Gösterilen sonuçlar: 1 ile 5 ve 5

Konu: Anau Medeniyeti ilk Türk Medeniyeti

  1. #1
    anau
    Guest

    Anau Medeniyeti ilk Türk Medeniyeti






    Anau Medeniyeti



    Anau ve Konur Tepe
    İtalyan bilim adamı Raphael Pumpelly bugünkü Türkmenistan sınırları içindeki Aşkabatğın güney-doğusunda yer alan Anau bölgesinde 60 yıllık bir çalışma yapmıştır. Pumpellyğnin Anauğdaki çalışması onun bütün hayatını kapsamaktadır. Yaptığı bu çalışmayı ğExplorations in Türkistanğ adlı eserinde 1904 yılında yayınlamıştır. ğTürkistanğın Aşkabat civarındaki Anau bölgesinde ve Anau kazılarında Pumpellyğe eşlik eden E.Huntingtonğun da Taklamakan çölünün doğu ve güney kısımlarında yaptıkları araştırmalar bu sahaların prehistorik devirlerde kuvvetli ve ilerlemiş bir medeniyet alanı olduklarını ispat etmiştirğ.
    http://onturk.wordpress.com/2011/03/09/anau-medeniyeti/
    R.Pumpelly yönetimindeki bilimsel kurul Anauğda biri kuzeyde diğeri güneyde olmak üzere iki kurganda (toprak mezar) kazı yapmıştır. Bunlardan daha eski olan kuzey kurganı kazısı Orta Asyağnın prehistorik devirlerini aydınlatması itibariyle çok önemli sonuçlar vermiştir. Bu kurganda birbiri üzerine kurulu iki kültür devresine ait iki tabaka bulunmuştur. Pumpelly bunları birinci kültür (Anau I) ve ikinci kültür (Anau II) tabakaları diye ayırmaktadır. Bunlardan alt katta bulunan kültür tabakası, elde edilen eserlere göre eneolitik devir medeniyetine ve milattan önce en aşağı 6000 sene evveline ait bulunmaktadır. Bu tabakada kerpiçten yapılmış evler, el ile işlenmiş boyalı seramikler ile beraber, örme sanatının varlığını gösteren birçok eserler bulunmuştur. Bu tabakadaki kazı aynı zamanda bu devirlerde Türkistanğda arpa, buğday gibi hububat ziraatının yüksek seviyede gelişmiş olduğunu göstermiştir.
    Duerstin keşfine göre, at, öküz, koyun, domuz gibi hayvanların ehlileştirilmesi de bu kültür devresinde olmuştur.Bu ilk devirde, çok nadir olmak üzere bakıra da tesadüf olunmuş ise de kurşun ve kalay eseri görülememiştir. Kuzey kurganında Anau I. Kültürü üzerinde Anau II. Kültürünü oluşturan halkın, Anau I. Kültürü yaşatanlara bağlı oldukları anlaşılmaktadır. Anau IIğde bakır eserler ve eşyalar daha çoktur. Fakat bu kültür devresinde kalay mevcuttur. El ile işlenmiş seramik sanatı daha iyi geliştiği gibi nakışlar, Lapis Lacuri de bu tabakada çok bol şekilde bulunmuştur. Anau I. devrinde mevcut olan hayvanlara bu devirde çoban köpeği de eklenmiştir. Anau II. Kültür devresi kuraklık zamanında bitmiştir.
    Anauğnun en eski kültürünü yaşatan Anau I daha eski olan bir medeniyetin uzun devirlere ait oluşum eseridir. Anau I ve Anau IIğden her ikisinin de şehir hayatını, buğday ve arpa ziraatını bilen daha eski bir medeniyetin mirası oldukları şüphesizdir.
    Orta Asyağnın bu ilk medeniyetinin temelini atan insanlar buzullar devrinde bu bölgede kapalı bir halde kalarak medeni ilerlemelerde bulunmuşlardır. İran yaylasının ve Kafkasya bölgesinin buzlarla örtülü olması, Aral-Hazar denizinin kutup buzullarının güney cephesini çevirdikleri bu devirde Türkistanğdaki halk, harici bir engellemeye maruz kalmaksızın kendi kendilerine oluşum devirlerini geçirmişlerdir. Bu oluşum devrinin birçok kademeleri olduğu şüphesizdir. Bu kademelerden biri insanın taş balta, taş ok ucu kullandığı zamana kadar olan devir, diğeride ev inşasından en eski Anau medeniyetine kadar olan devirdirğ.
    Buzul devrinin sonlarında Orta Asyağda sıcak bir iklimin başlaması, Türkistan halkının medeniyet yolundaki seyrini kamçılamıştır. Aral-Hazar iç denizleri etrafı adeta bir İç Asya Akdenizği kıyıları halini almış, bu şartların gereği olarak bu bölgeler o zamanki dünyanın en ileri şartlarını toplayan bir alem olmuş, iklimin ılımanlığı, gıdanın bolluğu buralardaki insanların çok fazla üreyip çoğalmalarını ve hızla ilerlemelerini sağlamıştır.
    Fakat daha sonraları şiddetlenmiş olan kuruma olayı bu mutlu hayatı güçleştirmeye başlamıştır. Tabiatın yavaş yavaş kısırlaşması, insanlara gıdalarını kendi zekalarının yardımıyla suni olarak yetiştirmeye zorlamıştır. Orta Asya halkını erkenden ziraata ve hayvanları ehlileştirmeye yönelten etken işte bu durum olmuştur. Aynı etken daha sonraları, bir takım tecrübeleri izleyip suni sulama yollarını da bulduracaktı.
    Orta Asyağnın kurumasının ilerlemesi, geçen zamanla birçok yerlerin çoraklaşması, üzerinde yaşanılabilen birçok ovaları çölleştirmiş, bu da bu ilk medeniyetin daha geniş bir sahaya yayılmasına sebep olmuştur. Yani önceden uygun alanlarda yoğun bir halde yaşayan bu ilk kültür temsilcileri, yavaşça olan kuruma neticesinde iskan kabiliyetini kaybeden bu alanları terk ederek yaşamaya daha elverişli alanlara dağılmışlardırğ.
    Pumpelly bir taraftan Türkistanğda yaptığı araştırmalara, diğer taraftan da Anau kazılarının verilerine dayanarak şu iki hususu tespit etmektedir:
    1.Orta Asyağda buğday ziraatına milattan 8000 sene önce (yani kuzey kurganının kuruluşundan önce) başlanmış olmasına ve hayvanların, ehlileştirilmesinin 6800-8000 tarihleri arasında yapılmış bulunmasına göre Orta Asyağda ziraat ve çiftçilik hayatı erkenden başlamış, ilk asıl hayat olmuştur.
    2.üok erkenden toprağa bağlanmış olan insanlar, kuraklığın artması sonucunda, hayvanların ehlileştirilmesinden önce, biri vahalara sığınan çiftçi halk, diğeri ötede beride dolaşmaya başlayan avcı halk olmak üzere iki gruba ayrılmıştır.
    Fakat asırların geçmesiyle beraber gitgide artan kuraklık sonucunda iklimin sürekli olarak kötüleşmesi, çiftçi halkı da yeni baştan çölleşmeye başlayan vahalarını terk ederek başka yerlere göçmeye zorlamış olduğu gibi göçebeleri de artık çölleşen steplerden yarı kurak alanlara çekilmeye ve buralarda yayılmaya sürüklemiştir. Bununla birlikte bu göçebe halkın da milattan önceki dördüncü binde vaha halkından hayvanat ve bitki yetiştirmek usulünü almış oldukları tahmin edilmektedir.
    Göçler devrinde göçebelerin göçleri başlıca Avrasya stepleri üzerinden ve Karadenizğin kuzeyinden olmuştur. Vaha halkının göçleri ise güney-doğuda Hong-Hoc, güneyde İndus, batıda ise Fırat Dicle Nil ve Kızılırmak boylarına doğru olmuştur.
    Anauğnun temsil ettiği neolitik kültürün bu kadar eski olması ve bu kültürün daha eski bir kültürün devamı bulunması, Orta Asya neolitik kültürünün çok eski bir zamanda ve her halde milattan önce 20.000′den çok önce başlamış olmasını gerektirmektedir.

    Halen devam eden Kazı üalışmaları

    Boyama çömlek desenleri

    İrili ufaklı Kurganlar

    Taş gereç ve heykeller
    Anau Kazı üalışması
    Anau kazısını yapmış olan Pumpelly, burada bulduğu ilk devir medeniyetinin kıdemini tasvir ederken şu satırları yazıyor: ğBaşlangıcı arzın derinliklerine gömülmüş olan ve tepesinde iskeletler bulunan Türkistanğın Anau medeniyetine, bu uzun geçmiş kültürüne baktığımız zaman Mezopotamya ve Mısırğın uzak bir devire ait malum kültürlerinden daha eski bir çağda 2000 yıl devam etmiş olan bir medeniyetin hayaliyle karşılaşmış oluyoruz: Daha başlangıçta evli barklı bir köy hayatı görünüyor. Kadınlar iplik büküyor, dokuma yapıyor, ekip biçiyor, zahireyi değirmen taşında öğütmeyi, fırınlarda ekmek pişirmeyi biliyorlardı. üömlekçilik sanatkarları kaplara şekiller veriyor, uzak zamanlardan miras kalan boyalarla üzerlerine şekiller çiziyorlardı. Tarlalarda erkekler toprağı sürüyor, vahşi hayvan sürülerini ateşte sertleştirilmiş oklarla avlıyor, dağlarda koyunları kovalıyorlardı. Bu manzara insanlığın barbarlıktan medeniyete geçiş halidir. Ehli hayvanlarımızın ve eski dünyada devrim yapmak üzere atın insan kontrolü altına alınmasının başlangıcını burada görüyorumğ

    Anauğdan Bir Süs Eşyası
    R.Pumpellyğnin 1904 yılında kitaplaştırdığı çalışması 60 yıllık bir çalışmanın ürünüdür. Anauğda yapılan kazı çalışmaları R.Pumpelly ile bitmiş değildir. 1900′lü yıllardan bugüne kadar kazı faaliyetlerine ara verilmemiştir. şu anda Anau Amerikağnın Pensilvanya üniversitesi nezaretinde kazılmaya devam etmektedir. Pensilvanya üniversitesiğne bağlı Penn Museum Anau kazısına çok önem vermektedir. Bizim kültürümüzün yabancılar tarafından araştırılıyor olması elbette ki bizi üzmektedir. Bu kazılar sonucunda elde edilen bilgilerin Türklerle samimi bir şekilde paylaşılmayacağı yönünde çok yoğun endişelerimiz vardır.
    Pumpellyğnin tespitleri Türklerin göçebe değil yerleşik olduklarını göstermektedir. Türk halkının önce bir medeniyet oluşturduğu daha sonra iklimin zorlaması neticesi göçlerle yeryüzüne dağıldığı açıktır. Türkler Orta Asyağda yerleşik hayata geçmişler, tarım yapmışlar, hayvanı ehlileştirmişler ve dünya medeniyetinin temelini atmışlardır.
    Ord.Prof.Dr.şemseddin Günaltay, Türk Tarihinin İlk Devirlerinden Yakın şark Elam ve Mezopotamya, Türk Tarih Kurumu Basımevi-1987, sf. 86-97.
    Dipçe : Raphael Pumpelly, Sir Aurel Stein, Hubert Schimt gibi bilim insanlarının çalışmaları sonucu belirlenen bu uygarlığın başlangıç tarihi, Mısır ve Sümer uygarlıklarından çok eski bir zamana dayanıyor.
    Amerikalı Jeolog ve Arkeolog Prof. Dr. Raphael Pumpelly (1837-1923) 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında Orta Asyağda arkeolojik çalışmalar yaptı. Aşkabat yakınındaki tarihi Ano-Anav kentinde 1904 yılında yaptığı kazıların sonuçlarını, ğExplorations in Turkestanğ adlı eserinde anlattı. Bu eserinde Pumpelly, M.ü. 8000 yıl, bir başka deyişle günümüzden 10 bin yıl öncesine ulaşan bir uygarlığın varlığından söz ediyor; bulduğu belgeleri değerlendirerek, bu uygarlığın özelliklerini anlatıyor. İki bin yıl süren bu uygarlığın insanları, buğday ekiyorlar, korunaklı evlerde yaşıyorlar, iplik büküyorlar, çömlek üzerine desen işleyebiliyorlardı. En ilginci ise, bu uygarlığın, insanlığın gelişmesini etkileyen ğilkğleri de barındırıyor olması. Sözgelimi, ğevcil olarak bildiğimiz hayvanlar, ilk kez bu uygarlık zamanında ehlileştirildi. Atğın insan buyruğunda çalışması yine ilk kez bu uygarlık zamanında başladı.

  2. #2
    anau
    Guest

    Cevap: Anau Medeniyeti ilk Türk Medeniyeti






    Anav (Anau) Türkmenistan Medeniyeti


    Raphael Pumpelly isimli Amerikalı bir jeolog 19. yüzyılın ikinci yarısında, üin ve Moğolistan dahil, Orta Asya'da 70 yıl kadar gezmiş, bu kıtanın jeolojik ve jeomorfolojik haritalarını çıkartmış, yerbilimciyle ilgili pek çok gözlemlerde bulunmuştur. Bütün bu çalışmalarını iki ciltlik bir kitap halinde 1908 yılında yayımlayan Pumpelly, insanoğlunun ilk tarımsal faaliyetleriyle ilgili Tatlıgöl Teorisi (Oasis Theory = Vaha Teorisi) diye bir teoriyi ortaya atmıştır (Pumpelly, 1908; Ryan ve Pitman 1998'de). Pumpelly insanoğlunun ilk tarımsal faaliyetlrinin oasis veya vaha diye anılan, (tarafımızdan Tatlıgöl diye Türkçeleştirilmiş olan) büyük tatlı su birikintileri etrafında gelişmiş olabileceğini öne sürmüştür. Son buzul çağının sonlarına doğru, Orta Asya'da oldukça kurak bir iklim hüküm sürmekteydi. Ona göre, taş devri insanların bu kurak iklim bölgesinde yaşamlarını sürdürebilmek için, vahşi hayvanlar ve bitkilerle birlikte, büyük tatlısu gölleri etrafında toplanmış olmaları gerekirdi...

    Pumpelly, son olarak 1904 yılında Türkmenistan'ın bugün-ki başkenti Aşkaabat yakınındaki bazı harabelerde, buradaki insanların tahıl üretmiş olduklarının işaretlerini bulmuştu. O zamanlarda muhtemelen Hazar-Aral tatlısu gölünün güneydoğu sahilleri Aşkaabat'a kadar uzanmaktaydı...

    Gordon Childe'ye göre tahıl çiftçiliği ve hayvancılık ilk defa Orta Asya'da gerçekleştirilmiş ve daha sonra Karadeniz sahillerinden Avrupa'ya geçmiştir. Ona göre, Avrupa'daki ilk evcil koyun türü (Ovis vignei) Türkistan (Türkmenistan) ve Afganistan'dan gelmiştir. (Ryan ve Pitman 1998'den)"

    Konumuzla ilgili bölümünü kısaltarak aldığımız ve tekrar baş vuracağımız bu makalenin Sonuç ve üneriler başlıklı son bölümü aşağıdaki satırlarla noktalanmıştır:

    "Gerek uzaktan algılama yöntemi ile yeni bulunabilecek, gerekse bilindiği halde henüz yeterince incelenmemiş kalıntıların ön incelemesi, kalıntıların bulunduğu ülkenin arkeologları tarafından yapılmalı, bu ön inceleme sonucunda önemli görünenlerin daha ayrıntılı olarak incelenmesi için Türk Dünyası'nın ve uluslararası kuruluşların maddi, teknolojik ve bilimsel desteği aranmalıdır. Bu ve benzeri çalışmalar yapıldığı takdirde, Sümerlerin kökenlerine ait izlerin, Orta Asya'da özellikle Turan Ovası'ndakı kalıntılarda bulunabileceğine inanıyorum."

    Bu çalışmamızın amacı, Sümerlerin Orta Asya'dan ve büyük bir ihtimalle Türkmenistan'dan Mezopotamya'ya göç ettikleri ve onların bizim eski ata-babalarımızın akrabaları oldukları meselesini, çeşitli yönlerden ele alarak izah etmeye çaba göstermektir.

    Kaynakça
    Kitap: 5000 Yıllık Sümer - Türkmen Bağları
    Yazar: Begmyrat Gerey

  3. #3
    anau
    Guest

    Cevap: Anau Medeniyeti ilk Türk Medeniyeti



    DOğU ANADOLU'NUN TüRKLüğü


    OKURLARLA SOHBET - MEKTUPLAR/22
    -- 2.5.2006 , Nargiz H. H. , Azerbaycan
    Subject: SELAM
    Selam sayın TüRKKAN
    Yazılarınızı internetten okudum, oldukça ilginç. Beni çok ilgilendiren konular.
    Size bir sorum olacak izinizle. Yazılarda genelde Türk ve Ari halklarını karşı koyuyorsunuz, yani ari-Türk olmayan (avrupa halkları, kökenleri hindistana götüren, hind-avrupa halkları) gibi görüyorsunuz.
    Ancak ari aslında Türk halkı olabilir. Bilim adamları bir detayı dikkatsiz bırakıyorlar - Tibet ve Hindistan nüfusu kendilerini "ari olmayan"lar gibi nitelendiriyorlardı. Bununla kendilerini ari(kuzeyden gelen bir halk) olmadıklarını vurguluyorlardı. Bu fakt efsanelerinde kaydolunmuş.
    Bunu diğer fakt da kanıtlıyor yine de dikkate alınmamış - "ari" kelimesi Türk dilinde "arı" - temiz, saf, dürüst, kutsal anlamına geliyor...*** ("aydan arı, sudan duru") Aynı anlamda hind mitlerinde kullanıyor, saf temiz bir halk. Hindistanın eski eposlarına, yazılarına "Mahabharata","Ramayama", "Pradjnaparamita" bakırsak orada anlatılanlar Hindistan'da buna kadar mevcut olmayan medeniyete ait, çok farklı bir medeniyetten bahsolunuyor, Hindistanda mevcut olan kültüre nazaren kesinlikle farklı bir kültür. Ariler, Naglar, Saklar...
    Bu eski rivayetlerin kahramanları kimlerdi? Gizemli kuzeyden gelen halk kimler onlar? Onların anayurdu nerede? Gizemli Sambala nere?
    Burada bilim adamlarının bakış açıları farklı. Hatta bilime politika da katılıyor. Bilim adamlarını tarihle beraber siyaset yönetiyor. Bu gizemli toplumun yurdu - Tibet onaylandı. Bahsedilen gizemli halk - Tibet'ten göç eden halk. Ama son zamanda varolan bir versiyon daha ilginç. Farz edelim Tibet degil, Altay.
    Malesef Avrupa bilim adamlarından hiçkim - Altay söylemedi. Neden? belli siyasi sebepler. batı siyeseti buna izin veremez. Tarihde hiçneyi Türklere bağlamak olmaz...
    Gelmelerin anayurdunu anlatan rivayetler SHAMBALE efsanelerinde yer alıyor. Onun okunması çesitli - Shabhala, Shambkhala, Sambala Kam baluk~ chambaluk~ shambaluk~ shambala.
    Kam - Türkçe kam, sham - kaman- shaman, ruhbani
    baluk - şehir, kale.
    "Ruhani sehri, kalesi"
    ! Tibette monastırın başçısı Shamo
    ! Hindistanda gizemli Sambala ülkesini ruhbaniler yurdu gibi tanıyorlardı, kutsal bilgilere sahip olan kişilerin toprakları, kısacası beşeriyetin entelektuel elitin merkezi. Efsanevi arilerin vatanı. Kutsal, temiz, saf halkın anayurdu.
    Kim bu gizemli halk, ariler kimlerdi???
    Mitoloji Sambala ülkesini bir çok kişi, bilim adamları, arkeologlar aradı ama hiç kim bulmadı. Bir çoğu onu Tibette aradı ve sonuçta bu ülke Tibetin yetişemeyeceği yerlerde yer aldığını söylediler.
    eğer ari eski hindistandan çıkan halksa neden hindliler eski yazılarında kendilerini onlara ait etmiyorlar?
    Vaktinizi aldığım için özür diler saygılarımı sunarım .
    CEVAP:
    SELAM Sayın Nargiz Hanım,
    üok güzel ve uyarıcı mektubunuz için teşekkür ederim. İnceleyip cevabı ile birlikte sitede yayınlayacağım. İlgi ve katkılarınızın devamını diler, ben de size saygılar sunarım.
    İKİNCİ CEVAP:
    Evet, haklısınız. Bir kaç ayrı yerde Avrupalılar için kullanılan üRü-ARYAN kelimeleriyle ilgili olumsuz ifadeler kullandım. üünkü hemen bütün sözlük ve ansiklopediler üRü için "Sanskritçe ARYA ve AVESTA'da geçtiği şekliyle ARİA kelimesinden gelme... BEYAZ IRK'ın adı... HİNT, İRAN ve AVRUPA'da yaşayan, ve bu ırkın ARYA dalından gelenler" tarifini veriyor. (Büyük Larousse Ansiklopedisi) Avrupalılar'ın atası böyle bir halkın olmadığını belirtmek istemiştim.
    iş orada da kalmıyor....
    http://www.stormfront.org/whitehistory/hwr3.htm
    sitesinde olduğu gibi bu halkın 9000 yıl önce Avrupa'da yazıyı bulduğu, Mezopotamya medeniyetiyle aynı zamanlarda yüskeldiği ve doğuya, Asya'ya gidip oraya medeniyet götürdüğü iddia ediliyor. Tabii ki, bunları kabul etmek mümkün değil.
    Halbuki, mesele sizin dediğiniz gibi, HİNT halkının yaptığı gibi bakarsak, üRü değil, ARI-SAF-TEMİZ nitelikli bir ırktan söz edersek, ve bunun çıkış noktasının KüZIM MİRşAN'ın belirttiği 40.000 yıllık medeniyetin beşiği ORTA ASYA olduğunu ispat edersek, Batı Avrupalılar kendilerine yeni bir "ırk" aramak durumunda kalırlar.
    Sağolun, varolun!
    *****-- 8.5.2006 , Nargiz, H.H.
    Subject: Bakü'den SELAM
    Selam Tahir Bey
    Herşeyden önce mektubumu dikkate alıp vakit harcayıp okuduğunuz için teşekkür ederim.
    Size daha bir şey sormak isterim "kürt milleti" konusu ile ilgili. Nizaminin eserlerinde birçok yerlerinde "gord" adlandırdığı bir topluluğun adını çekiyor. (tuk "kurd" kelimesiyle alakası aydın) gord- Türk köklü kabile, İran ordusunda hizmet eden Türk askerlerden oluşan bir topluluk.
    Nizaminin eserlerinde adı giden bu Türk asıllı "gord"(kurd) halkı (aşiret) sonradan İrandan göç edip bir çok ülkelere yayılıp "kurt" halkı gibi tanınan topluluk değil mi?
    Teşekkür ederim. Saygılarımla
    CEVAP:
    Ben de Bakü'ye ve bütün Azeri kardaşlarıma selamlarımı sunarım.
    O kadar mühim mevzularda bilgi veriyorsunuz ki, hem memnun oluyor, hem de hayrete düşüyorum. Bu arada hem ARILAR, hem de GORDLAR konusunda araştırmaya devam ediyorum. Bir neticeye ulaşınca mektuplarınıza uzun uzun cevap vereceğim.
    Bu arada büyük şair Nizami'nin bahsettiği GORD kelimesi bana Orta Anadolu'daki GORDİON şehrini hatırlattı. Bilmem, bir bağlantı var mıdır?
    Alakanızı kesmeyin. Site ile ilgili sorularınızı ve yorumlarınızı da beklerim. Tekrar selamlar.
    *****-- 18.5.2006, Nargiz H. H.
    Subject: Bakü'den selam
    Selam Tahir Bey
    Sitenizde yürümeyi devam ediyorum. şunu da söyleyim ki yazılarınızı okumak büyük zevk. Teşekkürler.
    Simdi 'Avesta'da Türkler'i okudum. Bizim burada bir araştırmacının, Cengiz Sasani'nin bu konu üzerine çalışması var. Avesta -prototürk tayfalarına ait olduğunu, ilk Avesta prototürk dilinde yazılmış ve türk felsefi-edebi fikrin ürünü olduğunu iddia ediyor.ve kanıtlamak için bir çok şehsi adları, tanrıların, ilahelerin isimleri, toponimleri, hidronimleri türk dili ile açmaya çalışıyor. İlkin Avesta nasıl temsil olunduğu malum değil. Adlar ne kadar orijinalliğin koruyup, tabi fonetik tahriflere uğrayıp Pehlevice saitler kullanmıyor ve sözler yalnız samitlerle sunuluyor. Tartibci ve mütercimler bir çok hallerde bu sözleri tahrifli kayd etmişler. İsimlerin düşgün acçımı Avestanin menşei hakkında birçok sorunu cevaplandirabilir. Mühüm etno-kültür, dil meselesinin menşeini hall edebilir. Adların detaylı, düzgün etimolojinin açımı etno-kültür menşeyinin aydınlamasina ışık sala bilir.
    Türk dili vasitesi ile Avesta'da işlenen kelimelerin açımı bu adların adlar prototürklere ait olduğunu gösteriyor.
    Zerdüşt /Zarat,Zaratustra,Zoroastr
    farslar ve batı araştırmacılara göre - sari deve sahib(ne alakası var?)
    Zaratustra
    Zura+tus-tur
    Zura/Zara z~s soru, sormak, haber almak (türkçe surak-soru, sual)
    (Zor/Sor-zurgacı(kalmık) çocuklara isim koyan şaman-ulduzlardan çocuğun taleyini sorup ad koyan
    sorgac, sorguc-gökden sorgu etdiyine göre)
    Tus/Tuş-görüş, randevu, görüşe gelmek, yüz-yüze gelmek
    Tur t~d dur
    Zaratustur-sorguya gelip duran. Tanrı ile yüz-yüze durup soran, sorgu için Tanrıya taraf yönelip duran
    Zerdüşt herzaman Mazdaya yüz tutup Ona sorular veriyor, ondan soruyor.
    Böylece Zerdüşt en eski prototürkçe sözdür.
    Apastak/Abastak
    Apa/Aba- büyük,ulu ata, ecdad
    (a)tak/(a)tag -inanılmış, himayeci, vaad, vadedilmiş, haber vermek
    Apastak- Ata vaadi, Bilge atanın haberleri, öyüdleri
    Ahura Mazda'nin düşmeni gibi adı çok giden -Angra Manyu- karanlığı, geceni tamsil ediyor
    İngir, engir- karanlık, alakaranlık, akşam, tutkun hava, yarımkaranlık
    ilkin kök ANGR
    Manyu - Mengu/mengu -orkon-yenisey yazılarında ebedi, daim, ölmez, deyişmez
    AngraManyu-ebedi karanlık, ebedi gece
    Anauta/Anaita
    batı araştırmacılarına göre
    A-inkarıik
    Nahita-bulaşık, kirli, natemiz
    Anauta-bulaşık olmayan, pak, temiz, bakire. Tanrı adı inkarlıkla başlayabilirmi? Bu açım ilahi vazifenide belli etmiyor
    türkçe:Ana + Uta
    Ana-ana, ene, ama, eme
    Uta-ut/ot- 1) yanar ot, ateş(od) ... 2)yeşil ot, çemen
    Ana ot yani Odun anası, sahibi, hamisi, himayecisi
    Sümerlerde güneş tanrısı Utu- gökyüzü odu
    Od ilahesi Anauta atesperestliyin panteonunda yer alıyor. ama Zerdüştle aparılan dini ıslahat sonucunda olabilsin Anauta - su ve yeşillik ilahei yerini tutmuştu.
    Anahida/Anahita'nin lekebi Ardvisur
    Ardvi- Ard+visur
    Ard/Art-dağ, dağ keçidi, dağlık sahe
    Vi -benim (altay.)
    Sur-azamet, güç, kudret, sıfat (sima), görünüş
    sur/sura/suru -eski türklerin adlarında kullanmış Suru Kulbey
    Ardvisur- dağ zirvesi benim gücüm, kudretim, azametimdir.
    Apastak'ın oğlu Spitak (Zerdüşt) eski persce spit (sepid)-ak+ ak -ak
    ad iki aynı kelime -persce-türkce yanasi işlenmişdi. adın ilk forması Isputak
    Is+putak
    is-tefekkür, bilgi
    putak (budak)
    Bilgi,agil budagi
    Apastak/Abistak
    pehlevi tercümesinde Spitama -Aktuman
    spid-ak
    tama-tuman, elbise
    "Avesta" coğrafyasında şehs, yer, dağ, nehre, deniz adları genelde türk dili etimologiyasıyla izah olunuyor.
    Aratta/Haratu dağı
    sümer-akkad sözlüğünde (M.O.VIII) Aratu, Aratu
    r~l : Alataa, Alatuu, Alatey (türkce)
    Haratu- hara+tu (kara+dağ)
    verilen dağ tarifi böyle okunuşun düzgünlüyünü kanıtlıyor.
    Turukku
    Tur/Türk/Türkmen
    tork tor/tur -dağ
    tur(uk)(an)
    sümerce -ur -tepe, dağ
    Fridun/Fraetoun
    Fra-bra-bora-boru (buğa)
    çoban, mal sürü otaran veya heyvan uru sahibi olmuş
    eton/etun
    orkon yazılarında *etin-emlak,mal-mülkiyet
    Fraetoun-heyvan(buğa) sürüsü sahibi
    Sizinde yazıda belirttiyiniz Feridunun(Fridunun)oğlu -Türk
    Tor/Ter -"yüksek dağ orusu",dağ zirvesi
    türkçe (gırgızca) tor-dağ otlağı
    (sari Tor, Koska Tor, Kol Tor, Asu Ter)
    Tur /Tura -Sibirde şehir, mesken, yurt, kale
    buryatlarda -ev, bina. şehir
    Avesta'da verilmiş bir sıra adlar türk menşeli
    Akoman /Akuman divin adamlarından
    Aku/Agu-türkçe acı, zehir, gem gusse, acılık
    Ve sözün böyle açımı onun karakterine uyuyor. O şer kuvveni tamsil ediyor.
    bahmenin kızı Humay
    Umay, Imay-türk artim-doğum ilahesi, çocukların himayecisi
    divlere mensup olan Dahak'ın(Ajidahak) annesi Udak/Odak
    Od/Ud+ak/og
    oduk/uduk-diribaş, mohkem, koçak, yiğit, ayık
    d~y oyak/uyak -uyumayan, uyak, ayık
    Adı çok çekilen ve mazdaizm tanrılar panteonunda daha eskilerde Od ve sonralar Su ve yeşillik, mehsul ve bereket ilahesi
    Araştırma gösteriyor ki ilkin Avesta eski Midiya arazilerinde yaşamış prototürk tayfaların dilinde yaratılmış dini-felsefi ve edebi eserdir.
    Hexamenisliler devrinde eski persler Midiyada hakimiyete geldikten sonra Zardüştün dinini kabul etmiş ve İskender'in yürüyüşüne kadar dastan pers diline çevrilmeye başlamıştı, Avesta -türk felsefi-edebi fikrin ürünüdür.
    Ayrica Ukrayna konusunda fikrinize ben de katılıyorum. ukraynalılar(ukrainler) sonradan slavlaştırılmışlar ve ilk dönemde ruslarla hiç bir alakaları yok. Yoksa neden Moskovodan Ukraynaya elçiler gönderirken tercümeciler de göndermişler. Aynı milletin aynı dil konuşması gerek. Aynı dilde konuşanlar için çeviren gerekiyor mu?
    Kiyev eski türk şehri. Son yıllarda Kiyevin 1500 yılı kutlanıldı. Eğer Kiyev tarihi Kiyev Rusyası'ndan başlıyorsa 1500 nerden oldu. Kiyev Rusyası 9 asıra ait, 9 yüzyıla kadar ne vardı? Boşmu yerde yarandı Rusya? Malesef bu konulara rusya tarihi dokunmuyor tabi belli siyasi amaçlardan dolayı.
    neyse çok uzattım. işlerinizde başarılar diler saygılarımı sunarım.
    CEVAP:
    Gene beni merakınız ve müktesabatınızla şaşırttınız. Sizden hem ben, hem de okurlar çok yararlanıyoruz. O yüzden tesbitlerinizi daim bizle paylaşmanızı diliyorum.
    Maalesef rahmetli Mustafa Kemal Atatürk'ten sonra Türkiye'yi yönetenler yüzlerini Hıristiyan Batı'ya çevirmişler; şark'ı, Türkistan'ı, Turan'ı, hatta Türkiye'deki Türkler'i unutmuşlar, unutturmaya çalışmışlardır. Bu yüzden utanarak söylüyorum ki, biz Fuzuli'yi, Nizami'yi, Sabir Mirza'yı tanımıyoruz. Cengiz Sasani'yi bilen, duyan olduğunu sanmıyorum. Türkiye'de yaşayan Kazım Mirşan üstadı bile yeni keşfettik.
    İşte bu sebepledir ki, ARI IRK konusundaki tesbitlere, Nizami'nin kitaplarında yer alan Türk asıllı GORD boyunun bugünkü Kürtler'le bağlantısına gönülden inanıyorum. Aynı durum Sasani'nin Avesta tesbitleri için de geçerli. Ama bilgim bu konuları derinleştirmeye yeterli değil. Eminim, yazdıklarınız Türkiye'deki araştırmacıların da gözünü açar, heveslerini arttırır. Eğer bir de AVESTA'nın TüRK yönü ortaya çıkarsa, ne Kürt bölücülerin, ne de onları kullanan emperyalist Batılılar'ın elinde bir silah kalır!
    Dikkatimi çeken kelimelerden Anauta/Anuita ilk TüRK medeniyeti ANAU'yu çok andırıyor... Aratta/Haratu Dağı, Ararat diye bilinen AğRI dağını kastediyor. Sümer-Akkad sözlüğünde Aratu diye yer alması ile onlardan sonra ortaya çıkan URARTU ile bağlantısı da araştırılmalıdır. Alataa/Alatuu zaten açık, ALADAğ... Haratuu da belirttiğiniz gibi KARADAğ... Ama en enteresanı TURUKKU kelimesi... üünkü sitede Fransız kaynağından tercümesini yayınladığımız KİL TABLETLER'de geçen TURUKKU-TüRK halkına işaret ediyor ki, bugün bile Romenler TüRKLER'e TURUKKU derler.
    Saygılar, selamlar.
    *****-- 31.5.2006 , Nargiz H. H.
    Subject: SELAM
    Selam sayın Tahir Bey
    Necesiz?
    Yazılarınızda Türk varlığını, Türk medeniyetin, dilinin, yazı sanatın varlığını çok eski zamanlara aparıyorsunuz. M.ü. dönemlere Batı topraklarında Türk varlığından bahsediyorsunuz. Ama sadece Yunan-Roma, Anadolu arazilerle bitiriyorsunuz. Neden diğer Avrupa dikkatiniz haricinde? İlginizi çekmiyor?
    Yani Macaristan, sekeli halki? İskandinavya ülkeleri, german halkları?
    Murad Adji'nin de Türk konusu üzerine bir çok kitapları var. Biliyorum duydunuz mu? Sizin yazılarınızda çok eski çağlar, M.ü. dönemse Adji'da daha çok M.S. dönemler, genelde Attila'nın zamanı... çok ilginç kitaplar.
    "Polovets çölünün yovshani" Türklerin Rusya medeniyetinde yeri, gerçek Rusya tarihi üzerine bir eser. "Avrupa. Türkler. Deşt-i-Kipçak" Avrupa'nın gerçek tarihine, Hiristiyanlik konusu üzerine ve sonuncu yazdığı "Türkler ve Dünya: gizemli tarih" daha eski çağlara iniyor. Türk ismi Hindistanda, İranda, Arabistan bölgelerinde. Size ilgili ise adresini veriyorum ve eğer istersiniz şimdi Sambala ülkesine dair okuduklarımı size de kısaca anlatım.
    http://www.adji.ru/book10_0.html
    Bir çok tarihçiler kutsal Sambala ülkesini Himalaylarla bağlıyorlar. Bu birçok soru doğuruyor, çok şüphe yaratıyor çünkü efsanelerde sohbet Himalaylardan olamaz, çünkü Himalai Hindistanda hemde Tibette çok iyi belli olan bir yer, Hindistanlilara çok iyi malum... belli olan yerlerden ise efsaneler yaratılmaz. Efsanede çok Kuzeyde bulunan ülkeden bahsolunuyor. Altay ise coğrafi bakımdan Hindistan'dan çok kuzeyde bulunuyor ve eskilerden Himalaylarla beraber Doğuda kutsal merkezlerden biri sayılıyordu. Bundan öte hindistanlıların inançlarına göre Sambala ülkesinde kutsal demir Hac-evrensel dünya Vadjrasi saklanıyor. Altayda demir eridiyorlardı ve ondan haçlar üretiliyordu, bunu eski türk mezarlarında bulunan demir haçlar kanıtlıyor. Tibet'te ise eskiye, o zamanlara ait metalurji izleri bulunmamış.
    Ayrıca dikkatinizi çeke bilecek daha bir şey- Bu yakınlarda Tibette Buddist mabedinin nerdeveninde taşlar üzerinde eski türk runik yazıtları bulmuşlar. Türklerin mabedleri eskide "kilise" adlamıyordu. Kaylasa dağları adından. Tibette bulunan Kaylasa eski türkler için Kutsal bir dağdı. Kurgan ve mabedlerin formu dağdan götürülmüştü. şimdilerde de bazı türk halkları - hakaslar, tofalarlar, yakutlar ibadetlerini açık doğada, gökyüzü altında, dağlar karşısında yapıyorlar.
    Hindistanın eposları (Mahabharata, Ramayana) ve 'ved' edebiyatı çoğu zaman anlattıkları Hindistanın yerli ahalisi bilmedikleri, göremedikleri ve göremeyecekleri tabiati, hatta teoretik görmeleri imkansız olduğu doğanı anlatıyor, coğrafi tarifleri veriyor. Ornegin, sabit Kutup Yıldızı ve Büyük Ayı Burcu. Kar, buzlar ve aylarla uzuyan ayaz geceleri. Batmayan güneşiyle uzun günler, Kuzey burclar, gökyüzünde onları müşahade etmek sadece 55'den güneyde olmayan bölgelerde görmek mümkün. Hindistan'da imkansız. Hindistan'da Büyük Ayı Burcu horizontla kapalı ve onu görmek imkansız. Buna rağmen onu anlatan yüzlerce satırlar, ondan bahseden poetik şiirler rastlıyoruz eposta... bu çok tuhaf (?)
    şunları Altay'lılardan başka kimler görebilirdi? Kuzey gökyüzünü kim görebilirdi?
    Bu tabiat görüntülerini sadece Altayda rastlamak mümkün. Sadece orada bulunan insanlar görebilirdi. Tibet'te bunları göremezsin. Burada batı bilim adamlarının onaylamalarına karşı coğrafya çıkıyor ve eposta anlatılanlardan vazgeçmek imkansız. Coğrafi tarifler, detaylar Altay'a gösteriyor, ona işaret ediyor ve bunu saklamak imkansız.
    Coğrafi açıklamalar Hindistan eposunun herbir yerinde. ürneğin, daha bir tarif, en önemli sayılabilir, gelmelerin vatanını anayurdunu karakterize eden - Meru dağı.
    Meru dağı Doğudan Batıya doğru uzuyor, Eposta Meru dağı Altın Dağ adlanıyor. Bura Tanrının yeraldığı yer, burada tüm yaratıkların ruhu oturuyor. Yılda bir gün var ki, parlak güneş Meru dağı ertafında çevre verip tekrar eteğine dönüyor.
    şu tabiat özelliği hindistanlılara 'Predakshina' geleneğin verdi - kutsal yeri saat oku istikametinde dolaşmak, etrafinda çevre yapmak. Kutsal yere karşı olan saygını, hürmeti ifade etmek için, bunu hatta Güneş yaptığı gibi, etrafında dolaşmak.
    Bu tarife uygun yeri Altay'da buluyoruz. Bu kutsal dağ Altayda yer alıyor. Ondugay bölgesinde yer alan Sümer dağı. Bu Altayin kalbi. Türk için ondan kutsal yer yoktu. Belki bir Kaylasa dağıyla kıyaslamak mümkün. Burda yüzlerce kurganlar mevcut. Gökyüzü altında yeralan bir mabed. Binlerce insanlar buraya ziyarete gelirdi.
    Yazda bir gün oluyor ki, güneş dağın bir tarafında doğuyor obir tarafında batıyor. Dağın ucu karlarla kapalı ve her kar deneciği bir kişinin ruhudur. Hindistan veda'larinda bu karla kapalı ışıltılı dağın tarifi veriliyor, ebedi buzluk olan Meru'nun tarifi, kutsal ırmağın, en temiz saf ve en şeffaf ırmağın kaynağı olan Meru. Günahı olanların, suçluların ruhları burada temizleniyor, saflaşıyordu.
    Altın-göl'ün de (Sütlü denizi) tarifini Hindistan'lıların metinlerinde buluyoruz, onun şefaverici suyundan, inanılmaz güzellikte bahçelerinden, kışta gölün sadece yarısı donmasını ve Meru'nun kuzeyinde yer almasına rağmen gölün her kış donmamasını... hepsinin tarifini rastlıyor okuyucu.
    Sütlü sudan bahsediyor hind efsanesi. İğneye benzer buzlar, beyaz örtük gibi tüm dağı örtüyor. Onun üzerinde gezmek imkansız. Bu Altayın fenomeni ve hirdistan eposunda da anlatılan doğa tarifi.
    "Beyaz sütlü gölden" hakas efsanesinde de bahsolunuyor. Orda aynı coğrafi koordinasyonlar veriliyor- aynı dağa Sümer dağına götüren.
    "Mahabharata''nin ilginç olan bir yönü de odur ki o Altayı şahid gözleriyle tarif ediyor, oranı tanrısal bir ulke gibi, kutsal topraklar gibi anlatıyor, ve doğa tarifinden, tabiattan daha öte oranın insanlarına dikkat ediyor, onları anlatıyor. Oranın insanlarından bahsederken onlara ilahi adalet mensup olduğunu söylüyor. Onların Gökyüzü Tanrısına tapınmalarını anlatıyor. Orada ibadetleri "Beyaz kişiler" yapıyor, "kanun, kural bilicileri".
    "Mahabharata"nın 1. kitabı daha çok dikkati çekebilir. Türklere nişane olabilecek bölüm. O nag halkindan, nag'lardan bilgiler veriyor, onların hayat tarzını anlatıyor. Ve bu sanki Altayın eski tarihi. Hindistanın halk eposu -unikal anıt belgesidir. Büyük göçü kanıtlayan bir belge.
    Diğer bir detay-
    Tibetin lamaizm inancı. Buddizmin kuzey mezhebi. Onun temelini göçmen halk, altaydan çıkan türkler 1. yüzyılda 4 Buddist soborunda bastılar ve burda emeli geçen Kaniska kan oldu.
    Kaniska(Kan Erke,Kanerke)(78-123) türkün ve türk kültürünün sembolü olarak Hindistanda iz koydu. şimdilerde de onu kutsallaştırıyorlar, tanrılaştırıyorlar. O Büyük Tanrıya tapınıyordu, Tanrıya sitayiş eden Kaniska kuzey Buddizmin temelin koydu.
    Kaniska kanın devrinde (Kan Erke,Kanerke) Altaydan binlerce türkler ibadet için Kaniskanın ülkesine kutsal yerlere zayarete geliyorlardı. O dönemde türkler buddistler için yeni olan gökyüzü Tanrısına Büyük Tengriye ibadet örflerini buddistlere getirmişler ve Tanrı inancının örfleri, gelenekleri, ibadetleri buddistlerle alınmıştı. Bu fakt Hindistan ve Buddizm tarihinde de kaydolunup.
    Ve ilginç değil mi "kutsal metinleri elde etmek için" buddist seyyahları Altaya dolayı gitmişler?
    Budda'nı şimdiye kadar doğuda mavi gözlü çekiyorlar (hindistanlıların dediyine göre "ari" gözleriyle) Kuzeyden gelen halkın gözleri gibi.
    Kuzeyden gelen halkı yalnız naglar, ariler değil 2-3 kuşak kuzey'den gelmelere, göçmenlere saklar, şakiler, şakyalar adı vermişler.
    Hindistan da bu halk mavi gözlü, altın saçlı ve beyaz derili, atlılar gibi anlatılıyor ve kültürleri yine Altaya işaret - aynı kültür ve adet, örfler.
    Ilgi çeken -
    Budda'ni Hindistan'ın yerli ahali Shakyamuni adlandırıyorlar ("sak tanrısı"), türkler ise Burhan, yani Tanrının gönderdiyi, Tanrının sefiri. Resimlerinde de Budda'nın Altay halkı antroplojisine uygun, Altaylı yüzlü gibi çekiliyor... antropoloji açıdan türk siması. Kan Kanishka pullar üzerinde Budda'nın resmi altında onun adlarını da kaydetmiş "Sakamano Boddo" ve "Bogo Boddo". İlk yazı Budda'nın türklere mensup olduğunu gösteriyordu, ikinci yazı ise sadece "Tanrı Budda" Budist mofolijisinde nag halkından birçok efsaneler mevcut ve bu halk Buddizmin önemli eseri olan "Pradjnaparamita" sutra'sının saklayıcılı oldular. İlginç olan daha bir şey - efsaneye göre Sinddhartha Gautama Budda olmadan önce birkaç defa nag'a dönüşüyordu. (?)
    ülümden sonra Budda kurganda toprağa verildi, yolların kesistiyi yerde ve kurgan yolla ahate olunuyor, mezarlığı saat oku istikametinde dolaşmak için.(?)
    Selamlar ve saygılar...
    CEVAP:
    Sağolasınız N. Hanım. Yahşiyem. Siz Necesiz?
    Sorularınız çok yerinde. Maalesef Murad Adji'yi tanımıyordum, sizin sayenizde tanımış oldum, siteyi de inceleyeceğim.
    Bizim site GİRİş sayfasında da belirttiğim gibi, Türkiye'yi bölmek, Kürtler'i Türkler'den ayrı gösterip Güneydoğu'yu kopartarak bir Kürdistan kurmak amacıyla sürdürülen faaliyete karşı koymak amacıyla başladı. Sonra Kuzey Anadolu'yu Lazlar'ı, Abhazlar'ı Türkler'den koparıp Pontus diye bir Rum devleti kurmak, Ege Bölgesi ve eski Yunan ve Roma medeniyetini bahane ederek gene Türkiye'den koparmak isteyenlere de cevap vermek durumunda kaldım. Bu çalışma esnasında Tirhen (Turhan) ve Etrüskler'in (Tur-Saka) aslında Yunan ve Roma medeniyetinin temelinde olduğunu belirten yazarlarla karşılaştım ve sitede yer verdim.
    Yani esas hedef Türkiye'yi başkalarına maletmek isteyenlerin iddialarını çürütmekti. O yüzden diğer ülkelerle fazla ilgilenemedim.
    Ama dünya medeniyetinin Orta Asya'da Prototürkler'le ON ve OK Türkleri ile başladığını, ve üin'e, Hindistan'a, Tibet'e, Macaristan'a, Bulgaristan'a, İskandinavya'ya, İngiltere'ye İskoç ve İrlandalılar'ın ataları, İspanya'ya ve Fransa'ya Basklar'ın ataları, Mısır'a Hiksoslar olarak, hatta Bering Boğazı'ndan geçip Kuzey ve Güney Amerika'ya Aztekler, Mayalar, Kızılderililer olarak yayıldığını delilleriyle ortaya koyan Kazım Mirşan'a da yer verdim. Ayrıca Kafkasya ve Doğu Avrupa'da Göktürk (Runik) yazıtları tesbit etmiş olan İsmail Doğan'ın çalışmalarından da söz ettim.
    Bunların hepsi elbette ki benim büyük ilgimi çekiyor, ama bilgi kapasitemin dışında. Ancak okurlara nakletmekle yetiniyorum. Tıpkı sizin yazdıklarınızı hemen okurlara ulaştırdığım gibi... Ama merak etmeyin, Cengiz Sasani'yi de, Murad Adji'yi de, tesbitlerini de inceyelemeye devam edeceğim... Biliyorsunuz, Farslar'ın meşhur Sasani imparatorluğu vardı, Hz. ümer zamanında yıkıldı, İslam Devleti'ne katıldı. Eğer bu Cengiz Sasani Fars asıllı bir zat ise, Avesta'nın TüRK yönünü tesbit etmesi daha büyük bir önem taşır.
    Size ve bütün Azeri kardaşlarıma selam ve saygılar.
    NOT: Azerbeycan ANS kanalında Kurtlar Vadisi dizisini gördüm. Orada çok meraklısı var mı?
    *****-- N.H. , 4.9.2006
    Subject: Bakü'den SELAM
    Selam Tahir Bey
    Uzun zaman olsu Sizinle yazışmayalı. İnternetten uzaktım, mesajınızı şimdi okudum. Uzun süre sonda Sizden tekrar, mesaj almak çok hoş,teşekkür ederim.
    Necesiniz? Yeni çalışmalarınız varmı?
    Evet ANS kanalında yayınlanan sizin Kurtlar vadisi veya Baba'nın türk versiyonu (Turkish version of The GodFather) çook popüler olmuştu. Doğrusu ben seyretmedim, sabrım yetmedi, 100 den 5 bölüme baktım, birde Kurtlar Vadisi Irak bölümune...ama burada gerçekten büyük popülerlik kazandı, belki eskide "Rembo"nun kazandığı kadar. O zaman çocuklarin örneği Rembo olmuşsa şimdi Polat. Müziğin telefonlara yükleme, posterler ützerinde Polat-üakır çiftliği, T-shirt'ler, Polat Alemdar çorapları, üakır iççamaşırı, daha neler neler :-) Kurtlarvadisimaniya :-)
    Tahir Bey siz ANS'se mi çalışıyorsunuz?:-) hemen Kurtlar'dan sonda üalıkuşu yayınlanmaya başladı. Ama bu defa Feride seyircisi ile daha sovyetlerde oldugu gibi rusça değil öz dilinde konuşuyor ve ilk defa tam versiyonda. Ruslar çok yerlerin kesmişler, üanakkale olayları hiç yoktu, birçok yerleri, yalnız aşk macerası bir dizi olmuştu... şimdi tam olarak veriyorlar.
    Diyorlar Kurtlarin da bir çok yerleri kesilmiş, hükümetimize ters gelen yerler, Azerbaycandan söz edilen kadrlar. Biliyorsunuz bizim burasi "demokrasi" mekanı, neye isteriz bakabiliriz, ne isteriz kokuşuyor, söz edebiliriz :-) Kurtlar vadisi :-) faraon olumunden sonrada buraları rahat bırakmadı. Her adımda şimdi butu koyulup, nereye baksan "onun izi, onun yuzu,onun kokusu" :-) Vallah ellerinde olsaydı Allaha da onu Cennete yerleştirmesini emr adirlerdi. şükürler oraya kadar elleri uzanamaz.
    Size ve ailene Azerbaycandan sonsuz selam ve sevgilerimi gönderiyor Mutluluk ve sağlık dolu günler diliyorum. Herşeyin gönlünüze göre gelişmesini diler saygılar sunarım.
    Cevap:
    Sağolasınız N. Hanım. Yahşiyem. Siz Necesiz? Mektubunuza teşekkür ederim. Ben de sizden haber alabildiğime çok memnun oldum. Sağolasınız.
    şu anda çalışmalarım daha çok dini ve tarihi kitaplar okumak, not almak şeklinde. Allah izin verirse, ilerde bunları yazıya dökmeyi tasarlıyorum. Tabii sizin gönderdiğiniz çok mühim malûmat ta bu çalışmanın bir parçası.
    Kurtlar Vadisi hususundaki sorumun sebebi şu idi: Pek çok kimse tarafından bir mafya-baba dizisi olarak görülen bu çalışmanın, aslında Amerika ve İsrail tarafından yönetilen gizli örgütlerin dünyayı nasıl yönettiklerini, gelecek için nasıl planlar yaptıklarını göstermek istediğini acaba Azerbaycan'da seyredenler farketti mi? Bunu öğrenmek istemiştim.
    Mesela Irak bölümünde Amerikalılar'ın nasıl organ ticareti yaptığını gösterdiği gibi, filmin sonunda Amerikalı'yı Selahaddin-i Eyyubi'nin hançeri ile öldürmesi, büyük bir mesaj veriyordu. "Bu bir Haçlı seferidir," diyen Bush'a, cevap olarak "Sultan Selahaddin nasıl Haçlılar'ı perişan ettiyse, biz de sizi edeceğiz," demek istiyordu. Bunu ben çok önemli buluyorum. üünkü zamanımızda dünya siyaseti medya ve sinema propogandası ile yürütülüyor. İlk defa Türkiye Amerika'ya böyle br film ile cevap verdi. O yüzdendir ki, dünyanın pek çok ülkesinde kapalı gişe oynadı, milyonlar seyredip Amerika'ya duydukları tepkiyi dile getirdiler.
    Bir başka husus ta filmin mafya (ki, Türkiye'de mafya ile kabadayı ayrıdır, filimde mafya ile kabadayılar mücadele etmektedir) filmi gibi görünmesine rağmen, pek çok dini, ahlaki, bedii, ve edebi hususları halka öğretmesi... Bilmem, Azerbeycan'da bu farkedildi mi? Mesela ümer Baba hep dini kıssalar anlatır, ney üfler, ebru yapar.
    Filmin bazı kısımlarının kesilmiş olması mümkün. Yayınlanmasının durması da siyasi sebeplerden olabilir. üünkü yalnız Türkiye'de esrarengiz olayları değil, Rusya, Amerika, Orta Doğu, Afganistan gibi ülkelerdeki gelişmeleri de veriyordu. Ama Kurtlar Vadisi'nin halk tarafından çok tutulması, Hacı, Köpek gibi yeni dizilerin yapılmasına yol açtı. Bunlar bu yayın döneminde epey alaka çekecek sanırım.
    üalıkuşu dizisine gelince, evet, Sovyetler dağılmadan önce Rus televizyonunda gösterilmiş, ve gene büyük bir ilgi ile seyredilmiş. Dağılmadan sonra da üzbekistan gibi pek çok ülkede tekrar yayınlandı ve yine büyük ilgi gördü. Bu sefer, kesilmeden tümünü Türkçe olarak seyredebildiğiniz için çok memnun oldum.
    Ben de size, ailenize ve bütün Azerbaycan'a selam ve sevgilerimi, gönülden saygılarımı sunarım. Sağlıcakla kalın.

  4. #4
    anau
    Guest

    Cevap: Anau Medeniyeti ilk Türk Medeniyeti

    Kitapları :

    TüRK METRİğİ

    Bu kitapta belirlenen "Türk dilinin vurgu kaideleri" günümüz Türkiyesinde bilinmesi zaruri olan güncel bir konu halinde gelmiş bulunuyor. Mesela, "kamu" sözünü hemen hemen bütün spikerler bir Arapça söz imiş gibi algılamakta ve onu birinci hecesini vurgulayarak (uzatarak) söylemekteler. Halbuki bu söz, tıpkı "kara" sözü gibi, ikinci hecesi vurgulanarak söylenmelidir.Diğer bir örnek : Ali Kırca ki, Ali Kırca şeklinde söylenmelidir.

    PROTO-TüRKüE YAZITLAR

    Türkler en iptidai çağlardan beri yazı-yazagelmiş olan bir milletdir. bu hususiyet onların dini inançlarından doğmuş bulunuyor.

    Bu kitap Prototürkçe yazıtların okunması bakımından atılan ilk adımı teşkil edecek ve onların daha doğru okunuş şekilleri bundan sonraki mesailere bağlı kalacaktır.

    PROTOTüRKüEden BUGUNKü KüRTüEYE

    Bir dilin bir dil ailesine mensup olup olmadığı,dilleri birbirleri ile mukayese etmek suretile neticeye ulaşan dil ilmi metodu ve bu alanda elde olunan tecrübe ile belirlenebilmektedir. Kürtçenin Prototürkçe ailesine mensup olup olmadığı ve Kürtçeye "bir Türk dili" nazarı ile bakılıp bakılamayacağını belirlemek isteyen bu eserimizde:

    70 adet Kürtçe sözün Prototürkçe kökenli olduğunu,
    10 adet Kürtçe sözün, Türkçenin söz yapma kaidelerine göre teşkil edilen sözler olduğunu,
    40 adet Kürtçe sözün bilhassa Tatarcada var olan sözler olduğunu ve
    40 adet Kürtçe sözün Türkiye Türkçesinde bulunan sözler olduğunu

    tesbit etmiş bulunmaktayız. Diğer taraftan birçok Prototürkçe sözlerin Kürtler vasıtası ile Arapçaya geçmiş olam ihtimali de belirmektedir ve buna göre, pek çok Prototürkçe sözlerin Kürtler vasıtası ile Farsçaya geçmiş olması da mümkündür. Kürtlerin ünasyadaki yerleşim alanlarının hususiyeti onların bu alan d.ö. birinci binyılın birinci yarısında yerleştiklerini gösterebilcek mahiyettedir.

    URGUN-SELENE YAZITLARI İüİN KABUL OLUNAN TARİH TESBİTLERİNİN YENİDEN GüZDEN GEüİRİLMESİ

    Türklerin kendilerine mahsus tesbit sistemleri bulunduğunu ve bu sisteme göre yapılan tesbitlerin Heredotus, Prokopius, Rufus, Quintus Curtius ve üinliler tarafından yapılan tarih tesbitleri ile intibak ettiklerinin gösteriyor ve bu alanda yapılan hataları düzeltiyor.
    Türk Kültürü Mecmuası.Nisan-Mayıs 1983. 28 sf.

    ANADOLU PROTOTüRKLERİ

    Doğu Anadoluda ISUB-üG, ve Batı Anadoluda UW-ON yazıtları olmak üzere, Anadoludaki en eski Prototürk yazıtları, ve bunların Sibir ve Orta Asya yazıtları ile mukayesesi.

    Türklerin üNRE BINA BAşI tarafından yazılan "en eski" tarihleri, Qarluqlar ve Kürtler, Türklerde astronomik tarih tespitleri; Proto-Prototürkçenin grameri; Hunlarda devlet, askeri teşkilat, hükümdar, şehir, ve halk adları sözlüğü.

    PROTOTüRK BİLGİNLERE GüRE ASTROFİZİK

    Bugün tabiat bilimlerinin bilginlerinden bahsedildiği zaman, d.ö. 370 yıllarında ölen Hippokrtes`den başlanılarak, zamanımızın en büyük simalarından Albert Einstein`a kadar gelinecek ve -eğer bu liste 20 isim verilmek suretile kısıtlı tutulmuş ise- onların içinde hiçbir Türk bulunmaacaktır. Halbuki BIRATYA şIRI,ATAN, ASIG TUTUN,üISUAAA TUTUN, UPASANü SILIğ TİGİN; QALIM KEYşİ,QAYA QAL,QAMALA,ANANTA şIRI gibi Türk bilginleri modern bilimimizin (BİLGE-BİLİG`imizin) en değerli eserlerini en eski çağlarda yazmış bulunuyorlar. Daha da ilginci, bu Türk bilginlerine bilgilerini öğreten, ancak eserlerini isimlerini bildirmeksizin yazmış olan UğANLAR`ın adeta "üstün insanlar" olduklarının söylenebilmesi, ve bu isimsiz bilginlerin sayısının, yukarıda söz konusu edilen, Avrupalı bilginlerden çok-çok fazla olmasıdır.

    BOLBOLLAR

    D.ü. 750-500 yılları arasında Grekler Akdenizde kolonizasion hareketine girişerek günbatsığa doğru yayılırken, Dağla Irmak arasındaki Türkler de, gündoğusuğa doğru yayılmak suretile, kolonizasyon hareketine girişirler. D.ü. 800 yıllarında başlıyan bu hareket D.ü. 565`de TüRüK BİL`in kurulması ile anavatandan kopar, daha doğrusu, anavatanı kontrolü altına alır.

    ALFABETİK YAZI BAşLANGIüI ve GLOZEL YAZITLARI

    Piktogramm (d.ö. 20.000) ve petroglyph`lerden (d.ö. 15.000) hareketle, alfabetik harflerin yazılış şekilleri hakkınd pek çok örnek bırakan (d.ö. 10.000) Prototürkler Latince, Yunanca, Fenike ve Kril alfabeleri harflerinin esasını geliştirmiş bulunuyorlar.

    ALFABETİK YAZI BAşLANGICI

    Prototürkçe yazıtları şimdiye kadar ancak okumakla yetindim ve onların bazılarının yazılış tarihlerinin ne kadar eski olabileceklerini belirtmek suretile, bu okunuş şekillernini gerekçelendirilmiye çalıştım. Fakat asıl tarihlerime ve kronoloji konusuna girişmem olanaksızdı; çünki, ilk önce, şu kabullerin geçersiz olacağını gösterebilmem gerekiyordu:
    Bütün alfabeler Fenike alfabesinden doğmuştur.
    Avrupanın en eski kültürü Yunan kültürüdür.
    İskit kültürü Yunan kültüründen daha eski olamaz.
    Etrüsklerin anavatanı Ege Denizi havzasındadır, veya Etruria `ya yazı Ege Denizi havzasından gelmiştir ve Marsiliana tahtası (d.ö. 700) en eski Etrüsk yazıtıdır.
    Türkler Runik alfabelerini Süryanilerden öğrenmişlerdir.
    Uygur yazısı runik Türk yazısının bir devamı değildir.
    Prototürkler Avrupalı değillerdir.

    Kanatımca bu kitabımda vereceğim metinler, harf analizleri ve Avrasya yazıtlarının genel kronolojisi bütün bu iddialara yep-yeni bir görüş açsısı getirecektir ve ,yalnız alfabetik yazı başlangıcına değil, insanlık tarihine de ışık tutacaktır.

    Etrüskler, Tarihleri, Yazıları ve Dilleri

    Bu kitap Etrüsk yazıtlarını okuyor.Okumasına Avusturyadan başlıyor,Po Ovasına iniyor, Etruriayı dolandıktan sonra doğuda Lemnos Adasına kadar uzanıyor.

    Etrüsk yazıtlarını ben 1965`lerde deşifre etmiş ve 1970 yıllarında yayınlamış bulunuyorum. Ancak, bu yayınım esas itibariyle yazıtların okunmasına ilişikindi, ve bilim dünyasında bunların şimdiye kadar ne şekilde ele alındıkları üzerinde durmuyordu. Ayrıca, bu kitabımda ben, yalnız Etrüsk yazıtları üzerinde değil, Talas, Ulu-Kem, Baygal-lena,Protobulgar ve İskit yazıtları gibi, diğer Erken-Türkçe yazıtlar üzerinde de durmuş idim.

    İndi,şimdiye kadar yalnz "ouma" amacı güttüğüm bu yazıtları yeniden ele alma zamanı gelmiş bulunyor ve, o zamanlarda okuduğum yazıtlardan, evvelemirde,Etrüsk yazıtları üzerine etraflı olarak duracağım. Yani, Etrüskler hakkında yazan diğer yazarlar ne demişler ve ben ne demekteyim?

    Bu vesile ile, Etrüskler hakkında İtalya'da yapmak istediği temasların yapılmasını mümkün kılan Roma Büyükelçimiz Sayın Umut Arık Bey'e ve Büyükelçiliğimiz personeline; bu kitabın yazılabilmesi için mali destekte bulunmuş olan Syın şadi Gücüm Bey'e, her işim için yardımıma yetişen Sayın Ali Onur Bilgin Bey'e; Etrüskler hakkında özel kütüphanelerinde çalişmamı sağlıyan Villa Giulia Müzesi mensuplarına; bana Glozel ve Pre-Prtekiz yazıtlarının yayınlanmış olduğu itap ve mecmuaları gönderen Sayın Halûk Tarcan Bey'e; benim için Side Yazıtlarının son derece güzel resimlerini çekmiş olan Sayın Muzaffer Maden Bey'e; Etrüskler hakkında benim ile birer görüşme yapmayı kabul eden, Floransadan Sayın Prof.Dr. Giovannangelo Camporeale Bey ile Zürih üniversitesi İndo-Cermen Seminarı Başkanı Sayın Prof.Dr. G.E.Dunkel Bey'e teşekkür ederim.

    TüRK TAKVİMİ

    Türkler d.ö.1517 TABIşğAN yılından başlıyan ve TENRİ üD [Kreasion Erası] dedikleri bir güneş YİMİ[takvimi] kullanmış bulunuyorlar. Bu YİMİN her yılında, rakkamlarla sayılan, 12 ay bulunmakta ve ayların günleri de rakamlarla sayılmaktadır. Türk takviminin bugüne kadar keşfedilmemiş olmasının sebebi, herşeyden önce, Urqun-Selene yazıtlarının tarihlerinin yanlış tasbit edilmiş olmasından kaynaklanmaktadır.

    ERKEN-TüRK DEVLETLERİ VE TüRüK BİL

    ULUşların tarihi dilleri ile paralel gelişir. Eğer bu tarih BAY ise, onu ortaya koyan dilde BAY`dır. Buna göre, bir ULUş`un tarihi anlatılırken, o ULUş`un dilindeki "tarihleri ile ilgili" sözleri de sergilememiz gerekecek, bunun yapılmaması,bu ULUş`un tarihinin yeterince açık anlatılmamış olduğu sonucunu doğuracaktır.

    SüLGENTAş MAğARASI RESİM VE YAZILARI

    Biz mağara çağı kişileri için sihir ve mythos dünyası yaratırız, "onlar putlara taparlardı", veya "onlar şamanist düşünce iyesi idiler", deriz; halbuki onlar TURUM-ARA şartlarından doğmuyan hiçbir tasavvura inanmamış bulunuyorlar. Biz buzul çağı kişilerini resmederken onlara kalın giysiler giydiririz; halbuki onlar çıplak idiler, giysi giymiyorlardı (tüylü derileri vardı). Biz milyonlarca yıl öncesinden ber kişi-oğlunun kuyruksuz olduğunu düşünüyoruz, halbuki şölgentaş Kişisi 16 bin yıl önce kuyruklu idi. Elbette, bu çağda (ESüNüK olarak, Tamğalı Sayında) kuyruksuz kişiler de vardı.

    BüTüN KİTAPLARI :

    KAZIM MİRşAN tarafından yazılan kitaplar

    MMB YAYINLARI, PK 29, 48400 BODRUM / TURKEY
    TEL: 0090 252 377 51 31 TELEFAX 0090 377 53 61
    e-mail: [linkleri görebilmek için üye olmalisiniz.... ] internet: [linkleri görebilmek için üye olmalisiniz.... ]

    İngilizce:
    1- 1986, Univerzum bir çerçeve gibi Statik bir sistemidir? -(46); US-$ 4.60
    2- 1992, Anadoludan Piktogrammlar, Petroglifler, ISUB-üG ve UW-ON yazıtları- (29);
    3- 1992, Prototürk Bilginlere göre Kozmik invariansların Manipülasyonu (29);
    4- 1996, Fiillerin İsim ve Mastar Halleri ile Sıfat-Fiil ve Zarf-Fiil alanlarında BUGüNKü AVRUPA DİLLERİNDE ETRüSKüE İZLERİ (kitap özeti) (13);
    2+3+4= US-$ 5,50
    5- 2000,Avrupa,Sibir ve Orta Asyadaki En Eski Yazıtlara Dayanılarak Deşifre Edilen PRA-MISIR HIEROGLİFLERİ (27); US-$15,00
    6- 2002, Eski Türk Bilginlerine göre Fizik ve Astrofizik Bilimi [The Science of Physics and Astrophysics According Old Tukish Scholars] US-$16,00
    7- 2003, Erken Türklerin Skandinavya Yazıtları (hazırlanıyor)
    8- 2003, Erken Türklerin Anadolu Yazıtları (hazırlanıyor)
    Almanca:
    9- 1968, Hiperstatik Sistemlerin Eşdeğer Yükler ile Hesabı (65); US-$ 5,25
    10- 1973, Proto-Grekçe Yazıtların Deşifre Edilmesi(74); US-$ 5,50
    11- 1993, Alfabetik Yazı Başlangıcı ve Glozel Yazıtları(24);
    12- 1993, Prototürkçe Gramer(50);
    13- 1996, Pro-Portekiz Yazıtları(21);
    14- 1996, Türlü Dillerde Proto-Türkçe İzleri(24);
    15- 1997, Etrüsk Yazıtları(27);
    11+12+13+14+15= US-$ 8,00
    Türkçe
    16- 1966, Türk Metriği(94); US-$ 6.20
    17- 1970, Proto-türkçe Yazıtlar(108); US-$ 6,70
    18- 1978, ALTI YARIQ TİGİN(182); US-$ 9.20
    19- 1983, Prototürkçeden Bugünkü Kürtçeye(50); US-$ 4.70
    20- 1983, Urgun-Selene Yazıtları için Kabul Olunan Tarih Tespitlerinin Yeniden Gözden Geçirilmesi(28);US-$ 4,00
    21- 1985, Anadolu Prototürkleri(198); US-$ 9.70
    22- 1990, Prototürk Bilginlerine Göre Astrofizik(336); US-$ 14,40
    23- 1991, BOLBOLLAR(115); US-$ 6,90
    24- 1993, Prototürkçe Yazıtlar Hakkında Konferans(92); US-$ 6,20
    25- 1993, Yazı İşretleri(60); US-$ 5,05
    26- 1993, Alfabetik Yazı Başlangıcı ve Glozel Yazıtları(31); US-$ 4.10
    27- 1994, Alfabetik Yazı Başlangıcı(203); US-$ 10,00
    28- 1992, Tatarcanın Türk Alfabesi İle Yazılması(12)
    29- 1995, Side Bitigtaşları(7);
    30- 1995, üztürkçe "-sal" eki(4);
    31- 1996, Preportekiz Bitigtaşları(22);
    32- 1996, Barış Yolunda Eğitim(8);
    33- 1997, Bugünkü Avrupa Dillerinde Prototürkçe İzleri(14);
    28+29+30+31+32+33= US-$ 5,30
    34- 1996, Fiillerin İsim Ve Mastar Halleri İle Sıfat-Fiil ve Zarf-Fiil Alanlarında BUGüNKü AVRUPA DİLLERİNDE ETRüSKüE İZLERİ(61); US-$ 5,00
    35- 1998, DİNLERİN GELİşİMİ, Erken Trk Dininden Doğan Dinler, Side, Pre-portegiz, Glozel, Pre-Mısır, Etrüsk, Protpgrek ve Hinduizm, Tevrat, İncil, İslam(140); US-$ 7,75
    36- 1998,Etrüskler, Tarihleri, Yazıları ve Dilleri (101); US-$ 6,45
    37- 1999, Türk Takvimi(60); US-$ 5,00
    38- 1999, Erken Türk Devletleri ve TüRüK BİL(82); US-$ 10,00
    39- 2000,Sölgentaş Mağarası (35,A4); US-$ 30.00
    40- 2000,BİLGE ATUN UQUQ: Türük Bilge Qağan Nine Bitig (8);
    41- 2000,Moğulstandaki Kısa Yazıtlar(10)
    40+41=US-$ 30.00
    42- 2000,Hieroglifler(107); US-$ 10.00
    43- 2000,Avrupa,Sibir ve Orta Asyadaki En Eski Yazıtlara Dayanılarak Deşifre Edilen PRA-MISIR HİEROGLİFLERİ(7); US-$13.00
    44- 2001,Makaleler(66); US-$ 13.18
    45- 2003, Erken Türklerin Skandinavya Yazıtları (68); (hazırlanıyor)

    Enver Paşa:
    Tarcan, Türklerin Anadolu'ya bin değil 15 bin yıl önce geldiğini belgeleriyle ortaya koydu.

    Türkler 15 bin yıldır Anadolu'da
    Anadolu'dan ve Anayasa'dan silinmeye çalışılan Türk kimliği ve Türk kavramının tartışıldığı Ceviz Kabuğu'nda Haluk Tarcan ve İzmir Barosu Başkanı Nevzat Erdemir önemli açıklamalar yaptılar

    Usta gazeteci Hulki Cevizoğlu'nun Kanaltürk'te canlı olarak yayınlanan Ceviz Kabuğu programında tarihe ışık tutan bilgiler açıklandı.
    Araştırmacı-yazar Halk Bilimci Haluk Tarcan'ın Kazım Mirşan'ın belgelerine dayanarak yaptığı açıklamaya göre;

    * Türkler 15 bin yıldır Anadolu'da

    * Pontus'lulardan bin 300 yıl önce Karadeniz'de Türkler vardı

    * 1071 tarihi, Türklerin Anadolu'ya ilk değil, son geliş tarihidir

    * İlk tarihçi Heredot değil, Türk komutandır

    * Yazıyı Türkler buldu, ilk alfabe Latin alfabesi değil

    * İstanbul Bizans'la başlamadı, binlerce yıl önce Türkler kurdu

    * Roma ve Pekin'i biz kurduk

    * Okulu ve üniversiteyi ilk Türkler kurdu.

    * Türkler, Batıya demokrasiyi, seçimi götürdüler.

    Araştırmacı yazar Tarcan, Türklerin Anadolu'daki varlığının aslında 15 bin yıla dayandığını ve Türklerin Anadolu'ya giriş tarihi olarak bilinen "1071" yılının Avrupalıların dayatması olduğunu söyledi. Programda İzmir Barosu Başkanı Avukat Nevzat Erdemir de önemli açıklamalar yaptı. Haluk Tarcan'ın yaptığı açıklamalar ve gösterdiği belgelere göre Dünya tarihi Türklerle başlıyor ve Türk kültürü tüm dünya kültürlerinin temelini oluşturuyor. Buna göre; yazıyı Sümerlerden, hukuku Romalılardan binlerce yıl önce kullanıyorduk.

    'Kürt' üztürkçedir
    Haluk Tarcan Amerikalıların Van'ın Muratlı Kasabası'nda yaptıkları gen araştırmasını gündeme getirdi. "Amerikalılar Van'da insanlardan DNA örneği alıp bir araştırma yaptı. Amaçları Etrüsklerin Türk olmadığını dolayısıyla da Kürtlerin de Türk olmadığını ispatlamaktı. Sonuçta yüzde 97 uyum bulundu ve bu şekilde Kürtlerin de Türk kökeninden geldiği ortaya çıktı. Ayrıca, Kürt 'yönetim müsaadesi' anlamına gelen üztürkçe bir sözcüktür" dedi. "Batı bile Türklerin büyük bir tarihi geçmişe sahip olduğunu biliyor" diye konuşan Tarcan, Orta Asya insanı M.ü. 80 binlerde insanüstü bir varlığın olduğunu kabul etmiştir. Nereden geldik? Nereye gidiyoruz? Varlık yokluk meseleleri üzerine düşünmeye başlamışlar. Bu şekilde felsefenin temellerini atmışlardır. Bizim süper entelektüellerimiz buna nasıl karşı çıkacak? diye sordu.


    İlk tarihçi Bilge Atung
    Tarcan'ın açıklamalarına göre, dünyanın ilk tarihçisi Bilge Atung Ukuk adlı bir üntürk kumandanıdır. Tarcan, "Heredot'tan 87 yıl önceki M.ü. 572-535 yılları arasında yaşamış olan ordu kumandanı ilk tarihçidir. Bizim ön atamızdır" dedi. Programda Alevilerin üntürk kültürünü günümüze taşıyıp taşımadığı sorusu da soruldu. Tarcan, Alevi mezarlarında bulunan üntürkçe damgaların bu tezi güçlendirdiğini ifade etti. Mısır hiyerogliflerinin doğru okunduğunu düşünmüyorum diyen Tarcan hiyerogliflerin okunan kısmında üntürklerin varlığının görüldüğünü belirtti. Tarcan, arkeolojik eserlerin değerlendirilmesinde gördüğü yanlış uygulamayı da örnekleriyle anlattı.


    1071 tarihi Batı'nın icadı
    Haluk Tarcan, Anadolu'ya M.ü. 13 bin yılında geldiğimizin bölgede bulunan mağara yazılarıyla ortaya çıktığını söyledi. Tarcan "atalarımız 13 bin yılında geldiğine göre demek ki buzullar nedeniyle göç ettiler. 1071 tarihi Batı tarafından Anadolu'daki Türk varlığını yok etmek için icat edilmiştir. En son geliş tarihimizi ilk geliş gibi göstermişlerdir" dedi. "Anadolu'ya göçebe değil göçmen olarak geldik. Geldiğimizde yazıya ve bir kültüre zaten sahiptik" diyen Araştırmacı-Yazar Tarcan, Türklerin Anadolu'ya ve oradan da Avrupa'ya yaydığı kültürünü şu şekilde anlattı: "Sümerler yazıyı 5 bin yılında buldu biz 12 binlerde yazı elemanı içeren figürlere sahiptik. İlk okul ve üniversite bu nedenle üntürklerde görüldü. Anadolu'ya ışık getirdik. Türkler, Batıya demokrasiyi, seçimi götürdüler.


    Pontus çarpıtması
    Tarcan, Pontus Rumlarının Trabzon'a M.ü 700-800 yıllarında yerleştiğini ancak Türklerin M.ü. 2000 de orada olduğunu söyledi. Araştırmacı Tarcan, bu bölgede yapılan araştırmalarda bu gerçek bilinmeden değerlendirme yapıldığı için bulunan eserlerin Türk kültürüne göre değil Hıristiyan kültürüne göre yorumlandığını ifade etti. Haluk Tarcan, "İstanbul, Konstantin'in değil Türklerin şehridir; Pekin ve Moskova'yı da Türkler kurdu" dedi.

    Yeni silah uyum yasası
    Avukat Nevzat Erdemir de, Anadolu'dan ve Anasaya'dan silinmeye çalışılan Türk adı ve değerleri ile ilgili olarak şunları söyledi: "Türkiye bir rejim değişikliğine doğru gidiyor. Batı Türklere karşı önyargılı. Atatürk, 'tarihi yazmak yapmak kadar önemlidir. Yazan yapana sadık kalmalıdır'der. Topla tüfekle Türkleri geçemeyen Avrupa, silah değiştirdi. şimdi silah AB uyum yasaları. Bu süreci 3. tanzminat olarak değerlendirebiliriz. Egemenlik dış güce devredildi".

    Enver Paşa:
    üYüK ARAşTIRMACI KüZIM MİRşAN'IN TESBİTLERİ

    PROTO-TüRK TARİHİğNİN ANTİK KAYNAKLARI

    Sitemizdeki yazıları okuyanlardan bazıları anlatılanları, "hayali, şovenist" hatta "uydurma" bulmaktadır. Halbuki hepsi sağlam kaynaklara dayanmaktadır... İtirazın sebebi bu kaynakların TüRKİYEğde hemen hiç bilinmemesi, daha kötüsü, bunlar üzerinde araştırma, çalışma yapan ancak 1-2 TüRK bilim adamı olmasıdır.
    İlk defa bir PROTO-TüRK yazıtını deşifre eden kişi, Danimarkalı profesör V. Thomssenğdir. KüL TİGİN ve BİLGE KAGAN kitabelerini okumuştur... (1894) Ancak bu kitabelerin tarihlendikleri 732 ve 733 yılları doğru değildir. Kitabeler 200 yıl daha eskidir.

    W. RADLOF, 1985 yılında ULUKEM yazıtlarını inceledi ve bunların çok daha eski yazı karakterleri içerdiğini söyledi. Bunları yazanların KIRGIZ diye bilinen ABAKAN TATARLARI ve SO-YANLARğdan oluşan HAKAS TüRKLERİ olduğunu açıkladı.

    Yazıtların en iskesi olan TALAS yazıtları hakkında çalışmaları olan S.E. MALOV, 1959 yılında bunların M.ü.500 yılına ait olduğunu öne sürdü. F. ALTHEIM bunu kabul etmez. "Eğer, TüRK yazısı, esas vatanı olan GüRCİSTAN yöresinden ve ARAMEA alfabesinden doğmuş ise, M.ü. 600ğden kısa bir süre önce TALAS bölgesine gelmiş olması gerekir ki, bu imkansızdır," der.

    TüRK YAZISIğnın başlı başına, kendine has bir yazı olduğu fikri ecnebi bilim adamlarının aklına gelmemektedir!.. Onlar hep bu yazının hep "daha önce mevcut BAşKA bir yazıdan" doğmuş olduğu inancına göre hareket etmektedirler. Onlara göre "TüRKLER, M.ü. 400ğlere medeniyetten nasibini almamış, çöl göçebeleridir." Bu dar görüşlü bilim adamları, aslında GüüEBE ile GüüMEN kelimelerinin arasındaki farkı dahi bilmemektedirler.

    Halbuki PROTO-TüRK MEDENİYETİğnin MANş DENİZİğnden BüYüK OKYANUSğa kadar olan geniş sahada bulunmuş ANTİK kaynakları vardır. Bunlar zaman içinde birer bir ortaya çıkmakta ve yayınlanmaktadır. TüRK tarihçilerin maalesef pek çoğunun bihaber oldukları bu kaynaklardan bazıları şunlardır:

    - HOYTİ TAMİR GüNLüğü (M.ü. 800-500 yılları) HOYTİ TAMİR, URKUN (ORHUN) nehri vadisinde bulunan kayalık bölgedir. Cereyan eden önemli olaylar KAYALARğa nakşedilmiştir... Bölge adeta bir açık hava arşividir.

    - YOLUğ TİGİNLERğin (TüRüK BİL KONFEDERASYONU HANLAR HANI olan kişiler, tarih yazarları) diktirdiği BOL BOLLAR (dikili taşlar) (M.ü.562-M.S.580) Bu tarih BUUMİN KAğANğla başlatılırsa, M.ü.879-M.S.580 olur ki, 1459 yıllık bir dönemi kapsar!..

    - BİLGE ATUN URUK (TüRüK BİL KONFEDERASYONU mareşali) tarafından yazdırılmış TüRüK BİLGE KAğAN İLİNE BİTİG ( TüRK DEVLETİ HALKINA MEKTUP, TüRK HALKI HAKKINDA BELGE)

    - üNRE-BİNBAşI (TüRüK BİL KONFEDERASYONU generali) tarafından yazdırılmış üTüMİN KüNLİğ 2 BİTİG TAş (TARİAT YAZITI)ğ(M.ö.530-493) Bu yazıt, MOğOLİSTANğda ARHANGAY-TARİAT bölgesinin TERHİNGOL ırmağı vadiside 1969 yılında bulunmuştur. 3 adet taş yazıttır. Kaplumbağa şeklindedirler.TENRİDE BOLMİş İLİTMİş BİL (KAİNATğın yaratılmasından beri varolan halkı kalkındıran egemenlik)

    - BüKE TüRüK BİL Tarihi... MOğOLİSTANğda şİNE-USU gölü bölgesinde 1909ğda Finliler tarafından bulunmuş, ve RAMSTEDT tarafından 1918ğde yayınlanmıştır.

    - İTİ üRüGğü.... (İTİZ anıtı) üNRE BİNBAşI tarafından M.ü.522-519 tarihleri arasında yaptırılmıştır. M.ü. 1517ğde AT-OY BİL KONFEDERASYONUğnun kuruluşunu anlatır.

    - KARABALGASUN BİTİK TAşI (M.ü.538)

    - ISUB-URA BİLGE, üKüLİ üUR (ISUB-URA BİL KONFEDERASYONU, KAFKAS ORDULARI başkomutanı) tarafından yazdırtılan üKüLİ üUR EB-EDİZİ (üKüLİ üURğUN BAşARILARI) yazıtığ (M.ü.596-516) üUR TİGİN tarafından başlatılan bu yazıt ondan sonra gelen 4 TİGİNğle devam etmiştir. Bu yazıtlar MOğOLİSTANğda İKE-HUşOTğunda KOTWICZ tarafından bulunmuş, 1928ğde yayınlanmıştır.

    - ALPERİNğin BOL BOL UKUS (olayları tavsifi, anlatması) yazıtığ (M.ü. 323) MOğOLİSTANğda MANİTU DAğIğnda (dağın adına dikkat çekeriz, AMERİKA YERLİSİ KIZILDERİLİLERğin TANRIğsının adını taşıyor) ONGİN ırmağı, TARAMEL kolu kenarında YADRINTSEF tarafından bulunmuştur. (1891)

    - ALTI YARIK TİGİN (ALTIN üİüEK DOKTRİNİ, 6 EMİR) BUDİZMğin kökenini teşkil eden bu eser, üİNğde, IüKI TüRKİSTANğda eski MİRAN, şimdiki TAN-HUANG kentinde bulunmuştur. üç yapraktır. Tahmin edildiğine göre BUğUN TUR (Rahipler Meclisi) tarafından M.ü. 1517 yılından M.S.512ğye kadar 1000 yıl süre içinde kaydedilmiş olan BOLTİğleri (dini kaideler) kapsar. ünce TAş üzerine yazılmış, M.ü.516ğda mabetlerin baskı altına alınmasıyla, kağıda çekilip IB-IS BOLIKğa götürülmüştür. Bu üç yapraktan biri M.ü. 18 Mayıs 519ğda tekrar taş üzerine kaydedilmiştir.

    ALTI YARIK TİGİN belgesini ESKİ TüRKLERğDE İLİM bahsi altında teferruatıyla ve ayrı sayfalar halinde inceliyeceğiz.

    - ATA-Oğ yazıtı.... TURPANğda (TURFAN) bulunmuştur. ATEş KüLTü ifadeleri taşıyan içeriğinden, bu kentin aslında bir IB-IS BOLIK olduğu anlaşılmaktadır.

    - UüUN IR yazıtı... KUüO-SAYDAMğda IHE-AşETEğde bulunmuştur.

    - Bü-AT İYİSİN yazıtı... ESİLUG BEğğin yakılması ile ilgilidir.

    - OZ-AT yazıtı... UZLARğin beyi Oğ-OKğun ateşe vurulduğunu (yakıldığını) anlatır.

    Son üç yazıt için detaylı bilgi H.N.ORKUNğun 1938 yılında yazdığı eserde bulunabilir.

    Bütün bunlardan ayrı olarak üİNLİLER tarafından bulunmuş ve üİNCEğye tercüme edilmiş bazı yazıtlar vardır ki, bazılarının nerede olduğu bilinmemektedir. Bu tercüme edilen yazıtların listesi de şöyledir:

    - TU-MEN hakkındaki yazıt (M.S.546)

    - KüL TİGİNğİN YUğU hakkındaki BİTİG TAş yazıtı

    - SüY-OY BUDUN hakkındaki yazıt

    - TüRüK BİLğe gönderilen elçi hakkındaki yazıt

    - TU-MEN hakkındaki yazıt (M.S.552)

    - KüL TİGİN hakkındaki yazıt

    KüL TİGİN hakkında başka bir yazıt

    KüL TİGİN hakkında bir diğer yazıt (M.S. 554)

    Hemen burada ekliyelim ki, KüL TİGİN hakkındaki 4 yazıt hemen hemen aynı tarihlere aittir. Bunlardan birinin taşıdığı M.S. 554 tarihi bize KüL TİGİN ANITI ve ORHUN KİTABELERİğnin tarihinin söylendiği gibi M.S.732 ve 733 değil, 200 yıl kadar daha eski olduğunu göstermektedir.

    Baştan beri verdiğimiz bu yazıtların çoğu tarihi "gün,ay, sene" olarak belirtirler. Mesela, üNRE-BİNBAşIğnın "KANİM KüL BİLGE KAğANğla PERS KRALI SİRUS (KYROS) arasındaki savaşta, PERSLERğin savaşı kaybettiği, ve SİRüSğün öldüğü"ne dair yazdırmış olduğu TAşğın tarihi M.ü. 14 Temmuz, 529ğdur!.. (Kazım Mirşan, PROTO-TüRKüE YAZITLAR, Halûk Tarcan, üN-TüRK TARİHİ) TüRK TAKVİMİ ve MİLüDü TAKVİM karşılaştırılarak ve hesaplanarak bulunmuştur!..

    Enver Paşa:
    ORTA ASYADAKİ TüRK PİRAMİTLERİ

    Bugün üin Halk Cumhuriyetiğnin sınırları içerisinde yer alan, Xian şehrine 100 km uzaklıkta Qin Ling Shan dağlarında ün-Türk uygarlıklarından birisi tarafından inşa edilmiş, etrafında irili ufaklı 100 adet piramitle beraber, 300 metre yüksekliğinde bir piramit bulunmaktadır; BEYAZ PİRAMİT
    Beyaz Piramitğin ikinci dünya savaşı sırasında üinğe yardım malzemesi götüren bir C-54 uçağından çekilen fotoğrafı 1957 yılında ilk kez Life dergisinde yayınlanmıştır.
    Bu piramitleri araştırmak üzere1994 yılında şensi bölgesinde bir araştırma gezisi yapan Alman bilim adamı Hartwig Hausdof kendi koleksiyonundan birkaç resmin halka açılmasına izin vermiştir. Hausdorfğa göre piramitlerin yapım tarihi en az M.ü. 2500ğler civarındadır.
    Bölge üin Halk Cumhuriyeti tarafından yasak bölge ilan edilmiş olduğundan dolayı Piramitler içerisinde bulunan Mısır medeniyetinden çok ileri bir teknikle mumyalanmış olan cesetler ve ün-Türkçe yazıtlar üzerinde araştırma yapılamamaktadır.
    Türk Bilim adamı Kazım MİRşAN yaptığı araştırmalarda ün-Türk uygarlıkları tarafından OT-Oğ olarak isimlendirilen ün-Mısırğa M.ü 3000 Yıllarında Doğu Anadoluğdan Isub-üg yazısının gittiğini tespit etmiştir. Kazım MİRşANğın bugüne kadar anlamı çözülemeyen 184 adet mısır hiyeroglifini ün-Türkçe olarak okumuş olduğu ve mumyalama tekniklerinin yine M.ü. 3000ğli yıllarda Altaylarda geliştirildiği düşünülürse Piramit inşa teknolojisinin Eski Mısırğa ün-Türk Uygarlıkları tarafından öğretildiği sonucuna ulaşılmaktadır.
    Tüm İnsanlık tarihini değiştirerek; MEDENİYETİN ASIL YARATICISININ TüRKLER OLDUğU SONUCUNU DOğURAN bu olağanüstü keşif batılı bilim adamları(!) tarafından ısrarla görmezlikten gelinmekte ve insanlığın bilgisinden daha uzun süre saklanması mümkün olmayan bu piramitleri başka bir uygarlığa mal etmeyi amaçlayan maksatlı çalışmalar yapılmaktadır.
    Ayrıntılı bilgi için ün-Türk Uygarlığı Araştırmaları Merkezi ve Töre Yayın Grubu tarafından basımı yapılan Haluk TARCANğın ğün-Türk Uygarlığı ğ Resmi Tarihin üöküşüğ (2. Baskı) adlı eserine bakabilirsiniz.

    Enver Paşa:
    BüYüK ARAşTIRMACI KüZIM MİRşAN'IN TESBİTLERİ

    ORTA ASYA ANAU KüLTüRü ve BİR OY BİL FEDERASYONU

    Doğu Anadoluğda M.ü. 15.000ğden itibaren kaya resimleri, M.ü.7000ğden itibaren de yazıtlar görülür. Antalya-Beldibi yazıtları M.ü.7000, İstanbul-Fikirtepeğde bulunan M.ü.6000ğe ait kaplardan ikisinin üzerinde OK ve OZ tamgaları vardır.
    R. PUMPELLY, ğExploration in Turkestanğ adlı makalesinde (1908, Washington), ğAşKABATğta M.ü.9000ğlere ait yerleşik bir kültür olduğuğndan bahsetmektedir. Bu kültüre ANAU adı verilmiştir. Bu kültür, A. BELENITSKYğe (1965) göre M.ü.5000, D. SCHMANDT-BESSERATğa (1978) göre M.ü.6000 yıllarına aittir.

    Ancak VADIM A. RANOV, "7 yerleşim bölgesinin incelendiğini, ve ilk merkezin M.ü. 850.000 yıllarında kurulan AMUDERYAğnın kaynak kollarından birindeki KULDURA olduğunu" bildirmiştir. (Kendisi TACİKİSTAN Tarih, Arkeoloji ve Etnoloji Kurumu müdürüdürğ Makalesi, ğHer şey Eski Taş Dönemiğnde Başlarğ adıyla ğLes Dossiers dğArcheologieğ dergisinin 185. Sayısında, Eylül 1993 tarihinde yayınlanmıştır.)

    Bir diğer merkez SEL UNGURğdur, M.ü. 250.000ğlere dayanır. Hatta İSLAMOVğa göre geçmişi M.ü.500.000ğe kadar gider. SEL UNGUR, KIRGIZİSTANğdaki FERGANA vadisinde, OK (şimdiki Oş ) kentinin batısındadır. İkisi de KARA TAU (Karadağ ) adını taşıyan iki merkez daha vardır ki, bunlardan biri KULDURA gibi AMUDERYA üzerindedir. Diğeri ise, yine KIRGIZİSTANğda TALAS vadisinin batısını oluşturan dağın adıdır.

    M.ü. 100.000-M.ü.35.000 arasını ilgilendiren 14 yer incelenmiştir. Bunlar arasında KUTURBULAK, KULBULAK, KAYRAKUM gibileri vardır. BULAK ğgöz, pınarğ demek olduğuna göre, yüksek vadilerdeki su kaynaklarının başına yerleştikleri anlaşılır. Daha sonra OM-Oğ KüLğün kıyılarına inmişler, sahil yerleşim birimleri kurmuşlardır. KAPİK-KAğAN (KAPAğAN, SEMERKANT) da ilk yerleşim bölgeleri arasındadır.

    HİMAYALARğdan ALATAU(Aladağ ) ve ALTAYLARğla BüKLİ üüLğe (Gobi) kadar uzanan bölgede 100 kadar yerleşim merkezi bulunmaktadır. En önemli yerlerden biri TEşİK TAş MAğARASIğdır. Mağara, SEMERKANTğın güneyinde BAYSUN DAğIğndadır. Burada ilk defa taşın yapı malzemesi olarak kullanıldığı görülmüş, ğüstün bir kudretğin varlığına inanıldığını gösteren deliller bulunmuştur. Bu hususu, başka bir yazıda derinlemesine ele alacağız.

    Bir değer yerleşim bölgesi TAMGALI SAYIğndaki KAYA üSTü RESİMLERği M.ü. 30.000ğlere aittir....

    PİKTOGRAMLAR (sembolik resimler) M.ü. 20.000ğe, PETROGLİFLER (yazı elemanları içeren resimler) ise M.ü. 15.000 tarihini taşır. ULU KEM ırmağı vadi ve steplerinde bulunan OT-OZ sintaşları yine aynı tarihlere aittir. (M.ü. 15000)

    ORTA ASYAğda M.ü. 9000ğlerde ortaya çıkan BİR OY BİL konfederasyonu derin bir felsefeye sahip, büyük bir medeniyettir. İnsanın TANRI BELDESİğnden (göklerden, manevi alemden) OZğlaşıp (öz, mükemmel) şekil değiştirerek, OT (od, ateş, ışık , enerji) halinde yeryüzüne ğdöne döne indiğiğne inanırlardı.

    OT-OZ denilen bu insan TANRIğdan geldiği için ğkutsalğdı. Herkes eşitti, ayırım yoktu. Bu yüzden kendilerini yönetecek olan BUğğu SEüİMğle (kurultay) belirlerlerdi.

    TüRELER ile yönetilen bu insanlar kısa zamanda AşİRET-KLAN düzeyinden MİLLET seviyesine ulaşmışlar, DEVLET kurmuşlardır. TüREğyi üYüş-YIş seviyesine yükseltmişler, ANAYASA haline getirmişlerdir. üok sağlam bir HUKUK anlayışları vardı.

    Bu insanlar IB-IS BOLIKğlarda yaşamışlar, yeryüzü-gökyüzü ilişkilerini incelemişler, ASTRO-FİZİK bilimine ilk adımları atmışlardır. Soyutlama yetenekleri ve yaratıcılıkları ile konuştukları dili TAMGA denen SEMBOL-şEKİLLERğe dökmüşler, ğtaşa urmuşlarğ, yani DUVARLARğa, KAYALARğa, TAşLARğa kazımışlardır. RESİM ve HEYKEL sanatının ilk örneklerini bu OT-OZ insanları vermişlerdir.

    Bir kısmı BİR OY BİL konfederasyonuna bağlı Uü DEVLETLERğde yaşamışlardır... Bu adet, ta SELüUKLULARğa kadar gelmiştir. ANADOLUğda pek çok Uü BEYLİğİ vardı. OSMANOğULLARI BEYLİğİ de bunlardan biri idi.

    Bu Uü DEVLETLERğden biri de ON OYULğdur. TAşKENT-BUHARA, KUüA-YARKENT arasında idi. AYIRIS (üur) nehri ON OYUL ile BİR OY BİL arasında sınır idiğ Bu AYIRIS(ayırma) kelimesi sonradan bozularak Grekçeğdeki İRİOS şekline girdi. Bazı Batılı yazarlar İRİOSğu ARYAN-üRİ kelimesinin kaynağı sayar. (Igor H. Klopin, Les Dossiers dğArcheologie, No. 185, 1993)

    Bir diğer Uü DEVLET, OK-ONIM Oğ idi. KUüA-URUMüİğden üİNğin ortalarına kadar uzanıyordu.

    ISUB-URA BİLğin başkenti KAFKASYAğdaki üUR şehri idi. KAFKASLAR ve DOğU ANADOLUğda egemendi. MEZOPOTAMYAğyı da kültürel etkisi altına almıştır. ISUB-URA ğyazıya geçmiş, kaydolmuşğ demektir. Bu devletin BİR OY BİL federasyonuna kayıtlı, vasal devletlerden biri olduğunu gösterir.

    Bu üç Uü-DEVLETği yöneten kişinin ünvanı USUB URUş TURUK idi. Yani ğyazıya vurulmuş, kayıtlı, bağlı, BUğğa tabiğ yöneticiğ Bu kişinin URUUA TURU yani ğaskere almağ yetkisi vardı. Bir devlet için çok önemli olan bu yetki, ASURLAR tarafından URUATRİ olarak telaffuz edilmiş, bundan da URARTU kelimesi doğmuş, bir devlet adı olarak kabul edilmiştir.

    üte yandan ISUB-URA kelimesinin SUBAR-SABİR şekline dönüştüğü sanılmaktadır. R. GHIRSHMAN, SüMER öncesinde (M.ü. 4000) MEZOPOTAMYAğda SUBARLARğın yaşadığını kaydediyor. SüMERLERğin şimdiki TüRKLERğin atası, akrabası olduğunu biliyoruzğ Ancak SüMER yazasında 18 adet PROTO-TüRKüE tamga bulunması, onların çok daha eski TüRKLERğden geldiğini göstermektedir.

    ASUR devletinde dahi (M.ü.2000) SUBARCA konuşuluyordu. ASUR başkentinin adı PROTO-TüRKüEğde ANT-UB UüUğğdur, yani ğyüce antlaşma liderliğiğğ

  5. #5
    TÜRK TARİHİNE AİT YENİ SIRLAR

    TÜRK TARİHİNE AİT YENİ SIRLAR

    ZÜLKARNEYN (A.S) KİMDİR?
    ORHUN KİTÂBELERİNDE GİZLENEN GERÇEK NEDİR?
    HZ. OSMAN'IN KILICINDAKİ SIR NEDİR?
    OSMAN GAZİ'NİN İLK ADI NEDİR, NASIL VE NİÇİN OSMAN OLMUŞTUR?
    KÂBE'NİN ANAHTARLARI KİME EMANET EDİLMİŞTİR?

    Bilindiği gibi Orhun Kitâbeleri Türk dünyasının bilinen ilk yazılı belgeleridir. Ancak yüzyıllardan beri gözden kaçan veya kaçırılan bir gerçek var ki, bu gerçek de o kitâbelerde gizlidir.
    Nedir bizim için çok önemli olan bu gerçek?
    Bu gerçeği meydana çıkarabilmek için Kur'an-ı Kerim'in Kehf Suresi'ne bakmamız gerekir. Çünkü asıl sır, Yüce Vahiy Kitabı Kur'an-ı Kerim'dedir.
    Şimdi Orhun Kitâbeleri'ne şöyle kısaca bir göz atalım:
    " Ben Türk Bilge Kağan; doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına kadar, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına kadar hep milletler bana bağlıdır. Bunca milleti hep düzene soktum, ilerlettim. Doğuya ordu sevk ettim. Bunca yerlere gittim.
    Tanrı (Tengri) yardım ettiği için milletime; gözle görülmeyen, kulakla işitilmeyen yerler kazandırdım. Tanrı buyruğu olduğu için, Devletli olduğum için size Kağan oldum. Tanrı yardım ettiği için dört yöndeki milleti derleyip topladım.
    Ey Türk Milleti; Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe, ilini, töreni kim bozabilir? Ey Türk Milleti, titre ve kendine dön!"
    Bilge Kağan meâlen ve orijinaldeki aslında şunları da anlatmaktadır:
    " Gittiğim yerlerde güneşin kavurduğu, güneşin battığı son millete gittim. Onların arasında hüküm verdim. Sonra dünyanın öbür ucuna, güneşin doğduğu yere vardım. Orada bulduğum milleti boyunduruğum altına aldım. Birbirileriyle olan çekişmelerine son verdim. Ordumla Tengri buyruğu olarak adalet getirdim. Tengri buyruğu olarak bunları yaptım…."
    Şimdi buraya kadar anlattıklarımız, asıl anlatacağımız konuya hazırlık için ön bilgilerdi:
    Şimdi, Kehf Suresi 85. Ayet ile başlayalım: " O DA BİR YOL TUTUP GİTTİ."
    Kehf Suresi 86. Ayet: NİHAYET GÜNEŞİN BATTIĞI YERE VARINCA, ONU KARA BİR BALÇIKTA BATAR BULDU. ONUN YANINDA (ORADA) BİR KAVME RASTLADI. BUNUN ÜZERİNE BİZ: EY ZÜLKARNEYN! ONLARA YA AZAP EDECEK VEYA HAKLARINDA İYİLİK ETME YOLUNU SEÇECEKSİN, DEDİK.
    Kehf Suresi 89. Ayet: SONRA YİNE BİR YOL TUTTU.
    Kehf Suresi 90. Ayet: NİHAYET GÜNEŞİN DOĞDUĞU YERE ULAŞINCA, ONU ÖYLE BİR KAVİM ÜZERİNE DOĞAR BULDU Kİ, ONLAR İÇİN GÜNEŞE KARŞI BİR ÖRTÜ YAPMAMIŞTIK.
    Kehf Suresi incelenirse açıkça: Bilge Kağan'ın anlattıklarının birebir aynısı olduğu ve Yüce Kitabımız Kur'an-ı Kerim'de bu konunun aslının nakledildiği görülecektir.
    Bilge Kağan Kitâbelerinde şöyle devam etmektedir:
    "Rahat hayata, zenginliğe, Çin'in ipeğine kanma! Milletime, altını, beyaz gümüşü kazandırdım. Hükmettiğim milletlere hakem olup, madenler erittim."
    Şimdi:
    Kur'an-ı Kerim'de Zülkarneyn (a.s)'den bahsedilirken; Zülkarneyn (a.s)'ın Allah'ın emri ile (buyruğu ile) bir ordu kurduğu, güneşin doğduğu yere bir yol tuttuğu, yine güneşin battığı yere, dünyanın öbür ucuna bir yol tutup gittiği, Allah'ın, O'na bu kavimler üzerinde; ister adalet ile hükmet, ister azap et yetkisi verdiği açık açık belirtilmektedir.Yine Zülkarneyn (a.s) kıssasında; Yecüc ve Mecüc isminde bozgunculuk yapan kavimden bahsedilmekte, bu bozguncuları Zülkarneyn (a.s) madenleri eriterek, set çekerek, engellediği anlatılmaktadır.
    Zülkarneyn (a.s)'ın özelliklerine baktığımızda; büyük bir orduya sahip olması, kendisinin büyük bir komutan olması, ordusuyla tüm dünyayı gezmesi ve Allah'ın emri ile gittiği her yere iyilik, adalet ayrıca Allah bilgisi ve töre götürmesidir.
    Özelliklere lütfen dikkat buyurun: Kudretli bir komutan, büyük bir ordu ve tüm dünyayı gezmesi…Özelliklere devam edecek olursak; Güneşin en doğduğu ve en battığı yere ve kuzey ve güneyin uçlarına kadar gitmesi. Ve aynı zamanda Allah'ın buyruğu ile gittiği yerlerdeki kavimlere adalet ve iyilik götürmesi…
    Şimdi bir de Bilge Kağan'ın yazıtlarda anlattıklarına bakalım:
    Aynı şekilde Bilge Kağan'ın (Bilge denmesi; bilgili, alim, erdemli bir insan olmasındandır.) Bilge Kağan da, tıpkı Zülkarneyn (a.s) gibi bir komutan olup, büyük bir orduya sahiptir. Ordusunun tıpkı Kehf Suresi'ndeki gibi (O da bir yol tutup gitti ordusuyla) ayeti gibi güneşin en doğduğu ve en battığı yere, kavimlerin üzerine gittiği (bu bir Tanrı buyruğudur demesi) yine adaletle hükmetmesi ve gittiği yerleri milletine kazandırması, buralarla beraber buraların değerli madenlerini ve zenginliklerini yine milletine kazandırması ve "Ey Türk Milleti, Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe, ( ki burada da Kıyamete atıf yapılmaktadır.) ilin tören bozulmayacaktır," diyerek, Türklerin Allah buyruğu ile hareket ettiklerini ifade etmesi tıpkı Kehf Suresi ile neredeyse birebir örtüşmektedir.
    Türkler, aynı zamanda genel millet olarak; Hz.Ali'nin (Kerremallahu veche- Hiç puta tapmamış) sırrında bir kavimdir.
    Atilla yazıtlarında geçen, Atilla Romalıları tarif ederken; "PUTA TAPAN KAVİMDİR" der ve şöyle devam eder; " IRKIMDAN OLAN PUTA TAPMAZ!"
    Sanıldığı gibi Türkler Şaman olmamışlardır. Puta da tapmamışlardır. Varolduklarından beri tek Tengri, tek Allah inancına sahip olmuşlardır.
    Yine yazıtlardan öğrendiğimize göre Türkler; Allah'ın en büyük Kudret olduğuna, yeri göğü yarattığına, yeri yeşerttiğine, öldüren ve dirilten O olduğuna inanmışlardır.... Biz burada konuyu kısaca ele alıyoruz.
    ZÜLKARNEYN (A.S) BİLGE KAĞANDIR
    Tarihin gizlediği ve bilerek gizlendiği bir sırdır….
    Peki Bilge Kağan gerçekte kimdir? Biraz sonra o konuya geleceğiz, konumuza devam edelim:
    Şimdi, Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe…Sözlerinin manalarına bir göz atalım.
    Bu sözü söyleyen Bilge Kağan'dır. Şimdi Kehf Suresi'nde geçen Zülkarneyn (a.s)'ın özelliğinden bahsedelim. Zülkarneyn (a.s) Yecüc ve Mecüc isimli kavimin arasına set çeker. Yecüc ve Mecüc kıyamete yakın en büyük alamet olarak, yine Kur'an'nın ifadesine göre, seddi delecek ve bu kıyametin büyük alameti olacaktır. (Seddi delmek ve yerin delinmesi.) Bu ifadeler, daha öncede söylediğimiz gibi Kur'an-ı Kerim'in bir çok ayetinde kıyamet tarifinin neredeyse birebiridir. (Gök çökerse, yer delinirse kıyamet olmaz mı? Kur'an ifadesiyle yer beşik gibi sallanmaz mı? Güneş dürülmez mi?)
    Bilge Kağan'da aynı ifadeyi o günkü anlayışa, o günden bugüne adeta kelimelere bir zaman yolculuğu yaptırarak anlatmıştır.
    Zülkarneyn (a.s)'da, kendi yaşadığı dönemde, çağına hükmetmiş, kendi döneminde yapmış olduğu sed, kıyamete yakın delinmesi sebebiyle, bu çağa da hitap etmektedir. Konu çok daha detaylı olup mümkün mertebe biz kısaca anlatmaya gayret etmekteyiz.
    Bu anlattıklarımızdan sakın bir ırkın öne çıkarılması yapılıyor sanılmasın. Anlatılmak istenilen açıktır. Türk ırkının, Türk Milleti'nin Rahmani olduğunun vurgulanmasıdır.
    Önemli bir not düşecek olursak: Zülkarneyn (a.s); ordusuyla dünyanın her yanına gittiğinde, oradaki kavimlerden de ordusuna asker ve komutanlar katmıştır. Tıpkı Bilge Kağan'ın yaptığı gibi.Türk milleti de içinde barındırdığı tüm unsurlarla bir millettir.
    Oğuz, Öğüz, Öküz: (Güçlü, dev boynuzlu manasına gelmektedir.)
    Zülkarneyn ise Arapça'da; çift boynuzlu manasına gelmektedir.
    Oğuz Kağan; Kendi döneminde, başına giydiği, boynuzları olan başlıkları ile ünlüdür.
    Oğuz denmesinin bir sebebi de, çok güçlü olmasındandır.(Türk gibi güçlü!)
    Kur'an-ı Kerim'de; Allah'a kurban edilecek kurbanlıklar arasında; keçi, koyun, deve, sığır sayılmaktadır. Bunlardan en makbulü, gücünden dolayı sığırdır. Koyun, keçi vs. göre daha güçlüdür...
    İlahi esrariye de Allah'a kurban millet (gücünden dolayı) ; TÜRK MİLLETİDİR! (Ariflere)
    Bilge Kağan acaba Oğuz Kağan mıdır?
    (Unutmayalım ki, bilge lakabi bir isimdir, az önce de söylediğimiz gibi; Bilge denmesi; bilgili, alim, erdemli bir insan olmasındandır.)
    BİLGE KAĞAN (OĞUZ KAĞAN) = ZÜLKARNEYN (A.S)
    Şimdi gelelim ilahi mesaja:
    Türk Millet'i ahir zamanda büyük rol oynayacaktır. (Ordusuyla, milletiyle, mayasıyla…) Gazi Paşa; bu sırrı, ariflere, birkaç kelimeyle şöyle ifade etmiştir:
    "Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur!"
    Burada anlatılmak istenen, üstte de anlattığımız gibi Türk Milleti'nin mayasıdır. O mayanın; bu milletin genlerinde, karakterinde –unutulmuş bile olsa- yukarıdaki sırrın, kudretin Allah'tan olduğu bilgisidir.
    Orhun Kitâbelerinde tek Tanrı için; "Yeri yarattı, Gök'ü yarattı, ikisinin arasında kişiyi yarattı. Kişi Gök'teki Tanrı'ya yakardı, yakındı" der.
    Tek Allah inancını ve Kur'an-ı Kerimde'ki yaradılışı ve Adem (a.s)'ı bu cümlelerde görmek çok açık. Türk Millet'i var olduğundan beri Tek Allah'a inandı.
    Unutulmamalıdır ki, medeniyetler yıkıldı sanılsa da, yerlerine başkaları gelir ve yıkıldı sandığımız medeniyetler gerçekte tam kaybolmazlar, birbirlerinin sırlarını, izlerini taşırlar. Onun içindir ki ön uygarlıklar ve şimdiki uygarlıklar arasında benzerlikler vardır. Bu kültürlere, törelere yazılara vs. yansır ve devam ederek gelir.
    Şimdi burada kitâbelerle ilgili bilgilere bir göz atalım:





    Orhun Kitâbeleri'nin üzerindeki bilgilerin benzerlerine M.Ö 4000'li yıllara ait taşlarda silinmiş bir şeklide rastlandı.
    Bu bilgiler, taşların üzerinde eskidikçe, asırlar boyunca başka taşlara aktarılarak günümüze kadar -bir kısmı- gelmiştir. Buradaki bilgiler binlerce yıllık bilgilerdir. Aktarılarak günümüze kadar gelmiştir. Yani sanıldığı gibi, buradaki bilgiler, yazıtların dikildiği tarihe ait değildir. Örnek verecek olursak; Kur'an-ı Kerim 1400 yıl önce kağıda yazıldı diyelim.2000'li yıllarda da dijital bilgisayara aktarıldı. Yani buradaki bilgiler, 1400 yıl öncesine aittir, günümüze değil.
    M.Ö 2000'li yıllara ait, Çinli arkeologlar tarafından bulunan; yarı Çince yarı Türkçe ve bir kısmı silinmiş olan yazıtlarda da, tıpkı Orhun Kitabeleri'ndeki bilgilere rastlanmıştır.
    Moğolistan'ın güneyinde bulunan; taş ve seramik parçalarının incelenmesi neticesinde, buradaki bilgilerin, Orhun Kitabeleri'ndeki bilgilere benzediği anlaşılmıştır. Bulunan bu parçaların tarihi M.Ö 2000'li yıllara uzanmaktadır.
    Orhun harfleriyle yazılan yazıtlardan 13.yüzyıl Moğol tarihçisi Alaaddin Ata Melik Cüveynî , Tarih-i Cihan Güşa adlı yapıtında söz etmişti. Çin kaynakları da kitabelerin dikilişini bildirmekteydi.
    Rus çarı I. Petro'nun emriyle Sibirya bitki örtüsünü incelemek için görevlendirilen bitki bilimci Messerschmidt ve kendisine rehber olarak verilen İsveçli tutsak subay Strahlenberg, 1721 yılında Yenisey vadisinde bu yazı ile yazılmış Kırgızlara ait mezar taşlarını içeren Yenisey Yazıtları'ndan bir tanesini keşfetti. Bir yıl sonra tutsaklığı son bulan Strahlenberg İsveç'e dönüşünde bu inceleme ile ilgili izlenimlerini kitap haline getirip Stockholm'de yayınladı. Böylece Orhun yazısı bilim dünyasının dikkatini çekmiş oldu. Orhun yazıtlarından iki yüzyıl öncesine ait Yenisey Yazıtları'nın tamamına yakını bu süreçte ortaya çıkarıldı.
    Rus bilim adamları,1943 yılında Sibirya'da taş mezarlar bulmuşlar ve ABD'li bilim adamları ile ortak yaptıkları inceleme neticesinde, bu taşların üzerindekilerin, 'Türklere ait fatih bir komutanın' sözleri olduklarını tespit etmişlerdir…..
    *
    Şimdi gelelim cahillikten veya art niyetli kişilerin bir iddiasına:
    Türkler Kılıçla Müslüman Olmuştur Yalanı:
    Tarihte hep şunlar anlatılır: Kuteybe isimli Arap Komutan, Asya'ya sefer düzenlemiş ve Türkler ile savaşmış , Türkleri kılıç zoruyla Müslüman yapmıştır yalanına.
    Yukarıda anlattığımız konular araştırılırsa, Türklerin zaten var olduklarından beri Tek Allah inancına sahip oldukları görülecektir.
    Ama biz bir de Kur'an-ı Kerim'den delil verelim. Müslüman, mücahit Kuteybe, eğer gerçekten Türkleri zorla, kılıçla Müslüman yaptıysa, bu iddiayı dillendirenler şunu düşünmezler mi:
    Kur'an-ı Kerim şöyle buyurmaktadır, Kaf Suresi 45. Ayet: "SEN ONLARA KARŞI BİR ZORBA DEĞİLSİN.O HALDE SEN BENİM UYARIMDAN KORKAN KİMSELERE KUR'AN İLE ÖĞÜT VER…."
    (Şimdi iddia sahiplerine şunu soruyoruz: Kuteybe; Zorla, kılıçla böyle bir fiil yaptıysa, İlâhi Kelâm'ın mesajı itibarıyla zorba değil midir?)
    Gaşiye Suresi 22. Ayet: "SEN ONLARIN ÜZERİNDE ZORBA DEĞİLSİN, ZORLAYICI DEĞİLSİN,ZOR KULLANACAK DEĞİLSİN."
    Bakara Suresi 256. Ayet : " DİNDE ZORLAMA YOKTUR. "
    Fetih Suresi 4. Ayet: "İMANLARI ARTSIN DİYE GÜVEN VE HAYIR VEREN O'DUR."
    Şimdi anlatmak istediğimiz, Kur'an-ı Kerim'in buna benzer birçok mesajını Kuteybe bilmiyor muydu? Yoksa görmezden mi geldi? İddia sahipleri bir daha düşünsünler. Eğer durum iddia sahiplerinin dediği gibiyse bu çok vahim bir durumdur. Kuteybe'nin bırakın mücahit olmasını, Müslümanlığı bile tartışılır.
    Şimdi gelelim başka bir konuya; İslâm Dinini, İslâm Dünyası'nı Araplar ideolojik olarak sahiplenme gibi bir misyon benimsemişlerdir. Tabi bunun alt yapısını hazırlayanlar bellidir. (Şeytaniler,Yahudiler…)
    Oysa İslâm Dini alemlere rahmettir. İns'e ve Cin'se gelmiştir, hiçbir ayrım yapmadan. Bu konuyu fazla deşifre etmeyeceğiz. Arifler bilir…
    Şimdi mânâ sırlarından bir ifşa:
    Bu öyle bir sır ki, aynı zamanda suret aleminden de bir delil sunacağız. Önce bilinen meşhur bir vâkıa'yı anlatalım:
    Peygamberimiz Hz.Muhammed (SAV) Mekke'yi feth etmiş, o gün Kâbe'deki putları kırmış ve Kâbe'nin anahtarlarının getirilmesini istemiştir.
    Kâbe'nin anahtarları, o an içim müşrik olan, Osman Bin Talhâ'dadır. Mekke'nin fethî 11 Ocak 630 tarihidir. Bu tarihle ilgili sırrı ifşa etmeyeceğiz. Belki ilerde inşallah…
    Yine bir not yukarıdaki yazıya atfen: Peygamberimiz Hz.Muhammed (SAV) Mekke'yi feth ettiğinde; uyuyanı uyandırmamış, ağaç kestirmemiş, kapıları zorlatmamış, çoluk çocuğa dokundurtmamış kısacası zorbalık yaptırmamıştır. Zorla kimseyi Müslüman yapmamıştır. Kur'an-ı Kerim'in ifadesiyle "Sen tebliğ et" emrini uygulamıştır. Allah'ın emri dışında hareket etmemiştir.
    İslâm dini : "Ey insanlar!" hitabıyla tüm insanlığa davet dinidir.
    Şimdi tekrar konumuza dönelim:
    Peygamber Efendimiz (SAV) Kâbe'nin anahtarlarının getirilmesini ister. Bu görevi bilindiği gibi Hz. Ali'ye verir.
    Dikkat buyurun lütfen. Peygamber Efendimiz (SAV) Kâbe'nin anahtarlarının getirilmesini EMREDİYOR! Anahtarların Hz. Ali tarafından getirilmesini EMREDİYOR!
    Hz.Ali emir üzerine gider, Osman Bin Talhâ'yı bulur. Anahtarları ister. Osman Bin Talhâ anahtarları vermeyi kabul etmez. "Kâbe'nin anahtarlarının yıllardır kendi soylarında olduğunu ve Hz.Muhammed (SAV)'in peygamberliğine inanmadığını" söyler. Hz. Ali ısrar eder. Çünkü 'emri' Peygamber Efendimiz (SAV)'den almıştır. Ne pahasına olursa olsun 'emri' yerine getirmek istemektedir. Hz. Ali, Osman Bin Talhâ'nın elini sıkar, canını yakarak anahtarları zorla elinden alır. (Bu ibareye lütfen dikkat : Elini sıkarak, canını yakarak, zorla!)
    Hz. Ali, anahtarları alarak, Peygamber Efendimiz (SAV)'in yanına gelir. Hz. Peygamber (SAV)'e anahtarları uzatır. Hz. Peygamber Efendimiz (SAV) anahtarları Hz. Ali'den teslim alır.(Bu ibareye dikkat lütfen: Hz.Ali'nin elinden Hz.Peygamber (SAV) teslim alır.) Ve şaşılacak bir şeklide Hz.Ali'ye tekrar anahtarları Hz. Peygamber Efendimiz (SAV) uzatır.( Bu ibareye dikkat: Hz.Ali'den aldığı anahtarları Peygamber Efendimiz (SAV) tekrar Hz.Ali'ye eliyle verir.) ve şöyle buyurur:
    "Ali, bu anahtarları git Osman Bin Talhâ'ya teslim et" der. Hz.Ali şaşırır ve sorar:
    " Ey Allah'ın Resulü (SAV), az önce emrinizle gittim, anahtarları aldım, getirdim size teslim ettim. Şimdi de emrinizle aynı şahsa anahtarları teslim etmemi emir buyurdunuz. Bunun hikmeti nedir ki?" diye sorar.
    Peygamber Efendimiz (SAV) bir çok sahabenin yanında şu ibret verici sözleri söyler:
    "Ya Ali, sen anahtarları yolda bana getirirken, Yüce Allah, dostum Cibril ile bana vahiy gönderdi: " EMANETİ EHLİNE VERİNİZ! "
    Kâbe'nin anahtarları uzun yıllardır Osman Bin Talhâ ve soyundadır. Onlar Kâbe'nin nasıl temizleneceğini, nasıl sahip çıkılacağını çok iyi bilirler. Emanetin ehilleri onlardır. Bu Allah buyruğudur: "Git ve teslim et!" (Şimdi şu ibareye dikkat lütfen: Allah buyruğudur, git ve teslim et! Yani emir Yüce Allah'tandır.)
    Hz. Ali bu emir üzerine hemen geri döner ve Osman Bin Talhâ'yı bulur ve anahtarları eliyle Osman Bin Talhâ'nın eline uzatır.
    Bu sefer şaşırma sırası Osman Bin Talhâ'dadır. Anahtarları alır ve sorar:
    " Ya Ali, az önce anahtarları elimden zorla alan sen değil miydin? Niye geri getirdin?" der.
    Hz.Ali olanları anlatır: "Bu konuyla ilgili Peygamber Efendimiz (SAV)'e Ayet geldiğini, Peygamberimizin (SAV)'de anahtarları geri yolladığını" söyler.
    Osman Bin Talhâ, müşrik iken bu hadise üzerine koşa koşa Peygamber Efendimiz (SAV)'in yanına varır ve Efendimizin (SAV) şahitliğinde Kelime-i Şehadet getirerek Müslüman olur.
    Şimdi olayları kısaca gözden geçirelim:
    Peygamber Efendimiz (SAV), önce kendi emri ile Hz.Ali'ye; " anahtarları getir!" der.
    Hz. Ali Osman Bin Talhâ'nın elinden anahtarları alır ve kendi eliyle Hz. Peygamber (SAV)'in eline verir. Sonra Allah'ın emri ile Efendimiz (SAV) eliyle anahtarları Hz. Ali'nin eline verir. Hz.Ali'de kendi eliyle tekrar Osman Bin Talhâ'nın eline anahtarları verir.
    Yani Allah'ın emri olan " emaneti ehline teslim ediniz! " ayetinin "emri" yerine getirilmiş olur.
    Şimdi gelelim bu konuyu neden anlattığımıza:
    GİZLENEN SIR:
    Hz. Osman Bin Talhâ Kimdir?
    Bütün Arap kaynaklarında Süreyc kabilesinden bahsedilir. Süreyclilerin Orta Asya'dan gelen Türkler olduğu, Arap tarihçilerinin eserlerinde de geçmektedir. "Ubeydullah Türk'tü" derler. Ubeydullah Süreyc kabilesindendir. Bu sülâlenin mesleği kılıç ustalığıdır. Bu aile Orta Asya'dan Anadolu'ya, oradan da Mekke'ye kervanlarla gitmişler ve Mekke'ye yerleşmişlerdir. Tıpkı Selman Farisi örneğinde olduğu gibi. Selman Farisi, İran'dan kalkıp Anadolu'ya gelmiş, burada birkaç yıl kaldıktan sonra Mekke'ye gitmiştir.
    Bu konuda kaynak verecek olursak: 897-960 yıllarında yaşamış olan tabakât bilginlerinden Ebü'l-Ferec el-Isfahânî yazmış olduğu Ağani isimli esrede Sureyclilerden bahseder ve ; " Ubeydullah'ın babası Türk idi." Demektedir. (El Ağani 1.B.245)
    Yine pek çok Arap tarihçisi; Türk kılıçlarını uzun uzun anlatmışlar ve övmüşlerdir. Sureyc'de Mekke'de bir Türk demirci ustasıydı. Kılıç yapmasıyla meşhurdu. Osman Bir Talhâ Sureyc'in torunlarından olup, bu aileye mensuptur. Sureyc kelimesi Arapça'da esserc kelimesinden alınmıştır. Aslında biraz lakabî bir isimdir. Daha sonra es-sureyciyat diye anılmış, manası ise, Sureyc tarafından imal edilmiş kılıçlar demektir. Çarşı ve pazarda kılıçlar bu isimle satılmıştır. O dönemde, herkes bu kılıçlara sahip olmak istemektedir. ( Kaynaklar: Sıhhaül Arabia, Tali.a.attar.Mısır 1956 1.sh. 322; İbn-i Mansur Erbil Fazl Cemaleddin, Risatül Arap Bulak 1300.III. Sh. 122; El Yesui.l.M El Müncid. Sh. 339, Ayrıca bu konuda Prof.Dr.Zekeriya Kitapçı'nın, 'Saadet Asrında Türkler İlk Türk Sahabe Tabii ve Tebea Tabiileri' kitabına bakılabilir.)
    Konuyu fazla detaylandırmadan burada noktalayarak asıl konumuza dönelim.
    Netice itibarıyla; Osman Bin Talhâ Orta Asyalı bir Türk soyundandır. Ve kılıç ustasının torunudur. Peki burada anlatmak istediğimiz nedir?
    Burada anlatmak istediğimiz, Kâbe'nin anahtarları: Allah'ın 'emri', Peygamber Efendimizin (SAV) tatbiki ve Hz.Ali Efendimizin eliyle, Türk olan Osman Bin Talhâ'ya verilmiştir. Bunun manadaki karşılığı, Kâbe'nin anahtarları: KIYAMETE KADAR TÜRKLERDEDİR. (Ariflere)
    Şimdi bilinmeyen bir başka sırrı delilleriyle ortaya koyalım inşallah:
    Peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV)'in; "İlmin şehri bensem, kapısı Ali'dir" sözünü hatırlayınız. Bilindiği gibi Hz. Ali tasavvufta, bir çok tarikatın 'PİRİ' kabul eldir.
    Yani Hz.Ali; Kâbe'nin bilgisini, anahtarlarını TÜRK MİLLETİ'NİN ELİNE VERMİŞTİR. Bu sırrı Allah'ın izniyle ilk defa ifşa ediyoruz.
    MUKADDES EMANETLER VE HZ.OSMAN'IN KILICI
    Bilindiği üzere Mukaddes Emanetler, Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferi sonucunda İstanbul'a getirilmiştir. Bu emanetler içersinde Hz. Osman'ın kılıcı da vardır. Şimdiye kadar bilinen budur.
    Oysa şimdi ilk defa bir gerçeği, Hz. Osman'ın kılıcı ile ilgili gerçeği Allah'ın izni ile açıklıyoruz;
    Hz. Osman'ın, Topkapı Saray'ı Mukaddes Emanetler bölümüne sergilenen bir kılıcı vardır ki, aslında bu kılıç, Yavuz Sultan Selim'in, Mısır Seferi sonucunda getirilen emanetlerle birlikte İstanbul'a gelmemiştir.
    Bu kılıç, daha Osmanlı İmparatorluğu kurulmadan önce, Hz. Osman döneminden, Ertuğrul Gazi'nin eline Şeyh Edebali kanalıyla "kutsal bir işaret" olarak teslim edilmiştir. Şeyh Edebali'nin eline geliş silsilesi ise: Sultan Seyyid Hoca Ahmed Yesevi tarafından onu takip eden halifeleri vasıtasıyla ulaşmıştır; 'bir Allah sırrı olarak'
    Konuyu biraz açalım: Ertuğrul Gazi, Osmanlı İmparatorluğu'nun kurucusu, Osman Bey'in babasıdır. Şeyh Edebali ise, Osman Bey'in kayınpederidir. Osman Bey'in gerçek ismi Orhun'dur. ( Bu isim de ilk defa açıklanmaktadır) Kayı Boyu'nun, o günkü tüm isimlerine baktığımızda, bir tane bile Arap kökenli isim göremezsiniz. Ertuğrul Gazi, Alp Arslan, Konuralp vs…
    Peki Orhun ismi, nasıl olmuş da Osman olmuştur? Osmanlı Tarih araştırmacılarının en çok sordukları ve cevabını aradıkları bu sorunun cevabını inşallah biz verelim:
    İşte bu konuda şimdiye kadar gizlenen sır:
    Şeyh Edebali bizzat Orhun'a : " Bundan sonra senin ismin Osman olsun, soyun bu isimle anılsın" demiştir. Hz. Osman'ın o kılıcının "mânâ sırlarını" Osman Bey'e söyleyerek teslim etmiştir. Sanıldığı gibi bu kılıç, Yavuz Sultan Selim'in Mısır Seferinden dönüşte getirdiği kutsal emanetler içersinde gelmemiştir.
    İşte delili:
    Kılıç ustası Ubeydullah ve Sureyc kabilesinden bahsettik. Ubeydullah Arap ismi taşımasına rağmen Türk'tü.
    Bu kılıcı, bizzat kılıç ustası Türk Sahâbî yapmış Hz. Osman'a hediye etmiştir. Dünya ve Türk tarihinde ilk defa bu konudaki delili sunuyoruz:







    Topkapı Müzesi'nde gidip gördüğünüzde kılıcın üzerindeki KAYI BOYU'NUN işareti dikkatinizi çekecektir. Kayı Boyu'nun damgası kılıç üzerinde durmaktadır. Çıplak gözle net bir şekilde görülmektedir. Çünkü bu kılıcın ustası Kayı Boyun'dandır.
    Kayı Boyu'nu işareti:






    (Türk damgalarının M.Ö. 5000'li yıllarda ortaya çıktığı delilleri ile beraber mevcuttur.Ve burada da Kayı Boyu'na ait damganın benzerine rastlanmaktadır.)

    Hz. Osman'dan, Osman Bin Talhâ'ya geçip, oradan da Hoca Ahmed Yesevî'ye emanet edilmiştir.(Aradaki detayları anlatmıyoruz….)
    Daha sonra bu kılıç, Hoca Ahmed Yesevî silsilesi yoluyla Şeyh Edebali'ye gelmiş ve 'sırları ile beraber' Osman Bey'e teslim edilmiştir.
    Orhun'un Osman olmasının sırrı bu kılıç ile beraberdir. Nitekim, Osman Gazi'nin oğlunun ismi de yine Türk ismi Orhan'dır.
    Kayı Boyu'nun kılıcı; Mekke'de dövülmüş, Hz. Osman'a teslim edilmiş, Hz. Osman'dan Osman Bin Talhâ'ya geçmiş ve Osman Bey'e ulaşmıştır. Yani tekrar Kayı Boyu'na, ait olduğu yere dönmüştür.
    Şimdi bunun izahını bize yapsınlar. Şimdiye kadar, iddia edildiği şekilde bu kılıç Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferinden dönüşte getirilen Mukaddes Emanetlerin içersinde gelmişse, bu kılıcın üzerinde Kayı Boyu'nun işareti ne aramaktadır?
    Horasan Erenleri'nin ve Melâmîlerin Piri, Hoca Ahmed Yesevî'ye selâm olsun!
    Bu sırrı ifşa etmeyi sebep kılan Allah'a hamd olsun!
    Hz. Osman I. Osman
    Osman Bin Talhâ II. Osman
    Osman Gazi III. Osman
    Ya sonrası? ( Bu konuyu şimdilik açmayacağız….)
    Buraya kadar anlatılmak istenilenleri anlayanlara selâm olsun….
    Manaları sezenlere selâm olsun…
    Yüce Allah, İslâm'ın Sancaktarı Türk Milletini, Türk Devletini ve Türk Ordusunu muzaffer kılsın! (AMİN)
    Saygılarımla...

    Oktan KELEŞ
    oktankeles@gmail.com

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajinizi Degistirme Yetkiniz Yok
  •  
 
bitkisel tedavi
   
Bitkisel Tedavi | Dogal Tedavi | Gazete Haberleri | Sikayet Yolla | Tüketici Haklari | Aloe Vera | Nas?l Zayiflarim | Diyet Liste | Bitkisel Tedavi