FAHRETTİN PAşA



ümer Fahreddin Paşa (Türkkan), (1868 Rusçuk-1948 İstanbul) Mondros Mütarekesinden sonra teslim olmayıp Medine’yi 72 gün daha savunan Türk kumandanıdır. Medine müdafii Türk Kaplanı, üöl Kaplanı, Medine Kahramanı adlarıyla anılır.


Her toplumun içerisinde zaman zaman milletinin tarihine, inancına, değerlerine yabancı kimseler çıkabilmektedir. Bizim milletimizin içerisinden de zaman zaman bu tür kimseler çıkmamış değildir. Fakat, bu milletin bağrından çıkardığı mümtaz şahsiyetler daima çoğunlukta olmuştur. Yeni bir eğitim sezonuna başladığımız şu günlerde genç nesillerimizin belleğini bu büyük şahsiyetlerden birisiyle tanıştırmak istedik. Medine müdafaasının büyük kahramanı Fahrettin Paşa!.

Yıl 1914.. Emperyalist devletler başta Hicaz bölgesi olmak üzere yeraltı zenginliğini keşfettikleri toprakları ele geçirmek için büyük bir gayret içerisindedirler. Ancak bu arzularının gerçekleşmesi için Osmanlı’nın parçalanması hatta tarih sahnesin-den silinmesi gerekiyordu. Bu amaçla Osmanlı Devleti çeşitli entrikalarla birinci dünya savaşı içerisine çekildi. Emperyalist güçler hedeflerine kolaylıkla ulaşabilmek için ortaya attıkları ırkçı fikirlerle Müslümanlar arasına kin ve ayrılık tohumları ekiyor, Hicaz bölgesinde Müslüman kılığında özel ajanlar görevlen-diriyorlardı. Bu alanda çok büyük çaba sarfeden Ingiliz ajanı Lawrens Müslüman Arapları çeşitli vaad ve hilelerle Osmanlıya karşı kışkırtmayı başarmış, neticede 1916 yılında şerif Hüseyin isyanıyla Araplar, Osmanlıya karşı İngilizlerle işbirliği yaparak Hicaz bölgesinin Osmanlı’nın elinden çıkmasına sebep olmuşlardı. İşte bu esnada Medine’yi savunma görevi Fahrettin Paşa’ya verilmiştir. Fahrettin Paşa bütün zor şartlara rağmen büyük bir fedakarlıkla şehri müdafaa ediyor ve gerçek bir iman ve kahramanlık destanı yazıyordu. Ancak, savaşın genel gidişatı Osmanlı ve müttefiklerinin aleyhinde seyrediyor, Fahrettin Paşa ve askerlerinin içerisinde bulunduğu koşullar her gün biraz daha zorlaşıyordu. Bu durumun farkında olan Fahrettin Paşa maiyetindeki subay ve erleriyle birlikte bir sabah namazını Mescid-i Nebevi’de eda ettikten sonra Peygamberimizin kabrine gelir ve mübarek huzurunda yemin eder, şeref sözü verir. “..Ya Resulullah!. son neferimize varıncaya dek şehid olmadıkça senin mübarek bedenini düşman eline teslim etmeyeceğiz..”




Fahrettin Paşa Resulullah’ın huzurunda verdiği bu sözü tutar ve Hicaz bölgesinin düşman eline geçmesine rağmen düşman Medine-i Münevvere’ye girmeye asla muvaffak olamaz. Erzak ve mühimmatı iyice azalan Fahrettin Paşa, mahiyetindeki bir avuç Mehmetçikle emperyalist güçlere karşı öyle destanlar yazıyordu ki, Ingiliz ajanı Lawrens dahi daha sonra kendisinden “üöl Kaplanı” diye bahsedecektir. Fahrettin Paşa’nın amacı ne petrol ne de ganimettir. O sadece canından çok sevdiği Resulullah’ı ve O’nu koynunda barındıran nurlu Medine şehrini düşmanın kirli çizmesine çiğnetmemek için mücadele ediyordu. O’nu en fazla düşündüren konu -Allah korusun- bir mağlubiyet halinde Resulullah’ı nasıl bırakıp Medine’den geri çekilecekti. Sonra Resulullah’ın huzuruna hangi yüzle çıkardı. Evet!.. Fahrettin Paşa’nın görevi gerçekten çok zordu.

Nihayet birinci dünya savaşı, Osmanlı ve müttefiklerinin yenilgisiyle sona erer ve Mondros Ateşkes Antlaşması imzalanır. Yirmibeş maddelik Mondros Mütarekesinin bir maddesi de Hicaz, Yemen, Suriye Irak, Trablus ve Bingazi’de kalan kuvvetlerin en yakın düşman birliklerine teslim olması hükmünü taşıyordu. İstanbul hükümeti bu madde hükmüne göre özel bir kurye göndererek Fahrettin Paşa’dan Medine şehrini tahliye etmesini ister. Fahrettin Paşa bu isteği reddederek şöyle der: “Ben Peygamberimin kabrini kimseye teslim edemem!” Hatta tarih kaynakları İstanbul Hükümetinin emrini tebliğ için gelen subayı Fahrettin Paşanın bir odaya kapadığını ve bu bilginin Medine’de yayılmasını engellediğini yazar. Fahrettin Paşa uzun süre yazışmalarla İstanbul’u oyalar ve şehri teslim etmez.

Neticede Fahrettin Paşa’nın Medine’de kalması imkansız hale gelir. üünkü O artık görevinden alınmıştır. Bunun üzerine, Paşa tekrar Resulullah’ın huzuruna çıkar ve göz yaşları içerisinde silahını Peygamberimize teslim ederek halini arz eder, vedalaşır…

Fahrettin Paşa’nın Medine müdafaasını tüm yönleriyle ortaya koymak bu yazımızın boyutlarını aşar. Bu konunun detayını merak eden okuyucularımızın Feridun Kandemir’in “Peygamberimizin Gölgesindeki Son Türkler” adlı kıymetli eserini okumalarını tavsiye ederim. birinci dünya Savaşında, Hicaz cephesinde bulunan ve şanlı Medine savunmasının görgü tanığı olan Kandemir, “üöl Ortasında Plevne Kahramanları” diye adlandırdığı Mehmetçiğin destanından şu cümlelerle bahseder:

“Birinci dünya savaşında emsalsiz yiğitliğimizi ispat ile cihanı hayrette bırakan üanakkale Zaferi gibi bir de Medine Müdafaası vardır ki, başlı başına gerçek bir iman, eşsiz bir şehamet destanıdır. Sonuna kadar ve aylarca her gününü, her gecesini aynı ruh değişiklikleri içinde yaşadığım “Medine Müdafaası” öylesine müstesna bir destandır ki, yazılamaz..”

Bugün genç nesillerimizin acaba ne kadarı bu Peygamber aşığı Paşa’dan haberdardır. Yeni bir eğitim yılının başladığı şu günlerde, Fahrettin Paşa gibi seçkin şahsiyetlerin yeni yetişen nesillerimiz tarafından tanınması ve unutulmaması için ciddi gayretler sergilememiz gerektiği düşüncesindeyim.

Fahrettin Paşa’ya selam olsun!.

Dr. Nedim Bahçekapılı

——————————————————————————————

Fahrettin Paşa’dan Yiyecek Tamimi :


Birinci Dünya savaşı sırasında Medine’yi korumakla görevli Fahrettin paşa ve askerleri, üç yıla yakın bir süre devam eden bu görevde yiyeceksiz kalırlar.Fahrettin Paşa yiyecek sıkıntısı nedeniyle askere bir tamim yayınlayıp çekirge yemelerini bildirir. Kendisinin de çekirge yediğini ifade ederken, özel bir çekirge menüsünden de bahsederek tarifesini verir;”Dün benim soframda çekirge tavası vardı. Arkadaşlarla yedik çok leziz idi. Hele zeytin yağlı ve limonlu salatası pek hoş oluyor. Eğer fazla çekirge toplayabilirseniz bana da gönderin” diye de not geçiyor.Türk askerleri gıda konusunda kendilerini korudukları bedevilerden- Araplardan hiç yardım görmezler. Tarih meraklıları bilirler, Araplar İngiliz oyunlarına inanınca topraklarındaki Osmanlıları çıkarmak için kalleşçe hep arkadan vurdular, Anadolu’ya dönmek üzere yola çıkan askerlerimizin geçeceği yerlerdeki su kuyularına zehir attılar.



TüRK ASKERİNE “MEHMETüİK” ADI, MEDİNE MüDAFASINDA VERİLMİşTİR.


Kaynak: www.yenidenergenekon.com