkemizi de hemen etkileyebilmektedir. Hatta uluslararası para fonları, sermaye piyasalarımızda yaptıkları finans oyunları ile borsamıza olan güveni bile yok edebilmektedirler.

3- KÜRESELLEŞEREK DEVLEŞEN MAFYA:

Küreselleşme ile birlikte suç alanları da değişmiş, yeni suç ve suç grupları da ortaya çıkmıştır. Organize suç örgütleri ve çeteler, gayri meşru bir güç olarak ülke bürokrasisini, kolluk güçlerini, iş dünyasını, medya ve iletişim araçlarını kontrolleri altına alarak, ülke siyasetinde ve yönetiminde söz sahibi olmaya başlamışlardır. Ülke ekonomileri için asıl olan, kalkınmanın yasal kaynaklarla sağlanmasıdır.

Son yıllarda ülke ekonomilerini ele geçirmeye başlayan bu tür örgütlü mali suçlar, uluslararası bir boyut kazanmıştır. Uluslararası uyuşturucu trafiği, mafyanın uluslararası bağlantıları ve uluslararası kara para fonları gibi kavramlar mali ve organize suçların da küreselleştiğini göstermektedir.

Günümüzde genel anlamıyla yasalara aykırı her türlü faaliyetten elde edilen paraya uluslararası literatürde kara para denmektedir. Uluslararası kara para miktarı öyle büyük boyutlara ulaşmıştır ki; dünyaca Ünlü “ The Economist ” dergisinde çıkan bir yazıda önlem alınmaz ise 2020 yılında ABD Başkanını mafya seçtirecek dedirtmiştir. Walt Street Journal Gazatesinde çıkan bir makaleye göre “dünya üzerindeki karapara miktarı 700-800 milyar dolar” olarak tahmin edilmektedir. IMF'nin Uluslararası Mali İstatistikler Departmanı ise dünyadaki karapara miktarını 1 Trilyon dolar olarak bildirmektedir.

Yolsuzluk, kara para ve kayıt dışı ekonominin demokratik hukuk devleti üzerinde olumsuz etkileri vardır. Zira bu tür faaliyetler ile yasalar hiçe sayılmakta, yozlaşma ve haksız rekabet sonucu toplumsal barış zedelenmektedir.

Bugünlerde televizyonlar da izlenen diziler arasında birinciliği suç ekonomisinin temsilcisi olan mafya dizileri almaktadır. Deli Yürek, Kurtlar Vadisi, Yılan Hikayesi, Ana, Alacakaranlık, gibi en çok izlenen dizilere konu olan Mafya, hayatımızın her alanına nüfuz ederek, neredeyse el atmadık sektör bırakmadı. Yanına üç -beş hemşehrisini alıp beline silah takan herkes mafya babası gibi davranmaya, mafya gibi yaşamaya başladı. Çocuklarımız ise günlük yaşamlarında bu dizilerde ki sözde kahramanlar gibi racon kesmeye, onların hareketlerini taklit etmeye başlamıştır.

Ankara Ticaret Odası tarafından hazırlanan “hayatımız mafya” isimli Raporda 1 trilyon dolar olduğu tahmin edilen dünya örgütlü suç ekonomisinden Türkiye'nin de payını aldığı belirtiliyor. Türkiye'de yeraltı ekonomisinin büyüklüğünün 238 milyar dolar olan milli gelirin dörtte birine ulaştığı ve 60 milyar dolar civarında olduğu ifade ediliyor. Bu rakam Türkiye'nin 2004 yılı bütçesinin yarısını aşıyor.

Rapora göre Türkiye organize suç örgütleri tarafından dört bir yandan sarılmış durumda. 1998-2002 yılları arasında yaklaşık 17 bin kişi çete üyesi olmaktan polis tarafından yakalandı, küçük bir ülkenin ordusunu donatacak kadar silah ele geçirildi. Polisin Türkiye genelinde yaptığı çalışmalarına göre, mafya toplam 3 bin 12 olaya karıştı. Yine 9 bin 53'ü İstanbul'da olmak üzere 17 bin 105 kişi gözaltına alındı, 4 bin 182 kişi tutuklandı, 118 Kalaşnikof ele geçirildi.

4- TERÖR VE YOLSUZLUK:

Ülkemizin son 20 yıldır savaştığı ve çok büyük paralar harcadığı daha önemlisi binlerce insanını kaybettiği terör belası, 11 Eylül 2001 tarihinde çirkin ve acımazsız yüzünü ABD'de göstermiştir. Son olarak dünyanın gelişmiş sekiz ülkesi olarak bilinen G-8 lerin toplantısı öncesi demokrasinin beşiği olarak bilinen İngiltere de 08.07.2005 tarihinde meydana gelen dört ayrı bombalama olayı terörün sınır tanımadığını göstermiştir. Bugün için artık kesinleşmiştir ki; dünyada yükselen terör dalgasının gerisinde uyuşturucu trafiği ve her türlü yasadışı yollardan elde edilen karaparayı aklamak için oluşturulan ve uluslararası bağlantıları bulunan organize suç örgütleri bulunmaktadır.

Nitekim terörizme karşı bir hareket olan “Esağ Foundatıon” un www.esag.info isimli internet sitesi ile 05.09.2005 tarihli gazetelere vermiş oldukları ilanlarda bir yıl içinde dünyadaki terörizmin faturasının 372 milyar Euro olduğu ileri sürülmektedir. Burdan hareketle ülkelerin bankalarla ilgili gizlilik kanunlarını finansal açıklığa zorlayacak şekilde kısıtlamaları ve bu konunun finansmanı için para taşıyan insanların sıkı sıkıya takip edilmesi önerilmektedir. Gerekçe olarakta “teröristler parasız kalırsa işsiizde kalır” denilmektedir. Bu ilanda belirtilen ifadeler ve tespit edilen rakamın büyüklüğü bu finansmanın terörist örğütlerin legal sistem içindeki işbirlikçilerinin yaptıkları yolsuzluklar ile doğrudan ilgili olduğu sonucunu ortaya çıkarmaktadır.

Uluslararası alandaki bu gelişmelerden ülkemizde fazlasıyla nasibini almaktadır. Özellikle Altın Hilal Üçgeni diye bilinen Afganistan ve Pakistan gibi ülkelerin üretip dünyaya sattıkları uyuşturucunun yol ağında bulunan ülkemiz, yakalanmakta olan uyuşturucu miktarlarındaki yüksekliğin yanında ,bu araştırmamızda ayrıntılı olarak değinileceği üzere, hayali ihracatlar, bankerlik skandalları, son günlerdeki banka hortumlamaları ve ihale yolsuzluklarıyla, bu alanda dünyadaki gelişmelerden geri kalmamaktadır. Nitekim ülkemizdeki akaryakıt kaçakçılığı başta ollmak üzere bölücü örgüt başta olmak üzere son yıllarda terörist eylemlerde bulunan kökleri dışarıda olan örğütlerin örneğin el-kaidenin ülkemizde birtakım yatırımları olduğuda istihbarat raporlarınada basınımızada yansımış bulunmaktadır.

Gelinen noktada yıllarca batılı ülkeler tarafından ülkemiz için görmezden gelinen terörizm artık onlarında başına bela olduğundan terörizmin finansmanını kesmek için uluslarası tedbirler almaya ve bu alanda yeni örgütler kurmaya başlamış bulunmaktadırlar.

5- SİYASETÇİ, BÜROKRAT VE İŞADAMINDAN OLUŞAN ÇETELER VE YOLSUZLUK:

Ülkemizde yaşanan bu tür yolsuzluk olayları bizlerin, “ Tapınak Şövalyeleri ” ve “ Nüfuz Casusları ” kavramlarıyla, tanışmasına da yol açmıştır.

Kamuoyunun yeni tanıştığı kavramlardan Nüfuz Casusu ile anlatılmak istenen şey “ işadamlarının kamu kurumları içindeki işbirlikçileridir ”. Ankara Ticaret Odası Başkanı ise bu kişileri kamuda, çalışanların ayrıldıkları yerlerle iş yapan özel sektör kuruluşlarında iki yıl süreyle görev alamayacaklarına dair yasal hüküm olmasına rağmen bu kuruluşlara tepe yöneticisi olan kişiler olarak açıklamış ve tek tek isimlerini saymıştır.

Eski İçişleri Bakanı, 4 Nisan 2001 tarihinde bir televizyon programında Tapınak Şövalyeleri ile “ ekonomik gücü ele geçirmek için bürokraside, siyasette, iş dünyasında ve medyada oluşan gizli örgütlenmeyi ” kast ettiğini söylemiştir. En üst seviyedeki bir yetkilinin ağzından duyduğumuz bu ifadeden anlaşılacağı gibi yolsuzlukla mücadele oldukça zor, ancak mutlaka başarılması gereken bir savaş olarak karşımıza çıkmaktadır.

Devlete hakim olan zihniyet ve kadrolar, yolsuzlukla mücadeleyi milli bir mesele gibi görmedikçe, yolsuzluğun temel sebeplerini ortadan kaldıracak tedbirleri kararlılıkla almadıkça, yolsuzluk hastalığından tamamen kurtulmak da mümkün olamayacaktır.

Bunun için ülkeyi yönetmeye aday olan siyasetçiler ile bürokratların, yolsuzlukla mücadelenin önemini anlayan, bu konuda uluslararası literatürü takip eden, hakkın hukukun kısacası adaletin milli birlik ve bütünlük açısından en önemli unsur olduğunu kavrayan, Misyon ve Vizyon sahibi kişilerden oluşması gerekmektedir.

Demokrasi tarihimizin incelenmesi sonucunda her siyasi iktidar döeneminde yolsuzluklara rastlandığı ve her dönem yolsuzluk yapılacak ilginç olayların olduğu görülmektedir. Hayali ihracatlar, teşvik skandalları, bankerlik skandalları, banka hortumlamaları , kaynaksız ve gereksiz yatırımlar ve her dönem yaşanan ihale yolsuzluklarını örnek olarak vermek mümkündür . Kısaca Hırsızın partisi olmuyor ve hırsızlar her iktidara kolayca yanaşabiliyor.

6- BENİM MEMURUM İŞİNİ BİLİR:

Bütün bu gelişmeler sonucu, bugün için ülkemizde kişisel çıkarları milli menfaatlerin önüne koymak, kapalı kapılar ardında ihale pazarlığı yaparak, iş takibi yapmak, rüşvet ve kayırmacılık, haksız zenginleşme ve köşeyi dönme, iş bilirlik olarak görülüp, toplum tarafından takdir edilirken, alın teriyle dürüst bir şekilde geçimini temin etmeye çalışmak ise beceriksizlik olarak görülmeye başlanmıştır.

Yıllarca “ benim memurum işini bilir ”, mantığının hakim olduğu “yapanın yanına kâr kalıyor” , şeklinde hazin ve düşündürücü tekerlemelere konu olan ve söylene, söylene çocukların ve gençlerimizin beyinlerine işleyen bu sözler sonucu ne yazık ki bu gün için, yolsuzluk neredeyse bir yaşam biçimi haline gelmiştir. Bu gün devlet dairelerinde rüşvete bahşiş denmekte ve bahşiş ödemeyenlerin işleri ise yapılamaz ya da geciktirilir hale gelmiş bulunmaktadır. Eskiden memurlar çalışma hayatları boyunca bir araba, emeklilikte ise ikrramiye ile bir ev almakta ve bunada şükür demeyi bilmekteydiler. Gelinen noktada yüksek enflasyon ortamında alım gücünün erimesine rağmen bazı görevlerdeki memurlar istisnaları olmakla birlikte eskiye göre daha lüks yaşamakta bunun devamı içinde yolsuzluk yapmaktadırlar.

Yolsuzluk kavramı hakkında yapılan tüm tanımlamalarda, yolsuzluğun bir tarafında kamu yada devlet idaresinin değişik organlarının olduğu kabul edilmektedir. Bu tanımlar özel sektörde yaşanan yolsuzlukları kapsamamaktadır. İşletmeler şahıs işletmeleri olarak düşünüldüğünde patronların kendi işletmelerinde yolsuzluk yada usulsüzlük yapmayacağı açıktır.

Ancak, günümüzde işletmeler artık şahıs işletmeleri olmaktan çıkmış, tamamen profesyonel yöneticiler tarafından idare edilen çok büyük holdingler şekline dönüşmüştür. Uluslararası sermaye evlilikleri sayesinde bazı özel teşebbüslerin gayri safi hâsılatları birçok ülkeninkinden daha yüksek boyutlara da ulaşmıştır. Görülen o ki bu şekildeki örgütlenmeler içinde yönetici konumundaki insan unsurunun yaptığı yolsuzluklarda son yıllarda azım sanmayacak boyutlara varmıştır.

Bunların yanı sıra sırf üçüncü şahısları dolandırmak amacıyla kurulan ve halk arasındaki tabiri ile “ piyasayı tokatlayıp ” kaçan çok sayıda da firma ve şahısında olduğu herkes tarafından bilinmektedir.



Yolsuzluk her ne kadar kamu sektörü ile özdeşleşen bir olgu olsa da yolsuzluğun özel sektör faaliyetlerinde görülmediği söylenemez. İhale ve işe alma süreçleri başta olmak üzere yolsuzluk özel sektörde de gözlemlenen bir olgudur.

Yolsuzluğun tanımı konusunda gelinen en son aşama, özel sektörü de kapsayacak şekilde şöyle ifade edilmektedir; "Emanet edilmiş yetkinin, kamusal ve özel çıkarları zedeleyecek şekilde her türlü kötüye kullanımı " .

7- DEVLETİN MALI DENİZ VE MECLİS KOLTUKLARI:

En ufak bir selde müteahhit hatası ve malzemeden çalmaktan dolayı yıkılan köprüler, düşük şiddetli bir depremde yıkılan kamu binaları, hafif bir fırtınada yıkılıp çocuklarımızın ölümüne sebep olan okul çatıları ve yapıldıktan kısa bir süre sonra çöken yollarımız denetimsizlik ve " devletin malı deniz ... " sözüne verilebilecek çarpıcı ve somut örneklerdir.

Nihayet, yolsuzluğun yüce meclisin çatısından içeri girerek milyarlık koltuklara bulaşması, toplumumuzun bu yüce kuruma olan saygısı ve güvenini derinden sarsmıştır.

Yargı sistemimizdeki eksiklik ve yetersizlikler ile ülkemizi yönetenlerin vurdum duymazlıkları, toplumumuzda artık bu tür yolsuzlukların " yapanın yanına kar kalacağı " kanaatini oluşturmuştur.

Ne yazık ki toplumumuzda bu durumun tepki yaratması ve infial oluşturması gerekirken bu oluşmamış, bunun aksine yaşanan suskunluk yolsuzluğu teşvik eder bir hal almıştır.

8- ELİNE FIRSAT GEÇEN SOYUYOR,

PİPETÇİLİK VE HORTUMCULUK:

Yaşanan bu süreç sonucu toplum, yolsuzluk içerikli Hortumculuk, Tapınak Şövalyeleri, Nufuz Casusları gibi bir takım yeni kavramlarla tanışmıştır. Bize göre asıl tehlike Hortumcular değil, yaşanan bu sürece olması gereken Sivil tepkiyi vermeyen hatta yapanları takdir eden toplumsal yapıda ki bozulmadır. İşte bu noktada Yolsuzlukla Mücadele Derneği olarak bu çalışmamız da bizde yeni bir kavram ortaya atıyoruz. PİPETÇİLİK .

Yaşanan süreçler sonucunda, toplumsal tepkisizlik bir yana eline fırsat geçen herkes hırsızlık yapabilecek hale gelmektedir. Bu gün için çevremizi şöyle bir kontrol edersek, trafik ışıklarında ki para isteyen çocuklar, şehirdeki otopark eşkıyaları, devlet dairelerinde ki çok küçük bedellere kadar inen rüşvetler, ilk öğretim okullarına kadar inen haraç çeteleri, babasından kalan emekli maaşını almak için kocasından bile boşanan kadınlar, ölen babasının yada annesinini emekli maaşaını bankamatik kartıyla çekmeye devam edenler, yeşil kart başta olmak üzere sağlık sistemimizde ki küçük ölçekli ama çok sayıda ki yolsuzluklar vb. bütün olaylar sonucu kendilerince küçük çaplı olduğu için mübah olarak görmek suretiyle haksız kazanç elde edenlere ise biz PİPETÇİ demekteyiz.

Onlarca binlerce olan ve tek tek belirleyemeyeceğimiz bu PİPETÇİ' lerin kazançları ise onlarca Hortumcuya bedel olacak rakamlara doğru hızla yol almaktadır. Kanımca asıl tehlike de buradadır.

02.01.2005 tarihinde yayınlanan gazetelerde yer aldığı üzere yalnızca Urfa İlimizde Yeşil Kart yolsuzlukları sonucunda yaklaşık 250.000 vatandaşımızın yeşil kartının usulsüz verildiği yada kullanıldığı için iptal edildiği belirtilmekte olup olayın ülke geneliyle kıyaslanması halinde vahametin yani Pipetçiliğin boyutları daha iyi anlaşılacaktır. Aynı şekilde Samsun ilinde de 200.000 civarında yeşil kart iptali olduğu ve ülke genelinde ise 5.500.000- adet yeşil kartın iptal edilmiştir.

Olaya iyimser gözle bakıldığında sosyal devlet olarak kişilerin sağlık güvencesinin en temel insan hakkı olduğunu söylemek mümkün gözükse bile , bu davranış şekli daha büyük imkanların yakalandığında bu işi yapanların olayı kolayca hortumculuk boyutlarına taşıyabileceğisosyolojik gerçeği karşısında dayanaktan yoksun bir ifade olarak karşımıza çıkmaktadır.

Yıllardır yüksek enflasyon ortamında yaşayan ülkemizde, son yıllarda üst üste yaşadığımız ekonomik krizler sonucu, önce ticari ahlak etkilenmiş, verilen sözlerin yerine getirilememesi ve borçlanma anlayışının değişmesi, beraberinde pek çok yüksek değerleri de aşındırmıştır. Bu durum, ahlaki yozlaşmanın ve bunun sonucu olan bozulma, çürüme ve aşınma olarak tanımlanan yolsuzluğun temel nedenlerinden belki de en önemlisidir.

Bu nedenle geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızın eğitimlerinde; temel hak ve hürriyetleri, yasalar karşısındaki sorumlulukları, topluma zarar vermeyecek hal ve hareketleri, kamu malına en az kendi malı kadar önem vermeyi, insani ilişkiler gibi hususların müfredat programlarında açık ve çarpıcı bir biçimde yer almasını sağlayarak, kaybetmekte olduğumuz seciyelerin tekrar toplumda hakim olmasını biran önce temin etmek zorundayız. Kısaca derhal Pipetçi liğin önüne geçecek sosyolojik tedbirleri biran önce almalıyız.

9-TOPLUMSAL HAYAL KIRIKLIĞIMIZ

TEMİZ SİYASET - TEMİZ YÖNETİM:

Yolsuzluklar ve usulsüzlüklerin kamuoyunu sürekli meşgul etmesine karşın, bu konularda somut bir şeylerin ortaya konulamaması, temiz siyaset - temiz yönetim beklentilerini boşa çıkarmakta, siyasetin yozlaşmasına ve toplumsal değerlerin aşınmasına sebep olmaktadır.

Türkiye siyasetinde, Milletvekilliği ve belediye başkanlığı adaylık süreci, seçim sistemindeki anti demokratik düzenlemeler ve uygulamalar nedeniyle, adayları siyasi yarıştan ziyade, yüksek harcama yaparak seçilme yarışına sokmaktadır. Bu durum, adaylarının ilkeli ve projeci siyaset anlayışını önemsememesine yol açmaktadır. Bu da yolsuzluğa zemin hazırlamakta, Milletvekili ve Belediye başkan adaylarını, seçilmeleri döneminde kaynak temin ettikleri kişilere bağımlı hale getirmektedir.

1991 Genel seçimlerinin temel konusu yolsuzluklar olmuş, çok büyük yolsuzluk dosyalarından söz edilmiş ve bunun ardından kurulan 49. hükümette bir Devlet Bakanı “ yolsuzluklarla mücadele ” den sorumlu olarak görevlendirilmiştir. Ancak, bu bakanlık da daha sonraki hükümetler tarafından yolsuzlukla suçlanmıştır. Kurulan diğer hükümetlerinde yolsuzlukla mücadeleye gereken önemi vermemeleri nedeniyle, bu konuda herhangi bir düzenleme veya icraat yapılamamıştır. 57. Hükümet döneminde yapılan yolsuzluk operasyonlarından ise kamuoyu, yolsuzlukla mücadele edileceğine dair büyük beklentilere girmiş olmakla beraber, İçişleri Bakanının istifa etmek zorunda kalması ve bazı bürokratların görevden alınamaması ve siyasiler hakkında verilen Gensoru ve Meclis Soruşturmalarından sonuç alınamaması, hayal kırıklığına yol açmıştır.

10- SİYASI HESAPLAŞMA ARACI OLARAK YOLSUZLUK:

Anayasamızın 100. ve TBMM İç Tüzüğünün 107-113. maddelerinde “ ceza önsoruşturması ” niteliğinde denetimsel bir kurum olarak düzenlenen “ Meclis Soruşturması ” , bu hukuki niteliğinden çıkarılıp adeta siyaset arenasındaki düellolarda kullanılan bir silah haline getirilmiştir.

Başbakanlar ve Bakanlar hakkında ağır ithamları içeren çok sayıdaki soruşturma önergeleri, siyasi partiler arasında bir “ önergeler savaşı ” na dönüşmüş ve rejimin teminatı olması gereken siyasi partiler, giderek bir “ kan davası ” na itilmiştir. Bu soruşturmalar, hükümetin ve TBMM'nin zamanının büyük bir kısmını işgal etmiş, siyasi istikrarın zaafa uğramasının nedenlerinden biri olmuş ve önemli yasaların çıkmasını da engellemiştir.

TBMM Yolsuzlukları ve nadenlerini araştırma komisyonunun raporuna göre 1961-2002 yıllarında yani 12-21. dönemlerde TBMM bünyesinde toplam olarak 1536 adet yolsuzluk iddiası ile Meclis Araştırma Komisyonu kurulması için önerge verildiği tespit edilmiştir. Bunun yarıdan fazlası 19-20-21. dönemi kapsayan 1991-2002 yıllarında verilmiştir. 19.dönemde 247 adet, 21. dönemde 313 adet, 22. dönemde ise 294 adet önerge verildiği tespit edilmiştir.

Ancak 12-21 .dönemlerde verilen 1536 önergeden sadece 162 adeti için komisyon kurulmasına karar verildiği, 217 adetinin ise yapılan görüşmeler sonucunda reddedildiği , geri kalan büyük kısmının ise zamanında görüşülmeyerek hükümsüz kaldığı tespit edilmiştir.

Sonuç ta yolsuzluklarla mücadele etmek yerine, karşılıklı aklama anlaşmaları ile siyasi malzeme aracı olarak kullanılmaktan öteye gidilmemiştir .

Bu günlerde ise 58.Hükümetin önerisi ile TBMM bünyesin de oluşturulan Ülkemizdeki Yolsuzlukları , Nedenlerini ve Çözüm Önerilerini Araştırma Komisyonu çalışmalarını tamamlamış ve 57. Hükümetin Başbakanı ve yardımcıları dahil neredeyse tüm Bakanları Hakkında Meclis Soruşturması açılmasını istemiştir. Bu durum beraberinde yeni tartışmaları getirmiş ve özellikle Büyük şehir Belediyeleri ile ilgili yolsuzluk iddialarının araştırılmaması nedeniyle komisyona sert eleştiriler yapılmıştır.

Kanımızca Yolsuzluk ile Mücadele de Siyasi Otorite yalnızca yasa koyucu yönüyle yer almalıdır. Yoksa ülkemizde sık sık yaşandığı üzere her seçim sonrası yeni Yolsuzluk Komisyonları kurulacak ve önceki dönem tekrar yolsuzluk ile suçlanacaktır. Bunun için Yolsuzlukla mücadele tarafsız ve özerk kurumlar vasıtasıyla yapılmalıdır. Yoksa siyaset kurumuna ve siyasetçiye olan güven zedelenmektedir. Bu durum da ise toplumsal aynamız olan TBMM deki yansımalar vatandaş nezrin de daha da büyük ve yanlış boyutlara ulaşmaktadır.

Bu nedenle bu günlerde gelir ve servetlerini artırmanın yolunu devlete yanaşmakta bulan ve ter akıtmak yerine başkasının sırtından geçinmeyi, köşe dönmeyi erdem sayan insanların çoğunlukta olduğu bir toplum haline geldik. Dolayısıyla Devlet Kurumlarında ve toplumumuzda büyük bir ahlaki erozyon yaşanmaktadır.

11- EĞİTİM VE SANAT KURUMLARINDA DA YOLSUZLUK:

Şimdiye kadar, yolsuzluk ve rüşvet denildiğinde, akla sadece bir iki kurum ve kuruluş gelirken, bu gün için, Devlet Tiyatroları, Türk Dil Kurumu, Üniversiteler gibi; ilimin, sanatın, iyiliğin, güzelliğin, eğitiminin yapıldığı ve toplumsal kültürümüzün oluşmasına yol açan kurumlarda da yolsuzluklara rastlanır olması olayın boyutları açısından oldukça düşündürücüdür.

Cumhuriyetimizin kurucusu yüce ATATÜRK “çalışmadan, yorulmadan,üretmeden, rahat yaşamak isteyen toplumlar, önce haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini, ve daha sonrada istiklal ve istikballerini kaybederler” diyerek yıllar öncesinden gelecekte milletimizi bekleyen en büyük tehlikenin bugün yaşamakta olduğumuz üretmeden , çalışmadan nasıl olursa olsun ,haram helal demeden, köşeyi dönme mantığına kapılmış olan toplum olduğuna dikkatleri çekmek istemiştir.

Biz diyoruz ki; yolsuzluk artık “ Milli Birliğimizi ve Bütünlüğümüzü ” tehdit eder hale gelmiştir. Bu nedenle çok geç kalmadan yolsuzlukla mücadele için ne gerekiyorsa kararlılıkla yapılmalıdır.

12-YOLSUZLUĞA KARŞI CEPHE SAVAŞI:

Son olarak yapılan tüm anketlerde en güvenilir kurum olarak ortaya çıkan silahlı kuvvetlerimizdeki bazı yolsuzluklar, olayın ulaştığı boyutları göstermesi açısından oldukça düşündürücüdür. Özellikle son günlerde basına yansımış bulunan Silahlı kuvvetlerdeki yolsuzluklar sonucunda, Genel Kurmay Başkanlığımız, en üst seviyede önlem alarak, bünyesinde Yolsuzlukla Mücadele Kurulu oluşturmuş, her ay mutad olarak toplanan bu kurulun önerisiyle kapsamlı bir çalışma başlatılmış ve silahlı kuvvetlerimiz gazete manşetlerine yansıdığına göre, “yolsuzluğa karşı cephe savaşı ” açmak durumunda kalmıştır.

13- DEVLET KAVRAMINA ZARAR VEREN YOLSUZLUK:

Yolsuzluklar bir taraftan, hukuk devleti ilkesini temelden zedelemekte, diğer taraftan ise ‘bütün vatandaşlar kanun önünde eşittir' şeklindeki, Anayasa ilkesini de ortadan kaldırmaktadır. Bunların yanı sıra yolsuzluklar, siyasi otoriteye duyulan saygıya büyük zarar vermektedir. Siyasi otoritenin halk desteğinden yoksun kalması ise devlet ve milletin yabancılaşmasına neden olmaktadır.

Halbuki Türk Milleti'nin tarihinden itibaren gelen en büyük seciyesi, devlet kavramına olan bağlılığı ve saygısıdır . Yaşadığımız olaylar sonucu en önemli tehlike bize göre bu seciyenin sorgulanır hale gelmesidir. Yıllarca dış mihrakların yıkmak isteyip de yok edemediği bu kavram ne yazık ki yaşanılan yolsuzluklar nedeniyle, “ artık tuzun da kokmaya başlaması ” dan dolayı kendiliğinden sorgulanır hale gelmiştir.

14- YOLSUZLUKLA MÜCADELEDE MİLLİ MUTABAKAT ZORUNLULUĞU:

Bugün için yolsuzlukla mücadele tek başına hiçbir kuruma veya kuruluşa bırakılamayacak kadar önemli bir husustur . Başarıya ulaşmak için demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan, Yasama, Yürütme, Yargı erklerinin yanı sıra medya ve sivil toplum kuruluşlarının hep birlikte , milli bir mutabakat çerçevesinde mücadele etmesi gerekmektedir.

Bu nedenle yolsuzlukla mücadeleye, milli birlik ve bütünlüğümüzün korunması açısından geç kalınmadan bir an önce başlanmalı, gerekli yasalar öncelikle çıkarılmalı, bürokratik sistem bir an önce yeniden yapılanmalı ve yolsuzlukla mücadele için şart olan toplumsal destek de biran önce sağlanmalıdır.

Bu suret ile İsmet İnönü 'nün “bir ülkede namuslular, en az namussuzlar kadar cesur olmadıkça, o ülkede kurtuluş yoktur ” sözünden hareketle vatansever namuslu insanların cesaretlendirmeleri ve namusluların da en az namussuzlar kadar cesur olmaları ve bu kötü gidişe artık dur demeleri için cesaretlendirilmeleri lazımdır.


Kaynak: http://www.yolsuzluklamucadele.org/y/baskan.asp
************
Çağırımıza Destek Mesajlarınızı acavus@yolsuzluklamucadele.org adresine ve

(0312) 424 01 40 numaralı faks numarasına ulaştırmanızı beklemekteyiz

bozok
01-06-2007, 17:57
Bilgilendirdiği için arkadaşımıza teşekkür ederim.