2. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var BirinciBirinci 12
Gösterilen sonuçlar: 11 ile 16 ve 16

Konu: Sümerler

  1. #11


    ÖCALAN;"SÜMERLER KÜRTTÜR". ALMAN PROFESÖR:"SÜMERLER TÜRKTÜR"

    Ali Öncü / alioncu34@gmail.com2013-04-23 12:04:15ÖCALAN;"SÜMERLER KÜRTTÜR". ALMAN PROFESÖR:"SÜMERLER TÜRKTÜR". Darüzziyafe; Osmanlı Mutfağını.Osmanlı lezzetlerini.Osmanlı geleneğini günümüze taşıyan güzide bir restoran.Sadece yemekleri ile değil,Dekorasyonu.Tarihi dokusu.Ve misafirleri de fark yaratıyor.Son yıllarda milliyetçi çıkışları ile dikkat çeken.Türklüğü.Bayrağımızı.Vatanın bölünmezliğini sahiplenenMilliyetçi Hekimler Derneği'nin vazgeçilmez mekanı.Derneğin bu haftaki konuşmacısı Orhan Tükdoğan.Hayatını Türk tarihine adayan Türkdoğan sosyolog.Romanlarında.MakalelerindeKonferanslarında Türklüğü baş tacı eden bir bilin adamı.Diğer katılımcıların da tamamına yakını doktor.Yani; Atatürk'ün;-Beni Türk hekimlerine emanet ediniz, dediği gibi bir dost toplantısı.Yarın hasta olursak, doktordan yana çekincemiz yok.Toplantının gündem maddesi;Türk-Kürt kardeşliği yutturmacısıyla Türklüğün yok sayılması.Konferans'ın beyni; Profesör Dr Orhan Gedikli hocaHoca, misafirler ile tek tek ilgileniyor.Konuşmacı, Orhan Tükdoğan'ın üzerine titriyor.Erşan Aygün Hocamızın Azerbaycan anıları dinlemeye değer,çünkü kurgusu hep TÜRKLÜK üzerine.Konferansın kare aslarından biri de eşi ile katılan ve kalın bıyıkları ile Göktürklerin hakanı gibi dolaşan Tamer Vardaloğlu Hoca.İlginç olan, Türklük konularında eşinin, Hoca'dan bir fersah ileride olmasıMilliyetçiliğe,Türklüğe yapılan saldırılar nedeniyle öfke dolu.Orhan Türkdoğan çok mütevazı.Konuşması,Son kitabı; TÜRK ULUS DEVLET KİMLİĞİ adlı eserinin bir özeti.Hayatının büyük bölümü doğu ve güneydoğu da geçen.Aşiretleri çok iyi bilen.Bilgi dağarcığını gelecek kuşaklara kitaplarda sunan Hoca;PKK konusunda da uzman.Hocaya göre;Devletin toprak reformu yapmaması,Büyük bir gaflet.Yapılamayan.Yapılmak istenmeyen toprak reformu nedeniyle ağalık ve aşiret düzeninin kırılamamasını, Hoca, PKK'nın büyüme ve gelişme sebebi olarak görüyor.Ayrıca,Devletin Türk aşiretlerine bilinçli olarak sahip çıkmadığı için de, bölgenin PKK kontrolüne girdiğini söylüyor.Örnek olarak, Zaza'ları anlatıyor.Zaza'ların kendilerinin Kürt olarak görmediğini,Yakın zamana kadar Kürt'e kız vermediğini,Kendilerini Orta Asyalı olarak tanımladığını ifade ediyor.4 milyon nüfuslu bu topluluğa devletin mutlaka sahip çıkması gerektiğinin altını çiziyor.TRT'de Zaza'canın Kürt lehçesi gibi gösterilmesini,İhanetle eşdeğer olduğuna vurgu yapıyor.Son günlerde ağırlıklı olarak hükümetin milliyetçiliği ayaklar altına alıp,Türklüğü yok saymasının altında Davutoğlu'nun olduğuna inanıyor.-Yeni Osmanlıcılık ve ümmet bilinci üzerine devleti şekillendirmek istiyorlar.Ancak bu denendi ve de başarılı olamadı, diyor.Ve devam ediyor:-Osmanlı da bu vardı. Devlet Enderunlu devşirmelerden oluşuyordu. Ermeniler sadık teba olarak görülüp askere gitmiyor, vergi vermiyorlardı, Araplar peygamber kavmi sayılıp, vergi vermiyor askere gitmiyordu. Türkler savaşıyor kan döküyor ve askere gidiyordu. Saray erkânına göre de isimleri "Kavmi Ecnebi" idi. Yani yabancı bir kavimdi sanki.Orhan Hoca'nın tespitleri can acıtıyor.Son kitabı; "Türk Ulus Devlet Kimliği", bebek katili terörist başının dikkatini çekmiş. Hocadan istemiş.40 bin canın katili Öcalan'ın sıkıntısı;Kürtlere etnik bir kimlik kazandırmak.Farisiliği denediler olmadı.Bugünlerde Kürtlerin etnik kimliğini Sümerlere dayandırmaya çalışıyor.Katile göre; Kürtler Sümerler ile kandaş.Hoca ise tam tersini iddia ediyor.Alman Profesörün yaptığı incelemeye göre;Orta Asya Kavmi olan Sümerlerin dillerinde bine yakın Türkçe kelime var.Yani Sümerler; Alpaslan'dan önce Orta Asya'dan Mezopotamya havzasına gelen bir Türk kavmi.Öcalan'ın yandaş'ı çok,Teröristleri,Bağımsızlık savaşçısı yapanlar.Tarihi değiştirip.Çarpıtıp.Sümerleri Apo'yaKandaş da yaparlar.

  2. #12


    Slayt Başlat
    8
    379
    Embed


    Sümer Vatikan'ı yıkar kanımca!

    Malum dünya tarihinde yeniden Orta Çağ’a döndük. Artık herkes “kimin kökü daha eski” ve “kimin soyu daha soylu” sorularına cevap arıyor. Bu şartlarda -kaçınılmaz bir biçimde- sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış toplum talep etmek- bağışlanmaz bir günah.

    Amma Velakin… Sizin soy-sop merakına girmeniz, yani modaya uymanız sakıncalı olabilir. Dünyanın batısında doğduysanız bunu “özgür”, “demokratik” ve “bilimsel” araştırmadır. Ama dünyanın doğusunda iseniz, vay halinize. “Faşist” olduğunuz kesindir. Siz “ruh avcılığıyla” suçlanırsınız.

    Acaba Sümerler Türk müdür? Aman kendinize bu soruyu sormayın. Bu soru çok tehlikelidir. Çünkü Sümerler “yaradılış” ve “tufandan” ilk defa söz eden millettir. Dahası da var; Dünyanın en önemli Sümeroloğu Muazzez İlmiye Çığ diyor ki; “yakın zamana kadar, ki hala devam ediyor bu, “bütün kültürün başlangıcı Yunanlara aittir” deniyordu. Çünkü Yunan metinleri tercüme edildi. 16. yüzyıldan itibaren her şey Yunan’da deniyordu. Ama bugün görüyoruz ki Sümer dili çözülüp ortaya çıkınca Yunan da kabul etti bunu. Bütün bilgilerin başının Sümerlerden kaynaklandığı anlaşıldı.

    Hafızamızı tazeleyelim; Avrupa’nın kökü- resmi açıklamalara göre- Hristiyan ve Musevi kültürlerinin yanı sıra eski Roma ve Yunan kültürüne dayanıyordu! Onun için bu soru son derecede sakıncalı.

    Türkçe ile Sümerce akraba. Hatta bugün 2009 yılında bir Sümerli olsa Türklerle -kısıtlı biçimde de olsa- kendi dilini kullanarak iletişim kurabilir. Bu çok kötü; Çünkü bu durumda Türkçe’nin kökünün 8.500 öncesine dayandığı ortaya çıkıyor. Üstelik bununla da kalmıyor; Türklerin “tufandan önce” de var olduğu ispatlanıyor.

    “Belki Sümerler Türk değildir de, Türkler Sümerdir” gibi zorlamaları bir yana bırakırsak, ortak kelime sayısı 400’den fazla. Bir o kadar da benzeyen kelime var.

    Ama hayır! Asla! Olamaz! Olmamalı! Çünkü ezberler bozulur, önyargılar sarsılır. Nitekim internetteki bloklarda da deniliyordu: “Ama o zaman Türkler medeniyetin beşiği olur”, “Sümerler Türk olamaz ki. Türkler Müslüman (!)”. “Ama Türkler Altay Dağı’ndan gelmedi mi?” Üzülerek belirtiyorum, bu itiraz sahipleri lise öğrencisi değil…

    Sümer konusunun çok dertli bir boyutu daha var. Tek tanrılı dinleri başlatan İbrahim Sümer’di. Yani Sümerler sadece matematik, geometri ve hukuk gibi sahalarda, tufandan ve tarihten eski bir uygarlık değildi, tanrı kavramını da bulan milletti. Varın, gerisini siz düşünün!

    Sakın ha kendinize “Truvalılar Türk müdür” sorusunu da sormayın büyük günah işlersiniz. Çünkü o zaman “medeniyetler arasındaki hiyerarşiye itiraz etmiş olursunuz”!

    Çünkü Truva çok önemli! Çünkü Truva’dan kaçanlar Roma’ya gitti ve Roma İmparatorluğu’nu kurdu. Düşünsenize, ya doğruysa! Ya Roma’nın köklerinde Türkler varsa! O nedenle “Truvalı” olmak çok önemli. O nedenle 8. yüzyıla ait Historia Francorum Regum’da Frankların -yani Almanların- Truvalı kahraman Antenorum önderliğinde Simbria’ya vardıkları yazar. Başkaca Godfrey’e göre Truvalılık Almanları ve İtalyanları birleştirmekteydi. Yazara göre her iki millet de Truva’dan kaçan gruplara mensuplardı. İngiltere’de ise Britonların ve Romalılar’ın Truva sürgünü oldukları iddia edilir. Milanolu Galvano Fiarma ise bütün Avrupa uluslarının Truva kökenli olduğunu savunur.

    Düşünsenize Türkler de Truvalı ise… Eyvah ki, ne eyvah!

    Hatta bu konunun tartışıldığı bloklarda sıklıkla yazdığı gibi, “ne? Yoksa biz Türklerle akraba mıyız? Ama bize benzemiyorlar ki?”…

    Bu nedenle “biz Truvalıyız” diyenler ve “aslında Truva Savaşı olmadı” diyenler bazen sessiz bir ittifaka girerler. Ama Truva Savaşı’nı gösteren eserler bugün Hatay’da ve Antalya’da müzelerde sergilenmeye devam ediyor.

    Genetik olarak Türklerle İtalyanların genetik benzerliği %97. Batıda “Etrüsk” denilen millet milattan bin yıl önce Avusturya Alplerinden Siena, Napoli ve Roma’ya kadar olan bölgede “Etrürya’yı” kurdular. Torino Üniversitesi Etrüsklerin Anadolu’da ki aşırı kıtlık nedeni ile toplu halde Lidya’dan önce Limni Adası’na ve buradan da deniz yoluyla Orta İtalya’da ki Toscano bölgesine göç ettikleri ortaya çıktı. Araştırmayı yürüten genetik uzmanı Prof Alberto Piazza bu iddiayı bütün belgeleriyle ispatladı.

    “Etrüsklere” yerleştikleri “Tuscan” kenti ve çevresinde “Tusci” da deniliyor. Tıpkı bize Arapların “Etrak” ve Hintlilerin” Tuşki” demesi gibi.

    Roma’nın kurucuları Romus ve Romulus’u bir kurdun emzirdiği ve kurdun da adının “Rasena” (Asena’ya ne kadar da benziyor) düşünüldüğünde resim daha da netleşiyor. Ben Franklar ve Vandallar gibi Alman kavimlerini Truva’dan değil de, Roma’yı basan yağmacılardan hatırlıyorum…

    Ama yine de bu bilimsel bulgular, “Türkler Asyalıdır, Asya’ya sürelim” diyenleri yine de ilgilendirmiyor. Batıda hala popüler dönem 4. Asr’ın ortalarında Atilla’nın 9 milyon atıyla Aral’dan Hazar’a kadar olan kavimleri önüne katıp önüne çıkan kabileleri bugünkü Avrupa’ya kadar sürmesi. Diğerleri bu kadar cazip değil.

    Bir de kuşkusuz “Atlantis “meselesi var… Meraklısı olmayan bilmeyebilir. Birçok kimse zamanında Atlantis diye bir kıta olduğuna inanır. Eflatun’un Timaeus ve Critias adlı eserleri Atlantis’in olduğunu gösteriyor. Atlantis’in önemi Sümer’le, Truva’yla ve Roma’yla aynı bakış açısında biçimleniyor. En eski ve gelişkin uygarlığa ait olmak çok önemli. O nedenle Atlantis’in nerede olduğu çok önemseniyor.

    Atlantis’in İspanya’da, İtalya’da, Malta’da, Yunanistan’da, Kıbrıs’ta, Fas’ta, Libya’da, Küba’da, İngiltere’de, İrlanda’da, Bahamalar’da, Danimarka’da, Finlandiya’da, Kuzey Denizi’nde, İsveç’te, Antartika’da, Bolivya’da, Meksika’da ve Endonezya’da olduğunu iddia edenler var.

    Alman Siegfried Schoppe Atlantis’in Karadeniz’de olduğunu düşünüyor. Karadeniz’in derinlerindeki liman kalıntıları ve deniz fosillerinden daha derindeki tatlısu ve kara hayvanı kalıntıları Schoppe’nin tezini destekliyor. Ayrıca Peter James de Atlantis’in Anadolu’da olduğu düşüncesine sahip. Eberhard Zangger de Atlantis’in Truva’da olduğu görüşünde.

    Bunların hepsi veya birkaçı doğru olabilir. Ama Türkiye’de veya Türkiye’nin yakınında olamaz. Olmamalıdır. Bunların hepsi “hipotez”. Ama Türklerin Atlantis’le bir bağı varsa, bu felaket anlamıma gelir!

    Bir de elbette “Mu” var. Mu Kıtası, Büyük Okyanus'ta yer aldığı ve 14.000 yıl önce battığı iddia edilen efsanevi batık kıtadır. İlk olarak İngiliz James Churcward, Tibet ve Meksika’da yaptığı araştırmalara dayanarak bunu iddia etmiştir. Churchward’un açıkladığı efsaneye göre Büyük Okyanus’ta, Asya kıtası ve Amerika kıtası arasında ve Avustralya'nın iki katı büyüklüğünde bir kıta vardı.

    Hipoteze göre yeryüzünde insanın ilk ortaya çıktığı kıta Mu’dur. Mu’nun sınırları dışındaki büyük imparatorluk, başkenti günümüzde Gobi Çölü’nün uzandığı bölgede bulunan Uygur İmparatorluğuydu. İskitler, Basklar, Keltler, Mayalar ve Aztekler de Mu kökenine sahipti. Mısır uygarlığı da Mu’dan doğdu. Bu sadece bir hipotez.

    Türkler de bu hipotezi araştırdı. Teorik olarak Türklerin bu kökten gelebileceği varsayıldı. Çünkü Aztek, Maya, İnka, Asur, Sümer ve Akad güneş kültü örnekleri birbirine çok benziyor. Bu pek vahim olasılık batıda kabul görmedi. Ya Mu olamazdı, varsa da Türkler Mu’lu olamazdı. Çünkü Türkler Türklerdi.

    Türk dediğin bıyıklıdır. Göbeklidir. Döner yer. Müslüman’dır. Siemens’te çalışır!

    Herkes kökenini merak edebilir, bu bilimsel bir gereksinimdir. Ama Türkler merak edemez, Türklerin kökeni bellidir!

    Herkes araştırıyor, herkes kendi kökeninin nerede olduğunu bilmek istiyor. Ama Türkler “istisna”. Pekiyi, neden?

    Batı dünyası hala batılı olmakla övünerek doğunun değerlerine özeniyor. Kökünü de geleceğini de güneşin yükseldiği doğuda arıyor. Halbuki şunu bilmiyor: Ne ararsanız, kendi içinizde aramalısınız. Aradığınız cevap her zaman içinizdedir. Onun için Mısır’ın piramitlerini, Sümer’in sırlarını, Roma’nın kökenini, efsanelerin şifrelerini değil, kendini bilmek önemlidir.

  3. #13
    Bilakis biz Türkler Sümeriz !

    Prof. Dr. Osman Nedim Tuna


    Türkçenin yaşı konusunda eskiden beri bazı tartışmalar yaşanmaktadır. Bu konu günümüzde bile ortak kabul görecek bir tarihle - bilgiyle açıklığa kavuşmuş değildir. “Türkçenin Yaşı” meselesini çözebilmek için birçok Türkolog çeşitli savlar ileri sürmüştür. Bu konuda yapılan çalışmalarla gelinen noktada kabul gören yaygın görüş, Türkçenin en aşağı 8500 yıllık bir dil olduğudur.

    Türkçenin 8500 yıllık bir dil olduğunu kanıtlayabilecek yazılı bir kaynak yoktur. Çünkü Türkler’e ait en eski yazılı metinler, Orhun Yazıtları diye adlandırılan dikili taşlardır. Bunun için Türkçenin yaşını bu kadar geriye götürebilmek için, diğer topluluklarla Türkler arasında bir ilişkiden söz etmek gerekir. Prof. Dr. Osman Nedim Tuna, bu konuda çok güzel bir çalışma yapmış ve Türkçe ile Sümerce arasındaki ilişkiye değinerek, Sümerce’de Türkçe izler bulmuştur. Bu çalışma yıllarca önce yapılmasına rağmen, hâlâ bu savı kanıtlarla eleştirebilecek kimse çıkmamıştır. Bu da ortaya atılan bu düşüncenin, büyük olasılıkla doğru olduğunu göstermektedir.

    Devamı http://www.bilgicik....merce-iliskisi/

    Sümerce Karaçay Türkçesi Türkiye Türkçesi
    az az Az
    baba ata Baba (ata)
    gaba gabara Yünlü yelek
    daim dayım Doyum, doyma
    me men Ben
    mu Bu, ol Bu, o
    ne ne Ne
    Ru ur Vur
    Er er Er, asker
    Tu Tuv- Doğ-
    Tud tuvdu doğdu
    Ed öt geç
    Çar çarh çark
    guruvaş karavaş Kadın köle
    uş üç üç
    üd ot Od, ateş
    Uzuk uzun uzun
    Tuş tüş- in-, aşağı inmek
    Eşik Eşik Eşik,kapı

    Ayrıyeten http://www.scribd.co.../sumerce-Turkce


    VE FİLMİN KOPTUĞU AN !


    Sümerlilerin bölgeye gelişi

    Sümerliler denen, ve dilleri bölgede uzun süre yaşayan halk, M.Ö. 3300 yıllarında, muhtemelen Anadolu'dan[2] bölgeye geldiler. M.Ö. 3. binyıla gelindiğinde bölgede en az 12 şehir devleti vardı.[2]

    Devamı http://tr.wikipedia..../wiki/Sümerler


    Demekki Asıl Anayurdumuz yine Anadolu , tahminimcede Hazar denizine yakın bölgeler , Anadoluyada 1071 de gelmemişiz ! Geri dönmüşüz ! Geri dönene kadarda Asyadaki milletlerle kaynastığımız içinde çekik gözlü olmuşuz , Anadoluya dönüncede , Sümer asıllı olupta sonradan frigleşen , hititleşen , urartulaşan , yunanlılaşan , soydaslarımızla tekrar kaynaşmışız.

    Ayrıca Etrüsklerin DNA larının neden orta asya değilde , neden yunanlı ermeni yada slavik değilde , anadolulularınkine benzediği , şimdi daha bir anlam kazanıyor.

    Şu 10 Bin yıllık eserlerdeki Yuvarlak gözlü Atalarımızın resimleri , Hakiki türkler çekik gözlü olur diyen dallamalarada , kapak olsun.





    Avrupalıların ve Amerikalıların O çok hayran oldukları , nerdeyse taptıkları , sidiklerini ilaç diye içen , karılarıyla beraber başkalarıyla grup yapan , hatta öz kızlarıyla bile beraber olan , insanları arenalarda hayvan gibi birbirine öldürten Antika yunanlılara değilde , insanlık tarihinde , hemde 10 bin yıl önce yazıyı ilk icad eden , tarihte ilk hukuk kurallarını oluşturup , ilk hukuk devleti olan , barajlar ve sulama kanalları icad eden , sümer uygarlığına , sümer milletine mensup olmaktan onur ve gurur duyuyorum.

    Demekki zamanında Albert Sorel abimizde bu lafı boşuna etmemiş "Dünyada iki bilinmeyen vardır. Biri kutuplar, diğeri Türkler."

  4. #14
    sümerler.jpg
    Sümer Uygarlığı (Sümerler)
    Jeologlara göre dünyamızda hayat, sularda 20 milyon yıl önce başlamış, antropologlara göre de ilk insan 250.000 yıl önce canlılar arasındaki yerini almıştır. Arkeologlara göre ilk resim, heykel ve oymalar 30.000 yıl öncelerine kadar uzanır. Din kitaplarındaki kıssaların yanı sıra, tarihçilere göre de ilk şehirleşme zamanımızdan 11.000 yıl kadar öncedir. Mezopotamya'da (Güneydoğu Anadolu'nun uzantısı) MÖ 9000 ve Konya-Çatalhöyük'te MÖ 8000 yıllarındadır.
    MÖ 5000 yıllarından itibaren Mezopotamya’yı meydana getiren Dicle ve Fırat nehirleri çevresinde (sonradan Ural Altayık olarak adlandırılan) Sümerler, Elamlar, Hurriler, (Sami) Akad, Asur, Babil, Mısır ve (yine sonradan bazılarınca Hint-Avrupai olarak adlandırılan) Hititler yaşamışlar ve birbirleriyle sürekli sürtüşmüşlerdir.
    İlk yazıyı MÖ 3300 yıllarında Sümerler bulmuştur. Çivi Yazısı diye adlandırılan bu yazının kökeni resim-yazı idi. Batıda Mısır’ı etkilemiş, ancak Mısır Hiyeroglif yazısı sonra kendi sistemi içinde gelişmiştir. Doğuda ise İran yoluyla Hindistan'a ulaşmıştır. İndus Yazısı hep o aşamada kalmıştır. Daha doğuda Çinliler ise çivi yazısından bir ölçüde etkilenmişler, ama sonra kendi sistemlerini kurmuşlardır.
    Sümerler yazıyı bulan millet olmakla yetinmemişler, Gılgamış Destanı ile ilk şiir ve edebi yazı örneklerini de vermişlerdir. Sümerler Mezopotamya’nın güneyinde siteler, kanallar kurmuşlardır. Ulaştıkları medeniyet seviyesi ile hukuk, dil ve mimaride MÖ 2000'lerde bölgeye gelen Samileri de etkilemişlerdir. Daha sonraları yöreye inen Hititler de Sümerlerden dolaylı olarak etkilenmişlerdir.
    Bütün bu bilgiler gösteriyor ki, "Ari Kürdistan" diye adlandırılmak istenen bölgede, o tarihlerdeki arî diye bilinen tek halk, belki Hititlerdir. Diğerleri ya Sami'dir, ya da Turanî’dir.
    Bunun ispati da, kil tabletlerdeki yazıların hangi dile yakin olduğu konusunda yapılan çalışmalardır. Pek çok yabancı yazarın o dönemde bölgede Ari bir dil tespit edememesi bir yana; yaptıkları çalışmalar Sümer ve Elam dillerinin bugünkü Türkçeye hayret uyandıracak kadar benzediğini göstermiştir. Prof. Hamit Zübeyir Koşay'ın bu konudaki katkıları da büyüktür. Kazım Mirşan ise ilk yazının duvar resimlerinde başladığını, ve bunların Türk sembolleri olduğunu belirtir.
    Sümerler, MÖ 3500- MÖ 2000 yılları arasında Mezopotomyada yaşamış halktır.
    Mezopotamya'da ortaya çıkan sayısız medeniyetin temelini Sümerler atmıştır. Ayrıca yazı ve astronomi de ilk kez Mezopotamya'da Sümerlerde ortaya çıkmıştır. Genel kanı Sümerlerin çağdaşı olan halklarla yakın etkileşimi sonucu benzerliklerin olduğu yönündedir. Birkaç kaynakta belirtildiği gibi Türk oldukları sanılmaktadır. Belirli bir halk ile bilimsel bir akrabalık henüz kanıtlanamamıştır.
    Birbirinden bağımsız site denilen şehir devletleri halinde yaşamışlardır.
    En önemli şehirleri; Ur, Uruk, Kiş Lagaş ve Nippur'dur. Bu şehir devletleri Ensi veya Patesi denilen rahip-krallar tarafından yönetilmiştir. Bütün Mezopotamya ülkesine hakim olan krala ise "Lugal-kalma" denir. Krallar başkomutan, başyargıç ve başrahip yetkilerine sahiptirler.

    Kökenleri
    Mezopotamya'nın yerli halklarından değildi, sümerologların okuduğu tabletlere göre halkın bir bölümünün Orta Asya'dan diğer bir bölümünün ise Doğu'dan Dilmun denilen bir ülkeden geldiği söyleniyor. Yine de kökenleri tam bilinmemektedir. Bilinen bir gerçek Sami kökenli olmadıklarıdır. Nitekim Sümerce Hint-Avrupa ve Sami kökenli dillerle akraba değildir, gerçi bazı özellikleri Ural-Altay dillerini hatırlatsa da herhangi bir akrabalık veya köken kanıtlanamamıştır. Rus arkeolosijinin atası arkeolog Nikolsky şunları söyler:
    "Sümerlerin ana vatanı Aşkabad kentinin yakınındadır. Bu ülkenin kurganlarından arkeologlar taş, gümüş ve kilden yapılmış eşyaları bulmuşlardır ki bunlar, Mezopotamya'nın güneyindeki Sümer kurganlarındakilere çok benzerler. Bütün bunlar şu düşünceye getirir ki, Sümerler büyük bir ihtimalle bu günkü Türkmenistan'dan Mezopotamya'ya varmışlardır. Bu iki uygarlığın son analizi onların arasındaki birçok ortaklıkları göstermektedir. Sümerlerin baş Tanrıları olan En-Lil'in yerleştiği yer Mezopotamya'nın güneyindeki düzlükte değil, dağlarda olmuştur. Belki de Köpet Dağı'nın etekleri onların ana vatanı olmuştur."
    Şu an Sümerce kendi başına ayrı bir dil olarak kabul edilmektedir. Sümerce ve Sümerler ile bazı topluluk, kültür ve dillerin yakınlığı genellikle tarih boyunca sürmüş olan etkileşimlerle açıklanmaktadır.

    Tarihleri
    Mezopotamya'da yaşayan birçok farklı kavimden ilk öne çıkan ve daha sonraki medeni oluşumların temelini atan Sümerlerdir. Gerek yazı, dil, tıp, astronomi, matematik gerekse din, fal, büyü ve mitoloji gibi alanlarda ilk öne çıkan ve bilinen toplum Sümerlerdir. "Yaratılış" ve "Tufan"a ilk kez Sümerlerde rastlanır. Sümer döneminde 21'i büyük olan yaklaşık 35 büyük şehir ve kasaba vardı. Bunlara örnek vermek gerekirse Kiş, Nippur, Zabalam, Umma, Lagaş, Eridu, Uruk ve Ur zikredilebilir.
    Bu dönemde her kent genellikle surlarla çevriliydi. Her kentte en az bir tapınak bulunurdu. Sümerlerde tarihin belki de ilk kral listeleri ile karşılaşılır. Fakat bu listeler genellikle tarihsel gerçeklerin ötesinde mitolojik unsurlara da sahiptirler. Örneğin kral listesine göre Tufan'dan önce Sümerlerin yaşadığı bölgede efsanevi sekiz yönetici (ve dolayısıyla kent) mevcuttu. Kral listesine göre Tufan'dan sonraki ilk Sümer hanedanları Kiş, Uruk ve Ur'dur. Ünlü Gılgamış destanının kahramanı Gılgamış kral listesine göre Uruk Hanedanı'nın krallarındandır.
    Lagaş'ta iktidara gelen Ur-Nanşe yaptırdığı inşaatlarla öne çıkmıştır. Urukagina da ilk yazılı reformları sayesinde tanınmıştır. Erken dönemlerde Sümerlerin ana tanrısı An'dır, fakat daha sonraki dönemlerde bu tanrı yerine Enlil Sümerlerin baş tanrısı konumuna yükselir. Enlil'in Nippur'da Ekur adında bir tapınağı vardır. Bu nedenle Nippur Sümerlerin dini başkenti sayılırdı ve burada tapınak yaptırmak veya bu tip inşaatlarda çalışmak, hizmetli olmak önemli sayılırdı.
    MÖ 2400-2350 yıllarında Sümerler düşüşe geçerken, Akkadlar yükselişe geçmiştir. Sümerler, doğudan gelen Elamlılar tarafından MÖ 2000 yılında yıkılmıştır.
    İlk defa Akadlar tarafından içten çökertildi ve bundan sonra bir daha eski haline gelemedi; MÖ 2000'li yıllardan sonra uygarlıkları bağımsız kimlikleriyle yaşayamadı. Ardından gelen Akad ve Babil uygarlıkları çoğunlukla Sümerlerin izlerini taşıdılar. Kendilerine özgü dilleri ve çivi yazıları uzun süre yaşadı. Sümer inanışları ve mitolojisi de Fenike - Yunan bağlantısıyla günümüze dek ulaştı. Şu an Dünyamızda kullanılan İncil, Tevrat ve Kur'an da Sümer inanış ve felsefesinin izlerine rastlandığını iddia edenler vardır.

    Toplum Yapısı
    Devlet kentlerden oluşmuştu ve her kent surlarla çevrili idi. Kent içinde yüksek bir tepeye yapılan tapınak bulunurdu ki bu sosyal yaşamın merkezini oluşturmaktaydı.
    Başlangıçta Anaerkil bir toplum yapısına sahiptiler. İşbölümü derinleşmişti; 1. sınıfı din adamları ve askerler, 2. sınıfı halk, 3. sınıfı ise kölelerin oluşturduğu bir toplumsal hiyerarşi vardı. Sürekli savaşlar sonucunda halktan her insan kolayca köle edinebiliyordu. MÖ 3000 - 2500 yıllarında yüksek ruhbanlardan oluşan egemen sınıflar, dinsel yapıya sahip kent devletlerinin yöneticileri olarak ortaya çıktılar. Bu kral-rahipler dinsel ve siyasal işleri yürütürlerdi. Bir kentin baş rahibi, aynı zamanda o kentin başkanıydı.

    Din
    Çok tanrılı inanca sahip Sümerlerin tapınaklarına Ziggurat denirdi. Zigguratlar yedi katlı olup toplam üç ana bölümden oluşur. İlk katlar erzak deposu, orta katlar okul ve tapınak, son katlar ise rasathane olarak kullanılmıştır. Yazının icadı serüveni bu tapınaklara dayanır. Mezopotamya'da evler ve tapınaklar taş az olduğundan kerpiç ve tuğladan yapılmıştır. Hem bu özelliğinden hem de sık sık istilalara uğradığından bu yapılar günümüze kadar ulaşmamıştır.
    Hissedilen her nesnenin bir Tanrısı vardı ve insan görünümündeydiler, fakat insanüstü güçleri olan ölümsüz varlıklardı.Tanrılar, insanlara ne istediklerini bildirmez. Ancak insanlar onlara, kendilerinden istenileni sorarak öğrenebilirdi.
    Sümer mitolojisinin en önemlilerinden biri Gılgamış Destanı'nda da adları geçen tanrılardan başlıcaları şunlardır:
    Anu veya An: Gök tanrısı, önceleri baş tanrıyken sonra yerini hava tanrısı Enlil almıştır.
    Enlil: Hava tanrısı, tanrıların babası, tapınağı Ekur Nippur kentindeydi.
    Enki: Bilgelik tanrısı
    Nimmah (Ninhursag): Ulu hanım, ana-tanrıça
    Nanna (Sin): Ay tanrısı
    Utu (Şamaş): Güneş tanrısı, ay tanrısı Nanna'nın oğlu.
    İnanna (İştar): Aşk ve Bereket Tanrıçası
    Bilim
    Yerleştiklerinde çanak-çömlek yapmayı ve madenleri işlemeyi biliyorlardı. Aşağı Mezopotamya'da Dicle ve Fırat nehirleri kıyısında Uruk, Lagaş, Eridu, Ur, Kiş gibi kent devletleri kurdular. Gelişmiş bir yapı tekniği kullanıyorlardı. Yerleştikleri kesimlerde muazzam bir sulama sistemi kurup, kanallar, barajlar ve bentlerle hem seli önleyip bataklıkları kuruttular, hem de düzenli sulamaya dayalı bir tarım geliştirdiler. Tekerleği de icad eden bu toplum tarlaları öküzlerin çektiği sabanlarla sürüyorlardı.
    Sümerler matematik ve geometrinin temellerini atmışlardır. Dört işlemi bulmuşlar, dairenin alanını hesaplamışlar, çarpma ve bölme cetvelleri hazırlamışlardır. Sümerler astronomide gelişmişlerdir. Burçları bulmuşlar, bir ayı 30, bir yılı 360 gün olarak hesaplamışlardır. Ayrıca güneş saatini icat etmişlerdir. Dünyada ilk kez ay yılı hesabına dayanan takvimi Sümerler bulmuşlardır.
    60 rakamına dayanan seksajismal sayı sistemini kullanan Sümerler'in "sos" dedikleri bu 60'lık birim bütün zaman ve mekan hesaplarında kullanılmaktaydı ve onları bir uyum içersinde birbirine bağlıyordu. Ayı 30, yılı 360 gün olarak hesapladılar. Gece ve gündüzü 12'şer saate böldüler. Bir yılı 12 ay olarak hesapladılar. Ay ve Güneş tutulmasını hesapladılar. Aritmetik ve geometrinin temellerini attılar. Çarpma ve bölme cetvellerini buldular. Daireyi 360 dereceye böldüler.

    Dil ve yazı
    Günümüz uygarlığının temeli olan ilk yazıyı (çivi yazısı), MÖ 3200 yıllarında, ilk kez Sümerler bulmuştur. İlk yazıları şekiller üzerine kurulu yani her varlık ve olay için bir şekil kullandılar. Çivi yazısı işaretleri geçmişteki bir resim yazısına dayanır. Bir kavramı ifade eden işaretlere ideogram adı verilir.
    Sümerce'nin Hint-Avrupa ve Sami kökenli dillerle akraba olmadığı bilinmektedir. Dilin bazı özellikleri Ural-Altay grubu dilleriyle benzerlik gösterse de dil bu gruba dahil edilemez. Sümerce bugün yapılan pek çok araştırma Hint-Avrupa Dil Ailesi'nden çok sondan eklemeli yapısı sebebiyle Japonca, Korece, Moğolca ve Türkçe ile yakın akrabalıkları tahmin edilmektedir.
    Bu konuda araştırmalar yapan yazar İbrahim Okur, Sümerce'nin Türkçe ile olan yakınlığını çeşitli kaynaklar göstererek göz önüne sermiştir. Her ne kadar Sümer halkı iktidarı daha sonraları başka halklara bıraksa da, her zaman en yaygın konuşulan dillerden olmuştur. Özellikle dini kayıtlarda büyük bir öneme sahip olmuştur. Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ;
    "... Çünkü Sümer diliyle Türkçe arasında o kadar benzerlik var ki... Mesela Sümerce alım-Türkçe alımlı, bab-baba, dim-dimdik, es-esmek, gim-kim, güles-güleç, ib-ip, ir-er, kıya-kıyı, ulu-ulu, kusu-koşmak gibi..."
    sözleriyle Sümerce-Türkçe arasında bir akrabalık olduğunu savunmaktadır.
    Tarihte ilk yazılı hukuk kuralları Sümerler tarafından oluşturulmuştur. Bu özellikleri ile Sümerlere dünyadaki ilk Hukuk devleti denebilir. Otoritenin korunmak istenmesi hukuk kurallarının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Lagaş Kralı Urukagine tarafından oluşturulan ilk yazılı kanunlar "fidye ve bedel" sistemine dayanıyordu. Sümerlerin en önemli edebiyat eserleri; Gılgamış Destanı, Yaradılış Destanı ve Tufan Hikayesi'dir.

    Sümerce
    Sümercenin Hint-Avrupa ve Sami kökenli dillerle akraba olmadığı bilinmektedir. Dilin bazı özellikleri Ural-Altay grubu dilleriyle benzerlik gösterse de dil bu gruba dahil edilemez. Her ne kadar Sümer halkı iktidarı daha sonraları başka halklara bıraksa da, her zaman en yaygın konuşulan dillerden olmuştur. Özellikle dini kayıtlarda büyük bir öneme sahip olmuştur.
    SÜMERCE ......... TÜRKÇE
    ad (adda) ........ ata
    ilu .................. ulumak
    izi .................. isi
    e ................... ev
    kiya ............... kıyı
    egi ................. ece (prenses)
    es .................. esmek
    ku .................. koymak
    ku (gümüş) ........... kuyumcu (gümüşle uğraşan)
    gisku ..................... şişko
    dim (dik duran) .... dimdik
    de ......................... demek
    duru ..................... durmak
    kusu ..................... koşmak
    güles (gülen adam) ...... güleş, gülenç
    ara (ir; yürümek) ........ aralaşmak, irilmek
    bur (delik) .......... burgu (delik açan alet)
    bal ................... balta
    bar ................... parlamak
    udun (firşn) ......... otun (ayrıca firında yakılan, odun)
    us (akşl) .............. us
    ib ........................ ip
    alim (kuvvetli,yüksek) ......... alimli
    tukul (dost) .......................tohul
    tam (şafak vakti) ................ tan
    ulu (muhteşem, yüce) ......... ulu-ulug
    Bugin (göl)......................... Buget (biriktirilmiş su, Anadolu)
    A-na? .............................. Ne? (Anadolu'da hayret ifadesi:Aney!)
    Bur ....................... Bardak
    Buy, bun ............... Boyun
    Bu ....................... Bulak (çesme)
    Bab ...................... Baba
    Azag (mukaddes).......... İzgi, edgü (Eski Türkçe)
    Gig (zayıif) .................. İg, yig (hasta, Eski Türkçe)
    Ud ( gün, zaman).......... İd, öd (zaman, Eski Türkçe)
    Zak (taraf) .................. Yak (yakin)
    Gup, kup (gitmek).......... Kopmak (kosup gitmek, Anadolu)
    Gim? Kim? .................... Kim?
    Ama (ana) ................... Aba (Anadolu’da)
    Gis (odun) ................... Yis (Orhun Türkçesi)
    Gar (ışık) ..................... Yaruk (Eski Türkçe)
    gen (kadın hizmetçi) ........ Kün (cariye, Orhun’dan)
    Tag .............................. Değ(mek)
    Ug, uku (halk) ................ Ugus (kavim)
    Vur, vir (şarkı söylemek) ....... Yırlamak, ırlamak
    Ur(u), ir (erkek) .............. Er, ir (Uygurca: uri)
    Gir (ateş) ............ Kor
    Udun (ateş) ........ Od, ot, odun (ateşte yanan)
    Dingir ................. Tengri (Eski Türkçe: Tanrı; Kumanca: dingir)
    Dagal (geniş olmak) ........... Dağılmak
    Sümerce bazı kelimeler S harfiyle varlığını Yakutçada sürdürür. Ancak bizim şimdiki Türkçede S-Y değişimine uğramış haliyle karşımıza çıkar.

    Sümer Kralları
    Sümer kralları listesi, Sümerli ve yabancı hanedanlıklardaki Sümer krallarını listeleyen Sümer dilinde yazılmış antik bir metindir. Daha sonra yazılan Babil kralları listesi ve Asur kralları listesi bu metne benzer.

    Erken dönem Hanedanlar I
    Tufan öncesi krallar ya da MÖ 26ıncı yüzyıldan önceki krallar. Bu kralların hükümdarlık süreleri "sar" (1 sar 3600 yıllık dönemi kapsamaktadır) ve "ner" (bir ner 600 yıllık dönemi kapsamaktadır) birimleri ile ölçülmekteydi.
    "Krallık cennetten indikten sonra, Kraliyet Eridu’daydı. Eridu’da, Alulim kral oldu; 28800 yıl boyunca hükmetti."
    Eridu’da Alulim: 8 sar (28800 yıl)
    Eridu’da Alalgar: 10 sar (36000 yıl)
    Bad-Tibira’da En-Men-Lu-Ana: 12 sar (43200 yıl)
    En-Men-Ana 1, 2
    Bad-Tibira’da En-Men-Gal-Ana: 8 sar (28800 yıl)
    Bad-Tibira’da Tammuz (Dumuzi), çoban: 10 sar (36000 yıl)
    Larag’da En-Sipad-Zid-Ana: 8 sar (28800 yıl)
    Zimbir’de En-Men-Dur-Ana: 5 sar ve 5 ner (21000 yıl)
    Shuruppak’da Ubara-Tutu: 5 sar ve 1 ner (18600 yıl) Utnapishtim 1
    1: Bu iki isim Sümer kral listelerinin yaklaşık yarısında geçmektedir, fakat diğerlerinde geçmemektedir.
    2: En-Men-Ana’nın yerinde bazı listelerde Kichu-Ana’nın ismi bulunmaktadır

    Erken dönem Hanedanlar II
    MÖ 26. yüzyıl dolayları. Güncel yazıtlarda bilinen pekçok hükümdar kral listesinde yoktur.
    "Sel her yeri kapladıktan sonra, ve krallık cennetten geldikten sonra, Kraliyet Kiş’deydi."
    Kiş’in İlk Hanedanları
    Jushur: 1200 yıl
    Kullassina-bel: 960 yıl
    Nangishlishma: 670 yıl
    En-Tarah-Ana: 420 yıl
    Babum: 300 yıl
    Puannum: 840 yıl
    Kalibum: 960 yıl
    Kalumum: 840 yıl
    Zuqaqip: 900 yıl
    Atab: 600 yıl
    Mashda: 840 yıl
    Arwium: 720 yıl
    Etana, çoban, cennete yükselmiş ve tüm yabancı ülkeleri birleştirmiştir: 1500 yıl
    Balih: 400 yıl
    En-Me-Nuna: 660 yıl
    Melem-Kish: 900 yıl
    Barsal-Nuna: 1200 yıl
    Zamug: 140 yıl
    Tizqar: 305 yıl
    Ilku: 900 yıl
    Iltasadum: 1200 yıl
    En-Men-Barage-Si, Elam’ı fethetmiştir: 900 yıl (epigrafik kanıtlarla bağımsız olarak kanıtlanabilen listedeki ilk hükümdardır)
    Aga: 625 yıl
    Daha sonra Kiş yenildi ve Kraliyet E-ana tarafından alındı.

    Uruk’un İlk Hanedanları
    E-ana’dan Mesh-ki-ang-gasher, Utu’nun oğlu: 324 yıl.
    Mesh-ki-ang-gasher denize yürüdü ve gözden kayboldu.
    Enmerkar, Uruk’u inşa etti: 420 yıl
    Lugalbanda, çoban: 1200 yıl
    Dumuzid, balıkçı: 100 yıl. Kiş’den En-Me-Barage-Si’yi ele geçirdi.
    Gilgamesh, babası bir tür hayalet ve Kulaba’nın lordudur: 126 yıl.
    Ur-Nungal: 30 yıl
    Udul-Kalama: 15 yıl
    La-Ba'shum: 9 yıl
    En-Nun-Tarah-Ana: 8 yıl
    Mesh-He: 36 yıl
    Melem-Ana: 6 yıl
    Lugal-Kitun: 36 yıl
    Daha sonra Uruk yenilgiye uğradı ve kraliyet Urim tarafından alındı.

    Ur’un İlk Hanedanları
    Yaklaşık MÖ 25. yüzyıl
    Mesannepada: 80 yıl
    Mesh-Ki-Ang-Nanna: 36 yıl
    Elulu: 25 yıl
    Balulu: 36 yıl

    Daha sonra Urim yenilgiye uğradı ve kraliyet Awan tarafından alındı.

    Erken Dönem Hanedanları III
    Yazıtlardan çok iyi bilinmesine karşı, Lagaş’ın 1. dönem Hanedanlığı Kral Listesi'nde bulunmamaktadır.

    Awan hanedanları
    Awan’ın üç kralı, toplam 356 yıl hükmettiler.
    Daha sonra Awan yenilgiye uğradı ve Kraliyet Kiş tarafından alındı.

    Kiş’in İkinci Hanedanları
    Susuda: 201 yıl
    Dadasig: 81 yıl
    Mamagal, kayıkçı: 360 yıl
    Kalbum: 195 yıl
    Tuge: 360 yıl
    Men-Nuna: 180 yıl
    ?: 290 yıl
    Lugalngu: 360 yıl
    Daha sonra Kiş yenilgiye uğradı ve kraliyet Hamazi tarafından alındı.

    Hamazi
    Hadanish: 360 yıl
    Daha sonra Hamazi yenilgiye uğradı ve kraliyet Unug tarafından alındı.

    Uruk’ın İkinci Hanedanları
    En-Shakansha-Ana: 60 yıl
    Lugal-Ure (ya da Lugal-Kinishe-Dudu): 120 yıl
    Argandea: 7 yıl
    Daha sonra Unug yenilgiye uğradı ve kraliyet Urim tarafından alındı.

    Ur’un İkinci Hanedanları
    Nani: 120 yıl
    Mesh-Ki-Ang-Nanna: 48 yıl
    ?: 2 yıl
    Daha sonra Urim yenilgiye uğradı ve kraliyet Adab tarafından alındı.

    Adab
    Lugal-Anne-Mundu: 90 yıl
    Daha sonra Adab yenilgiye uğradı ve kraliyet Mari tarafından alındı.

    Mari
    Anbu: 30 yıl
    Anba: 17 yıl
    Bazi: 30 yıl
    Zizi: 20 yıl
    Limer, gudu rahip: 30 yıl
    Sharrum-Iter: 9 yıl
    Daha sonra Mari yenilgiye uğradı ve kraliyet Kiş tarafından alındı.

    Kiş’in Üçüncü Hanedanları
    Kug-Baba, kadın meyhane koruyucusu: 100 yıl (Kral Listesindeki tek kadın)
    Daha sonra Kiş yenilgiye uğradı ve kraliyet Akshak tarafından alındı.

    Akshak
    Unzi: 30 yıl
    Undalulu: 6 yıl
    Urur: 6 yıl
    Puzur-Nirah: 20 yıl
    Ishu-Il: 24 yıl
    Shu-Sin: 7 yıl
    Daha sonra Akshak yenilgiye uğradı ve kraliyet Kiş tarafından alındı.

    Kiş’in Dördüncü Hanedanları
    Puzur-Sin: 25 yıl
    Ur-Zababa: 400 (6?) yıl
    Zimudar: 30 yıl
    Ussi-Watar: 7 yıl
    Eshtar-Muti: 11 yıl
    Ishme-Shamash: 11 yıl
    Shu-Ilishu: 15 yıl
    Nanniya, kuyumcu: 7 yıl.
    Daha sonra Kiş yenilgiye uğradı ve kraliyet Unug tarafından alındı.

    Uruk’un Üçüncü Hanedanları
    Lugal-Zage-Si: 25 yıl
    Akkad İmparatorluğu
    Sargon, babası bir bahçıvandı, Ur-Zababa’nın sakisiydi, Agade’nin ilk imparatorudur, Agade’yi inşa etmiştir: 40 yıl
    Rimush, Sargon’un en küçük oğlu: 9 yıl
    Man-Ishtushu, Sargon’un en büyük oğlu: 15 yıl
    Naram-Sin, Man-Ishtishu’nun oğlu: 56 yıl
    Shar-Kali-Sharri, Naram-Sin’in oğlu: 25 yıl
    Daha sonra kral kim oldu? Kral kim?
    Igigi, Imi, Nanum, Ilulu: dördü birden sadece 3 yıl için hükümdarlık yaptı
    Dudu: 21 yıl
    Shu-turul, Dudu’nun oğlu: 15 yıl
    Daha sonra Agade yenilgiye uğradı ve kraliyet Unug tarafından alındı.

    Uruk’un Dördüncü Hanedanları
    Ur-Ningin: 7 yıl
    Ur-Gigir: 6 yıl
    Kuda: 6 yıl
    Puzur-Ili: 5 yıl
    Ur-Utu (ya da Lugal-Melem): 25 yıl
    Daha sonra Unug yenilgiye uğradı ve kraliyet Gutium tarafından alındı.

    Gutian dönemi
    Inkishush: 6 yıl
    Zarlagab: 6 yıl
    Shulme (ya da Yarlagash): 6 yıl
    Silulumesh (ya da Silulu): 6 yıl
    Inimabakesh (ya da Duga): 5 yıl
    Igeshaush (ya da Ilu-An): 6 yıl
    Yarlagab: 3 yıl
    Ibate: 3 yıl
    Yarla: 3 yıl
    Kurum: 1 yıl
    Apil-Kin: 3 yıl
    La-Erabum: 2 yıl
    Irarum: 2 yıl
    Ibranum: 1 yıl
    Hablum: 2 yıl
    Puzur-Sin: 7 yıl
    Yarlaganda: 7 yıl
    ?: 7 yıl
    Tiriga: 40 gün
    Uruk
    Utu-hegal: çelişen tarihler vardır (427 yıl / 26 yıl / 7 yıl)
    Ur’un Üçüncü Hanedanları
    "Sümer Rönesansı"
    Ur-Nammu: 18 yıl MÖ 2065 ile MÖ 2047 arasında.
    Shulgi: 46 yıl MÖ 2047 ile MÖ 1999 arasında.
    Amar-Sin: 9 yıl
    Shu-Sin: 9 yıl
    Ibbi-Sin: 24 yıl
    Daha sonra Urim yenilgiye uğradı. Kraliyet Isin tarafından alındı.

    İsin Hanedanlığı
    Aşağı Mezopotamya’daki bağımsız Amorite devletleri. Hükümdarlık MÖ 1730’da sona ermektedir.
    Ishbi-Erra: 33 yıl
    Shu-ilishu: 20 yıl
    Iddin-Dagan: 20 yıl
    Ishme-Dagan: 20 yıl
    Lipit-Eshtar: 11 yıl
    Ur-Ninurta (Ishkur’un oğlu, bolluk yıllarına hükmetti, ve güzel bir hayat sürdü): 28 yıl
    Bur-Sin: 5 yıl
    Lipit-Enlil: 5 yıl
    Erra-Imitti: 8 yıl
    Enlil-Bani: 24 yıl
    Zambiya: 3 yıl
    Iter-Pisha: 4 yıl
    Ur-Dul-Kuga: 4 yıl
    Suen-magir: 11 yıl
    Damiq-ilicu: 23 yıl

  5. #15

    Sümerler…

    SÜMERLER…

    Kasım 6, 2011

    Güneş dil teorisi‘ne göre Türk-turani olan ve tarihin başlangıcı kabul edilen Mezopotamya kavmi.

    Sümerler, M.Ö. 3500 – M.Ö. 2000 yılları arasında mezopotamya‘da yaşamışlardır. Bir çok medeniyetin karanlık kurucuları oldukları gibi bir çok ırkın soyunun dayandığını iddia etmeye çabaladığı topluluktur sümerler…
    Bugün Sümer medeniyetini Almanlardan ingilizlere, Farslardan Araplara kadar bir çok millet sahiplenmekte ve atalarının Sümerliler olduğunu ileri sürmektedirler.
    Bunun nedeni şüphesiz medeniyetin, tarihin, hukukun, bilimin, edebiyatın, tarım ve ekonominin Sümerlerle başlaması, daha doğrusu yazının mucidinin sümerliler olmasından kaynaklanan “ilk medeniyetin kurucularının sümerliler olduğu” sanrısıdır.

    yabancı sümerologlar, Türk Dili ile Sümer Dili‘nin akraba olduğunu başka bir bağıntıları olmalarını ileri sürmekte ve sümerlerin Türklüğünü kasten saklamaktadırlar.
    lakin ulu önder atatürk tarafından bizzat yaptırılan türk tarih tezi çalışmalarının bir ürünü olan güneş dil teorisi kasten yapılan tüm bu görmezlikleri birer birer çürütmüş, sümerler ile türklerin dil akrabalığından çok öte, kan akrabalığına dayanan bir yakınlıkta olan iki toplum olduğunu ortaya çıkartmıştır…
    –alıntı–
    insanlık Tarihinin insanlığın inanç edinmesiyle geçmişi M.Ö 13000 yıllarda sona eren buz çağı ve Altay inançları ile başlar.
    Daha sonra M.Ö 9000 yıllarında Altay dağlarından inen Sümerler güneye daha sıcak coğrafyaya yerleşmişlerdir. Türkmenistan’ın Aşkabat kenti yakınlarında Gök tanrı ANU adına ANAV kentini kurmuşlardır.
    ilk olarak insanlığın tarım yaptığı yer burasıdır. M.Ö 4500 yıllarda ANAV kentini bırakıp Mezopotomyanın verimli topraklarına göçmüştür.
    –alıntı–
    bu noktada bir parantez açalım ve orta asya anav-andornovo ve karasuk kültürleri kazı alanlarında rastlanan bulguların sovyetler birliği ve ardılı rusya tarafından insanlık ve tarih bilimi ile paylaşılmadığını, burada elde edilen bulguların bilerek ve istenerek gizlendiğini de belirtmek gerek…
    –alıntı–
    Sümerlerin Altaylarda buz çağının eski karanlığın gecelerin bezginliği ile güneşin ışığını Tanrının tezahürü kabul ve Tanrının gökte var olduğuna inanarak bir inanç geliştirdiler. Buna Giganu(Göktanrı) adını verdiler. Daha sonra geceleri güneşin ışıklarını yansıtan ayı 2. Tanrı olarak gördüler ve dişi inanç kavramı olarak Toprak Ana ile özdeşleştirdiler. işte tüm dil ve dillerin çıkmasının kaynağı güneş olmuştur. Daha sonra Hz. ibrahim(er-baim) Tanrının ne güneş, ne ay ne de başka bir cisim olmadığa inanarak Semavi Dinlerin doğmasına sebep olmuştur.
    Bunu iyi bilen Atatürk devrin en büyük projesi olan “Güneş Dil Teorisini” hazırlatmış, desteklemiş ve inanmıştır. Güneş Dil Teorisi Tüm dillerin Türkçeden geldiğini ispatlayan bilimsel çalışmadır.
    –alıntı–
    Sümerlerde 8 yıldız inancı olması Türklüğünün diğer bir kanıtıdır.
    8 yıldız ( Göktanrı, Oğuz kağan, ve 6 oğlunu simgeler) 8 yıldız inancı sadece Sümerlerde değil Hititlerde, Asurlarda, Akadlarda ve Maya ve Aztek uygarlıklarında da görülmektedir.
    Ayrıca hükümdarın Tanrı tarafından tahta çıkarılması inancı (kut anlayışı) Sümerlerde de olması bir tesadüf değildir.
    (bkz: kayı/@protest sanayici)
    Sümerlerle türklerin bir benzerliğimizde Edebiyat alanındadır.
    Sümerlerin Gılgamış Destanı ile Dede Korkut destanları birbirine benzemektedirler.
    –alıntı–
    iki destanda 12 parçadan meydana gelmekte, kahramanların başına ne gelirde uykudan gelmesi, Sümerlerde Guti kralı inkuşi ile Dede Korkut’taki Enkuş’un isim benzerliği bir tesadüf değildir.
    –alıntı–
    Zaten Orhun abidelerindeki Edebi Dil Türk Dilinin çok eskiye dayandığını göstermektedir.
    Sümer Türkçesi ile Türkiye Türkçesi arasındaki benzerlikler:
    Gadun ———— Hatun
    Assinu ———– Asena
    Gig-Anu ———- Göktanrı (Gök ana)
    Tammuzi ——— Temmuz
    Domuzi ———- Domız
    Ginç ——— Genç
    Auşk ——– — Aşk
    Tar- kus-u ——– Talih kuşu
    Ungar ———- Uygar
    Altun ———– Altın
    Anu ———- Ana
    Tengiz———- Deniz
    Gozam-Ozam —— Ozan
    En-gur-ra ——— Ankara
    Tamga ——— Damga
    Me-en ———- Men-Ben
    Agıl ———– Akıl
    Bar ———– Var
    Er-Eş ———— Erkek-Kadın
    Rakibu ——- Rakip
    Aga ————— Ağa
    Balag-ba ——– Balaban
    Kes-da ———— Kesmek
    Bira ————- Bira
    Tagga ———— Takke
    Ge —————– Gel
    ilig ———- ilik
    Et —————– Et
    Mum ————- Mum
    Huma-kus-a ———– huma Kuşu
    Sin ————- Sin(e)
    Karra ———— Kara
    Batu ———– Batı
    Sar ———— Sar(ı)
    Heak———- Hak
    Mesu ———- Meşe
    Engin ———– Engin
    L-elvan-ı ————- Elvan
    Nun ———— Un
    Apa ———— Apa(ağabey)
    Ambar———– Ambar
    Gaazi ————- Gazi
    Gid-de ———— Git-gide
    Amelu ———— Amele
    Zindan ————- Zindan
    isum ———— Işık
    iş-ti ———— işitmek
    Uri ———— Arı
    Kaskadu ———– Kaskatı
    Arpu ———– Arpa
    U-ru ——— Uyruk
    U-ku ——— Uyku
    Murad ——– Murat
    Nusa ——– Neşe
    Yukarıda görüldüğü gibi 6000 sene geçmesine rağmen bir çok Sümer Türkçesi günümüze kadar çok az değişiklikle ulaşmıştır. Bazı kelimeler kesinlikle Arapça olmayıp Sümer Türkçesinden Arapça’ya geçmiştir.
    Sümerler ve bazı devletlerin Türk olduğu saklanarak Türklerin 1071 Malazgirt savaşıyla Anadolu’ya geldiği ve istilacı olduğunu, hiçbir kültürü olmayan barbarlar olduğunu insanların kafalarına empoze etmeye çalışmışlar. tarihin başlangıcı olan türk kültürünü bilerek yok saymaya çalışmışlardır.
    Atatürk bu tip dezenformasyonları engellemek için Tarih kitaplarına Sümer Türklerini koydurmuş fakat ölümümden sonra inönü ve Menderes gibi devlet adamları Sümerleri sadece mezopotomyada kurulan başka bir medeniyetmiş gibi tarih kitaplarında yerini aldırmışlardır.
    Ziya Gökalp Türk Felsefesi( Tanrının Türkleri) adlı eseri oluşturmaya çalışırken buna dikkat çekmiş fakat ömrü yetmemiştir. Yine Türkçülüğün Fikir adamı, Ruh Adamı, Dava Adamı hüseyin nihal Atsız da Sümerlerin Tarih kitaplarından çıkarılmasına karşı gelmiş ve inönü ile ters düşmüştür.
    Daha eskiye gidersek Kaşgarlı Mahmut Divan-ı Lugat-ı Türk’te Türkçe’nin Arapça’dan üstün olduğunu belirtirken Sümer Türkçesinden faydalanmıştır ve Arapçanın Türkçeden ibaret olduğunu savunmuştur.
    Sümer efsaneleri ve Türkler;
    ORTA ASYA TÜRK EFSANELERiNDE SÜMER EFSANELERiNDEN iZLER:
    –alıntı–
    ilk olarak Promete’nin insanlara yazıyı, matematiği, astronomiyi, tıbbı, hayvanları evcilleştirmeyi, gemi yapmayı, kâhinliği öğrettiği efsanesi nedeniyle, batı dünyasında, bütün kültürlerin Yunanlılardan kaynaklandığı inancı yüzyıllar boyu süregelmiştir.
    Diğer taraftan, Tevrat da bir kısmı tanrı tarafından yazdırılmış, bir kısmı israilliler tarafından yaratılmış ilk dinsel ve edebî kitap olarak kabul edilmişti. Geçen yüzyıl içinde, Mezopotamya’da yapılan kazılardaki buluntular, çıkan binlerce yazılı belgenin çözülüp okunması ile her iki inanç da kökünden sarsıldı.
    Çünkü Promete’den an az 2000 yıl önce Sumerliler bunların hepsini bulmuşlar, yapmışlar ve kullanmışlardı. Diğer taraftan Tevrat’taki birçok konuların Sumerlilerden kaynaklandığı, metinler okundukça meydana çıkmış ve çıkmaktadır.
    –alıntı–
    Bilindiği gibi Sumerlilerin en önemli bulgularından biri, dillerine göre bir yazı icat etmeleri, onu geliştirmeleri ve kil üzerine yazarak zamanımıza kadar ulaşmasını sağlamaları olmuştur.
    Bulunan belgeler arasında büyük değeri olanlar edebî yazıtlardır. Bunlar daha çok Sumerlilerin tanrıları ve dinleri ile ilgili konuları kapsamaktadır.
    Sumerlilerin dinleri ve edebî yapıtları gerek kendileri zamanında yaşayan, gerek daha sonra gelen Ortadoğu milletlerini etkisi altına alarak izleri, bir taraftan Yunanlılar yoluyla Batı dünyasına, diğer taraftan Tevrat ve Kuran’a kadar ulaşmıştır.
    Sumerlilerden Tevrat’a geçen konular üzerinde Batıda bazı yayınlar yapılmışsa da bu hususta ülkemizde bir yayın yoktur. aynı şekilde kuran’ın sümerlerden etkilendiği yönünde de çok az yayın vardır. bu gerek insanların dini sorgulamaktan çekinmesine, gerekse politik kaygılara bağlanabilir…
    oysa biz alenen yazıyoruz ki, tüm semavi dinlerin alıntı yaptığı, aşırımlar yaptığı din sümer dini, sümer dini’nin etkilendiği din ise orta asya gök tengri inancıdır.
    (bkz: varaka bin nevfel/@protest sanayici)
    Sumerlilerin dillerinin Türkçeye benzediği ve dağlık yerden göç ettikleri kanısı gittikçe yaygınlaşmaktadır.
    Bahaattin Ögel, Türk Mitolojisi temelinin uzay ve dünya ile ilgili inanış ve anlayış olduğunu yazmış. Sumer mitolojisinde de bu durum böyledir.
    Sumerliler yaradılış ve evrenle ilgili düşüncelerini toplu bir halde yazmamışlar. Ancak bunlar, destanların baş kısımlarında veya ortalarında kısım kısım anlatılmış. Aynı geleneği Türk destanlarında da buluyoruz.
    Sumer yaradılış efsanesine göre,
    –alıntı–
    önce her taraf derin ve geniş bir su ile kaplıydı. Bunun adı Tanrıça Nammu. Bu tanrıça sudan bir dağ çıkarıyor. Oğlu Hava Tanrısı Enlil onu ikiye ayırıyor, üstü gök, altı yer oluyor. Göğü, Gök Tanrısı An, yeri de Yer Tanrıçası Ninki ile Hava Tanrısı Enlil alıyor.
    Buna göre önce evreni meydana getiren suda olan Ana Tanrıça ile Hava Tanrısı’dır. Gök ve Yer birer tanrı değil onların sahibidirler.
    –alıntı–
    Türk efsanelerinde çok çeşitli yaradılış motifi vardır.
    Buna rağmen ana motif birbirlerine benziyor.
    ilk olarak evren büyük bir sudan oluşuyor. Tanrı Ülgen, bazısında insan olan kişi, bazısında şeytan olan Erlik ile bu suların üzerinde uçuyor. Birinde denizden bir taş çıkarak Ülgen’e konacak bir yer oluyor. Başka birinde Erlik, diğerinde kişi, bir diğerinde ise yaban ördeği suyun içinden toprağı çıkararak yeri meydana getiriyor.
    Bir başka anlatıma göre ise
    –alıntı–
    su içindeki Tanrıça Akana veya Ak-ene, Ülgen’e yeri ve göğü nasıl yaratacağını söylüyor. Ülgen de yere ve göğe “ol” diyor, onlar da oluyorlar (bahaettin Ogel).
    –alıntı–
    Ülgen’in yer ve göğe “olun” demesi ve evreni 6 günde yaratarak yedinci gün dinlenmesi Tevrat ve Kuran’daki Allahın “ol” diyerek yeri göğü 6 günde yaratması ve yedinci günü dinlenmesi motifi ile paraleldir.
    Sumer’de insanın yaradılışı:
    –alıntı–
    Sumer’de tanrılar çoğalmaya başlayınca kendi işlerini yapıp yetiştiremediklerinden yakınıyor ve bütün tanrıların yaratıcısı Tanrıça Nammu’ya gelerek işlerini yapacak kimseler yaratması için yalvarıyorlar. O da oğlu Bilgelik Tanrısı Enki’yi derin uykusundan uyandırarak tanrıların işlerini görecekleri yaratmasını söylüyor. Enki de annesine derin sudan çamur almasını, ona tanrıların görüntüsünde şekil vermesini, ona bu işte yer tanrıçası ile doğum tanrısının yardım edece*ğini söylüyor. Enki, “Ey anneciğim! Yeni doğanın kaderini söyle”, diyor, sonunda o bir insan oluyor.
    –alıntı–
    Türk efsanelerinde insanın yaradılışı:
    –alıntı–
    Bunların birinde tanrı Ülgen deniz yüzünde toprak parçası görüyor. Bu toprağa “insan olsun” diyor, o insan oluyor. Adı Erlik. Bu tanrı ile kendini bir tutmaya kalkınca, tanrı etleri çamurdan, kemikleri kamıştan 7 insan daha yaratıyor. Türk Memlük efsanesinde, bir mağaraya dolan çamurlardan, yağmur ve sıcak etkisiyle 9 ay sonra ilk erkek meydana geliyor. Buna “Ay Atam” demişler, tekrar mağaraya dolan çamurlarla 9 ay sonra da bir kadın dünyaya gelmiş. Buna da “Ayva-akyüzlü” demişler.
    –alıntı–
    Başka bir efsanede tanrı insan şeklinde 7 erkek ve 4 kadın yapmış. Diğer bir Altay efsanesine göre tanrı Ülgen insanın etlerini topraktan, kemiklerini taştan yapıyor. Kadını da erkeğin kaburgasından. Kadının, Tevrat’a göre Adem’in kaburgasından yaratılması, Adem ile Havva’nın cennetten kovulması motifi hakkında bahaettin Ögel kitabının 475. sahifesinde bazı yorumlar yapmışsa da yine bu hikâyenin kaynağı Sumerlilere dayanmaktadır.
    –alıntı–
    Sumerler’de Dilmun adında saf temiz tanrıların yaşadığı bir ülke var. Hastalık, ölüm bilinmeyen yaşam ülkesi. Fakat orada su yok. Su Tanrısı, Güneş Tanrısına, yerden su çıkararak orasını tatlı su ile doldurmasını söylüyor. Güneş Tanrısı istenileni yapıyor. Böylece Dilmun meyva bahçeleri, tarlaları ve çayırları ile tanrıların cennet bahçesi oluşuyor. Bu bahçede Yer Tanrıçası 8 şifa bitkisi yetiştiriyor. Bunlar meyvelenince Bilgelik Tanrısı Enki hepsinden tadıyor. Yenmesi yasak olan bu meyveleri yiyen Tanrıya, Tanrıça çok kızıyor ve onu ölümle lânetleyerek ortadan yok oluyor. Diğer tanrılar büyük güçlüklerle Yer tanrıçasını bularak tanrıyı iyi etmesi için yakarıyorlar. Tanrıça, Tanrının 8 bitkiye karşı hasta olan 8 organı için birer şifa tanrısı yaratıyor. Bunlardan 5 tanesi Tanrıça. Hasta olan organlardan biri kaburga. Onu iyi eden tanrıçanın adı, “Kaburganın Hanımı” anlamına gelen Nin.ti’dir. Bu kelimede Nin hanım, -ti kaburgadır. -ti’nin diğer anlamı “yaşam” dır. Bu hikâye Tevrat’a geçerken kaburgadan bir kadın yaratılmış ve -ti kelimesinin ikinci anlamı alınarak “kaburganın Hanımı” yerine ibranicede “Hayat Veren Hanım” anlamına gelen “Havva” adı verilmiştir.
    –alıntı–
    Özbeklere göre insanın ilk atası “Kil Han” imiş. bahaettin Ögel, bunun iran’da ki “Kil Şah’ın” bir devamı olduğunu söylüyor. Tevrat’taki “Adam”ın anlamının da kırmızı toprak olması çok ilginç…
    kil—->adam—>kırmızı toprak…
    Görüldüğü üzre gerek tek tanrılı dinlerde, gerek Türk efsanelerinde, Sumer’de olduğu gibi, evren sudan, insan topraktan meydana gelmiştir.
    Türklerin Yeraltı Dünyası hakkındaki inanışları da Sumerlilerin inanışına benzemektedir.
    Sumerlilere göre Yeraltı Dünyasında ölüler nehir yoluyla götürülüyor. Nehrin sonunda Yeraltı Tanrıçası Ereşkigal’ın 7 kapıdan geçilen sarayı bulunuyor. Oraya gitmek isteyenler için bazı yasaklar var. Aynı motif Türk efsanesinde de bulunuyor. bahaettin Ögel Kuran’daki Cennetin Irmağı(şol cennetin ırmakları akar allah deyu deyu) olarak yorumlamak istemişse de bunun Sumer’deki Yeraltı Nehri olduğu kuşkusuz. Aynı nehir Tevrat’ta, Şeol, Yunan’da Hades olarak bulunmaktadır.
    –alıntı–
    Sumer metinlerinde gök gürültüsü bulutlarını simgeleyen “imdugud” adlı kutsal bir kuş var. Bu kuş kaderleri veriyor, sözüne karşı gelinmiyor ve yardımlar yapıyor. O’nun kanatları açılınca bütün göğü kaplıyor.Bu kuş Akadlılarda “Anzu” adını alarak birinci yüzyıla kadar çiviyazılı metinlerde varlığını korumuştur. Bazen kartal olarak da algılanan bu kuş ve yılanla ilgi bazı hikâyeler var Sumer metinlerinde.
    –alıntı–

    Bunlardan birinde Aşk Tanıçası inanna, Tanrılar Bahçesinde dalsız budaksız bir ağaç yetiştiriyor. Ağacın tepesine Imdugud Kuşu, ortasında “Lilit” (bkz: lilith) isimli bir cin ve köküne de bir yılan yuva yapmış. Bu yüzden tahtasından yapmak istediğini yaptırmak için ağacı kestiremiyor. Gılgameş imdadına yetişip onları kaçırıyor ve ağacı keserek Tanrıça’ya veriyor.
    ikinci hikâyede ise; Kral Etana’nın çocuğu olmuyor. Çocuk yaptıran bitki gökte yer alıyor ama göğe çıkma imkânı bulunmuyor. bunun üzerine O, bir gün bir çukura düşmüş kartal yavrularını bir yılanın yemesinden kurtarıyor. Kuş buna çok seviniyor. Buna karşılık olarak, kralın otu alabilmesi için kanatlarının üzerine bindirerek göğe çıkarmaya başlıyor. Kuş her yükselişte aşağıda ne gördüğünü sorması üzerine kral evvelâ geniş bir alan olduğunu, gittikçe onun küçüldüğünü, en sonunda da birşey göremediğini, korktuğu için hemen indirmesini söylüyor.
    Üçüncü hikâyede ise; Kahraman Lugalbanda, Zabu ülkesinden kendi şehri olan Uruk’a dönmesi için, imdugud kuşunun dostluğunu kazanmak istiyor. Kuş yuvasında bulunmadığı zaman yavrularına yağ, bal, ekmek veriyor ve onlara bakıyor. Kuş yavrularına böyle güzel bakana candan dost olmaya, ona yardım etmeye karar veriyor ve Lugalbanda’nın şehrine rahatlıkla dönmesini sağlıyor.
    Bu üç hikâyedeki kuş ve yılan motifi orta Asya efsanelerinde çeşitli şekilde bulmaktadır. örneğin, Telüt Türkleri arasında Merküt soyundan bir boya göre sağ kanadını güneş, sol kanadını ay kaplayan kutsal bir gök kuşu vardır. Sibirya ve Orta Asya şamanları kartalı tanrı elçisi olarak görmüşler, Altaylıların Kögütey destanında kahraman Karabatur, atlarını çalan “Kaankerede” adındaki kuşu ararken onun iki yavrusunu ejderden kurtarıyor. Kuş da Karabutura atlarını geri veriyor. Yolda düşmanları tarafından öldürülen kahramanı, kuş hayat suyu vererek canlandırıyor.
    görüldüğü üzre bu altay hikayesi, sümer hikayesiyle neredeyse birebir aynı…bu anlatımı kırgız’ların ertöşük destanında ve uygur türkleri’nin bilge buka anlatımında da görmek mümkün.
    Zend Avesta‘dan gelmiş olabileceği söylenen bu masalsı kuşa iranlılar simurg, Araplar da Zümrüd-ü Anka demektedir. Türklerdeki Hüma kuşu, peygamberin hadislerinde Cennet Kuşu olarak bildirilen kuştur.
    cennette yer alan bu kuş, zaman zaman 7 kat göğe çıkıp tanrıya gidip gelmekte ve dolayısıyla tarih öncesi destanlara ve hikayelere konu olmaktadır…
    Çeşitli adlar almış ve efsanelere karışmış bu tanrısal kuş hikâyesinin i.Ö. en az 3000 yıllarında Sumerlilerde başlamıştır.
    Hüma kuşunun da aynı kaynaktan geldiği kuşkusuzdur…

    Görüldüğü gibi, Sumerlilerin imdugud kuşu, Akatlılarda Anzu, Araplarda Anka, Zümrüd-ü Anka, iran’da Simurg, Hindlilerde Garuda, Türklerde Hüma, adları altında çeşitli efsanelere konu olarak sürmüştür. Amerika yerlileri arasına kadar uzanan bu kuş motifi de Sumerlere ve hatta sümerler’den çok daha önceki öntürk kültürlerine dayandığı şüphesizdir…
    sümer kültürü ile türk kültürü arasındaki bir başka benzerlik ise kahramanlarıdır…Sumerlerde kahramanlar tanrılarla bağlantılı, insanüstü güçlere sahip kişiler olup ilk kahramanlıkları genelde ülkeye zararlı olan büyük güçteki hayvanı öldürmektir. Aynı motifi Türk kahramanlarında da görmekteyiz…
    Sumerler’de “7” temel sayı olarak görülüyor. 7 dağ aşmak, 7 kapı geçmek, 7 kat gök, 7 tanrısal ışık, 7 ağaç, gibi. Türklerde temel sayı “9” olmasına karşın 7 sayısı da bulunuyor. 7 iklim, 7 yıl, 7 gün, 7 gök kısrağı gibi…
    yine aynı şekilde, Türk Kaganı, tanrı tarafından çeşitli güçler verilerek insanları idare etmek üzere tahta oturtulmuştur. Sumerler’de tanrılar şehir beylerini kendileri seçerek ve güçler vererek kendileri yerine ülkeyi idare ettirmektedir…
    Türklerde dağlar tanrıya yakın sayıldığından kutsal olmuşlar. Sumerlerde de dağlar tanrılarla insanlar arasında bağlantı kurdukları düşüncesiyle kutsal sayılmış. Onun için dağ olmayan Mezopotamya’da Sumerliler tanrı evlerini yapay tepeler üzerine yapmışlar ve yüksek binalarla devasa yapılar bina etmişlerdir.(ziggurat)

    Sumerliler kendilerini “Karabaşlı” olarak adlandırırdı… Divan-ı Lûgat-it Türk, cilt III, s. 222’de, Türkler arasında erkek ve kadın kölelere “Karabaş” deyimi kullanıldığı yazılıdır. Manas destanında ise Manas ziyafete yalnız çağrıldığında yalnız başına bir yiğitiz anlamıda, “Karabaşlı Kişiyiz” demiştir.
    görüldüğü gibi sümer kültürü ile türk-öntürk kültürü ve mitleri arasında neredeyse birebir benzerlikler bulunmaktadır. tüm bu benzerliklere dil benzerliğini ve dil ailesinin aynı olmasını da eklediğimizde ve sümerler’in öntürklerin yaşadığı topraklardan mezopotamya’ya geldiğinin kabul gördüğünü eklediğimizde sümerler’in türk soylu bir kavim olduğu gün gibi aşikardır.

  6. #16
    Sümeroloji`nin Sırrı

    Anadolu topraklarında, şu sıralar, çok ciddi anlamda büyük bütçelerle bir araştırma yapılmaktadır. Bu araştırmaya; NASA, Pentagon ve MOSSAD gibi bazı kurumlar da gizlilik derecesi en üst düzeyde destek vermektedir. Araştırdıkları konu ise Sümerlerin Tarihi. Buna ilk bakışta, “ne var?” denilebilir. Bilimsel, tarihsel bir araştırma gözüyle bakılabilinir.
    Böyle bir çalışma; “insanlık tarihine ışık tutacak bulgular, bilgiler gün yüzüne çıkarılıyor,” diye kamuoyundan da destek bile görebilir. Ancak işin aslı, madalyonun öbür yüzü böyle değil! Sümer tarihine duyulan bu ilginin aslı, insanlığa bilimsel tarihsel bulguları çıkarıp faydalandırmak değil, tam tersidir. Nedenini kısaca şöyle anlatabilirim. Neden Sümerler ? Neden Urartular, Persler Romalılar değildi de Sümerler?
    Nedeni şudur: Sümerlere kadar bilinen tüm insanlık tarihi şunu söyler, “insanlar avcı, toplayıcı ilkel yaşamın en alt seviyesinde bir yaşam kültürüne sahipken birden bir şey olur. Bir medeniyet mantar biter gibi biter: Sümer Medeniyeti…” Birden biter dedik çünkü hiçbir alt yapısı daha ispat edilmemiş bir medeniyettir. Bir anda sanki gökten inmiş gibi çağının en üst teknolojisine, bilgisine sahip, benzeri olmayan bir medeniyettir bu. Kısaca astronomi, tıp, araç gereç, mekanik bilgisi, sosyal kentleşme kültürü, alt yapısı bugünkü şehircilik anlayışına birebir uyan şehirleri, caddeleri, kanalizasyonları, ev yapıları, düzenli ordusu, adalet mekanizması, mahkemeleri daha birçok yaşam standardı… Şimdi yapılan kazılardaki tabletlerin deşifresindeki kamuoyuyla paylaşılan bazı bilgilere göz atalım: Sosyetenin varlığı, sabah kahvaltısı, öğlen yemeği alışkanlığı ve akşam mönüleri som balığı, et, şarap, eğlenceye gitmek. Müzik notalarının tümünün ilk defa kullanılması vs. Yine burç sembollerinde bu medeniyetin ürünü. Sümerceden bir kelime: Âdem. Çamur demek. Bunun gibi birçok kelime eski ve yeni dillere evrim geçirerek girmiştir. Şimdi buraya kadar anlattıklarımızdan sonra şöyle soru sorulabilir: Eeee ne olmuş yani? Olan şu; bu medeniyeti birden bire meydana getiren unsur, BUĞDAYDIR. Bildiğimiz buğday. Çünkü bu medeniyete kadar daha öncede belirttiğimiz gibi insanlık, avcı, toplayıcıdır. Oysa bu medeniyet, tarımı ilk uygulayan, bir tarım medeniyetidir. Malum güçlerin araştırdığı konu; Sümerler bu üst seviyedeki bilgilere nasıl bir anda sahip olarak, insanlık devrimini sağlamışlardır. Fantezilere değinmeyeceğim. Hani şu meşhur uzaylılar masallarına… İşte malum güçler, yeni bir insanlık devrimi yapmak istiyorlar. Sümerler bu güne kadar bu devrimi getirdiler. Buğday, ekmek, tarım… Şimdi bunu kaldırıp, yeni bir insanlık bilinci yaratma, beslenme alışkanlığını bir devrimle değiştirme… NOT: Genleriyle oynan hormonlu tohumdur. Bu projenin deney aşamasıdır. Doğal olmayan, sünni yiyecekleri insanlığa dayatma, alıştırma ve buna bağlı bir kültür oluşturma. Filmlere de konu olan hap yiyecekler gibi. Evet şu anda insanlık düşmanlarının projelerinden biridir bu. Güneş kararır, sular çekilir, yağmur yağmaz. Projeleri; toprak kalmazsa, tarım olmaz söylemleriyle bu devrimi yapmak. Yakında plastik, sentetik yiyecek reklamları çıkarsa şaşırmayın! Bir şey daha paylaşmak istiyorum: Malum güçler, Sümerler bu birden oluşan medeniyeti, bu bilgileri nerden aldığını araştırıp dursunlar ben birazını söyleyeyim; İşin sırrı HARUT ve MARUT adlı meleğin, o devirde insanlara tüm bu bilgileri sunmasıydı. Ve bir bilgiyi daha paylaşayım: Kuran-ı Kerim’de HADİD’ten bahsedilir. Aynı zamanda Sure ismidir. “Hadidi indirdik” buyurur Cenab-ı Allah. Çoğu âlime göre, Hadid Arapça demirdir. “Bu demire işarettir” der. Daha iyi araştırılıp, derinine inilirse; harfler ilminde bunun aynı zamanda buğdaya da işaret olduğu, buğdayı (Nimeti Rezzak) Allah’ın bizzat indirdiğini bulabilirler. Gözlenen Sümer tabletlerinde elini göğe uzatmış buğday başağı olan figürlü insanların olduğu da malumdur. Okuyuculara bir ip ucu daha vereyim; Sümerlere kadar buğday tanesi bilinmez. Buğdayın oluşabilmesi Yaradan’ın gayb hazinesinden bir hazine olan yağmurun ve daha malum birçok etkenin bir araya getirmesiyle, zahirde gökten indirmesiyle oluşur. Evet harıl harıl Sümeroloji araştırılıyor. Geçenlerde Gunnies rekorlar kitabına, en çok ekmek- un tüketen, yani buğday yiyen millet seçildik. Acaba Sümerlerle bir akrabalığımız, gensel olarak da var mıdır diye ilgililere sunuyorum. Tabii tüm bu bilgiler beni bağlar. Belki de bir meczup rüyalarından biri. Ben, “Allah hayır etsin” diyenlere yazdım. Saygılarımla. Oktan Keleş 01.06.2008

2. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var BirinciBirinci 12

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajinizi Degistirme Yetkiniz Yok
  •  
 
bitkisel tedavi
   
Bitkisel Tedavi | Dogal Tedavi | Gazete Haberleri | Sikayet Yolla | Tüketici Haklari | Aloe Vera | Nas?l Zayiflarim | Diyet Liste | Bitkisel Tedavi