1. Sayfa - Toplam 3 Sayfa var 123 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 24

Konu: Hazreti Muhammed Türk'tür.

  1. #1
    atoybil
    Guest

    Lightbulb Hazreti Muhammed Türk'tür.







    Hazreti Muhammed soy olarak Türk'tür.


    IşIĞA DOĞRU

    Hazreti İbrahim Sümerli mi?

    06.02.2005
    NAMIK KEMAL ZEYBEK

    SüYLEDİĞİMİ yeniden söylemek istiyorum... En yüce insan olan Hazreti Muhammed, Hazreti İbrahim'in oğlu Hazreti İsmail'in soyundandır.

    Hazreti İbrahim, bir Sümerlidir...

    Sümerler Türk'tür...

    üyleyse, Hazreti Muhammed soy olarak Türk'tür.

    Bunu dedim ve diyorum ki, böylesine yüce bir insanın Türk soylu olmasından kendisini Türk sayan herkes kıvanç ve övünç duyar. Ben de kıvanıyorum ve övünüyorum.

    Peygamberimiz'in, İbrahim Peygamber'in soyundan olduğu konusunda tartışma yok... Sümerler'in Türklüğü'nü ise yazmıştım.

    Bu yazıda ise Hazreti İbrahim'in, Sümerli olup olmadığını incelemek istiyorum.
    Elimde Prof. Dr. Mümin Köksoy'un yazdığı Nuh Tufanı ve Sümerler'in Kökeni adlı eser var. Yeni Avrasya Yayınları'ndan çıktı. Meraklısı için telefon 0.312 4687248..

    Sümerler, ilk Türkler

    KüKSOY Hoca'ya göre, Sümer halkına üdem'den sonra da peygamberler gönderildi. Bunlardan en ünlüsü, Peygamber üdem'in 10. nesilden torunu olan ve Mü 2900'lü yıllarda yaşamış olan Nuh Peygamber'dir. Nuh'un tufandan sonraki hayatıyla İbrahim'e kadar olan çocukları ve torunları, Yukarı Mezopotamya'da yaşamışlardır. Nuh, Sümer ülkesinin şuruppak şehrinde doğmuştur. Best'a (1999) göre Nuh, Sümer şehir devletlerinden birisi olan şuruppak'ın kralıdır.
    Hz. Nuh'un torunları Hz. İbrahim'in önderliğinde adeta göçe zorlanmışlardır. Hz. İbrahim ve yakınları bir süre Harran'da kaldıktan sonra, Filistin'e göç etmiş ve orada İbrahim'in (İbrahimoğullarının) atası durumuna gelmiştir. Bu yönüyle Hz. İbrahim, dünyanın en etkin kültür taşıyıcısı sıfatıyla anılmaktadır.
    Sümerce konusunda araştırma yapan her ülkedeki bilim adamının birleşmiş oldukları en önemli husus, Sümerce'nin Ural-Altay Dil Grubu'na ait olduğu ve özellikle Türkçe ile çok yakın akrabalık ilişkisinin bulunduğudur.

    Ayrıca bilim adamları, Sümerce ile Türkçe arasında bugüne kadar 1000 kadar ortak kelime tespit etmişlerdir. Her geçen gün elde edilen yeni veriler, Sümerler'in ve Türkler'in ilk Türkler (Proto Türkler) diyebileceğimiz ortak bir kökten gelmiş olabileceklerine dair yaygın görüşü destekler niteliktedir.

    M. İhsan Oğuz'dan

    KASTAMONULU büyük bilgin ve mürşit Muhammed İhsan Oğuz'un İslam'da Mübarek Günler ve Geceler adlı kitabından da bir bölümü birlikte okuyalım mı:

    - İsmail Aleyhisselam'ın bu iyi ve soylu eşinden nesli türeyip devam ederek, Peygamberimiz, yegane sığınağımız, Peygamberler'in sultanı ve efendisi Hazret-i Muhammed dünyaya geldi. Peygamberlerin sonuncusu olan şanlı Peygamberimiz, annesi yönünden saf Arap, (tarihin rivayetine göre İbrahim Aleyhisselam Türk olduğundan) babası yönünden de saf Türk neslinden gelmiş olurlar. Bundan dolayı bütün Araplar'ın ve Türkler'in, Peygamberimiz'le övünmeye ve şeref duymaya hakları vardır... (Allah'a hamdolsun.)
    Eklenen Resim Ön Izlemesi Eklenen Resim Ön Izlemesi

  2. #2
    Kainatın efendisinin Türk olması büyük şeref ve onurdur.Ne mutlu bize .Destekliyor ve katılıyorum.

  3. #3
    bozok
    Guest





    Gizlenen Türk Tarihi ve Hazreti Muhammed


    Eğer araştırırsanız Peygamberimizin Türk olduğunu ispat edebilirsiniz

    ATATüRK


    Muharrem Kılıç, Büyük Atatürk'ün bu araştırma isteğinin/buyruğunun izine düşmüş ve bana sorarsanız bir hayli de yol almış. Toplumsal üözüm Yayınları arasından yeni çıkan Gizlenen Türk Tarihi/Hazreti Muhammed adlı kitabını okuyunca vardım bu kanıya.

    Kitabı esas olarak iki bölüme ayırabiliriz. İlk bölümde varlığı Naakal Tabletleri ile ortaya çıkan MU uygarlığının bir Türk uygarlığı olduğu, MU kıtasının o Büyük Tufan la yok olduğunda, bu uygarlığın Uygur Türkleri aracılığı ile dünyanın muhtelif yerlerine saçıldığı iddiası (Aztek, Maya, İnka gibi); sağlam kanıt, bulgu ve bilgilerle berkitiliyor. Sümerler de işte bu Uygurların devamı. üz be öz Türkler ve dilleri de Turani bir dil. Dahası; Türk dili, o zamanlar bütün insanlığın ortak diliydi. (Bu son tespit, Atatürk'ün Güneş-dil Teorisi ni yeniden gündeme sokuyor.)

    İkinci bölümde ise, Hazreti İbrahimin, Musevilerin iddialarının aksine (Kur'an-ı Kerim de bu iddiayı yalanlıyor) Yahudi değil, Sümer asıllı bir Türk olduğu kanıtlanıyor. Muharrem Kılıç Bey, işte tam burada, benim de çocukluğumda Hocalardan bellediğim bir ifadeye dikkati çekiyor: Muhammedin ümmmetinden, İbrahimin milletindenim.

    Aslında Hazreti Peygamber de İbrahimğin milletinden. Muharrem Kılıç Bey, Yüce Peygamberin kısa ve uzun şeceresini de kitabına almış. Bu kitapta bu şecereyi destekleyen ve doğrulayan sayısız delil var. Bunların bir kısmını aktaralım.

    -Hazreti Peygamberi Medineye davet eden Evs ve Hazreç kabileleri Sümer asıllı idiler, Sümerlerin dağılışı sırasında Yemene göçmüşlerdi. Medineye gelişleri daha sonraydı. Akabe biatında Muhammed bizdendir demişlerdi ve Hazreti Peygamber'den Kanınız kanımdır yanıtını almışlardı.

    -Kureyş ileri gelenleri Ebu Talipin yanına gelmişler ve ona; ya yeğenini susturup davasından vazgeçirmesini ya da Türk yurtlarına çekip gitmelerini tavsiye etmişlerdi. Peygamberimizin amcası Ebu Talip, bu tehdit dolu talebe, 94 beyitten oluşan Kaside-i Lamiyye ile cevap verdi. İşte o şiirden bazı bölümler:

    Düşman bizim gücümüze boyun eğip kahroluyor/Halbuki onlar bizim Türk ve Aftalitler kapılarına sığınmamızı isterler/Allahın evine ant olsun ki sizler yalan söylüyorsunuz/İşleri karmakarış etmeden ne Mekkeyi terk/Ne de buralardan Türk yurtlarına gitmeyeceğiz.

    Ebu Talipin bu şiirinde Türkler yanında Aftalitler yani Akhunlar dan söz etmesi oldukça ilginç ve önemli. Demek ki Araplar Hazreti Peygamberğin soyunu sopunu çok iyi biliyorlardı.

    -Hazreti Peygamberin torunu Hazreti Hüseyin'in Kerbela olayından önce Türk yurtlara gitme istei, Yezit tarafından reddedildi, çünkü Hazreti Hüseyin Horasandaki soydaşlarıyla birleşerek tekrar gelecekti.

    -Bir gün Peygamberimiz ashabıyla otururken, bilinmeyen bir dille Ne güzel üzüm dedi. Sahabe anlamayarak Ya Muhammed Arapça konuş dediler. Yüce Peygamber: Durun yakınmayın, ben köküm olan Hz. İbrahimin dili ile konuşuyorum, Arap benden ama ben Arap'tan değilim diye yanıt verdi.

    Bu kitap her Müslüman Türkğün kütüphanesinde olmalıdır. Yazarı ve yayıncıyı yürekten kutlarım.

  4. #4
    bozok
    Guest
    Bu konuyu tartışmadan evvel bilmek istediğim bir şey var: Siz Türk müsünüz?




  5. #5
    bango
    Guest
    Türkiye insanı(toplumu) komplekslidir bu yazıdan bunu çıkardım hepiniz aciz garibanlarsınız.

  6. #6
    anau
    Guest
    Evet Hz ibrahim ne arap, ne yahudi o bir Sümerli yani bir Türk ve tabii ki bütün peygamberlerde Türk soyundandır.Sen Osmanlı olduğunu söylüyorsun.Osmanlı Bankasınin da adı Osmanlı idi ama sahibi yahudi.Bu ülkede yaşayanların çoğu Türklüğünden utanan mahluklardır.Almanyada kaldım 29 sene adamalr Alman olmakla gurur duyarlar.İranlılar kendilerinden başklarını küçük görür ve kendilerini büyük görürler.Yunanlılarla çalıştım 20 sene adamlar kendilerini dünya medeniyetini merkezi zannederler.ülkemizde yetişen bazı gafiller daha hangi milletten olduklarının şuurunda değiller.

  7. #7

    Hazreti muhammed arap değildir…hz muhammed türktür

    HAZRETİ MUHAMMED ARAP DEĞİLDİR…

    Aralık 3, 2011

    arap hayranı “muaviye dini” mensuplarının araştırmaktan, bahsetmekten, dile getirip tartışmaktan çekindiği tarihi gerçek…tabii ki bilimsel olarak bunu kanıtlamamız imkansız.
    ama tüm insanlığa armağan edilen, tüm insanlık için peygamberlik bahşedilen bir kişinin arap milliyetçilerinin tekelinde olması ve bu konunun bir tabu olması ise islam’ın siyasete alet edilmesi ve amacından sapmasının günümüze yansımasıdır.
    konuşmayın,
    sormayın,
    sorgulamayın,
    yorum yapmayın…
    muaviye dini’nin müminlerden talebi budur. körü körüne itaat…
    günümüz ehli sünnet islam dünyası’nın büyük bir yanılgı içinde olduğuna, ibadetlerini dahi hz muhammed’in sünnetlerinden farklı yaptıklarına ve islamiyet’i siyasete alet ettiklerine daha önceki yazılarımızda değinmiştik.
    (bkz: muaviye gibi değil muhammed gibi ibadet etmek/@protest sanayici)
    (bkz: türkçe ibadet/@protest sanayici)
    hazreti muhammed’in soyu…
    hz muhammed’in soyu mekke’nin haşimioğulları sülalesinden gelmektedir.
    bilindiği üzre haşimi’ler islamiyetten önce kabe’nin muhafızlığını yapan sülaledirler.
    hz muhammed’in dedesi abdülmuttalip’in babası haşim bin abdimenaf bir “kabe muhafızı“ydı…
    peki ya kabe’yi kimler muhafaza ediyordu? ya da bu kut’lu göreve tayin edilenler kimlerdi?
    tarih öncesi çağlardan beri kutsal sayılan bu bina bir sümer rahibi olan hz ibrahim tarafından onarılmış, tamir edilmiş, birtakım kaynaklara göre inşa edilmişti. ibrahim sonrası kabe’yi koruma ve kabe’den sorumlu olma vazifesi de hep ibrahim soylu sülalelere verilmişti…
    yani, kabe’yi koruyanlar ibrahim soyundan geldiğine göre, bir kabe muhafızı olan hz muhammed’in büyük dedesi haşim bin abdimenaf arap değildi diyebiliriz…

    kabe muhafızlığı çok önemliydi…
    o dönemin arap dünyasında(cahiliye dönemi) kabe hem dini, hem de ticari açıdan fevkalade önem talıyordu. mekke’nin iki büyük sülalesi de bu fevkalade önem arzeden binaya muhafız olmak ve o’nun nimetlerinden nasiplenmek için kıyasıya mücadele ediyordu.
    haşimiler ve umeyye oğulları yani bildiğimiz emeviler…
    lakin iki gurup arasında önemli bir fark vardı.
    haşimiler kabe’nin ilahi yönü ile alakadar olup bu vazifeyi inançları gereği yerine getirirken emeviler kabe’nin getirilerinden faydalanmanın peşindeydi…
    emevilerin kabe’nin muhafızlığına talip olması üzerine bir hakem heyeti tayin edilerek haşim bin abdimenaf ile emevilerin reisi ümeyye bin abdişems arasında bir “şeref müsabakası” tertip edilir. seçilen hakem heyeti bu müsabakada haşim’i üstün ilan ederek, umeyye bin abdişems’i tazminat ödemeye ve mekke’den uzaklaştırmaya karar verir. umeyye bin abdişems’de bunun üzerine mekke’yi terk eder ve daha sonraki yıllarda emevi hanedanının temellerinin atılacağı şam’a yerleşir.
    ne ilginçtir ki bir hakem olayı ile başlayan haşimi-emevi düşmanlığı yaklaşık 150 yıl sonra bir başka hakem olayı ile iyice alevlenecek, hakem kararı ile şeref müsabakası’nı kaybeden umeyye bin abdişems’in intikamını, haşimioğlu hz ali’den halifeliği hakem kararı ile alan muaviye alacaktır. bu tarihten sonra ise kabe muhafızlığı ve halifelik bir daha haşimi soyuna, yani hz muhammed’in soyuna nasip olmayacaktır…
    bugün kendilerine peygamber akrabalığı yükleyerek “haşimi” sıfatını taşımaya çalışan hain suud ve şerif hüseyin’in soylarının haşimilerle kesinlikle bir alakaları yoktur. onlar da muaviye soyundan gelmektedir…
    haşimilerin yardımcısı sureycliler…
    haşimilerin bu önemli muhafızlık vazifesinde en önemli yardımcıları, yine kendileri gibi ibrahim soyundan gelmekte olan bir başka kabile olan sureycliler‘di…savaş sanatlarında usta olan, demircilikte ve özellikle kılıç yapımında usta olan bu insanlar emeviler’in en fazla çekindiği, diş geçiremediği guruptu.
    sureycliler hz ibrahim’in kantura isimli hatunla evliliğinden türemiş bir topluluktu…
    hz muhammed’in de işte bu kantura-kanturaoğulları ile ilgili bir hadisi de mevcuttur;
    “Kantura Oğullarına ilişmeyiniz. Mürüvvet, nimet ve saltanat onların olacak…”
    Arap kaynaklarında hz muhammed ve Ailesine “Arab-ı Müstağribe” denilmektedir. Yani “Garip Arap, Yabancı Arap, sonradan Araplaşan” manalarına gelmektedir. Yine hz muhammed bir başka hadisinde; “Ben Arabım, Arap benden değil” derken, bir bakıma “Arab-ı Müstağribe” olduğunu kendisi beyan etmiştir…
    hz muhammed doğduğunda, gençliğinde ve islamiyetin ilk yıllarında da kabe muhafızlığı hep bu sureyclilerde olmuştur. ben-i umeyye emeviler kabe’nin ticari niteliklerinden yararlansa da islam’ın baş düşmanı ebu sufyan ve emeviler hiçbir zaman kabe’yi tamamen kendi inisiyatiflerine alamamışlardır. işte emevilerin arap olmayanlara karşı takındıkları faşizanca tutumun asıl kaynağı budur. emeviler bu yüzden arap olmayan müslümanları “mevali” yani köle olarak tanımlamış(mevali kelimesinin tam karşılığı kast sistemindeki paryadır bu yüzden köleden daha hakir bir hakaret kelimesidir) ve kendi kontrollerindeki islam devletinde bu mevali olarak yaftaladıkları unsurların görev almalarını engellemiş ve hatta imamlık dahi yapmalarına yasak getirmişlerdir…
    oysa hz muhammed arap olan-arap olmayan diye bir ayrımda hiç bulunmamış, islamiyetin tüm insanlığa ait olduğunu özellikle vurgulamıştır.
    kabe’nin anahtarı;
    11 ocak 630 senesinde islam orduları ve hz. muhammed mekke’yi feth etmiş sıra kabe’ye girilip kabe’nin putlardan temizlenmesine gelmiştir.
    müslümanlar ve sahabe kabe’nin önünde toplanmış bu tarihi ana şahit olmak üzeredirler. lakin kabe’nin kapısı kilitlidir ve anahtarı osman bin talha isimli zattadır.
    bunun üzerine hz muhammed hz ali’den gidip anahtarı alıp gelmesini ister.(ne şekilde olursa olsun)
    hz ali bunun üzerine osman bin talha’nın yanına giderek anahtarı ister, o anda müslüman olmayan osman bin talha anahtarı vermek istemez, bunun üzerine hz ali osman bin talha’nın elini sıkarak cebir kullanarak anahtarı elde eder ve hz muhammed’e götürür.
    lakin hz muhammed ali’den anahtarı tekrar osman bin talha’ya teslim etmesini ister. herkes şaşırmıştır, zira allah tarafından peygamber’e o anda vahiy gelmiş, “emaneti ehline veriniz” buyrulmuştur.
    bunun üzerine hz ali anahtarı tekrardan osman bin talha’ya iade eder ve olanları anlatır. bunun üzerine osman bin talha kelime-i şahadet getirerek müslüman olur ve kabe’nin anahtarını rızasıyla hz muhammed’e teslim eder.
    kabe’nin anahtarı uzun zamandır osman bin talha ve soyunda durmaktadır, peki kimdir bu insanlar?
    işte o dönem kabe muhafızlığı yapan osman bin talha da bu arap olmayan süreyc kabilesindendir…
    sureyc kabilesi kayı oymağı ile akraba mı?
    sureycliler’in demir işçiliğinde usta olduğundan bahsetmiştik. işte bu sureyclilerin kabe muhafızı osman bin talha’nın kılıcı bugün topkapı müzesinde kutsal emanetler dairesinde hz osman’ın kılıcı olarak sergilenmektedir;

    kılıcın üzerinde kayı boyuna ait “tamga” gayet açık şekilde görülebilmektedir.
    peki umeyye oğullarından olan halife osman kılıca nasıl sahip oldu? burası muamma. ama burada bir kut kavramı var. emeviler kendilerini bu vesile ile haşimi ve kabe muhafızı olarak tanıtmışlar, islam dünyasına bu vesile ile hakimiyetlerini kabul ettirmeye çalışmışlardır.
    fakat kabe’nin anahtarı gibi kılıç da ehline dönmüş, yüzyıllar içerisinde yeniden kut’lu kayı’lara geçmişti…
    kılıç kabe muhafızı osman bin talha’dan halife osman’a geçip, emevileri takiben abbasi iktidarındaki türk etkisi ile birlikte Hoca Ahmed Yesevî’ye emanet edilmiştir. Daha sonra bu kılıç, Hoca Ahmed Yesevî silsilesi yoluyla, Şeyh Edebali‘ye gelmiş ve ‘sırları ile beraber’ Osman gazi’ye(othman) teslim edilmiştir.
    emeviler haşimilere ve sureyclilere o derece kin beslemişlerdir ki, iktidarı tamamen ele geçirdiklerinde islamiyet’in ve muhammed’in öğretilerini değiştirmiş, kendilerine uyarlamışlardır. emevilerin yaptığı bu oyuna sonra gelen iktidarlar da ortak olmuş ve muhammed ümmeti günümüzde dahi gerçek islamiyeti yaşamayıp onun yerine ebu süfyan ve muaviye’nin dikte ettiği islamiyeti yaşar hale gelmişlerdir.
    arap milliyetçisi emeviler ve onların dinine mensup olanlar değiştirse de, tarihe gömse de haşimioğulları ve hz muhammed arap değildir. muhammed’in yegane vasisi hz ali’dir. muhammed’in 4 gözde sahabesi hz ali, selman-ı farisi, mikdat ve ebu zerr’dir…ve bu gözde gerçek müslümanların hiç biri arap değildir ve hepsi de emevilece katledilmiştir…
    emevilerin haşimi-sureyclileri tasfiye harekatının ilk ayağı hz muhammed’in ölümünün hemen sonrasında emevilerin desteklediği ebubekir’in halife seçilmesidir.
    ifk hadisesi islam dünyasının ilk kez kutuplara ayrıldığı olaydır.
    neticesinde yapılan kulislerle birlikte ebubekir illegal bir şekilde islam halifesi olmuştur. illegal bir şekilde olmuştur zira hz muhammed vefatından önce ve bu aldatma-aldatılma olayı henüz yaşanmamışken kendisinden sonra islam site devleti‘nin başına hz ali’nin geçmesi gerektiğini bizzat söylemiş, ve hz ali’ye;
    “Sen bana oranla Harun’un Musa’ya oranla sahip olduğu mevkiye sahipsin. ancak benden sonra peygamber gelmeyecektir.”
    demiştir.
    pek tabi hz ali’ye verilen bu müjde ebubekir’in kulağına gitmiş ve bu tarihten sonra ebubekir hz ali’nin halifeliğini engellemek maksatlı elinden geleni yapmıştır.
    9 yaşındaki kızı ayşe’yi hz muhammed’e vererek o’nunla akraba olması da ebubekir’in ve emeviler’in bu siyasi manevralarından biridir…
    ayşe hatun’da babasının izinden gitmiş, hz ali aleyhine hep kulis faaliyetlerinde bulunmuş o’nun halifeliğini tanımamış ve camel vakası adlı olaydan bildiğimiz üzre hz ali ile savaşmış, o’na yenilmesine rağmen faaliyetlerine ara vermemiş, neticesinde akrabası olan muaviye‘ye destek vererek halifeliğin yeniden haşimiler’den umeyye oğulları’na geçmesinde aktif rol oynamıştır…
    ebubekir halife seçildikten sonra “peygamber in sünnetlerine ısınamıyorum” diyerek emeviler’in nihayi hedefi hakkında aslında ipuçları vermiş, islamiyetin hz muhammed öğretilerinin dışında bir hal alacağını açıkça ortaya koymuştur.
    tüm bunlar aslında ebu sufyan denilen kişinin islamiyete hakim olma çabasıdır.
    zira ebu sufyan ve bağlı olduğu umeyye oğulları (bkz: emeviler) islamiyetten evvel de mekke’nin yöneticileri ve tüm arabistan’ın en etkili isimleriydi…
    lakin hz muhammed’e nebilik bahşedilip islamiyet kitleler üzerinde etkili oldukça umeyye oğulları nüfuzlarını kaybettiler, peygamber sülalesi kut’lu haşimiler araplar arasında daha efdal konuma yükseldi…
    işte islamiyet’in baş düşmanı ebu sufyan bu tehlikeyi önceden sezinledi ve islamiyete geçti. ama islam düşmanlığı, emevi milliyetçiliği hep gizliden gizliye sürdü.
    hz muhammed’den sonra ilk halife olarak umeyye oğullarının akrabası ebubekir seçildi, sonra ömer, daha sonra ise yine umeyye oğullarından osman bin affan…
    iktidar hep umeyye oğullarında kalmış, hz ali’nin halife olması ve umeyye oğullarından olan valileri görevden almasıyla islam dünyasına hakim olma planları bir süre suya düşmüş, daha sonra türlü ayak oyunlarıyla ebu sufyan’ın oğlu muaviye halifeliği ele geçirmiş ve islam dünyasında bir daha peygamber soyu olan haşimiler iktidara gelememiştir…
    işte muhammed’in büyük dedesinden beri süregelen haşimi-emevi kavgası ışığında peygamber hadisleri ile arap aldatmacası ve hz muhammed’in arap olmadığının vesikası.
    bakın hz muhammed türktür falan demedim…böye bir iddiam da maksadım da yok. ama şunu çok iyi biliyorum ki islam dini’nin peygamberi hain arap ırkı ile aynı milliyetten O-LA-MAZ…

  8. #8
    Hz. MUHAMMED TÜRK Müdür? - Ömer Sağlam


    Hz. Muhammed’in Arap olmadığı kesindir. Zira onun soyu, aslında Arap olmamakla birlikte sonradan Araplaşan bir etnik kökene dayanmaktadır. Böyle olduğu için onun soyuna “Araplaşan Arap” ya da “Sonradan Araplaşan” anlamında “Arab-ı Müsta’ribe”, ya da “Arab-ı Mütearribe” denilmektedir. Bu görüş, hemen bütün bilimsel kaynakların benimsediği ortak bir görüştür(1). O zaman akıllara gelecek ilk soru “O halde Hz. Muhammed’in etnik kökeni nedir?” sorusudur.


    Bu soruyu Columbia Üniversitesi Eski öğretim üyelerinden Ord. Prof. Dr. Reha Oğuz Türkkan ve eski bakanlardan Namık Kemal Zeybek’e sorarsanız hiç düşünmeden “TÜRKTÜR” cevabını alırsınız. Çünkü her ikisi de bu konudaki görüşlerini Türk ve Dünya kamuoyu ile paylaşmış durumdalar. Adı geçenler, bu konudaki görüşlerini genelde Hz. İbrahim’in Sümerli, Sümerlerin de Türk olmasına dayandırmaktadırlar.


    Namık Kemal Zeybek, bu konudaki görüşünü “Halka ve Olaylara Tercüman” gazetesinin 6.2.2005 tarihli sayısında bulunan “Hazreti İbrahim Sümerli mi?” başlıklı yazısında net bir şekilde ortaya koymuştur. Söz konusu yazısında şöyle diyor Namık Kemal Zeybek; “...En yüce insan olan Hazreti Muhammed, Hazreti İbrahim’in oğlu Hazreti İsmail’in soyundandır. Hazreti İbrahim, bir Sümerlidir... Sümerler Türk’tür... Öyleyse, Hazreti Muhammed soy olarak Türk’tür. Bunu dedim ve diyorum ki, böylesine yüce bir insanın Türk soylu olmasından kendisini Türk sayan herkes kıvanç ve övünç duyar. Ben de kıvanıyorum ve övünüyorum.”


    Dün (10.05.2009) akşam Haber-Türk TV. kanalında yayınlanan “TEKE TEK” programının konuğu Ord. Prof. R.Oğuz Türkkan idi. Fatih Altaylı ve Murat Bardakçı’nın sorularını yanıtlayan Reha Oğuz Türkkan’a kalırsa bu dünyadaki herkes, bu arada Hz. Muhammed de Türk’tür. Program sunucularının bu anlamdaki sorusuna hiç düşünmeden “EVET” cevabını verdi çünkü. Tarihçi Murat Bardakçı da kafasıyla hocayı tasdik etti. Reha Oğuz Türkkan, sadece Hz. İbrahim’i ve onun soyundan geldiği söylenen Hz. Muhammed’i Türk yapmakla kalmadı, ünlü fizikçi Albert Einstein’i de Türk yaptı. Reha Oğuz Türkkan’a göre Einstein, Yahudi dinine mensup Hazar Türkü. Ayrıca ona göre; Rönesans’ın öncüleri olan Leonardo Da Vinci, Rafael ve diğer Floransalı sanatkârlar da Türkoğlu Türk’tür! Zira Floransa’nın bulunduğu bölge, Etrüsk medeniyetinin egemen olduğu bölgedir ve Etrüskler de Türk kökenlidir. E o zaman tabiatıyla Avrupa rönesansının Floransalı önderleri de Türk’tür. Ünlü yazar Arthur Koestler’in de bu görüşte olduğunu söyledi Reha Oğuz Türkkan.


    Öte yandan Arthur Kostler’in “13.Kabile” adlı araştırmasında Aşkenaz Yahudilerinin tarih sahnesinden silinmiş olan Hazar Türkleri olduğu savını ortaya attığı, bu savın bilimsel çevrelerde halen tartışma konusu yapıldığı biliniyor(2). Albert Einstein’in ise Yahudi olduğu zaten bilinen bir gerçek. Reha Oğuz Türkkan’ın, “Einstein Türk’tür” iddiası da muhtemelen Aşkenaz Yahudileri’nin Yahudi Hazar Türkleri olduğu savı etrafında değerlendirilen bir iddiadır.


    Ord. Prof. Reha Oğuz Türkan’ın, 1944 yılındaki ünlü “Türkçülük-Turancılık” davasında yargılananlardan olduğunu ve tüm hayatını hemen hemen bu konuya adadığını, Namık Kemal Zeybek’in de genelde bu terbiye ile yetiştiğini düşünürsek, onların ileri sürdükleri iddialara şüphe ile bakmamız kaçınılmazdır. Dolayısıyla bu gibi adamlar, mensubu olduğu milleti yüceltmek için ellerinden gelen her şeyi yapacaklardır. Bu yüceltme işinin içine, Hz. İbrahim gibi insanlık tarihinin mümtaz bir şahsiyeti ve Peygamberlerin sonuncusu Hz. Muhammed’i kendi milletine mensup olarak göstermek de dâhildir. Dolayısıyla, bu tür şahsiyetlerin iddialarına biraz “Hissi” nazarıyla bakılması kaçınılmazdır.


    Bundan birkaç ay öncesiydi; ilahiyat profesörü M. Saim Yeprem’e Namık Kemal Zeybek’in iddialarını sorduğumda, hocanın bana verdiği cevap şu oldu: “Geçenlerde Kendisiyle bir uçak yolculuğu yaptık. Bu konuda aramızda küçük bir tartışma geçti. Kendisine şu Arap atasözünü söyledim; -Zekeri küçük olanlar, dedelerinin zekerinin büyüklüğü ile övünürmüş!-“.


    Ancak biz konuya Prof. Dr. M. Saim Yeprem gibi toptan retçi bir anlayışla yaklaşma niyetinde değiliz. Çünkü Hz. İbrahim ile Türkler’i, dolayısıyla Türklerle Hz. Muhammed’i yan yana getirmeye çalışan başka ciddi araştırmalar da bulunmaktadır. Bu konuda çalışma yapanlardan birisi de Prof. Dr. Zekeriya Kitapçı’dır. Prof. Dr. Zekeriya Kitapçı, “Hz. Peygamber’in Hadislerinde Türkler ve Türklerle İlgili Hadislerin Ortaya Koyduğu Yeni Hikâyeler” isimli kitabında ciddi hadis kaynaklarının taranmasıyla elde edilmiş birçok hadise yer vermiştir. Hz. Peygamber’in bu hadislerinde Türkler’den daha çok “Kantura Oğulları” anlamında “Benî Kantura” olarak bahsedilmektedir. Bu konudaki iddialardan birisi, Türkler’in, Hz. İbrahim’in, “Kantura” isimli hatunla evlenmesinden türedikleri konusundaki iddiadır. Bu anlamda Türklerle Hz. Muhammed, amcazade oluyorlar. Yani yakın akraba! Ancak bize göre; Türkler’in Hz. İbrahim’in “Kantura” isimli kadınla evlenmesinden türemesi değil, Hz. İbrahim’in “Kantura” isimli bir Türk kızıyla da evlenmiş olduğu iddiası çok daha akla yatkın gözüküyor. Peki; gerçekte Hz. İbrahim “Kantura” isimli bir bayanla evlenmiş midir ve “Kantura” gerçekten de Türk müdür? Bilmiyoruz. Ancak Tevrat’ta Hz. İbrahim’in “Ketura” isimli bir kadınla evlendiğinden bahsedilmektedir. Bu “Ketura” ismi, muhtemelen bazı kaynaklara “Kantura” olarak geçmiş bulunmaktadır.


    Hz. İbrahim’in Türklüğü meselesine gelince: Onun Türklüğü tamamen Sümerli oluşuyla alakalı bir konudur. Hz. İbrahim’in arkeolojik buluntularla da desteklenen(3) Tevrat kaynaklı hayat hikâyesine bakılırsa; onun hemen bütün hayatının Sümerlerle Hititler’in egemen olduğu bir coğrafyada geçtiği görülür. Zira o, Sümerler’in hakim olduğu Güney Mezopotamya’daki Ur şehrinde doğmuş, sonra babası ve kardeşleriyle birlikte Mezopotamya’nın Hititler’in egemen olduğu kuzey kısmındaki Urfa (Harran) şehrine gelerek oraya yerleşmiş, oradan Filistin ve Mısır’a kadar gitmiş, sonra geri dönerek bugünkü Filistin topraklarına yerleşmiştir. Hayatı incelendiğinde, Hz. İbrahim’in bir ayağının sürekli bugünkü Urfa (Harran) civarında olduğu görülür. Zira babası Azer (Terah) orada ölmüş. Kardeşi Nahor ise yine orada hayat sürmüştür. Hz. İbrahim oğlu İshak’ı ısrarla Urfa’daki akrabalarının kızlarından birisiyle evlendirmek istemiş ve bu yüzden kardeşi Nahor’un kızı Rebeka’yı oğlu İshak’a eş olarak almıştır. Yani içlerinde yaşadığı toplum olan Arap ısıllı Filistinlilere hiçbir şekilde itibar etmemiş, böylece kanlarının bozulmasına müsaade etmemiş, soya önem vermiştir.


    Hz. İbrahim’in hayat hikâyesine ve yaşadığı coğrafyaya bakılınca onun aynı zamanda bir tüccar olduğunu söyleyenler vardır. Bu görüştekilere göre; onun Sümerlerin egemen olduğu Güney Mezopotamya’dan kalkıp, Kuzey’de Hititlerin (ya da Hattilerin) hâkimiyet sahası olan Kuzey Mezopotamya’ya yani Anadolu topraklarına gelmesi, oradan da Suriye, Filistin ve Mısır’a kadar gitmesi, zaman zaman da bir ticaret merkezi olan Mekke’ye kadar yolculuklar etmesi, tamamen onun bir tüccar olmasıyla açıklanmaktadır. Bu görüştekilere göre; o, aynı zamanda canlı hayvan ticareti yapan ve bu sebeple sürü sahibi de olan bir tüccardır. Tevrat’a göre; Filistin’de, Hititli Efron’dan, ölen eşine mezar yapmak için içinde bir mağarası (Makpela Mağarası) da bulunan tarla satın alması ve satın alma işleminin tamamen Hitit kanunlarına göre cereyan etmesi, Hititler’in o devirde Filistin bölgesinde de egemen olduklarını göstermektedir. Bu egemenlik, bizzat olabildiği gibi, vassallık şeklinde de olabilir. Ancak, Efron isimli bir Hititli’nin, Filistin’de satabileceği topraklarının bulunması, bu egemenliğin, vassallıktan öte, doğrudan işgal ve fetih anlamında bir hâkimiyet olduğunu gösteriyor.


    Netice olarak; Hz. İbrahim’in peygamberlikten önce ve peygamberliği sırasında ticaretle uğraştığı(4) ve mallarını ve sürülerini satmak için birçok memleket dolaştığını söyleyebiliriz. Ayrıca onun doğup büyüdüğü toprakların Sümer hâkimiyetinde, seyahat ettiği, hayatının büyük bölümünü yaşadığı ve öldüğü toprakların da Hitit hâkimiyetinde olan topraklar olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış durumdadır(5). Şimdi bilimsel yönden kanıtlanması gereken, daha doğrusu kanıtlanması yönünde ciddi sonuçlara ulaşılmakla birlikte uluslar arası bilim çevrelerince kabul edilmesi gereken husus, Sümerlerin ve Hititler’in Türk kökenli olduklarının kesin bir şekilde ortaya konulmasıdır. Bu takdirde; soyunun Hz. İbrahim’e dayandığı söylenen Hz. Muhamed’in Türk soylu olduğu konusunda da çok ciddi bir adım atılmış olacaktır.


    Şimdi denilecektir ki; Hz. İbrahim’in Sümer veya Hititlerin egemen olduğu coğrafyada yaşamış ve ölmüş olması, onun Sümerli veya Hititli olduğunu göstermez. Bu bakımdan Sümerlerin ve Hititler’in Türk oldukları kanıtlansa bile Hz. İbrahim’in Türk olduğu söylenemez. Doğrudur; söylenemez. Ancak bu iddia, en az 72 milyonluk Türkiye’de kendisini Türk hisseden bir insana, “Hayır Türk değildir” demek kadar abes bir iddia olur. Sümerlerin Ur şehrinde doğan, kimilerine göre bu şehrin rahibi olacak kadar, kimilerine göre, saygın ve büyük bir tüccar olacak kadar toplumda tebarüz eden, daha sonra da Sümer ve Hitit topraklarında tevhid dinini yaymakla görevli bir insanı, o toplumların birer mensubu saymamak akılcı ve bilimsel değildir. Arapların arasında yaşadığı için Arapça konuşmak zorunda kalan ve Arapça gelen bir vahyi ilk olarak Araplara tebliğ ettiği için Hz. Muhammed’e “Arap” denildiği biliniyor. Böyle olunca; Sümerlerin ve Hititler’in arasında yaşadığı için Aramice, İbranice veya Süryanice konuşmak zorunda kalan ve kendisine muhtemelen bu dillerden birisinde gelen vahyi, bu dillerden birisini kullanarak tebliğ eden Hz. İbrahim’i, “Sümerli” veya “Hititli” saymamak, ikiyüzlülüğün tam da daniskası olacaktır. Tıpkı Sümerli veya Hititli olan Hz. İbrahim’in soyundan geldiği söylenen Hz. Muhammed’e “Arap” demenin abesle iştigal etmek olduğu gibi...


    11 Mayıs 2009


    Ömer Sağlam

  9. #9

    Hazreti Muhammed soy olarak Türk'tür.




    Hazreti Muhammed soy olarak Türk'tür.


    IşIĞA DOĞRU

    Hazreti İbrahim Sümerli mi?

    06.02.2005
    NAMIK KEMAL ZEYBEK

    SüYLEDİĞİMİ yeniden söylemek istiyorum... En yüce insan olan Hazreti Muhammed, Hazreti İbrahim'in oğlu Hazreti İsmail'in soyundandır.

    Hazreti İbrahim, bir Sümerlidir...

    Sümerler Türk'tür...

    üyleyse, Hazreti Muhammed soy olarak Türk'tür.

    Bunu dedim ve diyorum ki, böylesine yüce bir insanın Türk soylu olmasından kendisini Türk sayan herkes kıvanç ve övünç duyar. Ben de kıvanıyorum ve övünüyorum.

    Peygamberimiz'in, İbrahim Peygamber'in soyundan olduğu konusunda tartışma yok... Sümerler'in Türklüğü'nü ise yazmıştım.

    Bu yazıda ise Hazreti İbrahim'in, Sümerli olup olmadığını incelemek istiyorum.
    Elimde Prof. Dr. Mümin Köksoy'un yazdığı Nuh Tufanı ve Sümerler'in Kökeni adlı eser var. Yeni Avrasya Yayınları'ndan çıktı. Meraklısı için telefon 0.312 4687248..

    Sümerler, ilk Türkler

    KüKSOY Hoca'ya göre, Sümer halkına üdem'den sonra da peygamberler gönderildi. Bunlardan en ünlüsü, Peygamber üdem'in 10. nesilden torunu olan ve Mü 2900'lü yıllarda yaşamış olan Nuh Peygamber'dir. Nuh'un tufandan sonraki hayatıyla İbrahim'e kadar olan çocukları ve torunları, Yukarı Mezopotamya'da yaşamışlardır. Nuh, Sümer ülkesinin şuruppak şehrinde doğmuştur. Best'a (1999) göre Nuh, Sümer şehir devletlerinden birisi olan şuruppak'ın kralıdır.
    Hz. Nuh'un torunları Hz. İbrahim'in önderliğinde adeta göçe zorlanmışlardır. Hz. İbrahim ve yakınları bir süre Harran'da kaldıktan sonra, Filistin'e göç etmiş ve orada İbrahim'in (İbrahimoğullarının) atası durumuna gelmiştir. Bu yönüyle Hz. İbrahim, dünyanın en etkin kültür taşıyıcısı sıfatıyla anılmaktadır.
    Sümerce konusunda araştırma yapan her ülkedeki bilim adamının birleşmiş oldukları en önemli husus, Sümerce'nin Ural-Altay Dil Grubu'na ait olduğu ve özellikle Türkçe ile çok yakın akrabalık ilişkisinin bulunduğudur.

    Ayrıca bilim adamları, Sümerce ile Türkçe arasında bugüne kadar 1000 kadar ortak kelime tespit etmişlerdir. Her geçen gün elde edilen yeni veriler, Sümerler'in ve Türkler'in ilk Türkler (Proto Türkler) diyebileceğimiz ortak bir kökten gelmiş olabileceklerine dair yaygın görüşü destekler niteliktedir.

    M. İhsan Oğuz'dan

    KASTAMONULU büyük bilgin ve mürşit Muhammed İhsan Oğuz'un İslam'da Mübarek Günler ve Geceler adlı kitabından da bir bölümü birlikte okuyalım mı:

    - İsmail Aleyhisselam'ın bu iyi ve soylu eşinden nesli türeyip devam ederek, Peygamberimiz, yegane sığınağımız, Peygamberler'in sultanı ve efendisi Hazret-i Muhammed dünyaya geldi. Peygamberlerin sonuncusu olan şanlı Peygamberimiz, annesi yönünden saf Arap, (tarihin rivayetine göre İbrahim Aleyhisselam Türk olduğundan) babası yönünden de saf Türk neslinden gelmiş olurlar. Bundan dolayı bütün Araplar'ın ve Türkler'in, Peygamberimiz'le övünmeye ve şeref duymaya hakları vardır... (Allah'a hamdolsun.)

  10. #10

1. Sayfa - Toplam 3 Sayfa var 123 SonuncuSonuncu

Benzer Konular

  1. Munzur kutsalsa Türk'tür
    By bozok in forum Türk Dünyası
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11-22-2009, 08:54 PM
  2. Hazreti Muhammed, Atatürk
    By maturidi in forum Ya TURAN, Ya ÖLÜM
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 10-22-2006, 08:15 PM
  3. Atatürk ve Hz. Muhammed
    By maturidi in forum Ya TURAN, Ya ÖLÜM
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 02-23-2006, 12:26 PM
  4. M. Kemal''in Hz. Muhammed
    By türükbil in forum Önemli Kitaplar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12-30-2005, 02:15 PM
  5. Hangi Muhammed?
    By atoybil in forum islam
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08-27-2005, 08:05 PM

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajinizi Degistirme Yetkiniz Yok
  •  
 
bitkisel tedavi
   
Bitkisel Tedavi | Dogal Tedavi | Gazete Haberleri | Sikayet Yolla | Tüketici Haklari | Aloe Vera | Nas?l Zayiflarim | Diyet Liste | Bitkisel Tedavi