atoybil
06-26-2007, 13:34
Özcan YENİÇERİ
Oyak Bank'ın satışına sevinmek!
2005 yılında OYAK Genel Müdürü Coşkun Ulusoy, “Canla kurulmuş, başla devam etmiş stratejik kurumların özelleştirilmemesi gerektiğini” söylemişti. Ulusoy devamla da “Şirketleri, bankaları satın alan yabancıların yabancı devletlerle ilişkileri var. Bizim devletimiz satıyor, yabancı devletler alıyor. Bir Türk olarak bu beni üzüyor”. Dünyanın her yerinde, her ülkenin kendisine ait stratejik kuruluşların hangi gerekçeyle olursa olsun yabancılara satışına karşı çıkması gibi Ulusoy da bu köktenci satışlara karşı çıkıyordu.
Oyak Genel Müdürü stratejik kurumların yabancılara satışına karşı bir duruş sergilemişti. Ulusoy, karşı olduğu ve eleştirdiği şeyi bizzat kendisi yaptı; bankayı sattı. Oyak Bank’ı satan Ulusoy, bu anlamda para karşılığı satılmayacak hiçbir değer olmadığını da ortaya koymuş oldu.
TSK’nın her çeşit silah alımları, mühimmat ödemeleri, ithalat işlemleri Oyak Bank’tan geçmektedir. Karargâhlarda sadece Oyak Bank faaliyet gösterebilmektedir. TSK mensuplarının maaş ödemeleri, kredi kartları, bireysel kredileri, konut kredileri, taşıt kredileri Oyak Bank’ın tekelindedir. Satılan yalnızca banka değil ayın zamanda TSK’nın mensuplarının mahremiyetleridir. Oyak Bank ile birlikte belki de Türkiye’nin en stratejik pazarı da yabancılara satılmış oldu.
Oyak Bank’ın satışı ile de TSK’nın dolaylı olarak manipüle edilmesi söz konusu olabilecektir. Zira TSK mensuplarının tüm mahrem ve kişisel bilgileri hali hazırda Oyak Bank’ın elinde bulunmaktadır. Buna karşın satış sonrası Coşkun Ulusoy “70 tane banka var, Telekom, Tüpraş, Erdemir’den ise birer tane var” diyerek yaptıkları işin doğruluğunu savunmuştur. Anlaşılan Oyak Bank tamamen ekonomik kaygılarla satılmıştır. OYAK yetkilileri halkın “kaz gelecek yerden tavuk” esirgenmemesi dediği bir akılcılığı benimsemişlerdir. Milli ve stratejik kaygılar dikkate alınmadan yapılan bu satışın halkın morali üzerinde olumsuz etkileri olacağı da dikkate alınmamıştır.
31 Aralık 2005 tarihinde Fransa’da stratejik Fransız şirketlerinin -bırakın yabancılara satılmasını- özelleştirilmesi bile imkânsız hale getirilmişti. Bu durumu AB basını “Fransız Vatanseverliği AB’yi tehdit ediyor” başlığıyla vermişti. Bu konuda Almanya, İngiltere ve ABD’de sayısız örnekler vardır.
Dünyanın her yerinde özelleştirmeler milli çıkar ve milli güvenlik üzerine etkileri dikkate alınarak yapılmaktadır. Türkiye her konuda olduğu gibi bu konuda da kırmızı çizgilerini aşmış bir ülke olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Bu ülkede her türlü satışı sınırsızdır.
2002’li yıllarda ciddi bir kriz deneyimi yaşayan Türkiye’nin bugün sıcak para girişleri, borsa spekülasyonları, IMF ve dış borç sarmalıyla krize karşı olan duyarlılık katsayısı daha da artmıştır. İşin ilginç yanı da, Türkiye’de bir krizi tetikleme imkânının yabancıların iki dudağı arasına kaymış olmasıdır. Oyak Bank’ın satışı olumsuz anlamda bu duyarlılığı daha da artırmıştır.
Çok açıktır ki stratejik kurumların satışlarının ekonomik olduğundan daha çok siyasi etkileri olmaktadır. Ekonomisi yabancıların kontrolüne geçmiş olan ülkelerin yönetimleri de bir ölçüye kadar yabancıların kontrolü altına geçmiş olmaktadır.
Kaldı ki her zaman bazı kuruluşların yabancılara satışının fiziki yapıların ya da yönetimlerin yabancılara devrinin çok ötesinde bir anlamı vardır. Bazı satışlar pazarın, hatta belli ölçüde ülke güvenliğinin satışı anlamına da gelmektedir.
O bakımdan milli ve stratejik kuruluşlar “yabancı sermayeye satılmamalı” diyenler doğru söylemiş olurlar. Bu bağlamda OYAK yönetiminin, bankasını Hollandalı ING’ye satmak zorunda kalmasından üzüntü duymamak da elde değildir. Bu satışların iyi işletmecilik, kârlılık, etkinlik ve verimlilik kavramlarının çok ötesinde anlamları vardır. Doğuştan liberallerin ya da daha sonradan kökten liberalliği seçmişlerin Oyak Bank’ın satışını bir zafer edasıyla yansıtmaları da milliye karşı olan duyarsızlıklarının gereğidir.
Böyle bir kuruluşun satışı karşısında TMSF medyası ile ayarlı basın, adeta sevinç çığlıkları atmaktadır. Bir pazar daha düştü, yabancılara verildi diye bu cenahın bir zil takıp oynamadıkları kaldı. Bu cephe nezdinde ülkenin kaynaklarının ve imkânlarının yabancılara tahsis edilmesi, bir kahramanlık ve akılcılık anlamına gelmektedir. İdeolojisini satmak ve satın almak üzerine kuranların, Oyak Bank’ın satışından sevinç duymalarında yadırganacak bir şey yoktur!
Oyak Bank'ın satışına sevinmek!
2005 yılında OYAK Genel Müdürü Coşkun Ulusoy, “Canla kurulmuş, başla devam etmiş stratejik kurumların özelleştirilmemesi gerektiğini” söylemişti. Ulusoy devamla da “Şirketleri, bankaları satın alan yabancıların yabancı devletlerle ilişkileri var. Bizim devletimiz satıyor, yabancı devletler alıyor. Bir Türk olarak bu beni üzüyor”. Dünyanın her yerinde, her ülkenin kendisine ait stratejik kuruluşların hangi gerekçeyle olursa olsun yabancılara satışına karşı çıkması gibi Ulusoy da bu köktenci satışlara karşı çıkıyordu.
Oyak Genel Müdürü stratejik kurumların yabancılara satışına karşı bir duruş sergilemişti. Ulusoy, karşı olduğu ve eleştirdiği şeyi bizzat kendisi yaptı; bankayı sattı. Oyak Bank’ı satan Ulusoy, bu anlamda para karşılığı satılmayacak hiçbir değer olmadığını da ortaya koymuş oldu.
TSK’nın her çeşit silah alımları, mühimmat ödemeleri, ithalat işlemleri Oyak Bank’tan geçmektedir. Karargâhlarda sadece Oyak Bank faaliyet gösterebilmektedir. TSK mensuplarının maaş ödemeleri, kredi kartları, bireysel kredileri, konut kredileri, taşıt kredileri Oyak Bank’ın tekelindedir. Satılan yalnızca banka değil ayın zamanda TSK’nın mensuplarının mahremiyetleridir. Oyak Bank ile birlikte belki de Türkiye’nin en stratejik pazarı da yabancılara satılmış oldu.
Oyak Bank’ın satışı ile de TSK’nın dolaylı olarak manipüle edilmesi söz konusu olabilecektir. Zira TSK mensuplarının tüm mahrem ve kişisel bilgileri hali hazırda Oyak Bank’ın elinde bulunmaktadır. Buna karşın satış sonrası Coşkun Ulusoy “70 tane banka var, Telekom, Tüpraş, Erdemir’den ise birer tane var” diyerek yaptıkları işin doğruluğunu savunmuştur. Anlaşılan Oyak Bank tamamen ekonomik kaygılarla satılmıştır. OYAK yetkilileri halkın “kaz gelecek yerden tavuk” esirgenmemesi dediği bir akılcılığı benimsemişlerdir. Milli ve stratejik kaygılar dikkate alınmadan yapılan bu satışın halkın morali üzerinde olumsuz etkileri olacağı da dikkate alınmamıştır.
31 Aralık 2005 tarihinde Fransa’da stratejik Fransız şirketlerinin -bırakın yabancılara satılmasını- özelleştirilmesi bile imkânsız hale getirilmişti. Bu durumu AB basını “Fransız Vatanseverliği AB’yi tehdit ediyor” başlığıyla vermişti. Bu konuda Almanya, İngiltere ve ABD’de sayısız örnekler vardır.
Dünyanın her yerinde özelleştirmeler milli çıkar ve milli güvenlik üzerine etkileri dikkate alınarak yapılmaktadır. Türkiye her konuda olduğu gibi bu konuda da kırmızı çizgilerini aşmış bir ülke olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Bu ülkede her türlü satışı sınırsızdır.
2002’li yıllarda ciddi bir kriz deneyimi yaşayan Türkiye’nin bugün sıcak para girişleri, borsa spekülasyonları, IMF ve dış borç sarmalıyla krize karşı olan duyarlılık katsayısı daha da artmıştır. İşin ilginç yanı da, Türkiye’de bir krizi tetikleme imkânının yabancıların iki dudağı arasına kaymış olmasıdır. Oyak Bank’ın satışı olumsuz anlamda bu duyarlılığı daha da artırmıştır.
Çok açıktır ki stratejik kurumların satışlarının ekonomik olduğundan daha çok siyasi etkileri olmaktadır. Ekonomisi yabancıların kontrolüne geçmiş olan ülkelerin yönetimleri de bir ölçüye kadar yabancıların kontrolü altına geçmiş olmaktadır.
Kaldı ki her zaman bazı kuruluşların yabancılara satışının fiziki yapıların ya da yönetimlerin yabancılara devrinin çok ötesinde bir anlamı vardır. Bazı satışlar pazarın, hatta belli ölçüde ülke güvenliğinin satışı anlamına da gelmektedir.
O bakımdan milli ve stratejik kuruluşlar “yabancı sermayeye satılmamalı” diyenler doğru söylemiş olurlar. Bu bağlamda OYAK yönetiminin, bankasını Hollandalı ING’ye satmak zorunda kalmasından üzüntü duymamak da elde değildir. Bu satışların iyi işletmecilik, kârlılık, etkinlik ve verimlilik kavramlarının çok ötesinde anlamları vardır. Doğuştan liberallerin ya da daha sonradan kökten liberalliği seçmişlerin Oyak Bank’ın satışını bir zafer edasıyla yansıtmaları da milliye karşı olan duyarsızlıklarının gereğidir.
Böyle bir kuruluşun satışı karşısında TMSF medyası ile ayarlı basın, adeta sevinç çığlıkları atmaktadır. Bir pazar daha düştü, yabancılara verildi diye bu cenahın bir zil takıp oynamadıkları kaldı. Bu cephe nezdinde ülkenin kaynaklarının ve imkânlarının yabancılara tahsis edilmesi, bir kahramanlık ve akılcılık anlamına gelmektedir. İdeolojisini satmak ve satın almak üzerine kuranların, Oyak Bank’ın satışından sevinç duymalarında yadırganacak bir şey yoktur!