2. Sayfa - Toplam 3 Sayfa var BirinciBirinci 123 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 11 ile 20 ve 24

Konu: Hazreti Muhammed Türk'tür.

  1. #11
    İlk Müslüman Türkler Süreyciler ve Hz. Osman'ın Kılıcındaki Sır
    Kadim Türk Boylarından biri olan Kayı Boyu, İslam ile şereflenen ilk Türk’ler olmuş, Kâbe’nin Kayyımlığı vazifesini 1400 yıl boyunca taşımış ve Peygamber Efendimize (s.a.v.) Kabe’nin kapılarını açmış, Hz. Osman’a üzerine Kayı Boyunun damgasını vurduğu kılıcı hediye etmiş, bu kılıç 12 İmam ve Altın Silsile yoluyla Şeyh Edebali’ye, ondan da yine Kayı Boyu’nun hükmettiği Osmanlı Devletine ve devletin kurucusu Osman Bey’e ismini nakşetmiştir.
    İlk Müslüman Türk sülalesi “Süreyciler”. Bu bulgu, esasında yüzlerce yıldır gözlerimizin içerisine bakıyor ve bu koca gerçeği haykırıyordu. Türk-İslam tarihinin satır başı olacak, Türklerin İslam dinine ne denli büyük ve önemli hizmetleri olduğunu kavramamızı sağlayacak bu tarihi tespit, İlk Türk Sahabeler olan Süreycileri karşımıza çıkartıyor.

    Oğuzların Bozok kolundan olan Kayı Boyu’nun bir kolu, 500’lü yıllarda Ak Hun İmparatorluğu döneminde yaşayarak Ak Hunların yıkılmasından sonra ticaret yolları üzerinden göç edip Mekke’ye ulaşmış, burada yerleşerek Süreyc kabilesini kurmuş ve kadim Türk Mesleği olan demircilik yaparak ürettiği kılıçlarla Mekke’de ün salmıştey ı. Bu kabile, 500’lü yıllarda Mekke’de kalabalık bir sülale haline gelince kazandığı saygınlık ve itibar ile Kâbe Kayyımlığını, yani Kâbe’nin koruyuculuğunu üstlenmiş ve Kâbe’nin anahtarlarını teslim alarak bu vazifeyi Peygamber Efendimiz (s.a.v.) dönemine kadar devam ettirip Peygamber Efendimize (s.a.v.) Kâbe’nin kapısı açmıştır.

    Peygamber Efendimiz (s.a.v.), saadet asrında Mekke’nin hâkimi olunca Kâbe’nin anahtarlarını son Kayyım olan Süreyc kabilesinin reisi Osman Bin Talha’dan almıştır. Osman Bin Talha, Kâbe’nin koruyucu sülalesi olarak 5 kuşaktır Kâbe Anahtarlarını taşıyan Süreycilerin reisidir. Süreyciler bu vazifeyi 5 kuşaktır, yani yaklaşık olarak 120 yıldır devam ettirmekteydiler. Zira Kayı boyuna mensup olan Süreyciler, kadim inançları olan “Gök Tanrı” dininin temsilcisi olarak Hz. İbrahim’in oğlu Hz. Nuh’u görmekte ve bu kutsal yeri koruma görevini farkında olmasalar da itikadi bir vazife olarak üstlenmekteydiler.

    Peygamber Efendimiz, peygamberlik müjdesini alınca Mekke eşrafını ve Kureyşlileri İslâm’a davet etmeye başlamıştı. Bu davetlerden biride Kureyş’in önde gelen sülalelerinden biri olan Süreycilere ulaştı. Peygamber Efendimizin, Osman Bin Talha’yı bizzat İslâm’a davet etmesine rağmen Süreycilerin lideri ve reisi olan Osman Bin Talha, bu daveti kabul etmemiş ve Efendimizin Mekke’ye girmesine de mani olmuştu. Peygamber Efendimiz ise ona sükût ile şu ibretlik cevabı verdi ; “Ey Osman! Ümit ederim ki, bir gün sen, beni bu anahtarları nereye isterseniz koyarsınız, kime isterseniz verirsiniz diyeceğin bir mevkide göreceksin”.

    İlerleyen zamanlarda İslam’ı kabul edip Efendimiz ile birlikte Cihad edecek olan Osman Bin Talha, Peygamber Efendimizin bu ibretlik sözü söyleyip geri dönmesi ile kendi inançları ile yaşamaya devam edip Mekke Kayyımlığına vazifesini bir süre daha sürdürdü. Kureyş, cahiliye dönemi olarak adlandırılan bu dönemde putlara, ateşe ve muhtelif sapkın varlıklara inanmaktaydı. Süreyc kabilesi de kadim Türk inancı olan Gök Tanrı inancını taşıyorlardı. Esasında Gök Tanrı inancında geçen Türk Ata’nın babası olan Nuh Ata yani Hz. Nuh, Hz. İbrahim’in dini olan Hak Dinin temsilcisiydi. Bu bakımdan farkında olmasalar da kendi dinlerinin mabetlerini koruyor ve kayyımlığını üstleniyorlardı. Artık Hz. Nuh ve Hz. İbrahim’in tebliğ ettiği Hak Dinin son Peygamberi olan Hz. Muhammed (s.a.v.) Allahın dinini tebliğ ediyordu. Ancak Süreycilerin İslam’ı kabul etmeleri kolay olmadı.

    Süreyciler, İslam’ı kabul etmeseler de toplum nezdinde saygın, itibarlı ve erdemli bir kabile olarak tanınmaktaydılar. Süreycilerin bu necip vasıflarına bir örnek olarak Efendimizin zevcesi Ümmi Seleme ile olan münasebeti gösterebiliriz. Peygamber Efendimizin zevcesi Ümmi Seleme, Müslümanlığı kabul etmesinden ötürü Mekke’de büyük eziyetlere maruz kalmaktaydı. Bunun üzerine kabilesi Ümmi Seleme’ye Medine’ye hicret etme izni vermişti. Ancak Ümmi Seleme hicret yoluna tek başına çıkmıştı. Ümmi Seleme, sapkın bir dönemde ve tehlikeli bir bölgede tek başına hicret ederken göç yolunda Osman Bin Talha ile karşılaştı. Osman Bin Talha, Ümmi Seleme’yi yalnız ve bir o kadar da tehlikeli bir yolda tek başına görünce halini ve durumunu sordu. Ümmi Seleme’nin durumunu öğrenen Osman Bin Talha, büyük bir edep ve keremle kendisine eşlik ederek Mekke’ye, Peygamber Efendimizin köyüne götürdü ve “Senin kocan işte bu köydedir. O halde onun yanına git” diyerek onu Efendimizin köyüne teslim etti ve geri döndü. Ümmi Seleme, Osman Bin Talha’nın bu necip hareketinden övgü ile bahsetmiştir. Cahiliye dönemi gibi sapkın ve kadınların saygı görmediği bir dönemde Osman Bin Talha’nın düşmanının karısına gösterdiği bu edep, saygı ve iyi niyet Süreycilerin edindiği saygınlık ve itibarın sebebini açıkça ortaya koymaktadır.

    Süreyciler’in, necip vasıfları, saygın kişilikleri ve kutlu vazifeleri ile üstlendikleri Kâbe Kayyımlığına rağmen halen İslam ile şereflenmemişlerdi. Zaman ilerledikçe İslam’ı kabul edenlerin sayıları artıyor, müşriklerin Peygamber Efendimiz ve sahabeleri üzerindeki baskıları da artıyordu. Artan baskılar neticesinde Peygamber efendimiz, bu baskılar neticesinde sahabeleriyle birlikte Medine’ye hicret etmek zorunda kalmışlardı. Müşriklerin başı olan Ebu Süfyan da, teşekkül ettiği büyük bir ordu ile Müslümanların üzerine gitmeye hazırlanıyordu. Süreyciler, İslam’ı henüz kabul etmedikleri için de Ebu Sufyan’ın ordusuna katıldılar. 23 Mart 625’de Uhud Dağı civarında gerçekleşen bu mücadele İslam Tarihinde Uhud Savaşı olarak geçmektedir. Bu savaşta her iki tarafta kesin bir üstünlük elde edememişti. Süreyciler de ilk kez Peygamber Efendimiz ve Müslüman ordularına kılıç kaldırmış oldular. Üstelik Süreycilerin lideri ve Mekke’nin Kayyımı Osman Bin Talha, bu savaşta babasını, kardeşlerini ve yakın akrabalarını kaybetmişti. Artık Mekke’nin anahtarını tek başına taşıması ve koruması gerekiyordu.

    Osman Bin Talha’nın İslam’ı kabul etmesi büyük bir hikmet ve ibret olma özelliği taşır. Zira Osman Bin Talha, hakkında ayet indirilmiş mübarek bir zattır. Osman Bin Talha’nın iman etmesi, ne ilginçtir ki koruyucusu olduğu Kâbe’nin ve Mekke’nin fethedilmesi ile aynı esnada gerçekleşmiştir. Efendimiz, 629 yılında Mekke’yi fethedince Kâbe’de namaz kılmak için Hz. Ali’ye Kâbe’nin anahtarlarını almasını buyurur. Zira Osman Bin Talha, vazifesi gereği Kâbe’nin kapılarını kilitlemişti ve anahtarı bizzat korumaktaydı. Hz. Ali, aldığı kutlu vazifeyi yerine getirmek için Osman Bin Talha’nın yanına gidip Kâbe’nin anahtarlarını istediğinde, Osman Bin Talha, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) peygamberliğine inanmadığını, Kâbe’nin anahtarının uzun zamandır kendi kabilesinde olduğunu ve vermeyeceğini söyledi. Bunun üzerine gücüyle çöl aslanı lakabını almış olan Hz. Ali, Osman Bin Talha’nın elindeki anahtarı elini sıkarak zorla aldı ve vazifesini tamamlamak için Efendimizin yanına giderek kendisine teslim etti.

    Hz. Ali, emri yerine getirip anahtarı Peygamber Efendimize (s.a.v.) teslim etmişti ancak Efendimiz, kendisine anahtarı teslim eden Hz. Ali’ye şöyle buyurdu ; “Al bu anahtarları git Osman Bin Talha’ya teslim et”

    Hz. Ali, bu hikmetli duruma şaşırarak “Ey Allah’ın Resulü, emriniz ile anahtarları aldım ve teslim ettim. Şimdi neden geri getirmemi emrediyorsunuz, bunun hikmeti nedir?” diye sorunca efendimiz şu hikmetli ve ibretli cevabı verir ;

    “Ya Ali, sen anahtarı getirirken Yüce Allah, Cebrail ile bana vahiy gönderdi : Emaneti ehline veriniz!” (Nisa Suresi 58. Ayet). Kabe’nin anahtarları uzun yıllardır Osman Bin Talha ve soyundadır. Onlar Kâbe’nin nasıl temizleneceğini, nasıl sahip çıkılacağını çok iyi bilirler. Emanetin ehilleri onlardır. Bu Allah buyruğudur . “Git ve teslim et!”

    Hz. Ali, Peygamber Efendimizin buyurduğu gibi anahtarı Osman Bin Talha’ya teslim eder. Osman Bin Talha ise bu duruma şaşırarak “Biraz önce elimden zorla alan sen değimliydin, şimdi neden geri getirdin?” diye sorduğunda Hz. Ali, bunun Allah’ın vahyi ile henüz emrolunduğunu ve Hz. Muhammed’in (s.a.v.) böyle buyurduğunu söyleyince Osman Bin Talha, bu ibretlik durum karşısında İslam’ın hakikatine, Peygamber Efendimizin Resullüğüne İman ederek İslam ile şereflenir.

    Osman Bin Talha, artık İman etmiştir. Üstelik İslam’ın Kıblesi, Hz. İbrahim’in evi, yıllardır koruduğu ve kayyımlığını yaptığı Kâbe’nin anahtarları Allah’ın buyruğu ile kendisine teslim edilmiştir. Kısa bir süre önce Peygamber Efendimizin girmemesi için elleriyle kilitlediği Kâbe’nin kapısını bu sefer Efendimizin girebilmesi için elleriyle açmıştır. Peygamber efendimiz, bu hadisenin üzerine Osman Bin Talha’ya şöyle buyurdu ; “Ey Ebu Talha Evladı! Ceddinizden kalma olan emaneti size payidar ve baki olmak üzere alınız. Bunu zalim olmaksızın hiçbir kimse alamaz”

    Osman Bin Talha, o günden sonra Kâbe’nin koruyuculuğuna devam etti ve Mekke’nin fethinden sonra Huneyn savaşına katılarak İslam Ordusu ile birlikte cihat etti. Bu savaştan bir süre sonra Efendimizin yanına Medine’ye gitti ve Efendimizin vefatından sonra tekrar Mekke’ye döndü. Dört halife devrinde İslam Ordularının Cihatlarına katıldı. 662 yılında Mekke’de vefat etti. Kâbe’nin kayyımlığı Osman Bin Talha’dan sonra da Süreyciler kabilesi tarafından devam ettirildi. Ne ilginçtir ki Kâbe, İslamiyet’ten önce (550’li yıllardan itibaren) Kayı Türklerinden olan Süreyciler tarafından korunmuş, 1517’de Yavuz Sultan Selim’in Mısır ve Hicaz’ı fethetmesiyle yine Kayı Türklerinden olan Osmanlılar tarafından yönetilmiş, soydaşları olan Osmanlılar da bu vazifeyi yine Süreycilere emanet bırakmıştır. Süreycilerin Kabe Kayyımlığı vazifesi, 8 Ocak 1926’da Suudi Arabistan devletinin kurulduğu yıla kadar devam etmiş, Böylelikle Kayı Türklerinden olan Süreyciler, bu vazifelerini 1400 yıl boyunca devam ettirmişlerdir.

    Süreycilerin Türk olduğu uzun yıllardır bilinmekte ve Arap tarihçiler tarafından da kabul edilmektedir. Bunun yanında Kayı Boyuna mensup oldukları ise yakın zamanda ortaya çıkartılmıştır. Süreyc kabilesi pek çok Arap tarihi kaynaklarında geçmektedir. Zira Süreyciler, kadim Türk mesleği olan demircilikte fevkalade maharetliydiler. Bu maharetleri ile Arap kaynaklarında hayranlıkla bahsedilen “Türk Kılıcı” Süreycilerin ürettiği kılıçlardır. Süreyciler bu maharetli kılıçları ile kendisinden sıkça söz ettirmiş, pek çok İslam halifesi Süreyci kılıçlarını kuşanmışlardır. Arap Tarihçileri, Süreycilerden bahsederken “Ubeydullah Türkü” demektedirler. Ubeydullah, Süreyci kabilesinin önde gelen isimlerinden birisi idi ve ünlü bir kılıç ustasıydı. Tabakat bilginlerinden olan Arap Tarihçisi Ebû’l Ferec el İsfahani, “Agani” isimli eserinde Süreycilerden bahsederek ; “Ubeydullah’ın Atası Türk’tür” der. Daha pek çok tarihi anekdotta da Süreycilerin Türk olduğu zikredilmekte, Arap Tarihçileri tarafından tereddüde mahal bırakmayacak şekilde Süreycilerin Türk oldukları teyit edilmektedir.

    Peki Süreycilerin yani Kayı Türklerinin Orta Asya’dan Arap Yarımadasına göç yolculuğu nasıl gerçekleşti? Bu sorunun yanıtını bulabilmek için Türk Tarihinin 5. Yy’daki durumuna bakmak yeterli olacaktır. Osman Bin Talha, 625 yılında Kabe’nin Kayyımı olarak karşımıza çıkıyor. Arap kaynaklarında Osman Bin Talha’nın reisi olduğu Süreyc kabilesinin bu görevi 5 kuşaktır devam ettirdiğine rastlıyoruz. Buradan hareketle Süreycilerin bu vazifeyi en az 120 yıldır sürdürdüğünü anlayabiliyoruz. Dolayısıyla Süreyciler en az 120 yıldır Arap Yarımadasında yaşamışlardır. Zira Türkçe isimler yerine Arapça isimleri tercih etmeleri için bu bölgede uzun süredir varlıklarını sürdürüp Arapların kültürüne yaklaşmaları gerekecektir. Bu bulgular ışığında Süreycilerin en kötümser bakış açısıyla 400-500 yılları arasında Arap yarımadasına geldikleri sonucuna varabiliyoruz. 400-500 yılları arasındaki Türk Tarihini incelediğimizde Ötüken, Altay Dağları, Aral Nehri civarında yerleşik bulunan Türk Boylarının yoğun şekilde Batıya ve Güneye göç ettiklerini görüyoruz. Zira Büyük Hun Devleti 216 yılında tamamen yıkılınca, Hun Devletine tabi olan Türk Boyları da Çin baskılarıyla 150 yıl boyunca Devletsiz yaşamak zorunda kalarak dağınık şekilde Batıya ve Güneye göç etmişlerdi. Bu göç hareketleri ile kitleler halinde batıya ve güneye kayan Türk Boyları, 350 yılında Avrupa Hun Devletini, 420 yılında da Ak Hun Devletini (Eftalitler) tarih sahnesine çıkartmışlardı. Görüldüğü gibi Büyük Hun Devletinin yıkılması ile kalabalık kitlelerle göç eden Türk Toplumları, bu göç hareketlerini öyle büyük kitlelerle gerçekleştirmişlerdir ki ; göç eden toplumlar ile iki büyük devlet kurulabilmişti. Bu göç yollarının Batı Asya ve Mezopotamya ya kadar ulaştığını ise Ak Hun Devletinin sınırlarını incelediğimizde görebiliyoruz. Hun Devletinin ardılları olan Ak Hunlar, 352 yılında kurdukları devletin sınırlarını 400’lü yıllarda Hazar Denizinden Maveraünnehir’i içine alacak şeklide Umman Denizine kadar genişletmişlerdi. Görüldüğü gibi İç Asya’daki Türk Boyları, 400’lü yıllarda Mezopotamya ve Umman Denizine kadar yayılmışlardır. 420’li yıllarda Arap yarımadasına kadar ilerleyen Ak Hunlar, 469 yılında yıkıldıklarında devlete tabi olan Türk Boyları bu coğrafyada yerleşik duruma gelmişlerdi. Görünen odur ki Süreyciler, Ak Hunlar döneminde Arap Yarımadasına kadar ilerleyen ve Ak Hunların yıkılması ile devletsiz kalarak kabile halinde Arap Yarımadasına ve ticaret yolları ile Mekke’ye kadar göç eden Türk boylarından birisi olmuşlardır. Zira dönemin en önemli ticari ürünleri kılıç ve demir eşyalarıydı ve Türk Boylarının bu alandaki ustalıklarıyla ticaret yolları üzerinden farklı bölgelere göç etmeleri kaçınılmazdı.

    Süreycilerin Türk olduğunu Arap Tarih kaynaklarından açıkça görüyor ve Türk Tarihi’nin 4. ve 5. Yüzyıldaki demografik yapısıyla teyit edebiliyoruz. Bunun yanında Süreyc kabilesinin, Osmanlı Devletinin kurucu unsuru olan Kayı Boyu’dan olduğu gerçeği de yeni ortaya çıkmış durumdadır. Aslında bu gerçek yüzyıllardır gözümüzün önünde durmaktadır. Bu önemli bulgu, araştırmacı yazar Oktay KELEŞ tarafından tespit edilmiş, kendisi yaptığı çalışmalar ile bu gerçeği gün yüzüne çıkartmıştır.

    Bu bulgu, bugün Topkapı Sarayında sergilenen Kutsal Emanetler içerisindeki Hz. Osman’ın kılıcının üzerinde işlenmiş olan “Kayı Boyu” damgasıdır. Bu damga bugün çıplak gözle bile açık şekilde görünmektedir. Bilinenin aksine bu kılıç, Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferinde kutsal emanetlere sahip çıkıp İstanbul’a getirmesiyle Osmanlıya ulaşmamış, bizzat Osmanlı Devletinin kurucusu Osman Bey’e kayınpederi Şeyh Edebali tarafından hediye edilmiştir. Aslında bu yanılgının sebebi çok açıktır. Osmanlı Devletinde zabıt altına alma ve yazılı hale getirme kültürü Fatih Sultan Mehmet döneminden sonra ortaya çıkmıştı. Bu tarihten önce vakalar, olaylar ve önemli gelişmeler yazılı hale getirilip zapt edilmemekteydi. Dolayısıyla Hz. Osman’dan Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Bey’e kadar ulaşan Hz. Osman’ın kılıcı, kutsal emanetlerle birlikte kutsal bir emanet olarak muhafaza edilmiş, yazılı bir zabıt bulunmadığından Yavuz Sultan Selim’in Mısır fethi ile İstanbul’a getirdiği kutsal emanetlerden biri sanılmıştır.

    Burada iki önemli husus söz konusudur. Birincisi ve en önemlisi, bu kılıcın üzerinde Kayı Boyu’nun damgası bulunmaktadır. Bu damganın Kayı Boyundan olduğu bilinen Osmanlı saltanat ailesi ya da Kılıcın emanetçisi olan Şeyh Edebali tarafından vurulması mümkün değildir. Zira böylesi kutsal bir emanetin üzerine sonradan bir işleme ya da damga vurulması emanetin kutsiyeti açısından mümkün değildir. Dolayısıyla bu damga, kılıcın Kayı Boyu’na tabi bir kılıç ustasının elinden çıktığını açıkça ortaya koymaktadır. Peki bu kılıcı kim dövmüş ve Hz. Osman’a hediye etmiştir? Bu sorunun yanıtını Arap tarihinden kolayca öğrenebiliyoruz. Kılıç, Mekke’de yaşayan ve Kâbe’nin Kayyımlığını üstlenen, ürettiği kılıçlarla ün salmış olan Süreyc kabilesi tarafından yapılmış ve Hz. Osman’a hediye edilmiştir. Kılıcı Hz. Osman’a hediye eden kişinin ismi de Arap Tarih kaynaklarında geçmektedir. Bu kişinin Adı Ubeydullah’dır. Ubeydullah, Süreycilerin reisi ya da lideri değil ünlü bir kılıç ustasıdır. Zira Peygamber Efendimizin (s.a.v.) döneminde Kabe’nin Anahtarlarını emanet ettiği Süreycilerin reisi olan Osman Bin Talha, 4 halife döneminde de yaşamış, Muaviye döneminde vefat etmiştir. Hz. Osman döneminde Süreycilerin reisi olan Osman Bin Talha halen hayattadır ve Süreycilerin reisi konumundadır. Ürettiği kılıçlarla ünlenen, saygın ve itibarlı bir kılıç ustası olan Ubeydullah, aynı zamanda Süreycilerin İslamı kabul etmesiyle Müslümanlar arasında da saygı değer bir kişilik olmuştu. Bu bakımdan Arap kaynaklarında isminden sıkça söz edilir.

    İkinci önemli husus ise Hz. Osman’ın kılıcının Osman Bey’e kadar ulaşmasındaki gizemli yolculuktur. Bilindiği gibi Hz. Osman, İslamı ilk kabul edenlerdendir ve Dünyada cennetle müjdelenen büyük bir zattır. Önemli bir tüccar ve itibarlı bir sahabe olan Hz. Osman, Peygamber Efendimizle birlikte pek çok savaşa katılmış, Efendimizin vefatından sonra 3. Büyük Halife olarak İslam’a hizmet etmişti. Bu hizmetleri döneminde, ürettiği kılıçlarla ünlenen Süreyc kabilesinin kılıç ustası ve itibarlı bir sahabi olan Ubeydullah, kendisine bir kılıç yapıp, üzerine ayetler işleyerek Hz. Osman’a hediye etti. Kılıç ustası Ubeydullah, bu kılıcın üzerine ayetlerle birlikte Kayı Boyu’nun simgesi olan damgayı işleyerek bir bakıma imzasını atmış oldu. Hz. Osman, Ubeydullah’ın hediyesi olan bu Türk Kılıcını sağlığı boyunca taşımış ve kullanmıştır. 656 yılında, Mısır’dan yola çıkan Asi bir hareket, halife Osman’ı öldürmek ve İslam’a fitne sokmak için büyük bir isyan hareketine girişmişti. Bu isyan hareketi neticesinde Hz. Osman, evinde Kuran okurken şehit edildi. Hz. Osman’ın şehit edilmesi üzerine Ubeydullah’ın hediye ettiği kılıç, emaneti olarak Süreycilerin reisi Osman Bin Talha tarafından koruma altına alındı.

    Ubeydullah’ın dövdüğü, üzerine Kayı Boyu’nun simgesini vurarak Hz. Osman’a hediye ettiği ve Hz. Osman’ın şehit edilmesinden sonra Süreycilerin reisi Osman Bin Talha tarafından alınıp emanet olarak sahip çıktığı bu kılıç, önce Süreyciler, sonrasında ise detaylarını açıklayacağımız Altın Silsile yoluyla Türk Din Âlimlerine ulaşmış ve haleften halefe korunarak, 643 yıl sonra Osmanlı Devletinin kurucusu Ataman (Osman) Bey’e kadar ulaşmıştır.

    Hz. Osman’ın konu edilen kılıcının Kayı boyuna tabi olan Süreyciler tarafından üretildiği ve Hz. Osman’a hediye edildiği, hem fiziki bulgular hem de tarihi emarelerle teyit edilmektedir. Bu bakımdan, söz konusu kılıcın Kayı Boyuna mensup olan Süreyciler tarafından imal edilerek Hz. Osman’a hediye edildiği şüphe götürmez bir gerçek olarak karşımızda duruyor. Bu kılıcın, Hz. Osman’dan sonra Osmanlı’nın kurucusu Ataman Bey’e ulaşması ise tarih serüveni açısından fevkalade ilginç ve önemlidir.

    Osman Bin Talha, bilindiği gibi Hz. Osman’ın şehit edildiği dönemde hayattaydı ve Ubeydullah’ın hediye ettiği kılıcı, sahipsiz kalmaması için korumak üzere almıştı. Bu kılıcın Mekke dışına çıkması Süreyciler eliyle gerçekleşmedi. Zira Süreyciler, devam eden 14 asır boyunca Mekke’de yerleşik kalarak Kabe’nin Koruyuculuğu vazifesini devam ettirmişlerdir. Bu kılıç, önce İslam âleminde 12 İmam olarak bilinen, 4 Halifeden sonra İslam âleminin itikadî lideri kabul edilen İmamlarca muhafaza edilerek haleften halefe emanet yoluyla nakledilmiş, sonrasında ise Sufilik inancında Altın Silsile olarak anılan büyük din âlimleri tarafından yine haleften halefe emanet edilerek yüzlerce yıl korunmuştur.

    Hz. Osman’ın kılıcının serüvenini, Sufiliğin Altın Silsile olarak ifade ettiği müntesip silsilesini incelediğimizde görebilmekteyiz. Zira Hz. Osman’ın kılıcının son emanetçisi olan Şeyh Edebali, bu emaneti hocası Hace Ahmet Yesevi’den almıştı. Ahmet Yesevi, Sufilik silsilesinin son, Yeseviliğin ilk halkasıydı. Ahmet Yesevi’nin halef olarak bir halkası olduğu Altın Silsile, çok ilginçtir ki M.s. 750’li yıllarda, 6. Büyük İmam Cafer Sadık’a müntesip olmaktadır. Görünen odur ki ; Söz konusu kılıcın ilk emanetçisi olan Osman Bin Talha, Hz. Osman’ın kılıcını kutsal bir emanet olarak son halife Hz. Ali’ye teslim etmiştir. 12 İmam olarak bilinen İmam silsilesinin ilki kabul edilen Hz. Ali, Selefi ve dostu olan Hz. Osman’ın Kılıcını emanet olarak alıp kendisinden sonraki İmam’a teslim etmiş, Kılıç, İmamlığın sorumluluğu altında olan diğer emanetlerle birlikte sonraki haleflere devredilerek muhafaza edilmiştir.

    Hz. Osman’a hediye edilen kutsal kılıcın emanetçiliğinin 12 İmam’lardan çıkması ise Abbasilerin başkentini Şam’dan Bağdat’a taşıması üzerine gerçekleşmiştir. İslam Dünyası, 750 yılında Kanlı bir devrime sahne olmuştu. Hz. Ali’nin ölümünden sonra Arap Dünyasının liderliğini Muaviye ve ardılları olan Emeviler üstlenmekteydi. 750 yılında Hz. Muhammed’in (s.a.v.) amcası Abbas’ın soyundan gelen Abbasiler, Emevilerin halifeliğini yıkarak Arap Dünyasının yönetimini ele geçirip Abbasiler dönemini başlattılar. Bu devrim, Altın Silsilenin 5. Halkası, 12 İmam’ın 6. olan İmam Cafer Sadık döneminde gerçekleşti. Abbasiler, 819 yılında, Stratejik nedenlerden ötürü Başkenti Şam’dan taşıyıp yeni başkent olarak Irak’ın Bağdat şehrini başkent yaptılar. Bu dönemde Abbasiler ve İmamlık makamının yapısında ciddi ve önemli değişiklikler meydana geldi. Bu sebepten ötürü, haleften halefe nakledilen emanetler el değiştirerek 12 İmam Silsilesinin dışına çıkmış, Kılıcın 12 İmam silsilesindeki son emanetçi 8. İmam Ali erRıza olmuştur. Ali erRıza’dan sonra Hz. Osman’ın kılıcına imamlar değil, Altın Silsile olarak bilinen Sufilik silsilesi koruyup nesilden nesile emanet başladılar.

    8. Büyük İmam olan Ali erRıza, Abbasilerin başkentinin Şam’dan Bağdat’a taşındığı dönemde, kendisine emanet olarak nakledilen Hz. Osman’ın kılıcını, talebesi olan, büyük din alimi Beyazıd-i Bistami hazretlerine emanet etmiştir. Beyazıd-i Bistami, 12 İmamdan biri değildir. İran’ın Bistam şehrinde doğan Bistami, Ali erRıza’nın rahlei tedrisatına tabi olma arzusu ile yanına gelmiş, Ali erRıza da kendisini talebeliğe kabul ederek hocalık yapmıştır (860 – 870). Ali erRıza, büyük bir din alimi olan ve Sufilikte Fena F’illah mertebesine erişen Bistami’ye itikadi halefi olarak kıymet vermiş ve kendisine kadar Büyük İmamlar silsilesiyle ulaşan Hz. Osman’ın kılıcını muhafaza etmesi için kendisine emanet etmiştir.

    Hz. Osman’ın kılıcı, artık Altın Silsile olarak bilinen Sufilik silsilesinin halkalarıyla nesilden nesile emanet edilecektir. Bistami’den sonra Altın Silsilenin devamı olan halefi Hasan Karakani, sonrasında onun halefi Kasım Gürgani’ye emanet yoluyla ulaşmıştır. Sufi Silsilesi, Kasım Gürgani’nin halefi olan Hace Abdullah el Ensari döneminde ilk kez Horasan’a ulaşmıştır. Zira Abdullah el Ensari, İran Horasanında yaşamaktaydı. Abdullah el Ensari’den sonra, Altın Silsile Türk Dünyasına yaklaşmaya başlamıştır. Abdullah el Ensari’den sonraki emanetçi ise İmamı Gazali ve Yusuf Hamedani gibi büyük din alimlerinin hocası selefi olan Ebu Ali Fermani’dir. Ali Fermani’de kendisine emanet edilen Hz. Osman’ın kılıcını, yine Altın Silsile’nin bir halkası olan halefi Yusuf Hamedani’ye emanet etmiştir. Yusuf Hamedani’nin Türk Tarihinin siyasi ve itikadi geçmişinde yeri çok büyüktür. Zira Yusuf Hamedani’den itibaren Altın Silsile, Türk Dünyası içerisinde devam etmiştir. Hamedani döneminde giderek güçlenen ve İç Asya’nın en güçlü devleti haline gelen Selçuklu Devleti henüz vücut bulmaktaydı. Büyük Selçuklu Devletinin ilk sultanlarından olan Sultan Sencer, Irak, İran, Horasan ve Maveraünnehir coğrafyası üzerinde hakimiyetini genişlettiği dönemlerde Yusuf Hamedani, bu bölgenin itibar gören büyük bir evliyası durumundaydı. Zira Selçuklu Sultanı Sencer, Yusuf Hamedani’ye büyük saygı göstermekte, onu sıkça ziyaret edip duasını almaktaydı.

    Bu tarihten sonra karşımıza çok tanıdık isimler çıkmaktadır. Zira Yusuf Hamedani’nin halefi, Türk Dünyasının en büyük din âlimi kabul edilen Ahmet Yesevi’dir. Ahmet Yesevi, 1093 yılında, Kazakistan’ın Çimkent şehrinde doğmuş ve tedrisatını büyük din âlimlerinin yanında tamamlamıştı. İtikat ilminin o dönemdeki en yüksek mertebesi Buhara idi. Buhara, büyük din âlimlerine talebe olmak isteyen âlimlerin itikat ilmi için ulaşabilecekleri son mertebeydi. Ahmet Yesevi de, uzun yıllar süren itikadi eğitimlerinden sonra Buhara’ya gelerek Sufiliğin Altın Silsilesinde bulunan Yusuf Hamedani’nin talebeliğine kabul edildi ve öğretilerine tabi oldu. Yusuf Hamedani’nin en kıymetli haleflerinden olan Ahmet Yesevi, uzun yıllar tasavvuf ve ilim eğitimi aldıktan sonra, Yusuf Hamedani’nin vefatından sonra halefi sıfatıyla İmam olmuş ve kendisine emanet edilen Hz. Osman’ın kılıcı, hocası Yusuf Hamedani’den kendisine emanet mirası olarak nakledilmiştir.

    Özetleyecek olursak ; Süreyci kabilesinin kılıç ustası Ubeydullah’ın dövdüğü ve üzerine Kayı Boyunun damgasını işleyerek ve Hz. Osman’a hediye ettiği kılıç Hz. Osman’ın vefatı ile de Süreycilerin reisi Osman Bin Talha tarafından muhafaza edilmiş, Osman Bin Talha tarafından da Hz. Ali’ye teslim edilerek 12 İmam olarak bilinen İslam’ın büyük imamları tarafından haleften halefe korunmuştur. Abbasiler’in başkentini Şam’dan Bağdat’a taşıması üzerine Büyük İmamlar İran’lı alimlerden oluşmaya başlamış, İranlı din alimi 8. İmam Ali erRıza, kendisine kadar emanet edilerek gelen kılıcı talebesi olan ancak 12 İmam’dan biri olmayan İranlı din alimi Beyazıd-i Bistami’ye emanet etmiştir. Sufilik akımının Altın Silsilesinden olan Beyazıd-i Bistami’den sonra bu emanet Sufilik akımının imamları tarafından korunarak haleften halefe nakledilmeye başlanmıştır. Sırasıyla Beyazıd-i Bistami, Hasan Karakani, Kasım Gürgani, Abdullah el Ensari, Ebu Ali Fermani ve Ahmet Yesevi’nin hocası Yusuf Hamedani’ye emanet edilmiştir. Ahmet Yesevi’nin Altın Silsileden bir İmam olmasıyla hem Altın Silsile, hem de Hz. Osman’ın kılıcı Türk Dünyasına ulaşmıştır. Hz. Osman’ın kılıcının emanetçisi son imam ise Ahmet Yesevi’nin talebesi olan Şeyh Edebali olmuştur.

    Bilindiği gibi Şeyh Edebali, Ahmet Yesevi’nin yetiştirip Batı Türk dünyasına gönderdiği büyük din âlimlerinden birisidir. Şeyh Edebali, aynı zamanda Osmanlı Devletinin kurucusu Osman Gazi’nin kayınbabasıdır. Şeyh Edebali, Ahmet Yesevi’den aldığı tasavvuf, tefsir ve İslam hukuku eğitimi ile Ahmet Yesevi tarafından Anadolu’ya gönderilmişti. Bu vazife ile Eskişehir’in İtburnu adlı köyünde yaşamakta ve Bilecik’te kurduğu dergâhta talebeler yetiştirmekteydi. Bu tarihlerde henüz bir beylik olan Osmanlı, Ataman (Osman) Bey tarafından idare edilmekteydi. Ataman Bey, Şeyh Edebali’nin Bilecik’teki dergâhını sık sık ziyaret etmiş ve Şeyh Edebali tarafından misafir edilmiştir.

    Tarih kaynaklarında belirtilen meşhur rivayete göre ; Ataman bey, Şeyh Edebali’nin dergahında misafir olduğu bir gece mühim bir rüya görür. Rüyasında Şeyh Edebali’nin göğsünden bir nur çıkıp kendi göğsüne girdiğini ve göğsünden büyük bir ağaç yetişip dallarının âlemi kapladığını, altından nehirler akıp insanların bu sulardan geçtiğini görür. O günün sabahında rüyasını Şeyh Edebali’ye anlattığında, kendisi rüyayı şöyle tabir eder ; “Babandan sonra bey olacaksın. Kızım Mal Hatunla evleneceksin. Benden çıkıp sana gelen nur budur. Sizin soyunuzdan nice padişahlar gelecek ve nice devletleri bir çatı altında toplayacaklar. Allah nice insanın İslam’a kavuşmasına senin soyunu vesile edecektir. “

    Görülmektedir ki, Şeyh Edebali, Ataman (Osman) Bey’in İslam’ın sancaktarı olacağını, Allah’ın lûtfu ile nice memleketlere hükmedeceğini tabir etmiş ve kızı ile evlenmesini tavsiye ederek kendisine fevkalade itibar etmiştir. Bu itibar ile kendisine kadar emanet olarak ulaştırılan Hz. Osman’ın kılıcını, damadı Ataman Bey’e emanet ederek emanetçi unvanı olarak da kendisine Osman ismini vermiştir.

    Bilindiğinin aksine Osmanlı Devletinin ilk padişahı olan Osman Bey’in esas ismi Osman değildir. Zira dedesi, babası ve oğlu Türkçe isimler kullanmışlardır. Dedesinin ismi Alpoğlu, Babasının ismi Ertuğrul, oğlunun ismi Orhan’dır. Bu bakımdan kendisinin isminin Arapça bir isim olması doğal değildir. Bunun yanında Osmanlı Devletinin dünya tarihindeki unvanı Ottoman’dır. Etimolojik olarak baktığımızda bu ifade İngilizler tarafından oluşturulmuş bir ifadedir. İngiliz dilinin kritiklerine baktığımızda Osman isminin telaffuzu “ASMEN” olmalıdır. İngiliz dilinde A, kelimenin başında ise A, ortasında ise sesli uyumuna göre E yada İ olarak okunur. Bu ifade, Osman Bey’in esas ismi olan ATTAMAN ifadesinden türemiştir. İngiliz lisanında A, kelimenin başında ise O, kelimenin ortalarında ise sesli harf uyumuna binaen A ya da E olarak okunur. Bu bakımdan ATTAMAN, ismi, OTTAMAN-OTTOMAN şeklinde ifade edilmiş ve Dünya Tarihine kaydedilmiştir. Yani Ataman Bey, kayınpederi Şeyh Edebali’den sadece Hz. Osman’ın kılıcını değil ismini de emanet olarak almış, emanet edilen Kılıcı kutsal emanetlerle birlikte muhafaza edilmiş, ismi ise Devlet Unvanı olarak Dünya ve İslam Tarihine nakşedilmiştir.

    Görülmektedir ki ; Kadim Türk Boylarından biri olan Kayı Boyu, İslam ile şereflenen ilk Türk’ler olmuş, Kâbe’nin Kayyımlığı vazifesini 1400 yıl boyunca taşımış ve Peygamber Efendimize (s.a.v.) Kabe’nin kapılarını açmış, Hz. Osman’a üzerine Kayı Boyunun damgasını vurduğu kılıcı hediye etmiş, bu kılıç 12 İmam ve Altın Silsile yoluyla Şeyh Edebali’ye, ondan da yine Kayı Boyu’nun hükmettiği Osmanlı Devletine ve devletin kurucusu Osman Bey’e ismini nakşetmiştir.



  2. #12
    TUKLER HAKKINDAKI AYETLER VE Peygamberimizin Türkler hakkındaki hadisleri
    12 Ocak 2012, 01:59

    ISLAM KAYNAKLARINDA TÜRKLER

    Bana benden önce hiç bir Peygambere verilmeyen 5 şey verilmiştir.
    ( bunlardan biride) benim bütün kırmızı ve siyah kavime Peygamber olarak gönderilmemdir ( Ebi Zer-Ğıfari )

    Büyük çarpışmada (Malazgirt) harbinin o kan gövdeyi götürdüğü günlerde "kırmızı çehrelilere" ( TÜRKLERE ) müjdeler olsun! Allah"a yemin ederimki insanlar çatlasada patlasada Allah onları , hem bu dünya , hemde öbür dünyada kesinlikle mükafatlandırılacaklardır
    ( Tubeyin kab)

    Sanı yüce olan Allah şüphesiz bana (ümmetime kırmızı çehreliler sayesinde ) İranı ve Bizansı ele geçirmeyi vaad etti. Bundanda öte ; onların karılarını , çocuklarını , kölelerini , ve bütün hazinelerini bana peşkeş çekti. Zira bana kırmızı çehrelileri (TÜRKLERİ) yardımcı kılmakla beni çok güçlendirdi. (Raşid b. sa)

    BIRILERI BIZIM PAYLASIMLARIMIZI SILIYOR. AMA OLSUN; BU DURUM BIZIM DAHA TEDBIRLI VE DAHA SAGLAM IS YAPMAMIZA VESILE OLUYOR. BIZ ONLARA TESEKKUR EDIYORUZ. VE HERKESE BURADAN DUYURUYORUZ. UMUYORUZKI ALLAH BIZE MEHDI AS KOMUTASINDA ITTEHADI ISLAMI GOSTERECEK. INSAALLAH. BAS KOMUTANIMIZ MUHAMMED MUSTAFA SAA. EFENDIMIZIN YANI ALI EL MURTEZA DEDEMIZIN EVLATLARINDAN MUHAMMED MEHDI AS. OLACAK. ONUN ORDULARI YILMAZ VE ASLA TARIHINDE IHANET ETMEYEN TURK MILLETI OLCAK. INSAALLAH. ISTE BU YUZDENDIRKI BIZ TURK ISLAM BIRLIGINI SAVUNUYORUZ. BASKOMUTANI ALI BEYTI NEBEVIDEN OLAN, KOMUTANLARI YINE AYNI SEYYIDELERDEN OLUSAN, ASKERLERI DE KAHRAMAN VE ISLAMIN BIN YILLIK HIZMETKARI OLAN TURK MILLETI OLACAK. YANI BU MILLETIN ONCULUGUNDE BIR TURK ISLAM BIRLIGI KURULACAK. INSAALLAH. BUNA BU DUNYADA BASKA HIC BIR MILLETIN NE GUCU, NE BIRIKIMI, NE TARIHI, NE TECRUBESI VE NEDE CESARETI YETER. BIZ DUYURALIM SIZ DE DUYUN VE DUSUNUN. HATIRLAYINKI KERBELADA KATLEDILEN EHLIBEYTIN CANLARINA HORASANDA TURK MILLETI KUCAK ACTI VE BAGRINA BASTI. ALI MUHAMMED O BAGIRDA TEKRARDAN YESERDI VE NURUNU YERYUZUNE YAYDI. ISTE BU YUZDENDIRKI INSAALLAH KIYAMETE KADAR DIN TURKLERDE KALACAKTIR.. BIZ BUNU BOYLE DUYDUK. BOYLE BILDIK. BOYLEDE OLACAK INSAALLAH. ALLAH CC DININI YERYUZUNE ISLAMIN EN KESKIN KILICI OLAN DOGUSTAN ASKER TURK MILLETININ ELI ILE HAKIM KILACAK INSAALLAH. BEKLEYIN HEPBERABER GORECEGIZ INSAALLAH.

    KERBELA OLAYLARINDA ZULME UGRAYAN EHLIBEYT-I RASULULLAH TURKLERIN ARASINA (HORASAN`A, BUHARA`YA, SEMERKAD`A) GELMIS ALLAH EFENDIMIZIN PAK NESLINI TUKLER ILE KARISTIRMISTIR,. TURKIYEMIZ EHLIBEYT YATAGIDIR.

    ISTE BU EHLIBEYT YINE ANADOLUYA KAFKASLAR UZERINDEN GIRMISTIR.

    ALLAH BU MILLETE BIRDE MEHDI AS EMRINDE DUNYANIN HAKIMIYETINI VERECEKTIR INSAALLAH.

    http://peygamberhayati.blogcu.com/pe...isleri/3509461

    Hayır! doğuların ve batıların Rabbine yenim ederimki her halde biz onların (yani arapların) yerine kendilerinden daha hayırlılarını getirmeye elbette bizim gücümüz yeter ve kimsede önümüze geçemez (Kuranı Kerim el-Mearic 40,41)

    Ey inananlar! Aranızda dininden kim dönerse bilsinki, Allah, kendisinin ( çok ) sevdiği ve onlarında Onu sevdiği, ( üstelik ) inananlara karşı alçak gönüllü , inkarcılara karşı güçlü , Allah yolunda cihad eden, yerenin yermesinden korkmayan bir millet getirir. Bu Allahın dilediğine verdiği bir nimettir. Allah herşeyi kaplar ve bilir. (Kuranı Kerim el-Maide 54 )

    "İşte sizler Allah yolunda ( mallarınızı ) sarfetmeye çağırılan kimselersiniz. Kiminiz cimrilik yapıyor ama, ( O ) cimrilik yapan bilsinki , ancak kendine karşı cimrilik etmiş olur. Allah zengindir, siz ise fakirsiniz. Eğer ondan yüz çevirirseniz, sizi ortadan kaldırır ve sizin yerinize , sizden olmayan ve sonrada sizlere benzemeyecek olan baaşka bir milleti getirir." ( Kuran-ı Kerim Muhammed s. 38 )

    And olsun! biz zikr ( yani tevrattan ) sonra zeburda da ;" Arza salih kullarım varis olacaklardır!" diye yazmıştık ( Kuran-ı Kerim el-Enbiya 105 )

    " Onlar ki ; Eğer kendilerine yer yüzünde bir iktirad , mevki verirsek namazlarını dosdoğru kılarlar , zekat verirler , iyiliği emreder, kötülükten vaz geçirmeye çalışırlar. Bütün işlerin sonucu Allaha aittir" (Kuran-ı Kerim el-Hac 41 )


    TÜRKLER HAKKINDAKİ HADİSLER


    Bana benden önce hiç bir Peygambere verilmeyen 5 şey verilmiştir. ( bunlardan biride) benim bütün kırmızı ve siyah kavime Peygamber olarak gönderilmemdir ( Ebi Zer-Ğıfari )

    Büyük çarpışmada (Malazgirt) harbinin o kan gövdeyi götürdüğü günlerde "kırmızı çehrelilere" ( TÜRKLERE ) müjdeler olsun! Allah"a yemin ederimki insanlar çatlasada patlasada Allah onları , hem bu dünya , hemde öbür dünyada kesinlikle mükafatlandırılacaklardır ( Tubeyin kab)

    şanı yüce olan Allah şüphesiz bana (ümmetime kırmızı çehreliler sayesinde ) İranı ve Bizansı ele geçirmeyi vaad etti. Bundanda öte ; onların karılarını , çocuklarını , kölelerini , ve bütün hazinelerini bana peşkeş çekti. Zira bana kırmızı çehrelileri (TÜRKLERİ) yardımcı kılmakla beni çok güçlendirdi. (Raşid b. sa)

    Sizler deriden çizmeler giyen bir kavimle çarpışmadıkça kıyamet kopmaz. O kadarki sizler küçük gözlü kırmızı çehreli yassı burunlu yüzleri sanki örs üstünde döğülmüş ve üzeri derilerle kılıflı kalkanlar gibi sağlam (bir kavim olan) TÜRKLERLE çarpışırsınız ( Ey Ebu Hüreyre! ) insanların ( Allah katında ) en hayırlılarının , bu dine girmeden önceki devirlerde bu dinden en fazla yüz çeviren kimseler olduğunu görürsün. Oysa insanlar tıpkı ( has) madenler gibidir. cahiliye devrinde hayırlı olan kavimler İslam dinine girdikten sonrada bu dinin (en) hayırlıları olurlar. Sizden birinizin üzerine öyle bir zaman gelecekki ; bu kişi için beni görme isteği ; onun aile ferdleri ve mallarının bir misli daha o kimsenin kendine verilmesinden daha sevimli olacaktır. ( TÜRKLERDEN öyle insanlar geleceklerdirki onların Peygamberi sevme ve ona kavuşma sevgisinin önüne mal , mülk ve aile ferdleri de dahil hiç bir şey geçmeyecektir) (ebu hüreyre)

    "Ey Ali ! sizler beni asfar ( rumlarla) çarpışacaksınız. Oysa sizden sonra onlarla asıl çarpışacak ( bir millet ) "İSLAMIN YÜZ AKLARI" uluları gelir. Onlar öyle kimselerdirki Allah yolunda cihad etmekten ; ne bir kınayanın kınamasından ve nede onlarn dedikodusundan aska çekinmezler" ( ibn Kesir )

    Benim onlarla veya onlardan baıları ile birlikte olmam , sizlerle yada sizlerden bazıları ile birlikte olmamdan daha güvencelidir ( Nasıf, et-Tac fi Ehadis er-Rasul)

    Türkler size dokunmadıkça sakın sizde TÜRKLERE dokunmayınız. Çünkü , Allah"ın ümmetine vermiş olduğu bu mülk ve saltanat nimetini ilk defa bu Kantura Oğulları onların elinden çekip alacaklardır" ( et- Taberani)

    yakın bir gelecekte kantura oğulları ırak ahalisini ıraktan çıkaracaklardor. Sanki ben bunu gözlerimle görür gibiyim. Onlar kısık gözlü , yassı burunlu , değirmi yüzlü insanlardır (ebul-Kemal)

    Sakın habeşiler size dokunmadıkça sizde onlara dokunmayınız (Türkler de böyledir). Hele TÜRKLER size ilişmedikçe sakın sizde TÜRKLERE ilişmeyiniz (onlara saldırmayınız) ( en-Neseş)

    TÜRKLER size dokunmadıkça sizde TÜRKLERE dokunmayınız. Zira onlar çok sert ve haşin tabiatlı insanlardır (el-Cüveyni)

    müslümanlar ; yüzleri örs üstünde döğülmüş ve derilerle kılıflı kalkanlar gibi (sağlam) bir kavim olan TÜRKLERLE çarpışmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Onlar yünden yapılmış elbiseler giyerler ve yünden yapılmış çarıklarla yürürler.(Sahih-u Müslim)

    Allah bu ümmete mevalilerden bir ordu gönderecektir. onlar ata binmede Araplardan çok üstün silah kullanmada onlardan çok daha mahirdir. İşte Allah bu dini onlarla yeniden ihya edecektir!

    çok yakın bir gelecekte Allah (C.C) ellerinizi (yurt ve yuvalarınızı) bazı yabancılar (TÜRKLER)’le dolduracaktır. Onlar aslanlar gibi cesurdurlar. Harblerde düşmandan yüzgeri edip kaçmazlar. İşte bunlar ; daha önce sizin harbettiğiniz kavimlerle harbedecekler ve sizin ganimetlerinizide onlar yiyeceklerdir. (harblerde aldığınız ganimetler bundan böyle onların eline geçecektir) ( et-Taberani)

    İstanbul ; onun böbreği ele geçirilinceye kadar feth olunmayacaktır. ya böbreği neresidir diye sorulduğunda o, AMURİYE demiştir ( el-Fiten)

    İstanbuldan önce ve İstabnbul ise ROMADAN önce mutlaka fethedilecektir (el- fiten)

    Ülkeleri ( düşmana karşı) koruma gücü on kısma ayrıldı : Bunun dokuzu TÜRKLERE ve biri diğer milletlere verildi. Yine böyle, cimrilikte on kısma ayrıldı ; bunun dokuzu iranlılara vbiride diğer milletlere , cömertlikte on kısma ayrıldı ; dokuzu ehli Sudana biride diğer insanlara , haya da on kısma ayrıldı ; dokuzu kadınlara , biride diğer insanlara , hased ( nifak ) de on kısma ayrıldı ; dokuzu araplara biri diğer milletlere , kibirde n kısma ayrıldı ; dokuzu rumlara biri diğer milletlere verildi ( et- Taberi)

    ben onların isimlerini , babalarının isimlerini , hatta (harb meydanlarında) binmiş oldukları atların renklerini dahi pekala biliyorum. onlar, o dehşetli günlerde yer yüzünün en hayırlı süvarileri (yani akıncıları) dır

    siyah sancaklılar gelinceye kadar harbler kendi aranızda olacaktır. Daha sonra (hazar) Türkleri baş kaldıracak ve sizler onlarla çarpıacaksınız. bundan sonra bineklerinizin sırtındaki eyerler henüz kurumadan Mağrip halkı isyan edecektir. ( el-fiten)

    Mümmetimden bir kavim hindistana gaza ederler ve oraların fethini Allah onlara nasib eder. o kadar ki hind hükümdarları boyunları demir zincirlerle bağlı (esir) olarak gelirler . İşte Allah onların günahlarını bütünüyle affedecektir ( el-fiten)

    Mümmetmden iki askeri birlik vardırki Allah onları cehennem ateşinden mutlaka koruyacaktır. Bu birliklerden biri hindistana gaza eder ve diğeri ise HZ İSA( a.s) ile birlikte olur ( ve ona yardım eder) (et-tac fi ehadis er-rasul)

    Allahın ordusu idi. onları Cenab-ı Hak doğu cihetine yerleştirmişti. adını bizzat kendisi TÜRK olarak koymuştu. herhangi bir kavme öfkelendiği zaman , onlardan bu TÜRK olrdusu ile intikam alırdı( el-kaşgari nin bir sözümü yoksa hadismi tam emin değilim)

    Yüce Allah"ın HZ ADEM"i yarattığından bu güne kadar , şu sema gölgesinin altında katledilmek suretiyle öldürülenlerin en hayırlıları şunlardır: bunlardan birincisi Habildir. onun kardeşi Kabi melun öldürmüştür... Daha Rumların kanlı harblerinde öldürülenlerdir. bular bedir harbinde öldürülen ( mümin) ler gibidir. Daha (moğol ) Türklerinin öldürdükleridir. bunlar Uhud harbinde ölen (müslüman) lar gibidir ( el- fiten)

    ben bu kan gövdeyi götüren harblere hele bir ulaşabilsem, ondan önceki (harbler) bana hiç gelir ve ondan sonra olacaklara aldırış bile etmem. Zira o kan gövdeyi götüren harb en büyük harbdir ve DECCALİN harbinden daha büyüktür. Zira deccalin ordusu bir milletten oluşur . bu harbi yapanların ordusu ise birçok milletten oluşur( konusu geçen harb malazgirt savaşıdır ve karşı tarafta 12 kralın toplam 80 sancak altında 12şer bin askeri vardır ki bu 960 bin düşman eder TÜRK ordusu ise 25bin kişidir yani aradaki fark 38.4 kattır hadis el fiten den alınmıştır)

    Rumlar A"mak (antakya) ve mercidabık"a inmeden önce kıyamet kopmayacaktır. İşte bu sıralarda , onların karşısına şehirdeki bir ordu dikilir ki, bunlar yer yüzünün en hayırlılarıdır. Her iki ordu harbetmek üzere yerlerini aldıklarında Rumlar ;
    "bizimle (Araplar, yani) bizim karılarımızı ve çocuklarımızı esir alanlarla aramızdan çekilinki viz onlarla çarpışalım. Müslüman (askerler) bunu kabul etmezler ve şöyle derler ;
    "Sizinle (bu) kardeşlerimizin arasından Allah"a and olsunki asla çekilmeyeceğiz.
    bu sırada harbde başlamış olur. Müslümanların üçte birisi (harbetmeden) mağlup olur. Allah onların hiçbir zaman tevbelerini kabul etmesin. Bu arada müslümanların üçte biride öldürülür, bunlar Allah katında en yüce şehitlerdir. Askerlerin geri kalan üçte biri Rumları yener ve fetihlerine devam ederler, ayrıca bir fitneye de düşmezler. İşte İstanbulu da bunlar (TÜRKLER) fethedecektir. (ebu hüreyere)

    Allah katında en ulu şehid şüphesizki denizlerde yapılan harblerde şehit olanlardır. Sonra ise Antakya ve civar kasabalarında (Rumlara karşı) şehit olanlar, daha sonra ise Deccal"a karşı şehit olanlardır ( Abdullah b. amr b. el-Astan)

    Kan gövdeyi götüren asıl o büyük harpler başladığında , Şamdan bir ordu çıkar. İşte bunlar Allahın gelmiş geçmiş en hayırlı kullarıdır ( sözü edilen ordu halifenin TÜRKlerden oluşan ordusudur.) (el fiten)

    Utbe b. Nafi"den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir ; Bir gazada AllahIN ELÇİSİ (S.A.S ) ile beraberdik. Hz. PEYGAMBERe batı tarafından ve üzerlerinde yün elbiseler bulunan bir kavim geldi. Onlar kendisine bir tepenin yanında kavuşmuşlardı. Onlar ayakta , Hz. PEYGAMBER ise oturuyordu. İçimden bir ses bana dediki ; " Şunların yanına git de onlarla PEYGAMBERİN arasında dur! Ona bir baskın yapmasınlar!" Sonra (kendi kendime) onlarla bir sır konuşur, dedim ve yanlarına vararak onlarla Hz. PEYGAMBER"in arasında durdum (ve o konuşmalardan ) dört kelime belledim, bunları elimle de sayarım, (Hz. PEYGAMBER onlara şöyle diyordu) ;
    Sizler ( araplar ) Arap yarımadasına gaza edeceksiniz. Allah onu size fethedecektir. Sonra İran"a gaza edeceksiniz. Allah orasını da size fethedecektir. Sonra sizler ( Osmanlı Türkleri ) bizansla gaza edeceksiniz. Allah ırasubu sşze fethedecektir. Sonra yinesiz ( Osmanlı Türkleri ) Deccala gaza edeceksiniz. Allah onuda fethedecektir." Bunun ğzerşbe Nafş " ya Cabir! Biz Bizans ( toprakları ) fethedilmedikçe Deccalın çıkacağını zannetmiyoruz dedi"

    Amir b. Avr"ın rivayet ettiğine göre ; Hz. PEYGAMBER (S.A.S) şöyle buyurmuşlardır : "Sizler (rumlarla olan) en uzak sınır boylarında (mesela) Bevla da düşmana karşı nöbet tutmadıkça kıyamet kopmayacaktır" ; Ondan sonra Hz. PEYGAMBER
    - "Ey Ali! Ey Ali! Ey Ali!" diye seslendi. Hz. Ali,
    - "Anam babam sana feda olsun Ey AllahIN ELÇİSİ (buyurunuz)" dedi . Bundan sonra Hz. PEYGAMBER şöyle buyurdu ;

    "Sizler Rumlarla mutlaka çarpışırsınız! Ne varki sizden sonra " İslamın yüz akı" bir ordu ( OSMANLI ) gelir ve Rumlarla, asıl onlar çarpışır. Onlar öyle kimselerdirki ; Allah yolunda olmaktan ve bir kınayanın kınaması ve nede dedikodusundanhiç korkmazlar. İşte onlar tesbih ve tekbir sesleri ile İstanbulu fethederler. Ordanda daha önce hiç bir yerden alamadıkları miktarda öyle çok ganimetler elde ederler. Onlar bu ganimetleri aralarında kalkanları ölçek yaparak taksim ederler.

    Kostantiniyye (İstanbul) mutlaka fetholunacaktır Onu fetheden kumandan ne ulu kumandan , onun askerleri ise ah ne iyi askerlerdir.

    İstanbulu ; Allahın evliyaları ( dostları ) olan kavimlere Allah nasip edecektir. Artık Allah onlara bir daha ölüm , hastalık , bela ve musibet yüzü göstermeyecektir. ( el-Fiten )

    İstanbulu fetheden zatın adı da benimki gibi Muhammed olacaktır ( el-Fiten ) ( Mehmet ismi Muhammed isminin Türkçe yazılışıdır )

    Nefsim elinde olan Allah"a yemin ederinki ; yılanın sıkışıp hücresine girdiği gibi , imanda sıkışacak ve sonunda şu iki mescide ( mekke ve Medineye ) çekilecektir... Bu sırada AHHALta öfkelenir, kılıncıyla onlara darbe ve mızrağı ile onlara hucum eder. ( Abdullah b. amra ; "Ey Abdullah Allahın kılıncı ve mızrağından maksat nedir? diye soruldu o da : émümin kullarunun kılıncı ve oku olmalıdır!" dedi). Artık bundan sonra Rumların hepsi helak olur. Sonra bu (TÜRKLER) Rum ülkelerine alırlar, onların bütün kalelerini ve şehirlerini tekbir ve tehlil sesleri ile ele geçirirler. En sonunda Heraklenin şehrine (İSTANBUL) gelirler ve Halici karşılarında (bir çarşaf gibi ) yayılmış olarak bulurlar. Daha sonra orayı (istanbulu) tekbir ve tehlil getirerek gth ederler. Onlar kükreyen tekbir sesleriyle öyle hucum ederlerki, surların bir tarafı düşer, sonra bir kere daha (ufukları dolduran ) tekbir sesleri ile hucum ederler bu defa surların diğer kısmı düşer. Ne varki surların denize bakan (haliç) kısmı düşmez. Bundan sonra onlar ROMAya yürürler ve orasınıda tekbir sesleri ile elegeçirirler. İstanbuldan öyle çok ganimet alırlarki onlar o gün ganimetleri (altınları) sayarak değil, ölçek , ölçek taksim ederler" (el-Fiten)

    "Allah müminlerin (ordusu)na İstanbul ve Romayı tesbih ve tekbir sesleri ile fethini nasin etmedikçe kıyamet kopmayacaktır ( Amr. b Avf)

    "Mülk ve bir diğer ifadeye göre hilafet, taki kırmızı benizli , sanki yüzleri örs üstünde döğülmüş , derilerle kılıflı , sağlam kişiler olan (TÜRKLER ) bu ululukta (hilafette) onlara üstünlük sağlayıncaya kadar , mutlaka benim torunlarımın elinde olacaktır. (Bundan sonra hilafet artık TÜRKlere geçmiş olur) (el-Hamevi)

    "TÜRK dilini mutlaka öğreniniz. Zira mülk ve saltanat uzun süre onların ellerinde olacaktır" ( el-Kaşgari ,Divan-ı Luğat et-Türk )

    "Ümmetimin emirliğine (yani hilafete) en sonunda Kantura Oğulları (TÜRKLER) sahip olacaklardır."

    TÜRKLERİN ALİMLER TARAFINDAN TASVİRİ


    Çevrenin insanlarına tesiri hususunda TÜRKülkelerinden daha kuvvetli tesir eden başka bir ülke duymadık onlar, öyle şeylerdir ki , devletlerini , atlarını , hülasa orda yaşayan her şeyi TÜRKleştirir ve TÜRKE has bir şekle sokarlar ( el cahiz)

    Türkler ; çokluk , cesaret , kahramanlık gibi özellikleri ile diğer milletlerden ayrılırlar. onların yüzleri geniş, burunları yassı bilekleri kalındır. Öfkeli , et yemeye çok düşkünlerdi. Yürümekten bıktıklarını sandığın zaman yeni yürümeye başlamış gibiat koşturduklarını , dağların başlarına tırmandıklarını görürsün. Onlar büyük gayret ve himmet sahibi kimselerdir. Onlardan biri köle olduğu zaman dahi, efendisinin askerlerine kumandan olmakla yetinmez belki efendisinin yerine geçmek ister. Nitekim nların bu özelliklerine işaret eden Hz. Peygamber , " TÜRKler size dokunmadıkça sizde TÜRKlere dokunmayınız!" buyurmuşlardır ( el-Kazvini )

    KİTAPTAN SON SÖZ


    "EY MÜSLÜMANLAR! NEREDE , NE ZAMAN VE HANGİ ŞARTLARDA OLURSANIZ OLUNUZ! BU İLAHİ MESAJA KULAK VERİNİZ. GÖREVE KOŞUNUZ VE "GARİPLER" ORDUSUNA KATILINIZ VVE HZ. PEYGAMBERİN (S.A.V.) MÜJDELEDİĞİ O "GARİPLERDEN" OLUNUZ. ZİRA YİĞİT ÖLDÜĞÜ YERDEN, ANADOLUDAN AYAĞA KALKACAK VE İSLAM BİR KERE DAHA O GÜZEL VE MUTLU GÜNLERİNE KAVUŞACAKTIR.


    KAYNAK: HZ. PEYGAMBERİN HADİSLERİNDE TÜRKLER
    KİTAP YAZARI: Prof. Dr. Zekeriya KİTAPÇI

    BASKA BIR SAYFADA

    http://www.forumdas.net/ayetler-ve-hadisler/turkler-hakkindaki-hadisi-serifler-20519/

    Bu ayet-i kerimenin, başta Vani Mehmed Efendi, Elmalılı Hamdi Yazır,
    Ömer Nasuhi Bilmen, Celal Yıldırım Hoca başta olmak üzere
    bir çok İslam alim ve mütefessire göre
    Türkler’i işaret ettiği kabul edilmektedir.

    Ey iman edenler! İçinizden kim dininden dönerse,
    ALLAH Müminlere karşı alçak gönüllü,
    kâfirlere karşı onurlu ve zorlu,
    kendisinin onları seveceği, onlarında kendisini seveceği bir kavim getirir ki;
    Onlar ALLAH yolunda savaşırlar ve
    hiçbir kınayanın kınamasından çekinmezler.
    Bu ALLAH’ın lütfu inayetidir ki, onu kime dilerse ona verir.
    ALLAH ihsanı bol olan, en çok bilendir. (Maide suresi:54)



    • Kostantiyye (İstanbul) mutlaka feth olunacaktır.
    Onu fetheden kumandan ne güzel kumandandır
    ve o asker ne güzel askerdir.
    Buhari (et-Trah-ul Kebir, cilt 1, kısım 2, sayfa: 81)
    Ahmed bin Hanbel (Müsned IV/42, kahire 1313) El-Hakim
    (el-Müstedrek IV/42-422, Haydarabat 1335)


    • Türk dilini öğreniniz,
    çünkü Türlerin çok uzun sürecek bir hâkimiyetleri vardır.
    (Kaşgarlı Mahmut, Divanı Lügat-it Türk,
    C.1.,s:3 –1333 İst basımı)


    •Benim ümmetimi öyle bir kavim sürüp, kovalayacaktır ki;
    onların yüzleri (yuvarlak ve) enli, gözleri (çekik ve) küçük,
    çehreleri sanki üzeri derilerle kaplanmış kalkanlar gibidirler.
    Onlar üç defa Arabistan yarımadasına kadar ilerleyeceklerdir.
    İlk istilada onların önlerinden kaçanlar kurtulacaktır.
    İkinci istilada hücuma uğrayanlardan bazıları helak olacak ve
    bazıları da canlarını kurtaracaklardır.
    Üçüncü istilada ise onların kökleri kesilecektir
    (Artık istilalar son bulacaktır) işte onlar Türkler’dir.
    Nefsim yed-i kudretinde olan ALLAH’a yemin ederim ki,
    Türkler (çok yakın bir gelecekte) atlarını
    Müslüman mescidlerinin direklerine bağlayacaklardır.
    Ebu Davud (Nuseym b. Hammad, Kitabü’l Fiten, Atıf Ktp. No:602,V.121122)


    • Türkler size ilişmedikçe sizde onlara ilişmeyiniz.
    Çünkü milletimin mülkünü ve ALLAH’ın ona olan ihsanını
    en evvel Kantura (Türk) nesli alacaktır.
    İmam Taberani (Mu’cem’ül-Kebir ve Mu’cem’ül Evsat isimli eserinde)


    • Habeşliler sizle uğraşmadıkça siz de onlarla uğraşmayınız.
    Hele Türkler size dokunmadığı sürece
    siz de Türkler’e (sakın) dokunmayınız!
    Ebu Davud (Sünen-i Davud, IV.s:112)

    Yukarıdaki hadis-i şerif Cüveydi tarafından şöyle nakledilmiştir:
    “Türkler sizlere dokunmadıkça siz de Türkler’e dokunmayınız.
    Zira onlar çok sert ve haşin tabiatlı kimselerdir.”
    (El-Cüveyni; Tarih-i Cihan-güşa, 1, s:11)

    Aynı hadis-i şerifi Hamavi ise ashabdan
    Hz. Muaviye’den şöyle nakletmiştir:
    “Sakın onların üzerine süvari birlikleri göndermeyiniz (harp etmeyiniz)
    Türkler ve Habeşliler size dokunmadığı sürece
    siz de onlara dokunmayınız.”


    • İmam Taberani Hz. Muaviye’den şöyle nakleder:
    İbn-i Zi’l Kela anlatıyor:
    Bir gün Muaviye’nin yanındaydım.
    Ermeniye vilayetinin valisinden posta geldi.
    Muaviye valinin mektubunu okudu, hiddetlendi;
    sonra kâtiplerinden birini çağırdı ve ona
    valinin tahriratına şöyle yaz, dedi.
    ‘İdarendeki araziye Türkler’in akın ve yağma ettiklerinden
    bunun üzerine arkalarından takip kuvvetlerini sevkettiğinden ve
    bu takipçilerin yağma edilen şeyleri
    onlardan istirdat etmiş olduklarından bahsediyorsun.
    Anan sana matem tutsun, sakın bir daha öyle bir harekette bulunma,
    Türkleri kışkırtma ve onlardan hiç bir şey istirdat etme.
    Çünkü ben Resulullah’dan işittim.
    Buyurdu ki; “Türkler yavşan otu biten yerlere
    (Avrupa’ya) kadar ilerleyeceklerdir.”


    • Hıfz, on kısma ayrılmıştır:
    Dokuzu Türkler’de, biri diğer insanlardadır.
    (Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevi (Ramuz’ul-Ehadis 4140 nolu hadis)

    Hıfz kelimesi bazı kitaplarda hafızlık,
    kavrama kabiliyeti olarak tercüme edilmiştir.
    Merhum Mehmed Vani Efendi’ye göre ise
    muhafazakârlık yani dinini, milletini, vatanını,
    maddi ve manevi değerlerini,
    örf ve âdetlerini, namusunu koruma duygusunun
    her milletten çok Türk milletindedir.


    • Taberi şöyle anlatmaktadır:
    Hz. Peygamber Arap kabilelerin hücumu yılında (Hendek savaşı)
    Medine’nin etrafında kazılmak istenen hendeğin sınırlarını çizdi...
    Biz hiçbir zaman bu sınırları aşmak istemiyorduk.
    Salman hendekten çıkarak Hz. Peygamberin bulunduğu yere geldi.
    Bu sırada O bir Türk çadırını kurmakla meşgul bulunuyordu.
    (et-Taberi II. S:568)


    • Ebu Said el-Hudri demiştir ki;
    Hz. Peygamber ramazanın ilk on gününde itikâfa girmiştir.
    Sonra ortasındaki on günde
    tentesi üzerinde hasır bulunan bir Türk çadırında itikâfa girmiştir.
    Ebu Müslim.


    • Resulullah Efendimiz bir gece rüyasında
    peşine önce siyah bir koyunun,
    sonrada bir beyaz koyunun takıldığını görüyor.
    Sabahleyin mescid-i saadete gelip namaz kıldırdıktan sonra
    sırf iltifat olsun diye
    bu rüyanın yorumunu Ebubekir Sıddık Hazretlerine bırakıyor.
    Bu iltifata hem sevinen, hem de mahcup olan Ebubekir (r.a):
    “Mademki, öyle arzu buyurdunuz, yorumunu yapayım.
    Ey Allah’ın Peygamberi Peşinize ilk takılan siyah koyun Arapları,
    sonra da takılan beyaz koyun beyaz bir ırkı temsil eder.
    Yani önce Araplar size inanıp peşinize takılacak,
    sonra da beyaz bir ırk İslam’a girip size uyacak...”
    rüyadaki siyah koyun Arapları,
    beyaz koyun ise Türkler’i işaret etmiştir.
    Çünkü bir müddet sonra beyaz yüzlü olan Türkler İslam’a girmişlerdir.


    • Ebu Sekine (ki Muharrerlerden bir kimsedir)
    Resulullah (sav)ın bir sahabesinden naklen anlatıyor:
    "Resulullah (sav) buyurdular ki:
    "Sizi bıraktıkları müddetçe siz de Habeşileri bırakın.
    Sizi terkettikleri müddetçe Türkleri terkedin."
    (Ravi (r.a.): Ebu Sekine Kaynak: Ebu Davud, Melahim 8, 4302)


    Türkleri kışkırtma ve onlardan hiç bir şey istirdat etme.
    Çünkü ben Resulullah’dan işittim.
    Buyurdu ki; “Türkler yavşan otu biten yerlere
    (Avrupa’ya) kadar ilerleyeceklerdir.”
    BU HADISI KIM NAKLETMIS ACABA

    BIR BASKA SAYFADA

    http://www.meleklermekani.com/hadis-i-serifler/50484-peygamberimizin-turkler-hakkindaki-hadisleri.html

    türkler hakkında hadisler peygamberimizin türkler hakkındaki sözleri hakkındaki hadisler peygamberimiz ve ile ilgili
    hayır! doğuların ve batıların Rabbine yenim ederimki her halde biz onların (yani arapların) yerine kendilerinden daha hayırlılarını getirmeye elbette bizim gücümüz yeter ve kimsede önümüze geçemez (Kuranı Kerim el-Mearic 40,41)

    Ey inananlar! Aranızda dininden kim dönerse bilsinki, Allah, kendisinin ( çok ) sevdiği ve onlarında Onu sevdiği, ( üstelik ) inananlara karşı alçak gönüllü , inkarcılara karşı güçlü , Allah yolunda cihad eden, yerenin yermesinden korkmayan bir millet getirir. Bu Allahın dilediğine verdiği bir nimettir. Allah herşeyi kaplar ve bilir. (Kuranı Kerim el-Maide 54 )

    "İşte sizler Allah yolunda ( mallarınızı ) sarfetmeye çağırılan kimselersiniz. Kiminiz cimrilik yapıyor ama, ( O ) cimrilik yapan bilsinki , ancak kendine karşı cimrilik etmiş olur. Allah zengindir, siz ise fakirsiniz. Eğer ondan yüz çevirirseniz, sizi ortadan kaldırır ve sizin yerinize , sizden olmayan ve sonrada sizlere benzemeyecek olan baaşka bir milleti getirir." ( Kuran-ı Kerim Muhammed s. 38 )

    And olsun! biz zikr ( yani tevrattan ) sonra zeburda da ;" Arza salih kullarım varis olacaklardır!" diye yazmıştık ( Kuran-ı Kerim el-Enbiya 105 )

    " Onlar ki ; Eğer kendilerine yer yüzünde bir iktirad , mevki verirsek namazlarını dosdoğru kılarlar , zekat verirler , iyiliği emreder, kötülükten vaz geçirmeye çalışırlar. Bütün işlerin sonucu Allaha aittir" (Kuran-ı Kerim el-Hac 41 )


    TÜRKLER HAKKINDAKİ HADİSLER


    Bana benden önce hiç bir Peygambere verilmeyen 5 şey verilmiştir. ( bunlardan biride) benim bütün kırmızı ve siyah kavime Peygamber olarak gönderilmemdir ( Ebi Zer-Ğıfari )

    Büyük çarpışmada (Malazgirt) harbinin o kan gövdeyi götürdüğü günlerde "kırmızı çehrelilere" ( TÜRKLERE ) müjdeler olsun! Allah"a yemin ederimki insanlar çatlasada patlasada Allah onları , hem bu dünya , hemde öbür dünyada kesinlikle mükafatlandırılacaklardır ( Tubeyin kab)

    şanı yüce olan Allah şüphesiz bana (ümmetime kırmızı çehreliler sayesinde ) İranı ve Bizansı ele geçirmeyi vaad etti. Bundanda öte ; onların karılarını , çocuklarını , kölelerini , ve bütün hazinelerini bana peşkeş çekti. Zira bana kırmızı çehrelileri (TÜRKLERİ) yardımcı kılmakla beni çok güçlendirdi. (Raşid b. sa)

    Sizler deriden çizmeler giyen bir kavimle çarpışmadıkça kıyamet kopmaz. O kadarki sizler küçük gözlü kırmızı çehreli yassı burunlu yüzleri sanki örs üstünde döğülmüş ve üzeri derilerle kılıflı kalkanlar gibi sağlam (bir kavim olan) TÜRKLERLE çarpışırsınız ( Ey Ebu Hüreyre! ) insanların ( Allah katında ) en hayırlılarının , bu dine girmeden önceki devirlerde bu dinden en fazla yüz çeviren kimseler olduğunu görürsün. Oysa insanlar tıpkı ( has) madenler gibidir. cahiliye devrinde hayırlı olan kavimler İslam dinine girdikten sonrada bu dinin (en) hayırlıları olurlar. Sizden birinizin üzerine öyle bir zaman gelecekki ; bu kişi için beni görme isteği ; onun aile ferdleri ve mallarının bir misli daha o kimsenin kendine verilmesinden daha sevimli olacaktır. ( TÜRKLERDEN öyle insanlar geleceklerdirki onların Peygamberi sevme ve ona kavuşma sevgisinin önüne mal , mülk ve aile ferdleri de dahil hiç bir şey geçmeyecektir) (ebu hüreyre)

    "Ey Ali ! sizler beni asfar ( rumlarla) çarpışacaksınız. Oysa sizden sonra onlarla asıl çarpışacak ( bir millet ) "İSLAMIN YÜZ AKLARI" uluları gelir. Onlar öyle kimselerdirki Allah yolunda cihad etmekten ; ne bir kınayanın kınamasından ve nede onlarn dedikodusundan aska çekinmezler" ( ibn Kesir )

    Benim onlarla veya onlardan baıları ile birlikte olmam , sizlerle yada sizlerden bazıları ile birlikte olmamdan daha güvencelidir ( Nasıf, et-Tac fi Ehadis er-Rasul)

    Türkler size dokunmadıkça sakın sizde TÜRKLERE dokunmayınız. Çünkü , Allah"ın ümmetine vermiş olduğu bu mülk ve saltanat nimetini ilk defa bu Kantura Oğulları onların elinden çekip alacaklardır" ( et- Taberani)

    yakın bir gelecekte kantura oğulları ırak ahalisini ıraktan çıkaracaklardor. Sanki ben bunu gözlerimle görür gibiyim. Onlar kısık gözlü , yassı burunlu , değirmi yüzlü insanlardır (ebul-Kemal)

    Sakın habeşiler size dokunmadıkça sizde onlara dokunmayınız (Türkler de böyledir). Hele TÜRKLER size ilişmedikçe sakın sizde TÜRKLERE ilişmeyiniz (onlara saldırmayınız) ( en-Neseş)

    TÜRKLER size dokunmadıkça sizde TÜRKLERE dokunmayınız. Zira onlar çok sert ve haşin tabiatlı insanlardır (el-Cüveyni)

    müslümanlar ; yüzleri örs üstünde döğülmüş ve derilerle kılıflı kalkanlar gibi (sağlam) bir kavim olan TÜRKLERLE çarpışmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Onlar yünden yapılmış elbiseler giyerler ve yünden yapılmış çarıklarla yürürler.(Sahih-u Müslim)

    Allah bu ümmete mevalilerden bir ordu gönderecektir. onlar ata binmede Araplardan çok üstün silah kullanmada onlardan çok daha mahirdir. İşte Allah bu dini onlarla yeniden ihya edecektir!

    çok yakın bir gelecekte Allah (C.C) ellerinizi (yurt ve yuvalarınızı) bazı yabancılar (TÜRKLER)’le dolduracaktır. Onlar aslanlar gibi cesurdurlar. Harblerde düşmandan yüzgeri edip kaçmazlar. İşte bunlar ; daha önce sizin harbettiğiniz kavimlerle harbedecekler ve sizin ganimetlerinizide onlar yiyeceklerdir. (harblerde aldığınız ganimetler bundan böyle onların eline geçecektir) ( et-Taberani)

    İstanbul ; onun böbreği ele geçirilinceye kadar feth olunmayacaktır. ya böbreği neresidir diye sorulduğunda o, AMURİYE demiştir ( el-Fiten)

    İstanbuldan önce ve İstabnbul ise ROMADAN önce mutlaka fethedilecektir (el- fiten)

    Ülkeleri ( düşmana karşı) koruma gücü on kısma ayrıldı : Bunun dokuzu TÜRKLERE ve biri diğer milletlere verildi. Yine böyle, cimrilikte on kısma ayrıldı ; bunun dokuzu iranlılara vbiride diğer milletlere , cömertlikte on kısma ayrıldı ; dokuzu ehli Sudana biride diğer insanlara , haya da on kısma ayrıldı ; dokuzu kadınlara , biride diğer insanlara , hased ( nifak ) de on kısma ayrıldı ; dokuzu araplara biri diğer milletlere , kibirde n kısma ayrıldı ; dokuzu rumlara biri diğer milletlere verildi ( et- Taberi)

    ben onların isimlerini , babalarının isimlerini , hatta (harb meydanlarında) binmiş oldukları atların renklerini dahi pekala biliyorum. onlar, o dehşetli günlerde yer yüzünün en hayırlı süvarileri (yani akıncıları) dır

    siyah sancaklılar gelinceye kadar harbler kendi aranızda olacaktır. Daha sonra (hazar) Türkleri baş kaldıracak ve sizler onlarla çarpıacaksınız. bundan sonra bineklerinizin sırtındaki eyerler henüz kurumadan Mağrip halkı isyan edecektir. ( el-fiten)

    Mümmetimden bir kavim hindistana gaza ederler ve oraların fethini Allah onlara nasib eder. o kadar ki hind hükümdarları boyunları demir zincirlerle bağlı (esir) olarak gelirler . İşte Allah onların günahlarını bütünüyle affedecektir ( el-fiten)

    Mümmetmden iki askeri birlik vardırki Allah onları cehennem ateşinden mutlaka koruyacaktır. Bu birliklerden biri hindistana gaza eder ve diğeri ise HZ İSA( a.s) ile birlikte olur ( ve ona yardım eder) (et-tac fi ehadis er-rasul)

    Allahın ordusu idi. onları Cenab-ı Hak doğu cihetine yerleştirmişti. adını bizzat kendisi TÜRK olarak koymuştu. herhangi bir kavme öfkelendiği zaman , onlardan bu TÜRK olrdusu ile intikam alırdı( el-kaşgari nin bir sözümü yoksa hadismi tam emin değilim)

    Yüce Allah"ın HZ ADEM"i yarattığından bu güne kadar , şu sema gölgesinin altında katledilmek suretiyle öldürülenlerin en hayırlıları şunlardır: bunlardan birincisi Habildir. onun kardeşi Kabi melun öldürmüştür... Daha Rumların kanlı harblerinde öldürülenlerdir. bular bedir harbinde öldürülen ( mümin) ler gibidir. Daha (moğol ) Türklerinin öldürdükleridir. bunlar Uhud harbinde ölen (müslüman) lar gibidir ( el- fiten)

    ben bu kan gövdeyi götüren harblere hele bir ulaşabilsem, ondan önceki (harbler) bana hiç gelir ve ondan sonra olacaklara aldırış bile etmem. Zira o kan gövdeyi götüren harb en büyük harbdir ve DECCALİN harbinden daha büyüktür. Zira deccalin ordusu bir milletten oluşur . bu harbi yapanların ordusu ise birçok milletten oluşur( konusu geçen harb malazgirt savaşıdır ve karşı tarafta 12 kralın toplam 80 sancak altında 12şer bin askeri vardır ki bu 960 bin düşman eder TÜRK ordusu ise 25bin kişidir yani aradaki fark 38.4 kattır hadis el fiten den alınmıştır)

    Rumlar A"mak (antakya) ve mercidabık"a inmeden önce kıyamet kopmayacaktır. İşte bu sıralarda , onların karşısına şehirdeki bir ordu dikilir ki, bunlar yer yüzünün en hayırlılarıdır. Her iki ordu harbetmek üzere yerlerini aldıklarında Rumlar ;
    "bizimle (Araplar, yani) bizim karılarımızı ve çocuklarımızı esir alanlarla aramızdan çekilinki viz onlarla çarpışalım. Müslüman (askerler) bunu kabul etmezler ve şöyle derler ;
    "Sizinle (bu) kardeşlerimizin arasından Allah"a and olsunki asla çekilmeyeceğiz.
    bu sırada harbde başlamış olur. Müslümanların üçte birisi (harbetmeden) mağlup olur. Allah onların hiçbir zaman tevbelerini kabul etmesin. Bu arada müslümanların üçte biride öldürülür, bunlar Allah katında en yüce şehitlerdir. Askerlerin geri kalan üçte biri Rumları yener ve fetihlerine devam ederler, ayrıca bir fitneye de düşmezler. İşte İstanbulu da bunlar (TÜRKLER) fethedecektir. (ebu hüreyere)

    Allah katında en ulu şehid şüphesizki denizlerde yapılan harblerde şehit olanlardır. Sonra ise Antakya ve civar kasabalarında (Rumlara karşı) şehit olanlar, daha sonra ise Deccal"a karşı şehit olanlardır ( Abdullah b. amr b. el-Astan)

    Kan gövdeyi götüren asıl o büyük harpler başladığında , Şamdan bir ordu çıkar. İşte bunlar Allahın gelmiş geçmiş en hayırlı kullarıdır ( sözü edilen ordu halifenin TÜRKlerden oluşan ordusudur.) (el fiten)

    Utbe b. Nafi"den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir ; Bir gazada AllahIN ELÇİSİ (S.A.S ) ile beraberdik. Hz. PEYGAMBERe batı tarafından ve üzerlerinde yün elbiseler bulunan bir kavim geldi. Onlar kendisine bir tepenin yanında kavuşmuşlardı. Onlar ayakta , Hz. PEYGAMBER ise oturuyordu. İçimden bir ses bana dediki ; " Şunların yanına git de onlarla PEYGAMBERİN arasında dur! Ona bir baskın yapmasınlar!" Sonra (kendi kendime) onlarla bir sır konuşur, dedim ve yanlarına vararak onlarla Hz. PEYGAMBER"in arasında durdum (ve o konuşmalardan ) dört kelime belledim, bunları elimle de sayarım, (Hz. PEYGAMBER onlara şöyle diyordu) ;
    Sizler ( araplar ) Arap yarımadasına gaza edeceksiniz. Allah onu size fethedecektir. Sonra İran"a gaza edeceksiniz. Allah orasını da size fethedecektir. Sonra sizler ( Osmanlı Türkleri ) bizansla gaza edeceksiniz. Allah ırasubu sşze fethedecektir. Sonra yinesiz ( Osmanlı Türkleri ) Deccala gaza edeceksiniz. Allah onuda fethedecektir." Bunun ğzerşbe Nafş " ya Cabir! Biz Bizans ( toprakları ) fethedilmedikçe Deccalın çıkacağını zannetmiyoruz dedi"

    Amir b. Avr"ın rivayet ettiğine göre ; Hz. PEYGAMBER (S.A.S) şöyle buyurmuşlardır : "Sizler (rumlarla olan) en uzak sınır boylarında (mesela) Bevla da düşmana karşı nöbet tutmadıkça kıyamet kopmayacaktır" ; Ondan sonra Hz. PEYGAMBER
    - "Ey Ali! Ey Ali! Ey Ali!" diye seslendi. Hz. Ali,
    - "Anam babam sana feda olsun Ey AllahIN ELÇİSİ (buyurunuz)" dedi . Bundan sonra Hz. PEYGAMBER şöyle buyurdu ;

    "Sizler Rumlarla mutlaka çarpışırsınız! Ne varki sizden sonra " İslamın yüz akı" bir ordu ( OSMANLI ) gelir ve Rumlarla, asıl onlar çarpışır. Onlar öyle kimselerdirki ; Allah yolunda olmaktan ve bir kınayanın kınaması ve nede dedikodusundanhiç korkmazlar. İşte onlar tesbih ve tekbir sesleri ile İstanbulu fethederler. Ordanda daha önce hiç bir yerden alamadıkları miktarda öyle çok ganimetler elde ederler. Onlar bu ganimetleri aralarında kalkanları ölçek yaparak taksim ederler.

    Kostantiniyye (İstanbul) mutlaka fetholunacaktır Onu fetheden kumandan ne ulu kumandan , onun askerleri ise ah ne iyi askerlerdir.

    İstanbulu ; Allahın evliyaları ( dostları ) olan kavimlere Allah nasip edecektir. Artık Allah onlara bir daha ölüm , hastalık , bela ve musibet yüzü göstermeyecektir. ( el-Fiten )

    İstanbulu fetheden zatın adı da benimki gibi Muhammed olacaktır ( el-Fiten ) ( Mehmet ismi Muhammed isminin Türkçe yazılışıdır )

    Nefsim elinde olan Allah"a yemin ederinki ; yılanın sıkışıp hücresine girdiği gibi , imanda sıkışacak ve sonunda şu iki mescide ( mekke ve Medineye ) çekilecektir... Bu sırada AHHALta öfkelenir, kılıncıyla onlara darbe ve mızrağı ile onlara hucum eder. ( Abdullah b. amra ; "Ey Abdullah Allahın kılıncı ve mızrağından maksat nedir? diye soruldu o da : émümin kullarunun kılıncı ve oku olmalıdır!" dedi). Artık bundan sonra Rumların hepsi helak olur. Sonra bu (TÜRKLER) Rum ülkelerine alırlar, onların bütün kalelerini ve şehirlerini tekbir ve tehlil sesleri ile ele geçirirler. En sonunda Heraklenin şehrine (İSTANBUL) gelirler ve Halici karşılarında (bir çarşaf gibi ) yayılmış olarak bulurlar. Daha sonra orayı (istanbulu) tekbir ve tehlil getirerek gth ederler. Onlar kükreyen tekbir sesleriyle öyle hucum ederlerki, surların bir tarafı düşer, sonra bir kere daha (ufukları dolduran ) tekbir sesleri ile hucum ederler bu defa surların diğer kısmı düşer. Ne varki surların denize bakan (haliç) kısmı düşmez. Bundan sonra onlar ROMAya yürürler ve orasınıda tekbir sesleri ile elegeçirirler. İstanbuldan öyle çok ganimet alırlarki onlar o gün ganimetleri (altınları) sayarak değil, ölçek , ölçek taksim ederler" (el-Fiten)

    "Allah müminlerin (ordusu)na İstanbul ve Romayı tesbih ve tekbir sesleri ile fethini nasin etmedikçe kıyamet kopmayacaktır ( Amr. b Avf)

    "Mülk ve bir diğer ifadeye göre hilafet, taki kırmızı benizli , sanki yüzleri örs üstünde döğülmüş , derilerle kılıflı , sağlam kişiler olan (TÜRKLER ) bu ululukta (hilafette) onlara üstünlük sağlayıncaya kadar , mutlaka benim torunlarımın elinde olacaktır. (Bundan sonra hilafet artık TÜRKlere geçmiş olur) (el-Hamevi)

    "TÜRK dilini mutlaka öğreniniz. Zira mülk ve saltanat uzun süre onların ellerinde olacaktır" ( el-Kaşgari ,Divan-ı Luğat et-Türk )

    "Ümmetimin emirliğine (yani hilafete) en sonunda Kantura Oğulları (TÜRKLER) sahip olacaklardır."

    TÜRKLERİN ALİMLER TARAFINDAN TASVİRİ


    Çevrenin insanlarına tesiri hususunda TÜRKülkelerinden daha kuvvetli tesir eden başka bir ülke duymadık onlar, öyle şeylerdir ki , devletlerini , atlarını , hülasa orda yaşayan her şeyi TÜRKleştirir ve TÜRKE has bir şekle sokarlar ( el cahiz)

    Türkler ; çokluk , cesaret , kahramanlık gibi özellikleri ile diğer milletlerden ayrılırlar. onların yüzleri geniş, burunları yassı bilekleri kalındır. Öfkeli , et yemeye çok düşkünlerdi. Yürümekten bıktıklarını sandığın zaman yeni yürümeye başlamış gibiat koşturduklarını , dağların başlarına tırmandıklarını görürsün. Onlar büyük gayret ve himmet sahibi kimselerdir. Onlardan biri köle olduğu zaman dahi, efendisinin askerlerine kumandan olmakla yetinmez belki efendisinin yerine geçmek ister. Nitekim nların bu özelliklerine işaret eden Hz. Peygamber , " TÜRKler size dokunmadıkça sizde TÜRKlere dokunmayınız!" buyurmuşlardır ( el-Kazvini )

    BIR BASKA SAYFADA

    http://www.gencsau.com/forum/peygamber-efendimizin-turkler-hakkinda-hadisler-t29757.0.html

    Hz. Muhammed’in (s.a.v) Türkleri Değerlendirdiği Sözleri


    /Ali Akkoç
    Değerli okurlarım Hazreti Muhammed Türkleri değerlendiren yani Türkleri tanıtan sözlerde söylemiştir. Bu onun Türkler İslam olmadan önce söylediği sözleri olduğuna göre Hz. Muhammed Türkleri tanrı vergisi bilgilerine göre değerlendirmiştir. Bu sözlü hadisler hakkında en kestirme bilgileri Türk Tarihi Dergisinde Doç. Dr. Zekeriye Kitapçı’nın yazısında görebiliriz. Bu yazıda verilen ifadeler şöyledir:

    Kaşgari hadislerin değerlendirilmesi
    Bu alimler arasında Türk alimi Mahmud el-Kaşgari’ye yer vermemiz gerekmektedir. Kaşgari’nin rivayet ettiği ve Türklerin haşmet ve ikballerini çok heyecanlı bir şekilde dile getiren bu hadisler ve yorumlarını bir çırpıda silip atmaktansa, bu açıdan değerlendirmemiz konuya herhalde daha gerçekçi bir yoldan yaklaşmak olacaktır.

    Bu cümleden olmak üzere Ulu Önder Atatürk gibi Türk olmanın gurur ve şuurunu iliklerine kadar duyan ve hisseden Kaşgari, meşhur eseri “Divan-i Lügat’i Türk’de Türklerle ilgili olan hadislerden iki tanesini belirtmiştir. Hatta bunlardan biri hadis literatüründe “kudsi hadis” dediğimiz manası Allah’tan ve sözü Hz. Peygamberden gelen hadisler cinsindedir. Söz konusu hadisi kudsinin muttasıl bir senedle rivayet ettiği metni şöyledir:

    “Hz. Peygamber’den rivayet edildiğine göre; aziz ve celil olan Allah buyurur ki, benim bir ordum vardır, adını Türk koydum ve onları doğu ülkelerine yerleştirdim. Herhangi bir kavme öfkelendiğim zaman Türkleri onların başına musallat ederim.”

    Kaşgari’nin Türklerle ilgili naklettiği bir diğer hadisin metni ise şudur:
    “Hz. Peygamber kıyamet alametlerinin ve ahir zaman kargaşalıklarını ve Oğuz Türklerinin ortaya çıkışlarını anlattıktan sonra demiştir ki, Türk dilini (mutlaka) öğreniniz. Zira mülk ve saltanat uzun zaman onların elinde kalacaktır.”

    Kaşgari’nin rivayet ettiği bu hadislerin isnad ve metinleri hakkında Usulü Hadis İlminin ortaya koyduğu kriterler açısından daha fazla münakaşa ve tenkid etmenin yeri herhalde burası değildir. Fakat şu kadarı da bir gerçektir ki, söz konusu doğruluğu hala münakaşa konusu ise de, zaman ve siyasi gelişmeler onların muhteva ve metinlerinin bir başka ifade ile müdafaa ettiği fikirlerin kesinlikle doğru olduğuna, batıya İslam dünyasına yönelmiştir. Cihangir Asya ordularının bir başka öncüleri olan Selçuklular, çok geçmeden Bağdat önlerinde, İslamın taht ve baht şehrinde görülmüşlerdir. Selçuklu Türkleri, İslam dünyasının üstüne kara bulutlar gibi çöken Şii Büvehi saltanatına son vermekle kalmadıkları gibi, başta Bağdat olmak üzere, İmparatorluğun daha ziyade Şii ağırlıklı şehirlerine Nizamiye Medreseleri’ni kurarak onların fikri manada da belini ve Sünni doktrinini de ihya etmişlerdir.

    Buhari’nin Türkler hakkındaki hadisleri
    Her ne kadar Türklerle ilgili hadislerin büyük bölümü yukarıda da işaret edildiği gibi, daha ziyade sonraki devirlerde bazıları tarafından şu veya bu maksatla uydurulmuş ise de, bunlar arasında doğruluğundan hiç bir zaman şüphe edilmemesi gereken hadisler de vardır. Bunların başında şüphesiz hadis ilminin gelmiş geçmiş en büyük otoritelerinden biri olan İmamı Buhari’nin, Sahih adındaki meşhur hadis kolleksiyonunda naklettiği hadisler gelmektedir. Daha ziyade Şeyhi’le-muhaddisin unvanıyla şöhret bulan büyük imam ve değerle alimin asıl adı Muhammed b. İsmail el Buhari el Cufi’dir.

    Uzun tarihi seyri içinde büyük ölçüde Türk nüfuz ve hakimiyeti altında kalmış olan ve hatta İslami fetihler sırasında dahi Türk soyuna bağlı hükümdar aileleri tarafından idare edilen Buhari’nin Türklerle ilgili hadisleri nakletmesinde muhtemelen Türk çevrelerinde dünyaya gelmiş ve buralarda yetişmiş olmasının da büyük tesirleri olsa gerektir. Hatta onun Türk soyundan geldiğini söyleyen Buhari, Türklerle ilgili hadisleri, meşhur eserinde “Siyer ve Cihad Kitabı” adını verdiği genel bölümünde ve “Türklerle Savaş” başlığı altında özel bir bölümde toplamıştır. Bunun yanısıra muhteva itibarı ile birbirine çok yakın olan bir diğer hadisi de “Çarık Giyenlerle Savaş” bölümünde bize nakletmektedir. Sözler ve metin itibarı ile birbirlerine çok yakın olan bu hadislerden biz burada sadece sahabeden Amr b. Tağlib ve Ebu Hüreyre kanalı ve müstakil senedlerle bize kadar gelen hadisleri açıklamakla yetineceğiz.
    Amr b. Tağlib’in müstakil senedle Hz. Peygamberden rivayet ettiği hadisin metni şudur:
    “Amr b. Tağlib’den rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber buyurmuştur ki; Kıyamet kopmasının şartlarından (biri de, sizlerin kıldan çarıklar giyen bir kavim olan (Türkler)le harbetmemizdir. Yine kıyamet kopmasının şartlarından bir (diğeri de) sizlerin yuvarlak yüzlü öyle ki, yüzleri (örs üstünde döğülmüş ve) üzeri derilerle kaplanmış (sağlam) kalkanlar gibi bir kavim (olan Türklerle) çarpışmanızdır.”

    Buhari’nin Türklerle ilgili bir hadisi de yine muttasıl bir senedle büyük sahabe tarafından nakledilmiştir. Bu hadis de şudur;

    “Ebu Hüreyre’den rivayet edildiğine göre, Hz. Hz. Peygamber buyurmuştur ki; Sizler küçük çekik gözlü, kırmızı benizli, yatık burunlu, çehreleri sanki (örs üstünde döğülmüş ve ) üzeri derilerle kaplanmış (sağlam) kalkanlar gibi bir kavim olan Türklerle çarpışmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Yine sizler, kıldan çarık (ve çoraplar) giyen bir kavimle (Türk) çarpışmadıkça kıyamet kopmayacaktır.”

    Müslim’in Türkler hakkındaki hadisleri
    Türklerle ilgili hadisler, sadece Buhari değil, hadis ilminin Buhari’den sonra en büyük otoritelerinden İmamı Müslim tarafından da açıklanmıştır. Asıl adı, Müslim b. el-Haccac el-Kuşeyri olan bu değerli alim Nişabur’da dünyaya gelmiştir. (Doğ. 817-Öl. 875) İmamı Buhari’ye karşı aşırı derecede saygı ve bağlılığı ile tanınmıştır.

    Büyük İmam daha ziyade “Sahihu Müslim” adı ile İsllam dünyasında hürmet ve itibar gören meşhur eserinde, Türkler hakkındaki hadisleri “Kargaşalıklar ve Kıyametler Alametleri Kitabı” adını verdiği çok geniş ve genel bir bölümde toplamıştır. Daha ziyade Ebu Hüreyre kanalı ile bize kadar ulaşan bu hadislerin sayısı beş kadardır. Hadisler gerek söz gerekse muhteva itibarı ile birbirlerine çok yakın ifadelerle nakledilmiştir. Müslim’in naklettiği bu hadislerin Buhari’deki hadislerle metin bakımından çok benzer olduğu gözden kaçmamaktadır. Demek oluyor ki, her iki imam da bu hadisleri bir ömür boyu çok büyük bir titizlik hatta meşakatle hazırladıkları kitaplarında tam bir gönül rahatlığı ile kaydetmiştir..(*)

    Biz burada bu beş hadisten bir fikir vermek üzere sadece iki tanesini belitmek istiyoruz. Bu hadislerden biri aynen şöyledir;

    “Ebu Hüreyre’den rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber buyurmuştur ki, müslümanlar kıldan elbiseler giyen ve kıldan çoraplar çarıklarla yürüyen çehreleri (sanki örs üstünde döğülmüş ve) üzeri derilerle kaplanmış kalkanlar gibi kuvvetli bir kavim olan Türklerle çarpışmadıkça kıyamet kopmayacaktır.”(35)

    İmamı Müslim’in Türklerle ilgili buraya kaydetmek istediğimiz bir diğer hadisi de aynen şöyledir;
    “Ebu Hüreyre’den rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber, buyurmuştur ki; Sizler kıldan çarıklar giyen bir kavim (Türklerle) çarpışmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Yine sizler çekik gözlü, ince ve yassı burunlu, ‘kırmızı benizli’ bir kavimle çarpışmadıkça kıyamet kopmayacaktır.(35)

    Ebu Davud’un Türklerle ilgili hadisleri
    Buhari ve Müslim’den sonra şimdi de biz büyük hadis imamlarından Ebu Davud’un meşhur eseri Sünen üzerinde durmak istiyoruz. Türlerle ilgili hadislerden sözeden ve “Kütübü Sitte” dediğimiz meşhur hadis kitaplarından biri olan bu kolleksiyonun, üzerinde durduğumuz konu açısından çok büyük bir önemi vardır. Büyük hadis imamlarından biri olan Ebu Davud tarafından telif edilmiş olan bu eser, müslümanlar arasında derin bir hüsnü kabule mazhar olmakla kalmamış, aynı zamanda Mısır ve Magrib gibi daha bir çok ülkelerde tasnif edilen Sünenler içinde bir örnek olmuştur. Yazarın asıl adı Süleyman b. Eşas’tır. Horasan illerinden Sicistan’da doğmuştur. (Doğ. 817-Öl. 888)

    Ebu Davud’un Sünen’inde Türklerle ilgili olarak dört hadis açıklanmıştır. Bu hadislerden ilk üçü aynen Buhari’de olduğu gibi “Türklerle Savaş” genel başlığı altında toplanmış diğer biri ise “Türkleri ve Habeşlileri Harbe Tahrikten Çekinmek” bölümünde verilmiştir. Hadislerden ikisi daha önceden tanıdığımız büyük sahabe Ebu Hüreyre tarafından rivayet edilmekte ve Buhari ve Müslim’den naklettiğimiz hadislerle büyük ölçüde bir benzerlik arzetmektedir. Bunlarda Türklerin ırkı özelliklerini açıklayan hadisler gibidir. Fakat bizim asıl üzerinde durmak istediğimiz Ebu Davud’un açıkladığı diğer iki hadisidir. Gerek muhteva gerekse temas ettiği konular bakımından daha öncekilere hiç de benzemeyen ve tamamen farklı olan bu hadisler, ilk hicret asrından itibaren resmi devlet yazışmalarına geçmiş, dolayısıyla İslam alimleri tarafından büyük bir ilgi ve kabul görmüşlerdir. Söz konusu hadisler, Türk-Arap siyasi münasebetlerine ışık tutması bakımından önümüzdeki sayfalarda daha etraflı bir şekilde değerlendirilecektir.

    Büyük İmamın, Türklerin bedeni yapılarını açıklayan ve daha önce Buhari ve Müslim’de gördüğümüz hadislerin nerede ise bir tekrarından ibaret olan hadislerini bir fikir vermesi bakımından burada da kaydedeceğiz. Bunlardan birisi şudur;

    “Ebu Hüreyre’den rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber demiştir ki; Müslamanlar kıldan elbiseler giyen ve çehreleri (sanki örs üstünde döğülmüş ve ) üzeri derilerle kaplanmış kalkanlar gibi kuvvetli bir kavim olan Türklerle çarpışmadıkça kıyamet kopmayacaktır..”(37)

    Diğer hadis ise aynen şöyledir;
    “Ebu Hüreyre’den rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber buyurmuştu ki; Sizler deriden çarıklar giyen bir kavim (olan Türkler) le çarpışmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Yine sizler, küçük gözle, yatık burunlu ve yüzleri sanki (örs üstünde döğülmüş ve) derilerle kaplanmış kalkanlar gibi (kuvvetli) bir kavim (olan Türkler) le çarpışmadıkça kıyamet kopmayacaktır.”

  3. #13

  4. #14
    El-fiten ve'l-melahim - Nuaym b. Hammâd (ö. 228/843) Mumsema EL-FİTEN VE'L-MELAHİM

    Nuaym b. Hammâd'm (ö. 228/843) fiten ve melâhime dair eseri.
    Fiten ue melâhim'le İlgili rivayetle¬rin herhangi bir değerlendirmeye tâbi tutulmadan bir araya getirildiği eser kendi alanında kaleme alınmış ilk kitap olup Nuaym'ın talebelerinden Abdurrah-man b. Hatim el-Murâdî tarafından ri¬vayet edilmiştir. Eserde konular sistema¬tik açıdan iyi sayılmayacak bir şekilde ve zaman zaman tekrarlanmak suretiy¬le işlenmiştir. Kitap on bölümden (cüz) meydana gelmektedir. Birinci bölümde Hz. Peygamberden sonra meydana ge¬lecek fitnelerle bunların tarihleri; ikin¬ci bölümde fitne anında yapılması gere-ken şeyler, bazı sahâbîlerin gördükleri fitnelerden sonra duydukları pişmanlık, halifelik ve halifeler; üçüncü bölümde Emevîler ve Abbasîler dönemindeki fit¬neler. Abdullah b. Zübeyr fitnesi ve bun¬ların mücadelesi; dördüncü bölümde Şam'da meydana gelecek olaylara dair haberler; beşinci bölümde Mehdî'nin is¬mi, nesebi, özellikleri, ortaya çıkışı ve ömrü; altıncı bölümde İstanbul'un fet¬hi; yedinci ve sekizinci bölümlerde dec-câl, Hz. îsâ, Ye'cûc ve Me'cûc; dokuzuncu ve onuncu bölümlerde dâbbetü'1-arz ve diğer bazı kıyamet alâmetleriyle Ha-beşliler ve özellikle Türkler hakkındaki olumsuz rivayetler zikredilmektedir.
    Eser, ihtiva ettiği rivayetler bakımın¬dan bir hadis kitabı olmaktan çok bir tarih kitabı mahiyeti taşımaktadır. Nite¬kim bazı muhaddislerin Nuaym b. Ham¬mâd hakkındaki değerlendirmeleri de bunu doğrular niteliktedir. Ebû Arübe, Nuaym'ın durumunun "biraz karanlık" olduğunu söylemekte, Nesâî de onun rivayetlerinin hüccet kabul edilemeye¬ceğini bildirmektedir. Zehebî. Nuaym'ın bir "ilim deryası" olduğunu kabul etmek¬le birlikte rivayetlerini benimseyeme¬diğini belirtmekte ve eserinde pek çok münker ve kabul edilmesi imkânsız rivayet bulunduğunu kaydetmektedir [119]. Kurtuball mu-haddis Mesleme b. Kasım da bu görü¬şe katılmaktadır. [120]
    el-Fiten ve'l-melâhim'öe Hz. Peygam-ber'e nisbet edilen rivayetlerin sayısı pek az olup gayb ile ilgili konularda bile sa¬habe ve tabiînin görüşleri nakledilmiş¬tir [121]. Nitekim Abbasî döneminin sonu ve Türkler'in ortaya çıkı¬şıyla ilgili rivayetlerin derlendiği bir yer¬de [122] zikredilen on sekiz haberden sadece dördü, Mehdî'nin ortaya çıkışıy¬la ilgili konuda da [123] yirmi iki haberden sadece ikisi Hz. Peygamber'e nisbet edilmiş, diğerleri sahabe, tabiîn ve daha sonraki dönem âlimlerinin söz¬leri olarak yer almıştır.
    Kütüb-i Sitte müelliflerinin kendisin¬den pek az rivayette bulunduğu Nuaym b. Hammâd'ın asırlar boyunca ilgisiz ka¬lınan bu eseri Süheyl Zekkâr tarafın¬dan yayımlanmıştır [124]. Çalışmasında eserin British Museum ve Atıf Efendi Kütüphanesin-deki nüshalarını esas alan naşirin Top-kapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'ndeki nüshayı [125] görmediği anlaşılmak¬tadır. İbn Tâvûs, İmâmiyye Şîası'nın Meh-dî'si hakkında kaleme aldığı el-Melâhim ve'î-üten lî zuhûri'l-ğö'ibi'i-muntazar [126] adlı eserinde Nuaym b. Hammâd'ın kitabını özetlemiştir.

    Bibliyografya:

    Nuaym b. Hammâd, Kitâbü't-Fiten (nşr. Sü¬heyl ZekkSr), Dımaşk 1991; İbn Ebû Hatim, el-Cerh ve't-ta'dti, VIII, 463-464; İbn Adî, el-Kâ-mil, VII, 2482-2485; Kelâbâzî, Ricâlü Şahîhi'l-Buhârî, II, 753; Hatib, Târîhu Bağdâd, Xill, 306-314"; İbn Asâkir, Târthu Dımaşk, XVII, 605-611; İbn Tavus. el-Melâhim ue'l-fiten, Beyrut 1408/ 1988, s. 24; Mizzî, Tehzîbü'l-Kemâl, XXIX, 366-480; Zehebî, A'iâmü'n-nübelâ', X, 597-612; İbn Hacer, Tehzîbut-Tehzîb, X, 462; a.mlf., Tak-rîbü't-Tehzîb, II, 305; Kehhâle, Müccemü7-mü'eiliftn, XIII, 97; Ziriklî. el-A'lâm, VIII, 353; Kettânî, er-Risâtetü't-müstetrafe, s. 49; Sez¬gin. CAS (Ar.), I, 196-197.

  5. #15
    Peygamber efendimizin Türklerle ilgili hadisi şerifi var mıdır?

    Türk milletinin fıtratında mevcut olan yiğitlik hasleti, İslâmın cihat ruhu, Mekke ve Medine'den kopup yurtlarına kadar ulaşan İslâm mücahitlerinin mukaddes gayesi ile birleşince tarihteki haklı yerini ve mevkiine oturmuştu. Bu arada şu tarihî husus gözardı edilmemeli: Türkler İslâmın zuhurundan dört asır sonra Müslüman oldular. O zamana kadar İslâm fetihleri kuzeyde Hazar Denizine batıda Mısır'a, güneyde Yemen'e, doğuda Hindistan sınırlarına kadar yayılmıştı. İslâm ordusu hemen hemen bütün milletlerle savaştıkları halde Türklerle savaşmadılar.

    Peygamberimizin "Türkler size dokunmadıkça siz de onlara dokunmayın" 1 hadisine riayet eden Müslümanlar, onlarla savaş ettikleri zaman Türklerin İslama girmelerine mâni olacaklarını biliyorlardı. Bunun için Türkler İslâm güneşinin üzerlerinde doğduğunu hisseder etmez, "oymaklar" halinde Müslüman oldular.

    Bilhassa Abbasiler devrinde İslâm ordusunda mühim bir yer tutan Türkler yiğitlikleriyle birleştirdikleri cihat aşkı ile asırlar boyu İslâmın bayraktarlığını yaptılar.

    Bunun yanında her millet kendi milletinin fazilet ve güzel hasletlerinden bahsederek, onları sevebilir. İslâmiyet bunu reddetmez. Nitekim Sahabilerden birisi Peygamberimize "Ey Allah'ın Resulü, bir kişinin kendi kavmini sevmesi ırkçılık mıdır?" diye sormuş.

    Resulullah da (a.s.m.), "Hayır, ancak kişi kavminin zulmüne yardımcı olursa, ırkçılık olur"2 buyurmuştur.

    Çünkü millet, ırk, kavim bir vakıadır. "Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık; sonra da birbirinizi tanıyıp kaynaşasınız ve aranızdaki münasebetleri bilesiniz diye sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en şerefliniz, Ondan en çok korkanınızdır"3 mealindeki âyet-i kerime, insanların farklı millet ve ırklara mensup olmasını, birbirleriyle daha yakından tanışması hikmetine bağlamakta ve hangi ırktan olursa olsun fert ve milletlerin fazilet ve üstünlük derecesini "takva"ya göre değerlendirmektedir.

    Kur'ân'ın hükmü, hiçbir milletin ırkî bakımdan bir üstünlüğe sahip olamayacağını açıkladığı gibi, esas itibariyle ne hadis-i kudsî, ne de hadis-i şeriflerde bu hükme aykırı ifade bulmak mümkün değildir. Bu hükme ters düşen ifadeler "hadis" olarak bazı kitaplarda yer alsa, dillerde dolaşsa bile reddedilir, kabul edilmez. Bunun için de buna benzer ifadelere müracaat ederek Arap, Fars, Türk hangi millet olursa olsun methedilmeye kalkışılmaz. Irkçılık kokan ve o çerçevede anlatılan konularda İslâm literatüründe "hadis" olarak kabul edilmeyen beyanlara da itibar edilmez.

    Meselâ, Kaşgarlı Mahmud'un Divânu Lügati't-Türk isimli kitabında Türkleri metheden bir hayli mevzu (uydurma) "hadislere" yer verilmiştir. Bunlardan "hadis-i kudsî" olarak nakledilen bir söz şöyledir:

    "Ulu Allah buyuruyor: "Benim Türk adını verdiğim ve maşrıkta iskân ettiğim birtakım askerlerim vardır ki, herhangi bir kavme karşı gazaba gelecek olursam, o Türk askerlerimi o kavmin üzerine saldırırım."

    Hadis-i Kudsî olarak söylenen bu ifadeleri hiçbir hadis kitabında bulmak mümkün değildir. Bir lügat kitabında geçen böyle bir ifadeyi "hadis-i kudsî" diye alıp nakletmek usûle de aykırıdır. Çünkü âyet mealleri ya Kur'ân meallerinden veya tefsirlerden; hadisler de hadis kitaplarından alınır ve istifade edilir.

    Diğer taraftan bu ifadeler Türk milletini ve ordusunu metheder mânâyı taşımaktan da uzaktır. Çünkü bu ifadelerde Türk askeri Allah'ın elinde bir gazap âleti olarak gösterilmekte, azgın milletlerin üzerine "saldırtılan" bir unsur şeklinde tarif edilmektedir.

    Peygamber Efendimiz (a.s.m.) hakkında "Türklük" iddiasına gelince; esas itibariyle İslâmiyet, ırk, kabile ve millet mefhumunu reddetmiyor. İnsanların kabile ve milletlere ayrılmasını birbirleriyle daha yakından tanışmalarını sağlaması bakımından değerlendiriyor. Bunun yanında kabile ve milletlerin şecere ve neslini muhafazaya hizmet maksadıyla mevcut olan "ensab" ilmine karşı çıkmamıştır. Hatta Peygamberimiz, Hz. Ebû Bekir'i, ensab ilmini bilmekle methetmiştir. Hangi kabilenin nereden geldiği, en son kime dayandığı hususunda en ince teferruatına varıncaya kadar bütün bilgiler İslâmiyetten önce ve sonraki Araplar arasında meşhurdu.

    Peygamberimizin kabilesi, şeceresi ise çok iyi muhafaza edilmişti. Peygamberimizin dedelerinin kimler olduğu, nereye kadar dayandığı, Kureyş isminin ve kabilesinin nereden kaynaklandığı hususunda siyer ve hadis ka-tiplannda geniş bilgiler mevcuttur.
    Meselâ Kâmil Miras'ın Tecrid-i Sarih Tercemesi' nin 9. cildinin 217. sayfasına göz atıldığı zaman "Kureyş" isminin nereye dayandığı, nereden kaynaklandığı görülür. Cumhur-u ulemâ denen İslâm âlimlerinin çoğunun ortak görüşüne göre, "Kureyş" Peygamberimizin 13. dedesi olan Nadr'ın ismidir. Dolayısıyla kabile, ismini buradan almıştır.

    Hadis imamlarından Beyhakî'nin rivayet ettiği gibi Feyzü'l-Kadîr' de yer alan bir hadis-i şerifte Peygamberimiz (a.s.m.) "Ben Abdullah'ın oğlu Muhammed'im" diye saymaya başlıyor, dedesi Abdulmuttalib'den itibaren Adnan'a kadar yirmi atasını sayıyor, hadisin sonunda da "Ben neseb ve ata itibariyle içinizde en hayırlınızım" buyuruyor. 4

    Yine İmam Müslim'in bir rivayetinde şu mealdeki hadisi görüyoruz:
    "Cenab-ı Hak İbrahim'in (peygamber) evlatlarından İsmail'i, İsmail'in evlatlarından Benî Kinane'yi, Benî Kinane'nin evlatlarından Kureyş'i, Kureyş'ten Benî Hâşim'i, Beni Hâşim'den de beni seçti"5 buyurarak neslini Mekke'de doğmuş, orada büyümüş ve orada peygamber olarak gönderilmiş olan Hz. İsmail'e ulaştırmaktadır.

    Diğer taraftan Peygamberimizin bizzat kendi mübarek dilinden nesep itibariyle hangi millete mensup olduğunu da öğrenmemiz mümkündür. Bu husustaki hadislerin sadece üçünün mealini verelim:

    "Ben peygamberim, bunda asla yalan yok. Ben Abdül-muttalib'in oğluyum, ben Arapların en fasih konuşanıyım ve Kureyş evlatlarındanım."6

    "Ben Arapların, Suheyb Rumların, Selman Parsların, Bilal de Habeşlilerin ilk olarak Cennete girenleriyiz." 7

    "Ben tam bir Arabım. Ben Kureyş kabilesindenim. Benim lisanım (Arapçayı en fasih konuşan) Benî Sa'd lisanıdır."8

    Bu hadis-i şerifler hiçbir yoruma ihtiyaç bırakmadan Peygamberimizin nesep ve nesil bakımından Arap olduğunu bildirmektedir.

    Kur'ân'da açıkça Peygamberimizin Arap olduğu ifade edilir.İbrahim Sûresinin "Kendilerine ap açık anlatılabilsin diye, her peygamberi kendi milletinin diliyle gönderdik" mealindeki 4. âyeti buna delildir. Peygamberimiz de bir peygamber olarak kendi milletinin içinden çıkmış ve onlara Arapça olan Kur'ân'ı okumuştur.

    Ebû Zer'den (r.a.) rivayet edilen "Cenab-ı Hak her peygamberi kendi milletinin dili ile göndermiştir"9 mealindeki hadis-i şerif de bu âyeti tefsir etmektedir.

    1. Ebû Davud , Melâhim: 8.
    2. İbni Mâce , Fiten: 8.
    3. Hucurât Sûresi, 18.
    4. Feyzü'l-Kadîr, 3:36. Hadis no: 2682.
    5. Müslim, Fedâil: 1.
    6. Feyzü'l-Kadîr , 3:38. Hadis no: 2684.
    7. a.g.e. 3:43, Hadis no: 2695.
    8. a.g.e. 3:44. Hadis no: 2696.
    9. Tefsir-i İbni Kesîr, 2:522.

    Mehmed Paksu Meseleler ve Çözümleri - 1

  6. #16
    Peygamber Efendimizin Türklerle İlgili Hadisleri

    Peygamber Efendimizin Türklerle İlgili Hadisleri

    Hz. Peygamber’den rivayet edildiğine göre; aziz ve celil olan Allah buyurur ki, benim bir ordum vardır, adını Türk koydum ve onları doğu ülkelerine yerleştirdim. Herhangi bir kavme öfkelendiğim zaman Türkleri onların başına musallat ederim.”

    Peygamber Efendimizin Türklerle İlgili Hadisleri

    "Allah'ın "Doğuda" bir ordusu vardır. Onun adını TÜRK koymuştur. Kendisine baş kaldıranlardan işte onlar vasıtasıyla intikam alır"(Hadisi nakleden Kazvini.el-Kaşgari,Mahmut,Divanü'l-Lügat et-Türk,İstanbul,1333,s:292)

    Türkler dünyaya iki kere hükmedecektir..."Türkler size dokunmadığı,harb etmediği sürece ,sakın siz de Türklere dokunmayınız!"(en-Nesei,Sünen en-Nesei,4,s:44)
    "Sizler;Türklerle çarpışmadıkça kıyamet kopmayacaktır"(el-Buharı,4,s:34,35,156,Sahih-i Müslim,17,s:37,38)

    Bana benden önce hiç bir Peygambere verilmeyen 5 şey verilmiştir. ( bunlardan biride) benim bütün kırmızı ve siyah kavime Peygamber olarak gönderilmemdir ( Ebi Zer-Ğıfari )
    Büyük çarpışmada (Malazgirt) harbinin o kan gövdeyi götürdüğü günlerde "kırmızı çehrelilere" ( TÜRKLERE ) müjdeler olsun! Allah"a yemin ederimki insanlar çatlasada patlasada Allah onları , hem bu dünya , hemde öbür dünyada kesinlikle mükafatlandırılacaklardır ( Tubeyin kab)

    Şanı yüce olan Allah şüphesiz bana (ümmetime kırmızı çehreliler sayesinde ) İranı ve Bizansı ele geçirmeyi vaad etti. Bundanda öte ; onların karılarını , çocuklarını , kölelerini , ve bütün hazinelerini bana peşkeş çekti. Zira bana kırmızı çehrelileri (TÜRKLERİ) yardımcı kılmakla beni çok güçlendirdi. (Raşid b. sa)

    Sizler deriden çizmeler giyen bir kavimle çarpışmadıkça kıyamet kopmaz. O kadarki sizler küçük gözlü kırmızı çehreli yassı burunlu yüzleri sanki örs üstünde döğülmüş ve üzeri derilerle kılıflı kalkanlar gibi sağlam (bir kavim olan) TÜRKLERLE çarpışırsınız ( Ey Ebu Hüreyre! )

    insanların ( Allah katında ) en hayırlılarının, bu dine girmeden önceki devirlerde bu dinden en fazla yüz çeviren kimseler olduğunu görürsün. Oysa insanlar tıpkı ( has) madenler gibidir. cahiliye devrinde hayırlı olan kavimler İslam dinine girdikten sonrada bu dinin (en) hayırlıları olurlar. Sizden birinizin üzerine öyle bir zaman gelecekki ; bu kişi için beni görme isteği ; onun aile ferdleri ve mallarının bir misli daha o kimsenin kendine verilmesinden daha sevimli olacaktır. ( TÜRKLERDEN öyle insanlar geleceklerdirki onların Peygamberi sevme ve ona kavuşma sevgisinin önüne mal , mülk ve aile ferdleri de dahil hiç bir şey geçmeyecektir) (ebu hüreyre)


    "Ey Ali ! sizler beni asfar ( rumlarla) çarpışacaksınız. Oysa sizden sonra onlarla asıl çarpışacak ( bir millet ) "İSLAMIN YÜZ AKLARI" uluları gelir. Onlar öyle kimselerdirki Allah yolunda cihad etmekten ; ne bir kınayanın kınamasından ve ne de onların dedikodusundan asla çekinmezler" ( ibn Kesir )



    Çok yakın bir gelecekte Allah (C.C) ellerinizi (yurt ve yuvalarınızı) bazı yabancılar (TÜRKLER)’le dolduracaktır. Onlar aslanlar gibi cesurdurlar. Harblerde düşmandan yüzgeri edip kaçmazlar. İşte bunlar ; daha önce sizin harbettiğiniz kavimlerle harbedecekler ve sizin ganimetlerinizide onlar yiyeceklerdir. (harblerde aldığınız ganimetler bundan böyle onlar


  7. #17
    Türkler Hakkında Peygamber Efendimizin Söylediği Hadis-i şerifler

    Türkler hakkında Hadis var mıdır? İslâm'ın milliyetçiliğe ve ırkçılığa bakışı nedir?

    Evet Peygamber Efendimizin s. Türkler hakkında hadisi şerifi vardır. Efendimiz şöyle buyuruyor." Türkler size dokunmadıkça siz de onlara dokunmayın" ( Ebu Davut, Melahim: 8) müslüman Araplar Hicri 4. asırda türklerle temas kurdular. Bu temaslar sonucunda Türkler müslüman oldu ve asırlar boyunca İslâm'ın bayraktarlığını yaptılar.

    Yukarıdaki sorunun ikinci şıkkına geçecek olursak İslam, Milliyetçiliği müspet (iyi) menfi ( kötü) olarak ikiye ayırmıştır. Kötü milliyetçilik, ırka dayalı olanıdır. Hakka hukuka bakmadan kendi milletinden olana suçlu bile olsa taraf olma menfi, ırka dayalı milliyetçiliktir. Diğer taraftan; her millet kendi milletinin fazilet ve hasletlerinden bahsedip onları sevebilir. İslamiyet hukuk ölçülerinin gözetildiği böyle bir milliyetçiliği müspet milliyetçilik olarak görür. Nitekim Efendimiz'e s. Sahabilerinden bir tanesi soruyor; " Bir kişinin kendi kavminden birini sevmesi ırkçılık mıdır?" Efendimiz s. " Hayır, ancak kişi kavminin zulmüne yardımcı olursa ırkçılık olur." buyuruyor. ( İbni Mace, Fiten: 8) Kur'an Allah katında üstünlüğün ancak takva ile olduğunu belirtirken aynı zamanda insanların kavim ve kabilelere ayrılışının hikmetini de şöyle ifade ediyor.

    "Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O'ndan en çok korkanınızdır.

    Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır." ( Hucurat- 18) Bu ayetlerde çok açık bir şekilde Allah karşısında üstünlüğün takva ile olduğu belirtiliyor.

    TÜRKLER HAKKINDAKİ HADİSLER;

    Bana benden önce hiç bir Peygambere verilmeyen 5 şey verilmiştir( bunlardan biride) benim bütün kırmızı ve siyah kavime Peygamber olarak gönderilmemdir ( Ebi Zer-Ğıfari )

    Büyük çarpışmada (Malazgirt) harbinin o kan gövdeyi götürdüğü günlerde "kırmızı çehrelilere" ( TÜRKLERE ) müjdeler olsun! Allah"a yemin ederimki insanlar çatlasada patlasada Allah onları , hem bu dünya , hemde öbür dünyada kesinlikle mükafatlandırılacaklardır ( Tubeyin kab)

    şanı yüce olan Allah şüphesiz bana (ümmetime kırmızı çehreliler sayesinde ) İranı ve Bizansı ele geçirmeyi vaad etti Bundanda öte ; onların karılarını , çocuklarını , kölelerini , ve bütün hazinelerini bana peşkeş çekti Zira bana kırmızı çehrelileri (TÜRKLERİ) yardımcı kılmakla beni çok güçlendirdi (Raşid b sa)

    Sizler deriden çizmeler giyen bir kavimle çarpışmadıkça kıyamet kopmaz O kadarki sizler küçük gözlü kırmızı çehreli yassı burunlu yüzleri sanki örs üstünde döğülmüş ve üzeri derilerle kılıflı kalkanlar gibi sağlam (bir kavim olan) TÜRKLERLE çarpışırsınız ( Ey Ebu Hüreyre! ) insanların ( Allah katında ) en hayırlılarının , bu dine girmeden önceki devirlerde bu dinden en fazla yüz çeviren kimseler olduğunu görürsün Oysa insanlar tıpkı ( has) madenler gibidir cahiliye devrinde hayırlı olan kavimler İslam dinine girdikten sonrada bu dinin (en) hayırlıları olurlar Sizden birinizin üzerine öyle bir zaman gelecekki ; bu kişi için beni görme isteği ; onun aile ferdleri ve mallarının bir misli daha o kimsenin kendine verilmesinden daha sevimli olacaktır ( TÜRKLERDEN öyle insanlar geleceklerdirki onların Peygamberi sevme ve ona kavuşma sevgisinin önüne mal , mülk ve aile ferdleri de dahil hiç bir şey geçmeyecektir) (ebu hüreyre)

    "Ey Ali ! sizler beni asfar ( rumlarla) çarpışacaksınız Oysa sizden sonra onlarla asıl çarpışacak ( bir millet ) "İSLAMIN YÜZ AKLARI" uluları gelir Onlar öyle kimselerdirki Allah yolunda cihad etmekten ; ne bir kınayanın kınamasından ve nede onlarn dedikodusundan aska çekinmezler" ( ibn Kesir )

    Benim onlarla veya onlardan baıları ile birlikte olmam , sizlerle yada sizlerden bazıları ile birlikte olmamdan daha güvencelidir ( Nasıf, et-Tac fi Ehadis er-Rasul)

    Türkler size dokunmadıkça sakın sizde TÜRKLERE dokunmayınız Çünkü , Allah"ın ümmetine vermiş olduğu bu mülk ve saltanat nimetini ilk defa bu Kantura Oğulları onların elinden çekip alacaklardır" ( et- Taberani)

    yakın bir gelecekte kantura oğulları ırak ahalisini ıraktan çıkaracaklardor Sanki ben bunu gözlerimle görür gibiyim Onlar kısık gözlü , yassı burunlu , değirmi yüzlü insanlardır (ebul-Kemal)

    Sakın habeşiler size dokunmadıkça sizde onlara dokunmayınız (Türkler de böyledir) Hele TÜRKLER size ilişmedikçe sakın sizde TÜRKLERE ilişmeyiniz (onlara saldırmayınız) ( en-Neseş)

    TÜRKLER size dokunmadıkça sizde TÜRKLERE dokunmayınız Zira onlar çok sert ve haşin tabiatlı insanlardır (el-Cüveyni)

    müslümanlar ; yüzleri örs üstünde döğülmüş ve derilerle kılıflı kalkanlar gibi (sağlam) bir kavim olan TÜRKLERLE çarpışmadıkça kıyamet kopmayacaktır Onlar yünden yapılmış elbiseler giyerler ve yünden yapılmış çarıklarla yürürler (Sahih-u Müslim)

    Allah bu ümmete mevalilerden bir ordu gönderecektir onlar ata binmede Araplardan çok üstün silah kullanmada onlardan çok daha mahirdir İşte Allah bu dini onlarla yeniden ihya edecektir!

    çok yakın bir gelecekte Allah (C C) ellerinizi (yurt ve yuvalarınızı) bazı yabancılar (TÜRKLER)’le dolduracaktır Onlar aslanlar gibi cesurdurlar Harblerde düşmandan yüzgeri edip kaçmazlar İşte bunlar ; daha önce sizin harbettiğiniz kavimlerle harbedecekler ve sizin ganimetlerinizide onlar yiyeceklerdir (harblerde aldığınız ganimetler bundan böyle onların eline geçecektir) ( et-Taberani)

    İstanbul ; onun böbreği ele geçirilinceye kadar feth olunmayacaktır ya böbreği neresidir diye sorulduğunda o, AMURİYE demiştir ( el-Fiten)

    İstanbuldan önce ve İstabnbul ise ROMADAN önce mutlaka fethedilecektir (el- fiten)

    Ülkeleri ( düşmana karşı) koruma gücü on kısma ayrıldı : Bunun dokuzu TÜRKLERE ve biri diğer milletlere verildi Yine böyle, cimrilikte on kısma ayrıldı ; bunun dokuzu iranlılara vbiride diğer milletlere , cömertlikte on kısma ayrıldı ; dokuzu ehli Sudana biride diğer insanlara , haya da on kısma ayrıldı ; dokuzu kadınlara , biride diğer insanlara , hased ( nifak ) de on kısma ayrıldı ; dokuzu araplara biri diğer milletlere , kibirde n kısma ayrıldı ; dokuzu rumlara biri diğer milletlere verildi ( et- Taberi)

    ben onların isimlerini , babalarının isimlerini , hatta (harb meydanlarında) binmiş oldukları atların renklerini dahi pekala biliyorum onlar, o dehşetli günlerde yer yüzünün en hayırlı süvarileri (yani akıncıları) dır

    siyah sancaklılar gelinceye kadar harbler kendi aranızda olacaktır Daha sonra (hazar) Türkleri baş kaldıracak ve sizler onlarla çarpıacaksınız bundan sonra bineklerinizin sırtındaki eyerler henüz kurumadan Mağrip halkı isyan edecektir ( el-fiten)

    Mümmetimden bir kavim hindistana gaza ederler ve oraların fethini Allah onlara nasib eder o kadar ki hind hükümdarları boyunları demir zincirlerle bağlı (esir) olarak gelirler İşte Allah onların günahlarını bütünüyle affedecektir ( el-fiten)

    Mümmetmden iki askeri birlik vardırki Allah onları cehennem ateşinden mutlaka koruyacaktır Bu birliklerden biri hindistana gaza eder ve diğeri ise HZ İSA( a.s) ile birlikte olur ( ve ona yardım eder) (et-tac fi ehadis er-rasul)

    Allahın ordusu idi onları Cenab-ı Hak doğu cihetine yerleştirmişti adını bizzat kendisi TÜRK olarak koymuştu herhangi bir kavme öfkelendiği zaman , onlardan bu TÜRK olrdusu ile intikam alırdı( el-kaşgari nin bir sözümü yoksa hadismi tam emin değilim)

    Yüce Allah"ın HZ ADEM"i yarattığından bu güne kadar , şu sema gölgesinin altında katledilmek suretiyle öldürülenlerin en hayırlıları şunlardır: bunlardan birincisi Habildir onun kardeşi Kabi melun öldürmüştür Daha Rumların kanlı harblerinde öldürülenlerdir.bular bedir harbinde öldürülen ( mümin) ler gibidir. Daha (moğol ) Türklerinin öldürdükleridir.bunlar Uhud harbinde ölen (müslüman) lar gibidir ( el- fiten)

    ben bu kan gövdeyi götüren harblere hele bir ulaşabilsem, ondan önceki (harbler) bana hiç gelir ve ondan sonra olacaklara aldırış bile etmem Zira o kan gövdeyi götüren harb en büyük harbdir ve DECCALİN harbinden daha büyüktür. Zira deccalin ordusu bir milletten oluşur. bu harbi yapanların ordusu ise birçok milletten oluşur( konusu geçen harb malazgirt savaşıdır ve karşı tarafta 12 kralın toplam 80 sancak altında 12şer bin askeri vardır ki bu 960 bin düşman eder TÜRK ordusu ise 25bin kişidir yani aradaki fark 38 (4 kattır hadis el fiten den alınmıştır)

    Rumlar A"mak (antakya) ve mercidabık"a inmeden önce kıyamet kopmayacaktır İşte bu sıralarda , onların karşısına şehirdeki bir ordu dikilir ki, bunlar yer yüzünün en hayırlılarıdır. Her iki ordu harbetmek üzere yerlerini aldıklarında Rumlar ;
    "bizimle (Araplar, yani) bizim karılarımızı ve çocuklarımızı esir alanlarla aramızdan çekilinki viz onlarla çarpışalım Müslüman (askerler) bunu kabul etmezler ve şöyle derler ;
    "Sizinle (bu) kardeşlerimizin arasından Allah"a and olsunki asla çekilmeyeceğiz.
    bu sırada harbde başlamış olur.Müslümanların üçte birisi (harbetmeden) mağlup olur.Allah onların hiçbir zaman tevbelerini kabul etmesin Bu arada müslümanların üçte biride öldürülür, bunlar Allah katında en yüce şehitlerdir.Askerlerin geri kalan üçte biri Rumları yener ve fetihlerine devam ederler, ayrıca bir fitneye de düşmezler. İşte İstanbulu da bunlar (TÜRKLER) fethedecektir. (ebu hüreyre)

    Allah katında en ulu şehid şüphesizki denizlerde yapılan harblerde şehit olanlardır. Sonra ise Antakya ve civar kasabalarında (Rumlara karşı) şehit olanlar, daha sonra ise Deccal"a karşı şehit olanlardır ( Abdullah b el-Astan)

    Kan gövdeyi götüren asıl o büyük harpler başladığında , Şamdan bir ordu çıkar. İşte bunlar Allahın gelmiş geçmiş en hayırlı kullarıdır ( sözü edilen ordu halifenin TÜRKlerden oluşan ordusudur (el fiten)

    Utbe b Nafi"den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir ; Bir gazada AllahIN ELÇİSİ ile beraberdik Hz PEYGAMBERe batı tarafından ve üzerlerinde yün elbiseler bulunan bir kavim geldi Onlar kendisine bir tepenin yanında kavuşmuşlardı Onlar ayakta , Hz PEYGAMBER ise oturuyordu İçimden bir ses bana dediki ; " Şunların yanına git de onlarla PEYGAMBERİN arasında dur! Ona bir baskın yapmasınlar!" Sonra (kendi kendime) onlarla bir sır konuşur, dedim ve yanlarına vararak onlarla Hz.PEYGAMBER"in arasında durdum (ve o konuşmalardan ) dört kelime belledim, bunları elimle de sayarım, (Hz.PEYGAMBER onlara şöyle diyordu) ;
    Sizler ( araplar ) Arap yarımadasına gaza edeceksiniz. Allah onu size fethedecektir. Sonra İran"a gaza edeceksiniz. Allahorasını da size fethedecektir Sonra yinesiz ( Osmanlı Türkleri ) Deccalla gaza edeceksiniz Allah onuda fethedecektir.Bunun üzerine " ya Cabir! Biz Bizans ( toprakları ) fethedilmedikçe Deccalın çıkacağını zannetmiyoruz dedi"

    Amir b Avr"ın rivayet ettiğine göre ; Hz. PEYGAMBER (S.a.v) şöyle buyurmuşlardır : "Sizler (rumlarla olan) en uzak sınır boylarında (mesela) Bevla da düşmana karşı nöbet tutmadıkça kıyamet kopmayacaktır" ; Ondan sonra hz. PEYGAMBER
    - "Ey Ali! Ey Ali! Ey Ali!" diye seslendi Hz. Ali,
    - "Anam babam sana feda olsun Ey AllahIN ELÇİSİ (buyurunuz)" dedi PEYGAMBER şöyle buyurdu ;

    "Sizler Rumlarla mutlaka çarpışırsınız! Ne varki sizden sonra " İslamın yüz akı" bir ordu ( OSMANLI ) gelir ve Rumlarla, asıl onlar çarpışır Onlar öyle kimselerdirki ; Allah yolunda olmaktan ve bir kınayanın kınaması ve nede dedikodusundanhiç korkmazlar İşte onlar tesbih ve tekbir sesleri ile İstanbulu fethederler Ordanda daha önce hiç bir yerden alamadıkları miktarda öyle çok ganimetler elde ederler Onlar bu ganimetleri aralarında kalkanları ölçek yaparak taksim ederler

    Kostantiniyye (İstanbul) mutlaka fetholunacaktır Onu fetheden kumandan ne ulu kumandan , onun askerleri ise ah ne iyi askerlerdir.

    İstanbulu ; Allahın evliyaları ( dostları ) olan kavimlere Allah nasip edecektir.Artık Allah onlara bir daha ölüm , hastalık , bela ve musibet yüzü göstermeyecektir. ( el-Fiten )

    İstanbulu fetheden zatın adı da benimki gibi Muhammed olacaktır ( el-Fiten ) ( Mehmet ismi Muhammed isminin Türkçe yazılışıdır )

    Nefsim elinde olan Allah"a yemin ederinki ; yılanın sıkışıp hücresine girdiği gibi , imanda sıkışacak ve sonunda şu iki mescide ( mekke ve Medineye ) çekilecektir. Bu sırada Allahta öfkelenir, kılıncıyla onlara darbe ve mızrağı ile onlara hucum eder ( Abdullah b amra ; "Ey Abdullah Allahın kılıncı ve mızrağından maksat nedir? diye soruldu o da : mümin kullarinin kılıncı ve oku olmalıdır!" dedi) Artık bundan sonra Rumların hepsi helak olur Sonra bu (TÜRKLER) Rum ülkelerine alırlar, onların bütün kalelerini ve şehirlerini tekbir ve tehlil sesleri ile ele geçirirler En sonunda Heraklenin şehrine (İSTANBUL) gelirler ve Halici karşılarında (bir çarşaf gibi ) yayılmış olarak bulurlar Daha sonra orayı (istanbulu) tekbir ve tehlil getirerek gth ederler Onlar kükreyen tekbir sesleriyle öyle hucum ederlerki, surların bir tarafı düşer, sonra bir kere daha (ufukları dolduran ) tekbir sesleri ile hucum ederler bu defa surların diğer kısmı düşer Ne varki surların denize bakan (haliç) kısmı düşmez Bundan sonra onlar ROMAya yürürler ve orasınıda tekbir sesleri ile elegeçirirler İstanbuldan öyle çok ganimet alırlarki onlar o gün ganimetleri (altınları) sayarak değil, ölçek , ölçek taksim ederler" (el-Fiten)

    "Allah müminlerin (ordusu)na İstanbul ve Romayı tesbih ve tekbir sesleri ile fethini nasin etmedikçe kıyamet kopmayacaktır ( Amr b Avf)

    "Mülk ve bir diğer ifadeye göre hilafet, taki kırmızı benizli , sanki yüzleri örs üstünde döğülmüş , derilerle kılıflı , sağlam kişiler olan (TÜRKLER ) bu ululukta (hilafette) onlara üstünlük sağlayıncaya kadar , mutlaka benim torunlarımın elinde olacaktır (Bundan sonra hilafet artık TÜRKlere geçmiş olur) (el-Hamevi)

    "TÜRK dilini mutlaka öğreniniz Zira mülk ve saltanat uzun süre onların ellerinde olacaktır" ( el-Kaşgari ,Divan-ı Luğat et-Türk )

    "Ümmetimin emirliğine (yani hilafete) en sonunda Kantura Oğulları (TÜRKLER) sahip olacaklardır"

    TÜRKLERİN ALİMLER TARAFINDAN TASVİRİ


    Çevrenin insanlarına tesiri hususunda TÜRKülkelerinden daha kuvvetli tesir eden başka bir ülke duymadık onlar, öyle şeylerdir ki , devletlerini , atlarını , hülasa orda yaşayan her şeyi TÜRKleştirir ve TÜRKE has bir şekle sokarlar ( el cahiz)

    Türkler ; çokluk , cesaret , kahramanlık gibi özellikleri ile diğer milletlerden ayrılırlar onların yüzleri geniş, burunları yassı bilekleri kalındır Öfkeli , et yemeye çok düşkünlerdir.Yürümekten bıktıklarını sandığın zaman yeni yürümeye başlamış gibi at koşturduklarını , dağların başlarına tırmandıklarını görürsün Onlar büyük gayret ve himmet sahibi kimselerdir. Onlardan biri köle olduğu zaman dahi, efendisinin askerlerine kumandan olmakla yetinmez belki efendisinin yerine geçmek ister. Nitekim nların bu özelliklerine işaret eden Hz. Peygamber , " TÜRKler size dokunmadıkça sizde TÜRKlere dokunmayınız!" buyurmuşlardır ( el-Kazvini )

  8. #18
    HAZRETİ MUHAMMED TÜRKTÜR


    Hazreti Peygamber’i Medine’ye davet eden Evs ve Hazreç kabileleri Sümer asıllı idiler, Sümerler’in dağılışı sırasında Yemen’e göçmüşlerdi. Medine’ye gelişleri daha sonraydı. Akabe biatında “Muhammed bizdendir” demişlerdi ve Hazreti Peygamber’den “Kanınız kanımdır” yanıtını almışlardı. -Kureyş ileri gelenleri Ebu Talip’in yanına gelmişler ve ona; ya yeğenini susturup davasından vazgeçirmesini ya da Türk yurtlarına çekip gitmelerini tavsiye etmişlerdi. Peygamberimizin amcası Ebu Talip, bu tehdit dolu talebe, 94 beyitten oluşan “Kaside-i Lamiyye” ile cevap verdi. İşte o şiirden bazı bölümler:


    “Düşman bizim gücümüze boyun eğip kahroluyor/
    Halbuki onlar bizim Türk ve Aftalitler kapılarına sığınmamızı isterler/
    Allah’ın evine ant olsun ki sizler yalan söylüyorsunuz/
    İşleri karmakarış etmeden ne Mekke’yi terk/
    Ne de buralardan Türk yurtlarına gitmeyeceğiz.”


    Ebu Talip’in bu şiirinde Türkler yanında “Aftalitler” yani “Akhunlar” dan söz etmesi oldukça ilginç ve önemli. Demek ki Araplar Hazreti Peygamber’in soyunu sopunu çok iyi biliyorlardı. -Hazreti Peygamberin torunu Hazreti Hüseyin’in Kerbela olayından önce Türk yurtlara gitme isteği, Yezit tarafından reddedildi, çünkü Hazreti Hüseyin Horasan’daki soydaşlarıyla birleşerek tekrar gelecekti. -


    Bir gün Peygamberimiz ashabıyla otururken, bilinmeyen bir dille “Ne güzel üzüm” dedi. Sahabe anlamayarak “Ya Muhammed Arapça konuş” dediler. Yüce Peygamber: “Durun yakınmayın, ben köküm olan Hz. İbrahim’in dili ile konuşuyorum, Arap benden ama ben Arap’tan değilim” diye yanıt verdi. Yukarıdan aldığım bölümler Muharrem Kılıçın Gizlenen Türk Tarihi/Hazreti Muhammed adlı kitabından alınmıştır.Oldukça ilginç bilgiler.Tabi ispatlanması gerekir mesela sakalı şeriflerle bir dna testi yapılırsa bence daha kesin sonuçlara ulaşılabilir. “Eğer araştırırsanız Peygamberimizin Türk olduğunu ispat edebilirsiniz” ATATÜRK
    ARKADAŞLAR BU YAZIYI ARKADSIM GONDERDI HOŞUMA GİTTİ ASLINDA SİZE SUNMAK İSTEDİM
    YORUM SİZİN..
    http://www.dinbilimleri.com/Makalele...8902_yavuz.pdf

  9. #19
    Hazreti Muhammet Türk Mü?

    Hazreti Peygamber’i Medine’ye davet eden Evs ve Hazreç kabileleri Sümer asıllı idiler, Sümerler’in dağılışı sırasında Yemen’e göçmüşlerdi. Medine’ye gelişleri daha sonraydı. Akabe biatında “Muhammed bizdendir” demişlerdi ve Hazreti Peygamber’den “Kanınız kanımdır” yanıtını almışlardı. -Kureyş ileri gelenleri Ebu Talip’in yanına gelmişler ve ona; ya yeğenini susturup davasından vazgeçirmesini ya da Türk yurtlarına çekip gitmelerini tavsiye etmişlerdi. Peygamberimizin amcası Ebu Talip, bu tehdit dolu talebe, 94 beyitten oluşan “Kaside-i Lamiyye” ile cevap verdi. İşte o şiirden bazı bölümler: “Düşman bizim gücümüze boyun eğip kahroluyor/Halbuki onlar bizim Türk ve Aftalitler kapılarına sığınmamızı isterler/Allah’ın evine ant olsun ki sizler yalan söylüyorsunuz/İşleri karmakarış etmeden ne Mekke’yi terk/Ne de buralardan Türk yurtlarına gitmeyeceğiz.” Ebu Talip’in bu şiirinde Türkler yanında “Aftalitler” yani “Akhunlar” dan söz etmesi oldukça ilginç ve önemli. Demek ki Araplar Hazreti Peygamber’in soyunu sopunu çok iyi biliyorlardı. -Hazreti Peygamberin torunu Hazreti Hüseyin’in Kerbela olayından önce Türk yurtlara gitme isteği, Yezit tarafından reddedildi, çünkü Hazreti Hüseyin Horasan’daki soydaşlarıyla birleşerek tekrar gelecekti. -Bir gün Peygamberimiz ashabıyla otururken, bilinmeyen bir dille “Ne güzel üzüm” dedi. Sahabe anlamayarak “Ya Muhammed Arapça konuş” dediler. Yüce Peygamber: “Durun yakınmayın, ben köküm olan Hz. İbrahim’in dili ile konuşuyorum, Arap benden ama ben Arap’tan değilim” diye yanıt verdi. Yukarıdan aldığım bölümler Muharrem Kılıçın Gizlenen Türk Tarihi/Hazreti Muhammed adlı kitabından alınmıştır.Oldukça ilginç bilgiler.Tabi ispatlanması gerekir mesela sakalı şeriflerle bir dna testi yapılırsa bence daha kesin sonuçlara ulaşılabilir. “Eğer araştırırsanız Peygamberimizin Türk olduğunu ispat edebilirsiniz” ATATÜRK
    ARKADAŞLAR BU YAZIYI ARKADSIM GONDERDI HOŞUMA GİTTİ ASLINDA SİZE SUNMAK İSTEDİM
    YORUM SİZİN..

    http://www.dinbilimleri.com/Makalele...8902_yavuz.pdf

  10. #20
    KUREYŞ KABİLESİ



    İslam'ın gelişinden önce Mekke yönetimini elinde tutan ve Hz. Peygamberin de mensubu olduğu kabile.

    Hz. Muhammed (s.a.s)'in İslâmiyeti tebliğ ettiği sıralarda Mekke'deki topluluğun tek ceddi kabul edilen Kureyş'in asıl adının "Fihr", yahut "Nadr" olduğu söylenir. "Kureyş" kelimesi, köpek balığı manasına geldiğine göre, bu muhtemelen totemizm devirlerinin bir kalıntısıdır. Genel olarak Kureyş kabilesi Kinâne kabilesinin bir koludur. Kureyş kabilesi Hz. Peygamber (s.a.s) devrinde on koldan oluşmuştu. Bunlar; Nevfel, Zühre, Mahzûm, Esed, Cumah, Sehm, Ümeyye, Haşim, Teym ve Adiy idi.

    Adı Fihr veya Nadr olan ve Kureyş lâkabıyla anıları kişiden itibaren Hz. Peygamber (s.a.s.)'e kadar uzanan soy kütüğü şu sekilde sıralanır: Kureyş (Fihr veya Nadr)-Galib-Lüey-Kâab-Mürre-Kilâb-Kusay-(Zeyd)-Abdümenaf(Muğîre)-Hâşim (Amr)-Abdülmuttalib (Şeybe)-Abdullah-Hz. Muhammed (s.a.s).

    Kureyş kabilesi, câhiliye devrinde Ka'be'nin içinde bulunan bir kuyunun yanı başına dikilmiş bir puta taparlardı. Bu putun adı Hübel idi. Bu put, Ka'be ve Hicaz başkanlığı Huzâalılara geçtikten sonra, başkanları olan Amr b. Luhay tarafından Suriye topraklarından getirilmiştir. Rivâyete göre Amr, daha puta tapıcılığın Hicaz'a girmediği bir sırada Suriye'ye gittiğinde, oradaki halkın birtakım putlara taptığını görmüştü. Bu putlara niçin taptıklarını sorunca onlar: "Biz bunlara taparız, ne zaman yağmur istesek yağdırırlar; bir konuda yardım dilesek yardım ederler" demişlerdi. Amr, böyle her derde devâ putlardan bir tane de kabilesine götürmek üzere kendisine vermelerini ricâ etmiş, onlar da bu Hübel putunu vermişler. Amr da onu getirip Ka'be'ye yakın ve zemzem kuyusunun üst tarafına yerleştirmiş ve herkesi buna tapmaya teşvik etmişti. Yine rivâyete göre bu put, kırmızı akikten yapılmış ve insan şeklinde olup sağ eli kırık imiş. Ona, altından bir el takmışlar ve tapmaya başlamışlar ki ona gösterdikleri saygı, Hacer-i Esved'e gösterdikleri saygı derecesine varmış. Sonra bu Hübel putunu Ka'be'nin içine almışlardı.

    Ayrıca Kureyş kabilesi zemzem kuyusunun yanında bulunan İsaf ve Naile adlarındaki iki puta taparlar ve bunların önünde kurbanlar keserlerdi. Rivâyete göre İsaf, Bağy oğlu Yusuf adında bir adam; Naile de Dîk kızı Naile adında bir kadın olup Ka'be içinde zinâ ettiklerinden dolayı Allah onları taş etmişti.

    Bu büyük putlardan başka her aile, bir put edinip kendi evinde ona karşı değişik hareketlerle tapıyordu. Meselâ, bir adam yola çıkmak istediği zaman, hayvanına binmeden önce, evindeki bu puta elini ve yüzünü sürerdi. Bu hareket, onun yola çıkmadan önce yaptığı en son iş olurdu. Yolculuktan döndüğü zaman da yine o puta elini yüzünü sürerdi. Bu hareket de o adamın yolculuktan döndükten sonra ailesini görmeden yaptığı ilk iş olurdu.

    Kureyş kabilesi ile ilgili Kur'ân-ı Kerim'de başlı başına bir sûre vardır. Bu sûrede Kureyş kabilesinin yaptığı ticârî faaliyetlerinden söz edilerek, onların kışın Yemen'e, yazın da Suriye'ye olmak üzere yılda iki defa uzak ülkelere ticârî seferler düzenlediği belirtilmektedir (Kureyş, 106/1-4).

    Kureyş kabilesi ve fazileti hakkında pek çok hadis-i şerif vardır:

    a) İbn Abbas (r.a.) Hz. Peygamber (s.a.s)'in şöyle dua ettiğini nakleder: "Allahım! Kureyş'in öncekilerine azabı tattırdın, sonrakilerine nimet ve ihsanını tattır" (Tirmizi, Menakıb, 66).

    b) Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: "(Câhiliye devrinde) Arap kabileleri şu emâret hususunda en şerefli olan Kureyş'e uyardı: Arapların mü'minleri (hanifler), Kureyş'in mü'minlerine, müşrikleri de Kureyş'in müşriklerine uyarlardı. İnsanlar madenler gibidir. Onların cahiliyette hayırlı olanları, İslâm devrinde de hayırlı kimselerdir" (Tecrid-i Sarih, IX, 220).

    c) Hz. Peygamber (s.a.s): "Hilâfet Kureyş'in uhdesinde bulunacaktır. Onlar dini vecibeleri yerine getirdikçe ve adâleti icrâ ettikçe, onlara hiçbir kimse düşmanlık etmeyecektir. Eğer onlar dinden, adâletten uzaklaşırsa Allah, Kureyş'i yüz üstü sürçtürür, rezil eder." (Tecrid-i Sarih, IX, 220) buyurmuştur.

    d) Başka bir hadiste şöyle bir olay anlatılır: Hz. Peygamber (s.a.s.) Ensârdan bazı kişileri topladı ve "geliniz; sizden olmayan kimse içinizde var mı?" buyurdu. Onlar da "hayır; yalnız bir hemşirezâdemiz var" dediler. Rasûl-i Ekrem (s.a.s); "bir cemaatin hemşirezâdesi kendilerinden sayılır" buyurdu. Sonra Rasûlüllah (s.a.s) şöyle konuştu: "Kureyş, câhiliye devrinden ve bir fâciadan henüz çıkmıştır. Ben (Hevâzin ganimetlerinden bol bol vererek) onların gönlünü almak ve kendilerini İslâm'a ısındırmak istedim. Herkes dünya ile dönerken, sizin Allah'ın peygamberi ile evlerinize dönmeniz sizi memnun etmez mi?" Bunun üzerine Ensâr, "evet, memnun eder" diye cevap verdiler. Rasûlüllah (s.a.s.) buyurdu ki: "Herkes bir vadiye veya geçide girmiş, Ensâr da başka bir vâdiye veya geçide girmiş olsalar, ben mutlaka Ensâr'ın vadisine ve geçidine girerim " (Tirmizi, Menakıb, 66).

    e) Ebû Hureyre (r.a) Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)in şöyle buyurduğunu rivâyet eder: "Kureyş, Evs ile Hazrec, Cüheyne, Müzeyne, Eslem, Esca', Gıfâr (kabile fertleri) benim hâlis yardımcılarımdır. Onların da Allah'tan ve Rasûlullah'tan başka koruyucuları yoktur." (Tecrid-i Sarih, IX, 222).

2. Sayfa - Toplam 3 Sayfa var BirinciBirinci 123 SonuncuSonuncu

Benzer Konular

  1. Munzur kutsalsa Türk'tür
    By bozok in forum Türk Dünyası
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11-22-2009, 08:54 PM
  2. Hazreti Muhammed, Atatürk
    By maturidi in forum Ya TURAN, Ya ÖLÜM
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 10-22-2006, 08:15 PM
  3. Atatürk ve Hz. Muhammed
    By maturidi in forum Ya TURAN, Ya ÖLÜM
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 02-23-2006, 12:26 PM
  4. M. Kemal''in Hz. Muhammed
    By türükbil in forum Önemli Kitaplar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12-30-2005, 02:15 PM
  5. Hangi Muhammed?
    By atoybil in forum islam
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08-27-2005, 08:05 PM

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajinizi Degistirme Yetkiniz Yok
  •  
 
bitkisel tedavi
   
Bitkisel Tedavi | Dogal Tedavi | Gazete Haberleri | Sikayet Yolla | Tüketici Haklari | Aloe Vera | Nas?l Zayiflarim | Diyet Liste | Bitkisel Tedavi