2. Sayfa - Toplam 185 Sayfa var BirinciBirinci 12341252102 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 11 ile 20 ve 1843

Konu: CIA Böyle Öğretti

  1. #11
    bozok
    Guest
    Soros'un darbe çetesine de operasyon yapılacak mı?


    Arslan Bulut
    Yeniçağ Gazetesi
    25.01.2008




    CIA elemanları Eric Edelman ve Marc Parris, MİT eski Müsteşarı Sönmez Köksal, Soros'un fonladığı TESEV'in Başkanı Malum! Can Paker, TRT eski Genel Müdürü Cem Duna, Kürtçü Hasan Cemal ve Kürtçü Cengiz üandar

    Ortada yayın yasağı olmasına rağmen ümraniye soruşturması ile ilgili yoğun bir medya terörü estiriliyor.Kimse de bu rezalete müdahale etmiyor.

    Elbette suç işleyen, çete kuran varsa polis yakasına yapışacaktır ve adalet yerini bulacaktır ama sanıkların neyle suçlandığı bile açıklanmadan fırsattan istifade, yayın yasağına rağmen, iddialar üzerinden milli direnç bilincine yönelik bir saldırı kampanyası başlatıldı.

    üyle ki Türkiye'nin bütün milli varlığının satılmasına, ülke gençlerinin Soros çetelerine teslim edilmesine seyirci kalan veya destek olan, bununla da kalmayıp bizzat turuncu darbe girişimi içinde yer alan kim varsa koro halinde bir yaygara kopardı!

    üünkü biliyorlar ki bir milleti ayakta tutan, ünlü tarihçi Gumilev'in tespitiyle "enerji direniş seviyesi" dir.

    * * *
    Polisin de savcının da mahkemenin de yerine geçtiler! "Yargısız infaz" diye yıllardan beri devleti suçladıklarını unuttular, şimdi kendileri yargısız infaz yapıyor.

    Durun bakalım, hele bir yargı önüne çıksınlar! Kim, neyle suçlanıyor; ortaya çıksın!

    Hani bunların elinde bir güç olsa, Amerikalı sığır çobanlarının yaptığı gibi, yakaladıklarını ilk gördükleri ağaçta sallandıracaklar!

    Oysa dünyanın bildiği darbeciler, Soros çeteleridir! Soros, Gürcistan'da darbe yaptırdığını itiraf etmedi mi? Soros çeteleri, Ukrayna'da darbe yapmadı mı? Soros çeteleri Kırgızistan'ı karıştırmadı mı? Azerbaycan'da da aynı çeteler darbe girişiminde bulunmadı mı?

    Ve Soros'un darbe organizasyonu olan Açık Toplum Enstitüsü, Türkiye'de de örgütünü, örümcek ağını, sivil toplum örgütü adı altında kurmadı mı? Bu çetenin medya ayağı, işadamı ayağı, bürokrat ayağı, politikacı ayağı yok mu? Bunlar bir darbe örgütü değil mi? Darbeci Soros'tan para da alıyorlar üstelik! Bundan daha açık delil mi olur?

    * * *
    Medyada, bazıları eski terörist; bazıları "Türkiye'de Cuma namazı kılınmaz" görüşü taşırken "gazeteci" olmuş kim varsa, soruşturma bahanesiyle milliyetçilik, ulusalcılık kavramlarına ve küresel kapitalizme direnenlere saldırıyor!

    Zaten Papaz Santoro cinayeti, Hrant Dink cinayeti, Malatya'daki cinayetler, Danıştay baskını gibi, bana göre Türkiye'ye zarar vermek için planlanmış olaylar bahanesiyle de bu saldırılar yapılıyordu. Hiçbirinde tetikçiden öteye gidilmedi! Sanıkların resmi görevlilerle ilişkileri, hangi evlerde yetiştikleri de umursanmadı!

    Daha geçen gün, muhbir, "Hrant Dink cinayetinin yerini bile önceden haber verdim" demedi mi? Dink'i göz göre göre öldürdüler! ülke genelinde 500 bin gizli Ermeni'yi açıklamaktan söz ediyordu! Bu sebeple öldürülmüş olamaz mı? Listelerin bulunduğu bilgisayarının hard diski kimde? Tetikçi ve azmettiricileri, cinayet odağını saklamak için özellikle belli bir gruptan ve cahil gençler arasından seçilmiş olamaz mı?

    Hadi gitsenize bu skandalın üzerine!

    * * *
    Yüreği olan gazeteci, gizli iktidar sahiplerine yüklenir! Bir ülkede çeteler varsa, bu durum, ülkenin gizli iktidarına sahip olanlardan kaynaklanır!

    Mafya diyorlar! Bütün dünyada mafya, devlet güçlerinin uzantısıdır. Devletlerin izin vermediği hiçbir delikanlı, mafyacılık, çetecilik oynayamaz! Yakup Cemil gibi bir silahşörü bile harcadılar! Kim ondan daha kabadayıdır ki bu zamanda mafyacılık oynayabilsin?

    Hrant Dink'i "kirli kan" sözünden, Başbakan'ı şehitler için "kelle" tabirini kullandı diye mahkûm ettirmiş, "Türkler, bir milyon Ermeni'yi, 30 bin Kürt'ü kesti" diyen yazarla ilgili davada da temyizden sonuç almış bir avukatın bu davalarını bile suç olarak gösteriyorsunuz! İşte yine açık düştünüz!

    Size göre, bu sözleri söyleyenler hakkında mahkûmiyet veya tazminat kararı veren hakimler de suçlu?

    Fakat siz gerçeği aramıyorsunuz! üünkü gazeteci değilsiniz, çünkü vicdan taşımıyorsunuz!

    Boşuna heveslenmeyin; milletin direncini bu medya terörüyle kıramazsınız!

  2. #12
    bozok
    Guest
    Gladio'ya Mektup IV: Operasyon Fetullah'a ve Yalova'ya Uzanır mı?


    Behiç Gürcihan
    açıkistihbarat.com
    24.01.2008
    (Kıvanç Değirmenli)



    Gladio'ya Mektup III - : LOBİ Kurmuşsun Hayırlı Olsun


    başlıklı mektubu yazalı bir seneyi geçmiş. Bir sene önce dile getirdiğimiz LOBİ ismi artık manşetlerde ama sen yine ustalığını göstermiş ve şapkadan tavşanı çıkarmışsın.

    Gerçek LOBİ'yi gizleyip; 2005'ten beri narko-kaçak kaynaklarından beslediğin bir kaç meczub ve şaibeli ismin yanına;

    AKP-Genelkurmay mutabakatı ile tasfiyesine karar verilmiş

    (Bkz. Umur Talu'nun üatışma ve Mutabakat başlıklı yazısı ile 20 Mart tarihinde kaleme aldığımız Bir Muhtıra üevresinde Danseden İki Devlet Adamı başlıklı yazımız) ,

    küresel planla senkron kadrolara karşı alt kadroların bilinçlenmesini/direncini arttıran bir kaç nitelikli ismi ekleyip torba yapmışsın.

    Torba'nın üzerine de "Ergenekon" yazmışsın...

    Bu kadar zeka özürlü bir medyaya bu kadar basit bir plan yeter de artar bile.

    ürgüt çökertilmiş olur.
    "Aranan savcı bulundu : Karanlık cinayetlerini ve derin devletin dehlizlerini aydınlatabilecek Kızılelma operasyonunu Savcı Zekeriya üz'ün cesareti ve delilden suçluya ulaşma konusundaki sebatı derinleştiriyor"
    şeklinde inciler döktüren Taraf gazeteler ile donanmış bir medya ortamı, diğer ülkelerdeki muadillerini kıskandırıyor olsa gerek.

    Merak ediyorum :

    İngiltere'deki muadilin MI6 bünyesindeki SO;
    İspanya'daki muadilin CESID;
    Danimarka'daki muadilin Absalon;
    Norveç'teki muadilin ROC;
    Belçika'daki muadilin SDRA8

    operasyon yaptıkları ülkelerde Türkiye'deki gibi kimliksiz, önlerine konanı birebir yansıtmaktan öteye gidemeyen ve esas soruyu sormayı bırakıp iktidar Tarafgirliğine soyunan bir medyaya sahip olsalardı kimbilir neler yaparlardı?

    O ülkelerde de yargı; kendi koyduğu yayın yasağının onlarca gazete ve tv tarafından, hem de aslı astarı olmayan iddialarla delindiğini izleyen bir yargı olsaydı ; senin Batılı muadillerin de kendi kamuoylarını senin Türk kamuoyuna yaptığın gibi hallaç pamuğuna çevirmezler miydi?

    Meslekdaşının gözaltına alınmasını;
    "Karamehmet Grubu; Turkcell'in Wall Street'te işlem görmesi kadar , bilmem iftihar ediyor mudur Sedat Peker'le 'gönül+ayranlık+köşecilik' sohbetleri satır satır yayımlandığı halde, 'özgürce yazarlığını sürdürmesine izin verdikleri Eli Makineli Kadın Köşeci'leriyle"
    en bel altı, en promil ötesi satırlarla andıçlayan Perihan Mağden gibi yazarların köşelere kurulduğu bir medya işlerine yaramaz mıydı?

    "Devlet Derin Devlet'e Karşı"

    diye manşet atıp, Devlet'i de , Derin Devleti' de anlıyor havasını verenlerin daha derin sorular sormasını beklerken, gelip tıkandıkları noktanın kadraj mühendisliği olduğunu görünce ne kadar keyifleniyorsundur kimbilir sevgili Gladio....

    2005'ten beri yoğunlaştığın elektronik-optik kadraj mühendisliği ile oluşturduğun ve sığ beyinlerinin önüne attığın ilişki haritaları kullanılarak kurunun yanında yaşın da yakıldığı şölen ateşleri kurdu yamyamlar.

    üevresinde baltaları ile danseden bir medya sürüsü, hukuku ve mantığı ayaklar altına almakla meşgul....

    Kimi; savcılara ayağının altından çekmekle tehdit ettiği kırmızı halılar sunarak,

    Kimi; "Başbakan'ı 3 kuruş tazminata mahkum ettiren adam gözaltında, bunda bir gariplik var?" şüphesini duyacak kadar bile vicdan ve akıl damlası taşımadan;

    Kimi; penis yazma konusunda gösterdiği medeni cesaretin onda birini kendi yazarına sahip çıkma konusunda gösteremeden;

    Kimi; "bir insan birisini tanıyor diye; bir adam birisinin arkadaşı diye onun suçuna ortak olur mu?" sorusunu soracak kadar bile bırakın hukuk nosyonuna, temel bir ferasete sahip olmadan;

    manşet atıp, cadı avına gözcülük yapıyor.

    Hiç biri;
    "Bizim yedi ay önce yine aynı şekilde sahnelediğimiz oyun sonrasında gözaltına alınıp hapse atılanlar hakkında savcı yedibuçuk aydır iddianame yazamadı. Madem ortada bir çete vardı, bu iddianamenin yazılması niye bu kadar sürüyor?"
    sorusunun yakınından uzağından geçmiyor bile.

    Kısacası Sevgili Gladio;

    böyle bir medyayı bulmuşken, yeni Derin Devleti yaratmak ve alt kadrolardaki direnci kırmak için "Devlet Derin Devlet'e karşı" mizansenleri yaratmanı yadırgamıyorum.

    Elinde kendini mesih ilan edip, silahla nikah kıydıracak meczup da; bu meczupları "Derin Devlet" zannedip manşet atacak salak da çok nasılsa.

    Toplumu terörize edip sonra bu terörü kendi kurduğun sahneye yıkmaktan daha akıllıca ne olabilir.

    Hatırlayalım...

    Hrant Dink'e iki tetikçiyle pusu kurup, beyaz bereli tek tetikçi hikayesi üzerinden medyayı koşturduğun günler...

    Dava derinleşip tetikçilerinin Fetullah bağlantısı ortaya çıkınca, atarsın ortaya bir "çete" ; medya hazır nasılsa yazar senin adına

    "Danıştay'dan Dink cinayetine kadar sorumlu çete"

    1963'te Erzurum'da "Komunizmle Mücadele Derneği" kurdurttuğun Fetullah Gülen ve cemaatini o kadar kolay harcatır mısın sen?

    ...

    25 Kasım 2007 günü; El Sakka İngiliz Sunday Times gazetesine demeç verir

    "ABD teröristleri Yalova yakınlarındaki Gökçedere köyü yakınlarındaki özel kamplarda eğitiyor"

    der. Bir kampın telefon numarası ile , e-posta adresini vermediği kalır.

    Doğu Perinçek iddiayı derinleştirir :

    2004 yılında bu kampların görüntülerini yayınladıklarını hatırlatır ve kamplar hakkında bilgi edinen A.E adındaki bir MİT mensubunun ortadan kaldırıldığını söyler.

    Sen de en ufak bir telaş görülmez sevgili Gladio.

    Maslak-Bahçeşehir ekseninde hiç bir koşuşturmaca yaşanmaz.

    Neden?

    Bu ülkenin "Ergenekon"'u çökertmeye kararlı savcıları ile "Derin Devleti" deşifre etmeye yeminli basınına güvendiğin için mi?

    üç tane mühendisinin ölümünün üzerine gitmeyen; gidenleri de "komploculukla" suçlayanların köşeleri tuttuğu bir ülkede yaşadığın için mi?

    Dağlıca baskınının vebalini bir kaç garibanın üzerine yıkıp, üuval-II'nin esas sorumlularını ortaya çıkarmayan zihniyetin bu ülkede baki olduğunu bildiğin için mi?

    Seni kıskanıyorum açıkcası. İşin çok kolay sevgili Gladio.

    Perihan Mağden'in bir köşesinden, Mehmet Altan'ın diğer köşesinden;

    Ergun Babahan'ın bir ucundan, Fehmi Koru'nun diğer ucundan tuttuğu bu ortamda;

    senin gibi bir örümceğin ağ örmekte zorlanması mümkün mü?

    O yüzden sormaya devam

    üete Kim?

    O yüzden sorgulamaya devam.

    Promil ağızlı köşeler üzerinden kurduğun bu örümcek ağının gölgesi ülkemin üzerinden kalkana...

    bu Millet esas çetenin silahlı nikah yapan meczuplardan değil, üamlıca'dan Reina'ya bu Millet'in alın teri ve geleceği üzerinden sefa sürenlerden oluştuğunu görene dek;

    sana daha çok mektup yazacağız sevgili Gladio.

    Sonuncusunu elden teslim edeceğiz.

    B.G.

  3. #13
    bozok
    Guest
    üatışma ve Mutabakat


    Umur Talu
    Sabah Gazetesi
    www.acikistihbarat.com
    24.01.2008


    Belki de yanlış yapıyoruz.

    Geçmişin doğrularına dayanarak bugün yanlış isim koyuyoruz.
    Belki de bu "arkadaşlar" bizatihi "Derin devlet" filan değil.
    Belki de onlar, "Derin devletin kullanabildikleri" nden ibaret.
    Belki de, "Derinliklerin de kullanabildiği ama kendi namlarına da tezgah açmış" birileri.
    Belki de "Kullanılan hücreler" filan vardı da, şimdi durum değişti, kazınıyor.
    Belki de kazınan "Derin devlet" değil; bizatihi yeni bir "Derin devlet" kalıntı ile uzantı kazıyor.




    Birtakım kritik olaylar var yakın geçmişte:

    Ecevit Hükümeti'nin son dönemi. Derviş.

    AKP'nin seçimleri kazanması.
    ABD'nin Irak işgali için Türkiye'yi çantada keklik görmesi.
    Kekliğin düz ovada avlanmaması ve tezkerenin geçmemesi.
    ABD'nin öfkesi.
    Irak işgali.
    Ankara'dan İsrail'e karşı sert tavırlar.

    ABD'de Türkiye'ye en öfkeli kesim olan İsrail kankası "şahinler"in, buradaki büyük temsilcileri, eski Büyükelçi Edelman'ın organizasyonlarıyla da Türkiye ve hükümetin burnunun sürtülmesi için çıldırması.

    Türkiye'nin, halkının ve hükümetin ABD, İsrail ve Yahudi düşmanlıklarıyla suçlanması.

    Bu "şahinler"in özellikle askeri kesimle ilişki kurma çabaları. Konferanslarda buluşmalar.

    Fakat ABD yönetiminde de, kısmi şahin tasfiyesinin başlaması.

    şemdinli krizi.

    Ankara'da üzel Kuvvet subayının da bulunduğu "Sauna üetesi"nin ortaya çıkarılışı.

    ünce Cumhuriyet'e bomba, sonra Danıştay saldırısı.

    Ankara'da üzel Kuvvet subaylarının da bulunduğu Atabeyler hücresine operasyon.

    Hükümetin, kim ne derse desin, bu krizi müstakbel Genelkurmay Başkanı Orgeneral
    Büyükanıt'ı kırmayacak biçimde yönetmesi, savcıyı ve Emniyet İstihbarat Daire Başkanı'nı uçurması.

    (Bence) şemdinli Mutabakatı: Birinci mutabakat!

    Hrant Dink suikastı.

    Birinci cumhurbaşkanlığı seçim süreci.
    Nisan 2007'de Büyükanıt'ın çıkışı ve ardından Genelkurmay muhtırası.
    ABD gözetimindeki PKK'nın saldırıları şiddetlendirmesi.
    Genelkurmay'ın "sınır ötesi için tezkere" talepleri.
    Cumhuriyet mitingleri.

    Mayıs 2007'de Erdoğan ile Büyükanıt arasında Dolmabahçe Mutabakatı: İkinci mutabakat!

    Cumhurbaşkanlığı seçiminin yapılamaması.
    Genel seçim kararı.

    (Bence) hem hükümet, hem Meclis, hem de Genelkurmay'da eşzamanlı tasfiyeler üstüne de mutabakat havası.

    Hatta, başka bir cumhurbaşkanı adayı üstüne de.

    Genel seçimlerde AKP'nin ezici üstünlüğü.

    Erdoğan'ın uzun süre cumhurbaşkanı adayı açıklamaması.

    Washington'un AKP hükümetini ve Gül'ün adaylığını tescili ama bir yandan da yine ABD kontrolünde PKK mayınları ve saldırılarının şiddetlenmesi.

    İstanbul'da, "Danıştay saldırısı"nda gündeme gelen isimlere dönük baskınlar; ele geçen bombalar, tutuklamalar.

    "Vatansever Kuvvetler"e "Girdap Operasyonu".

    Gül'ün cumhurbaşkanı olması.

    Sınır ötesi için Tezkere Mutabakatı: üçüncü mutabakat!

    Washington'un, dizi dizi ziyaretin ardından:

    1. Türkiye ile (kısmi) PKK uzlaşması;
    2) Türkiye ile (yeniden) Ortadoğu uzlaşması;
    3) Türkiye'de sivil ile asker devlet zirvelerini uzlaştırması:

    Pax Americana: Washington Mutabakatı: Dördüncü mutabakat!

    Sözde anti-emperyalist olup ABD ile Gladio tedrisatlı "mukavemet" yapılanmalarının, son kullanma tarihi gelenlerin, ihtiyaç bittiği için, mutabakat çerçevesinde tasfiyesine başlanması.




    Unuttuğum vardır; belki sırasını azıcık şaşırdığım.

    Ama ana fikir; sadece Türkiye içinde değil, ABD ile de bir yığın el enseyle, kısa bir suikastlar, tahrik, darbe niyetleri, yeniden şiddetli ve ABD kontrollü PKK saldırıları, siyasi zafer, sınır ötesi tarihi dahilinde,

    "Amerikan barışı gölgesinde Türkiye Devleti (kısmi) barışı yahut dengesi"

    (şimdilik) tesis edilmiş bir yere ve yeni bir "Derin devlet"e vardığımız!

    Meraklısına not:

    Son operasyon, belki de daha ziyade "emekliler ile gönüllüler, her daim yedektekiler"den oluşan yapıları gündeme getiriyor.

    Ama daha öncekilerde; yani "Sauna (Küre)" ile "Atabeyler"deki muvazzaf subay, astsubay varlığı ile üzel Kuvvet bağlantıları hala izaha muhtaç.

    Bence "mutabakat" serisi, bize bunları pek izah etmemeyi, kolu yenin içine sokmayı da hedefliyordu.

  4. #14
    bozok
    Guest
    Gazeteci Kömürcü


    Yavuz Selim Demirağ
    Yeniçağ Gazetesi
    25.01.2008



    Dün neredeyse tüm gazetelerin manşetlerinde kamuoyunu sarsan toplu gözaltı olayı vardı.

    Maaşallah televizyonlar da aşağı kalmıyor. Haber bültenlerini seyreden, gazeteleri okuyanlar, Türkiye'mizin başındaki bütün musibetlerin sebebi hikmeti ve failli olanların yakalandığını zanneder.

    Biri, biri ile telefonda konuştu diye derhal çete üyesi damgasını ancak canım Türkiye'de yiyebilir.

    Birkaç hafta önce Mehmet Gül'ün de bulaştırılmak istendiği o ünlü Matkap Operasyonu'nun fos çıkması gibi bu işin sonucunda bizim Kezban (Güler Kömürcü) ve Sevgi Erenerol'un ifadelerini verip tebessüm ederek, ellerini kollarını sallayarak serbest bırakılacağını tahmin ediyorum.

    Sonuçta okuyucu ve seyircinin zaten bulanık olan kafası iyice karışmış olacak.

    Memleketin gidişatından endişe duyduğu için hukuki mücadele veren Kerinçsiz gibi milli mukavemetin ve direnişin sembolü haline gelen insanlara suni olarak gölge düşürülecek öyle mi?

    Yıllardır bu sütundan hukukçu olmamama rağmen mürekkep yalamamdan dolayı hukuk bilgimin, çoğu siyasi ve bürokrattan daha üstün olduğunu tevazu göstermeden yazmıştım.

    Haklı oldukları halde haksızlığa uğrayan dostlarımın ve mücadele adamlarının haklarını bu sütundan yazmaya ve savunmaya sonuna kadar devam edeceğim.

    Sorumluluk sahibi bir gazeteci, araştırdığı konulardan tutun da okuyucularına kadar günde yüzlerce kişiyle telefonda görüşür. E- postanıza binlerce mesaj gelir. Mektup ve belgegeçerleri okumaya bazen fırsat bulamaz. Ziyaretçileri ile bir çay içmek için didinir.

    Bazen okuyucularının özel sıkıntılarına çare bulmaya çalışır ve bir gazeteci haber kaynaklarını açıklamak zorunda değildir.

    Yukarıda ifade etmeye çalıştığım olayları gazeteci kimliği taşıyan her kişi yapmasa da günlük hayatımızda, yakın çevremizde bunlara her an tanık oluyoruz.

    Güler Kömürcü bunlardan biridir.

    Türkiye'de terör örgütü mensuplarıyla, uyuşturucu; kaçakçı, kara paracılarla yemek yiyip röportaj yapan gazeteci kılıklı kişilere soruşturma açılmaz.

    Ama milyonlarca okuyucunun güvenini kazanmış, memleket meselelerine kafa yormuş, yurt içi ve yurt dışında Türk vatandaşlığı kimliği ile tavır koymuş Keziban'ı adı geçen muameleye reva gördüler.

    Doğrusu Kömürcü ile bireysel bir hukukum olmadı. Oturup saatlerce sohbet etmedim.

    Yazılarını kaçırmamaya gayret ederken tespitlerinin tümüne katılmadığım zamanlar olmuştur. Ama şu soruşturma sırasında Güler Kömürcü'nün yanında olmayı çok isterdim.

    Bugün Kömürcü'nün başına gelen, yarın öbür gün bu haberi görmezden gelen diğer gazetecilerin başına gelmeyecek midir?

    İnsanların özel hayatını görüntüleyen ve adlarına paparazzi denilen magazin muhabirlerinin izinsiz çekimlerine karşı tavır koyanlara "Gazeteci arkadaşımıza saldırı" haberi yaparak Basın Konseyi'ne şikayet edenlerin Kömürcü'ye sahip çıkmalarını beklemek belki iyimserliktir.

    Ama lafa gelince "Basın ahlak ve ilkeleri" adına ahkam kesip bol keseden demokrasi, insan hakları nutukları atanların gerçekte sınıfta kaldıklarını yazmasam çatlardım.

    Bu yüzden Güler Kömürcü'ye geçmiş olsun demiyorum.

    Güler'e uygulanan, onun meslekteki şeref madalyonudur. Onur apoletidir.

    Güler gibi gazetecilerin sayıları arttığı sürece milli ve duyarlı gazetecilere böylesi muamelelerin uygulanamayacağını umut ediyor, başta Gazeteciler Cemiyeti olmak üzere Basın Konseyi'ni göreve davet ediyorum.




    www.acikistihbarat.com

  5. #15
    bozok
    Guest
    Düşün ey Türkiye: Roj TV neden bayram yapıyor?


    Arslan Bulut
    Yeniçağ Gazetesi
    26.01.2008



    Ben seyretmedim ama Sorgun'dan Uğur Bey naklediyor;

    "Arslan Bey, Roj TV, Ergenekon operasyonu sebebiyle bayram yapıyor. Nasıl memnunlar anlatamam. Buraya kadar gelişmeler olumluymuş ama yetersizmiş!" diyor.

    Sahi Roj TV neden bayram yapıyor?

    Dağdakiler, "Dağdan inip Meclis'e gelin, yolunuza güller serelim gençler" diyen siyasi iradeye, Dağlıca baskını ile ve Diyarbakır bombalaması ile cevap verdi. Gerçi bu iki olayın zamanlaması bir çok kuşkulu soruya yol açıyor ama yine de teröristlerin siyasallaştırılması projeleri gündemde!

    ***

    Başka kimler bayram yapıyor?

    Sovyetler Birliği çöktükten sonra kıblesini Brüksel ve Washington'a çevirenler!

    Başka!

    Kıblesini Mekke'den Brüksel ve Washington'a çevirenler!
    Allah'a değil şeyhlerine iman edenler!

    Ankara'yı şer merkezi, Brüksel'i şefaat kapısı olarak görüyorlar. Bunu da siyasi düzeyde ikinci adam konumunda dile getirdiler!

    ***

    Bir de bu iki grubun medyatörleri sevindi!

    Prof. Dr. Ahmet B. Ercilasun "Sayın seyirciler" başlığı altında bize gönderdiği yazıda tek tek televizyonların yayın tarzını inceledi. Bir ve iki numaralı televizyonların çete iddialarını nasıl ballandıra ballandıra anlattıklarını gösterdikten sonra bazı televizyonların tarzını şöyle tasvir etti:

    "3 NUMARALI TV: Alçak çete! Sözde sivil örgütlenme imiş... Siz kimi kandırıyorsunuz? Oraya buraya telefonlar, mektuplar, e-postalar... Bayram olmuş telefon, seyran olmuş mesaj... Bu kadar delil yetmez mi? Siz telefon ve e-posta ağıyla koskocaman bir çete kurun; sonra da bizden konuşma hakkı isteyin. Yayın yasağı var kardeşim. Ben suçlarım, sen susarsın o kadar!

    4 NUMARALI TV (Başsatan konuşuyor): Bu ülkede demokrasi varsa yargı yürütmeye karışamaz. Ancak... Yargı yürütmeyle iş birliği yapmak zorundadır. Bakın güzel iş birliğimiz sayesinde o mel'un çeteyi nasıl da çökerttik. Bir de adamlar örgütün adını Mağara koymuşlar. Bilmiyor musun kardeşim, mağara yalnız EKK direnişçileri içindir. Onlar bize bombayla direnir, patlayıcıyla direnir, biz yasama görevimizi yapıp hepsini evlerine döndürürüz.

    6 NUMARALI TV: Yayın yasağı var, daha fazla konuşamıyoruz aziz ve de leziz dinleyiciler! Yoksa biz bunların hepsinin ipliğini pazara çıkarmayı biliriz. şimdi bakın kutuyu açtırdılar. Bunlardan biri yine bir kutsal adı kendisine isim yapmış. Adına mı güveniyor ne, başsatanımız aleyhine dava açmış; beş paralık tazminat davası. Ordan belli zaten çete olduğu. Sen kim, başsatana dava açmak kim kardeşim? Ha, bak hatırlatıyorum, yayın yasağını unutma!"

    üete neden silahlı direniş yapmadı?

    Ercilasun şöyle bitiriyor:

    "Sayın seyirci başka kanalı çevirmedi. Arkadaşına telefon etmek istedi, korktu. Yazmak istedi, korktu. Düşünmek istedi, yine korktu. Ama beyninin kıvrımlarındaki noktacıklara hakim olamadı. Noktacıklar yan yana geldiler; yatay, düşey, eğik çizgiler oldular; harf oldular, işaret oldular, anlam oldular ve beyninde dolaştılar: EKK evlerine baskın yapılır; polis silahlı direnişle karşılaşır. DVKPü örgütüne baskın yapılır; yine silahlı direnişle karşılaşılır. Bu çete nasıl bir örgüt ki 400 evine baskın yapılır da birinde bile silahlı direnişle karşılaşılmaz? Bu soruyla sayın seyircinin beyni altüst oluyordu ki mantıklı bir cevap buldu ve rahatladı: Demek ki örgütün asıl gücü silahlı direniş yapmamakta. Orada gösteri, burada dava açmak, filan gazetede yazı yazmak, e-posta, cep telefonu... İşte asıl silahlar bunlar. Haklı kardeşim bu ülkeyi yönetenler! Ne yani, bıraksınlar da bu mel'un çeteciler 'düşün ey aziz okur' filan diyerek vatandaşın beynine bomba mı koysunlar?"

  6. #16
    bozok
    Guest
    DARBE


    Altemur Kılıç
    akilic@habergazete.com
    24/ocak/2008


    "Milliyetçilik" düşmanları, sözde "darbeciler" yakalandı" diye bayram ediyorlar. Mesela, sicilli Ordu düşmanı Taraf'ın manşeti; "Kızılelma Hoşaf oldu"! Tahkikat devam ederken bu konuda yazmak doğru olmaz : "Kızılelma"- "milliyetçilik", hoşaf mı oldu, yoksa bu iddialar "çarşaf" mı olacak göreceğiz!

    Ama böyledir: bazen 'taşlar bağlanır köpekler salıverilir'

    Yakalananların suçu "Darbe Ortamı" yaratmakmış?

    Yaratmaya ne gerek var?

  7. #17
    bozok
    Guest
    Ergenekon Palavrasının Perde Arkası
    (Merkezdeki 57 Fetullahçı Polis)


    Hikmet üiçek
    Aydınlık Dergisi
    24.01.2008


    (Açık İstihbarat : Fetullahçı suçlamasının en çok Fetullahçılar tarafından rakiplerini karalamak için kullanıldığının bilincinde olarak günümüzde her türlü "belgeye" tereddütle yaklaşılması gerektiğini hatırlatıyoruz. Her halükarda; Türk Devleti'nin içindeki masonik ve cemaat yapıların deşifrasyonu, sağlıklı bir şüphecilikle desteklenmiş ve kurunun yanında yaşı da harcamayan bir anlayışla sürdürülmesi gerekir. Aksi takdirde bugün başlatılan "ulusalcı cadı avı"nı kurgulayanların gerçek vatanseverleri meczup ve karanlık isimlerle harmanlayan anlayışından bir farkımız kalmayacaktır. )

    --------------------------------------------------------------------------------------------

    Taraf: "Kızılelma hoşaf oldu",

    Referans: "Veli Küçük'e büyük operasyon",

    Yeni şafak: "Hiç bu kadar derine inilmedi",

    Hürriyet: "Ergenekon'a şafak operasyonu",

    Bugün: "Küçük Paşa'ya büyük baskın",

    Vakit: "Derin gözaltı",

    Zaman: "Ergenekon operasyonu",

    Sabah: "Devlet, derin devlete karşı",

    Evrensel: "Derin operasyon",

    Birgün: "Ortalık güzel koktu",

    Radikal: "Darbecilere operasyon",

    Milliyet: "Ergenekon'da 35 gözaltı",

    Posta: "Ergenekon'a darbe"...

    Medyanın Fethullahçı, İkinci Cumhuriyetçi, şeriatçı ve neoliberal solcu takımı ile holding medyası 23 Ocak 2008 günü aynı manşette buluştular.

    Aralarında Veli Küçük gibi emekli askerlerin de bulunduğu 35 kişi, "çete kurma" gerekçesiyle gözaltına alındı.

    İstanbul Emniyeti, grubun suikast ve bombalı eylem hazırlığında olduğunu iddia ediyor.

    Zanlılar, Danıştay saldırısından, Cumhuriyet gazetesine atılan bombaya; Necip Hablemitoğlu suikastından, iki kilise rahibine yapılan saldırı olaylarına kadar sorumlu tutuluyor.

    Gazeteler, operasyonun İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah Ankara'ya gelerek Başbakan Erdoğan'la görüşmesinden sonra başlatıldığını yazdı.

    Operasyon için 22 Ocak gecesi saat 03.00'te düğmeye basıldı. Polis, Bursa, Mersin, Düzce ve İstanbul'da 40 ayrı eve eşzamanlı operasyon düzenledi. Zanlıların 8 aydın izlendiği ve telefonlarının dinlendiği açıklandı.

    Soruşturma, Beşiktaş Ağır Ceza Mahkemesi Savcısı Zekeriya üz tarafından Terörle Mücadele şubesi'nde yürütülüyor.

    Taraf gazetesi 24 Ocak günü, "Aranan savcı bulundu" manşetiyle çıktı, üz'e övgüler düzdü.

    "EN DERİN OPERASYON"MUş!

    Zanlıların sorgulanmasına İstanbul Terörle Mücadele şube Müdürlüğü'nde devam ediliyor.

    Zanlıların sorgu ve ifade aşamasına soruşturmayı yürüten savcı Zekeriya üz de katılıyor. Bu nedenle Emniyet Müdürlüğü savcıya özel bir oda tahsis etti. Gözaltındaki zanlılar Terörle Mücadele'de ayrı ayrı odalarda tutuluyor ve birbirleriyle görüştürülmüyorlar.

    7 ay önce ümraniye'de bulunan 27 el bombasıyla ilgili soruşturma çerçevesinde emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin, eski Astsubay Oktay Yıldırım, İş Adamı Kuddisi Okkır ve Yazar Ergün Poyraz'ın da aralarında bulunduğu 15 kişi tutuklanmıştı.

    Emniyetten yapılan açıklamalarda şimdiki operasyon, ümraniye'nin devamı olduğu belirtiliyor.

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin, İstanbul'da gözaltına alınan kişilerin gözaltı ve soruşturma işlemlerinin özel yetkili 2 cumhuriyet savcısı tarafından yürütüldüğünü bildirdi.

    Başsavcı Engin, 12 Haziran 2007 tarihinde ümraniye ilçesinde ele geçirilen el bombaları ile ilgili olarak başlatılan soruşturma kapsamında ve "silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek", "bu örgüte üye olmak", "askeri itaatsizliğe teşvik etmek", "devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etmek", "sayı ve nitelik bakımından vahim olan silah veya mermileri bulundurmak" ve "patlayıcı madde bulundurmak" suçlarından başlatılan soruşturma kapsamında halen 13 kişinin tutuklu bulunduğunu kaydetti.

    Başsavcı Engin, soruşturma çerçevesinde daha önceden mahkemelerce "gizlilik kararı" ve "yayın yapma yasağı kararı" alındığını hatırlatarak,

    "bu aşamada ayrıntılar hususunda başkaca açıklama yapmaya yasal imkan bulunmamaktadır"

    dedi.

    Dedi, ama medya kendisine servis edilen imalat haberleri çarşaf çarşaf yayımlamayı sürdürdü.

    Zamanlama ilginç. Irak'ın kuzeyine yapılan sınır ötesi harekat, türban konusunda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve ardından Danıştay Başkanlar Divanı açıklamalarına sanki yanıt veriliyor!

    "Türkiye'nin en derin operasyonu" gerçekleşmiş. "Hiç bu kadar derine inilmemiş."

    Başbakan Erdoğan'a göre

    "devlet görevini yapıyor, çalışıyor. Güvenlik güçleri ile yargının dayanışmasının güzel bir örneği veriliyor."

    Hangi eylemlilik halinde yakalanmışlar? Hangi eylemi gerçekleştirmişler?
    Resmi açıklamalarda bu sorunun cevabı yok.

    2 milyon YTL'ye tetikçi tutulacakmış, Orhan Pamuk öldürülecekmiş, DTP'lilere yönelik infaz listesine ulaşılmış. 'Ulusalcı' ideloji çevresinde yapılanmış bir örgütmüş ve adı da Ergenekon'muş!

    BİR BELGE ELDEN ELE DOLAşIYOR

    'En derin operasyon' sürerken Ankara'da Emniyet Genel Müdürlüğü çevrelerinde bir belge elden ele dolaşıyor, fotokopiyle çoğaltılıyor.

    Daktilo ile yazılmış, dört sayfadan ibaret imzasız belge "Emniyetteki F Tipi ürgütlenmenin Etkin Elemanları" başlığını taşıyor.

    Belge, Aydınlık'a da ulaştı. İşçi Partisi de belgeyle ilgili olarak bir suç duyurusunda bulunacak.

    İmzasız belgenin içeriği, Ergenekon operasyonuna ışık tutuyor. Operasyonun kimler tarafından kotarıldığını aydınlatıyor.

    Belgeyi inceleyen üst düzey bir emniyet yetkilisi,

    "Belgenin içeriden yazıldığı anlaşılıyor. Kullanılan terimler bunu gösteriyor. Emniyet içinde bu ekipten rahatsız kişi ya da kişiler tarafından hazırlandığı anlaşılıyor"

    yorumunu yapıyor Aynı yetkili, belgede söz edilen bazı isimlerin, Emniyet içindeki Fethullahçı örgütlenmeye ilişkin daha önce hazırlanan resmi raporlarda da adlarının geçtiğine dikkat çekiyor.

    Belgede 4 daire başkanı, 11 başkan yardımcısı, 32 şube müdürü, 3 başkomiser ve 3 öğretim üyesinin adları geçiyor.

    İSTİHBARAT'IN YüZDE 90'I

    Belgenin başında, Başkanlığını Ramazan Akyürek'in yaptığı İstihbarat Dairesi geliyor.

    İstihbarat Dairesi'nin yüzde 90'ının bu cemaatin egemenliği altında olduğu belirtiliyor.

    Daire Başkan Yardımcılığı'nın, Değerlendirme, Eğitim, Organize, Teknik, Personel, A, B, C, Tekop, İdari ve Mali İşler, Bilgi İşlem, Ankara İstihbarat, İstanbul İstihbarat ve İzmir İstihbarat şube müdürlüklerinin cemaatin kontrolü altında olduğu ifade ediliyor ve isimler veriliyor.

    A F, R G, S A, S D, İ D, C ü, F S, N Y, A F Y, Y Y, B A, H ü, M D, A İ G, H A O gibi isimlere yer veriliyor.

    Kaçakçılık ve Organize Suçlar Dairesi, cemaatin etkin olduğu ikinci daire konumunda.

    Belgede Tadoc, Mali şube, Yüksek Teknik , Organize, Narkotik, İnsan Kaynakları şubelerinde gene Fethullahçıların ağırlığının bulunduğu kaydediliyor ve ü A, C B, O B, ü T, M A K, M ü, gibi isimler veriliyor.

    Belgede Terörle Mücadele ve Güvenlik dairelerindeki cemaatin etkin isimleri de sıralanıyor. C K, Z B, S A E, A Z G, M ü gibi isimlere yer veriliyor.

    RüTBESİ KüüüK AMA

    Baş Komiser M ü'nin Emniyet içinde çok etkin ve "Baş koordinatör" konumunda olduğu,

    "Cemaatin tüm işleri ile aktif sorumlu durumunda"

    bulunduğu, psikolojik savaşa yönelik operasyonlar düzenlediği belirtiliyor.

    Baş Komiser M ü ile yardımcısı Komiser S A E'nin "Atabeyler" operasyonunda Genelkurmay önünde gazetecilere dağıtılan "sarı zarf" olayının da tertipçileri olduğu ifade ediliyor.

    Aydınlık'ın konuştuğu askeri kaynaklar da bu isimleri doğruluyor.

    M ü'nin aynı zamanda vali, kaymakam ve emniyet müdürü atamalarında çok etkin olduğu kaydediliyor.

    Belgede, Abdülkadir Aksu'nun İçişleri Bakanı olduğu dönemde bakan danışmanı olan üzgür Aytaç'ın,

    "Amerika ve diğer ülkelere gönderilecek master ve doktora öğrencisi cemaat mensuplarını bu konulara bakan Dış İlişkiler Dairesi Başkanı Recep Gültekin ile koordineli olarak yürütmekte"

    oldukları öne sürülüyor.

    Yurtdışında eğitim gören cemaate mensup master ve doktora öğrencilerinin, gelecekte

    "Türkiye'yi yönetecek ve Amerika ile direk ilişki içinde olabilecek elit bir hizmet ekibi"

    olarak yetiştirildikleri ifade ediliyor. Bu master ve doktora grubu içinde Gültekin'in kızı ve damadının da bulunduğu belirtiliyor.

    Belgede, Aksu döneminde İçişleri Bakanlığı Müsteşarı olan şerafettin Harput, Gültekin ile "en önemli bilgi paylaştığı kişilerden biri" olarak tanıtılıyor.

    Gültekin ve Harput'un, Hukuk Müşavirliği, Polis Koleji Müdürlüğü, KOM ve Eğitim daireleri ve Polis Akademisi'ne yapılan tayin ve atamalarla bizzat ilgilendiklerine dikkat çekiliyor.

    Belgeye göre cemaat üyesi olmayan müdürler Ankara'dan taşraya sürülüyor.

    Hedef, Genel Müdürlük'te "tulum çıkarmak" olarak açıklanıyor.

    Cemaatin himayesinde olan bazı elemanların, "yıllarca hiç Doğu görevi yapmadan" Ankara'da kalabildikleri ifade ediliyor.

    Belgede, Aydınlık okurlarının yakından tanıdığı Polis Akademisi öğretim üyesi ünder Aytaç'ın da adı geçiyor.

    Aytaç için, "cemaatin özellikle medyatik konularında uzman olarak lanse ettiği biridir ve çok faaldir" deniliyor.

    ünder Aytaç, İkinci Cumhuriyetçilerin çıkardığı Taraf'ın sürekli yazarları arasında yer alıyor.

    Belge, Emniyet Genel Müdürlüğü'nün Personel, Kriminal, Asayiş, Eğitim ve Bilgi İşlem dairelerindeki cemaat mensubu emniyetçilerin isimleriyle sona eriyor.

    Burada M B, M ü, O ş, M A, O K, ü Z, N ü, M ü, İ B, E O ve Y A gibi isimlere yer veriliyor.

  8. #18
    bozok
    Guest
    Türban gündemi yeni bir "Büyük Operasyon" haberi ile vites değiştirdi.


    açıkistihbarat
    22.01.2008


    "Büyük Operasyon" çerçevesinde gözaltına alınan Olağan şüpheliler'in "sık sık biraraya gelip toplantı yaptığı " özellikle vurgulanıyor.

    Sık sık biraraya gelip toplanan olağan şüphelilerin gözaltına alındığı operasyonda gözaltına alınanların sayısı 21 ile 60 arasında değiştiği söyleniyor.

    "ümraniye operasyonu" ile gözaltına alınan ve aylardır iddianameleri bile hazırlanmadan cezaevinde tutulanların sayısı ise 18.

    Geçenlerde Diyarbakır'da aralarında öğrencilerin de bulunduğu 7 kişinin ölümü ile sonuçlanan terörist saldırı sonrasında yürütülen soruşturmada gözaltına alınanların sayısı ise 10.

    Aralarında ; 6 aydır cezaevinde tutulan ümraniye Operasyonu şüphelileri ile ilgili soruşturmayı yürüten savcı hakkında iddianameyi hala hazırlamadığı gerekçesi ile Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu'na şikayette bulunan Av. Kemal Kerinçsiz'in de bulunduğu isimlerin Emniyet'teki sorgusunun sürdüğü belirtiliyor.

    Haberin yine ilk Cihan Haber Ajansı üzerinden duyurulması kimseyi şaşırtmazken ; sözkonusu AB-D fondaşları olunca "hukuk" ve "demokrasi" konusunda mangalda kül bırakmayan Türk medyasının bazı besleme kalemlerinin bu yeni gündem bombası ile ilgili duruşları merak ediliyor.

  9. #19
    bozok
    Guest
    Kiralık katil arayan tabancasız derin(!) devlet!


    Sebahattin üNKİBAR
    Yeniçağ Gazetesi
    26 Ocak 2008



    Duyduk duymadık demeyin.

    Ankara'da deklare edilmemiş büyük bir mücadele var.

    Ama bu mücadelede birileri akıl almaz biçimde kural dışılıklar yaparken, diğerleri hala yutkunmaya devam ediyor

    AKP'nin kamuoyuna derin devletin çetesi diye sundukları, güya şunları yapmışmış:

    -Nobel üdüllü yazar Orhan Pamuk'u öldürtmek için kiralık tutmuşmuş.

    -Kiralık katile verilecek 2 milyon YTL için arayışlara girmişmiş.

    -Derin çetenin amacı ünlü isimleri öldürüp darbe ortamını inşa etmekmiş..

    -Darbe tarihi da 2009 tarihi imiş.

    -Sıhhiye'deki 700 kilogramlık TNT bunlara ait imiş!

    -Diyarbakır'da suçu PKK'lıya atmak için kendi arkadaşlarını vurmuşmuş!

    Bırakın şunu bunu, sadece bu iddialar bile hadisenin ne olduğunu gözler önüne sermiyor mu?


    Bir derin devlet düşününüz ki elinde adam öldürecek silahı olmasın!

    Bir derin devlet düşününüz ki adam öldürtmek için para ile kiralık katil arasın!

    Bir derin devlet düşününüz ki para için neredeyse mendil açıp dilenme durumunda olsun!

    Bir derin devlet düşününüz ki tabancası bile yok iken 700 kilogramlık TNT bombaları ile yüklü minibüsü korku salmak için Ankara'da otoparka bırakabilsin!

    Bir derin devlet düşününüz ki Diyarbakır'da suçu PKK'ya atmak için güya kendi arkadaşlarını öldürsün!

    Bir derin devlet düşününüz ki bütün bunları 2009'da hedeflediği darbe ya da ihtilale gerekçe olsun diye yapsın!

    Değil böylesi bir derin devlet ya da derin çete, bu şekilde mahalle ya da kaldırım bitirimliği bile olmaz demeyin, Türkiye'de bunlar var ve oluyormuş.

    AKP ve dalkavukları öyle diyor.

    Yukarıdaki iddialar, özel sızdırma metotları ile yayın yasağına rağmen dün medyadaydı.

    Behey ahmaklar hadi tabancasızlığı, parasızlığı ve kendi arkadaşlarını öldürmeleri iddialarınıza gülerek geçelim de şu darbe hikayesi neyin nesidir?

    2009'da darbe diyerek aklınızca dolaylı olarak TSK'yı mı hedefe oturtuyorsunuz!

    Mırın kırın etmeyin, ortaya çıkan sonuç budur. Yine askerin üstünden parsa peşindesiniz.

    Evet bu operasyonun gerçek ve hatta tek amacı, aslında Silahlı Kuvvetleri yıpratmaktır.Yapılan bu operasyon da TSK'ya yapılan bilmem kaçıncı olan yeni bir psikolojik harekattır.

    Değilse, adam öldürmek için tabanca bile bulamayanlar, söyler misiniz nasıl ihtilal yapacakmış? Bütün o sözde suikast hikayelerine darbe hadisesi neden iliştirildi?

    Hayır söylemek istediğim gözaltına alınanların tamamının pür-ü pak olduğu değildir.

    Gözaltına alınanların içinde münferit olarak yanlışa yani suça bulaşmış olanlar belki vardır.

    Eğer suçu sabit olan olursa biz onlara herkesten önce karşı çıkarız.

    Ama ortada bir vakıa var ki bu artık saklanamaz boyuttadır.

    Hatırlayın şemdinli olayında neler söylenmişti.

    Ankara'daki çete operasyonlarını göz önüne getirin.

    Günlerce manşetlerden yapılan Başbakan'ı öldüreceklerdi haberlerini hatırlayın.

    Dağıtılan sarı zafları, yapılan jurnalleri sorgulayın.

    Ne oldu, Yüce Yaradan aşkıyla söyleyin, bir tek kişi o olaylarla ilgili olarak bugün cezaevinde midir?

    şimdi bütün bunların yaşandığı bir iktidar yönetiminde sorarım size, yargı kararı olmadan ben nasıl insanları peşinen mahkûm edebilirim.

    Bakın yargı daha ilk adımda gözaltına alınların bir bölümünü serbest bıraktı.

    Medyada tek satır haber yok.


    Duyduk duymadık demeyin.

    Ankara'da deklare edilmemiş büyük bir mücadele var.

    Ama bu mücadelede birileri akıl almaz biçimde kural dışılıklar yaparken, diğerleri hala yutkunmaya devam ediyor.

    (heddam.com'dan...)

  10. #20
    bozok
    Guest
    PERİNüEK: GLADYO, EMNİYETTE YUVALANAN 57 FETHULLAHüI POLİS şEFİ


    Cumartesi, 26 Ocak 2008
    Ulusalkanal.com





    İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, partisinin İstanbul İl Binası'nda basın toplantısı düzenleyerek, Ergenekon olarak sunulan operasyonunun perde arkasını anlattı. Operasyonda gözaltına alınanların, gladyo olamayacağını söyleyen Perinçek, gerçek gladyoyu ve operasyonun hedefini açıkladı. Perinçek, operasyonun merkezinde, Emniyet Teşkilatı'na yönetici olarak yerleştirilen 57 Fethullahçının olduğunu açıkladı.

    İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'in basın toplantısının tam metni:

    En baştan yazalım: Bu, bir Gladyo operasyonudur. Bütün NATO ülkelerinin içine bir ahtopot gibi kollarını uzatan ABD'nin "Derin Devleti", bu operasyonu yapmaktadır. O devlete kendi içlerinde "SüperNATO" diyorlar. Bir zamanlar Türkiye'de yaygın olarak "Kontrgerilla" adıyla tanındı.

    GLADYONUN OPERASYON MERKEZİ POLİSİN İüİNE TAşINDI

    Bu birikimle saptıyoruz: Türkiye'de Gladyo'nun devlet içindeki operasyon merkezi, 1990'lı yıllarda adım adım polis teşkilatının içine kaydırılmıştır. Türk Ordusu'nun 1990'lı yıllarda cephesini ABD tehdidine çevirmesine karşı, SüperNATO'nun cevabı, polis teşkilatı içinde Fethullahçılardan oluşan bir yığınak yapmak olmuştur. Bu yığınak, aynı zamanda Cumhuriyetin Emniyet teşkilatlanmasına karşıdır. Bu süreçte Gladyo, aynı zamanda Türk Ordusu'na karşı operasyonlar yapan bir örgütlenmeye dönüştürülmüştür. Bu örgütün Hırant Dink suikastinde ortaya çıkan ilişkiler ağını bir şemayla açıklamıştık. Bunun üzerine Tayyip Erdoğan ile Emniyet İstihbarat şefi Ramazan Akyürek'in açtığı davalar da aklanmamızla sonuçlandı. Her şey ortadadır.

    üRGüTSüZLERİN üRGüTü

    Gözaltına alınanlara bir bakalım: Güler Kömürcü gibi kamuoyu önündeki bir gazeteciden Sami Hoştan gibi tanınmış bir sabıkalıya kadar birbiriyle bağlantı kurulması güç, dağınık, bireysel davranışlı kimseler. Aralarında örgütümsü gruplar da var. "Yeniden Kuvayı Milliye" türü örgütlenmelerin "başıbozuk" özelliklerine hep değindik. Bunlardan bir Gladyo senaryosu üretenlerin kurgu gücünü kutlamak gerekir. Ama kamuoyunu kandırma yetenekleri için aynı değerlendirme yapılamaz.

    GLADYO DEVLETİN KUMANDA MERKEZLERİNİ DENETLER

    Daha önemlisi, Gladyo, devletin kumanda merkezlerini denetim altına alan bir örgüttür. Oysa yakalananlar, etkisiz ve güçsüz, devlet içinde esamesi okunmayan, vurulması kolay, sahipsiz insanlar. O nedenle eğer "derin devlet" aranıyorsa, gözaltına alınanlar arasında bulabilene aşkolsun! Buna E. Tuğg. Veli Küçük de dahildir. Hele ismi sürekli hedef haline getirilmiş devlet görevlileri, böyle yüksek düzeyde gizliliği olan bir örgütlenme için de "emekli" konumundadır. Ama Ordunun hedef alınması için, hele bir generalin operasyona dahil edilmesi gereklidir. Gazetelerin birinci sayfalarını kaplayan, boy boy üniformalı fotoğrafların anlamını herkes biliyor.

    GLADYO HER ZAMAN ABD'NİN GLADYOSUDUR

    Gladyo tanısında kilit özellik, ABD bağlantısıdır. Türk Devletinin NATO döneminde bir "derin devleti" kalmamıştır. Derinlikler, ABD'nin egemenlik alanına alınmıştır. Operasyonla ilgili yayınlara bakıyoruz, gözaltına alınan etkisiz insanlar üzerinden Türkiye'nin etkili ve büyük güçleri hedef alınıyor. Bu gözaltına alınanlar, ABD için de, Tayip Erdoğanlar için de bir tehdit oluşturmaz. Demek ki hedef, gözaltındakiler değildir. Onlar üzerinden yürütülen psikolojik savaş, aslında operasyonun hedefi yanında, arkasındaki gücü de ele veriyor. Türkiye'de "Kuvvacılar", "Milliyetçiler", vatanseverler suçlu ilan ediliyor. Eskiden SüperNATO edebiyatında "komünistler" baş suçluydu, şimdi baş suçlu "millici"dir. üünkü küreselleşme, milli devleti boğmak içindir. Zaten Tayip Erdoğan'ın basın personeli, daha ilk günden okları milli kuvvetlere ve özellikle de Ordu'ya yöneltmişlerdir.

    HEDEF KAPSAMLI

    Demek ki, operasyon savunmasız ve etkisiz güçlerden başlatılmıştır. Ancak güçleri yeterse, ellerindeki kara neşterle ABD'nin baş düşman kabul ettiği Türk Ordusu'na ve milli güçlere ilerleyeceklerdir. Nitekim Gladyo'nun değnekçiliğine soyunan Radikal Başyazarı İsmet Berkan, 25 Ocak 2008 günü, 'bu operasyon milli hükümet diyenlere kadar genişletilmelidir' diye yazıyor. Uğur Mumcular da, hep böyle katlettirilmedi mi? Ahmet Altan ve Mehmet Altanlar'ın rolleri geçerlidir.

    Gladyo, basındaki elemanlarına yazdırttığı karanlık amacını, "darbe hazırlığı" suçlamalarıyla da sergilemiştir. Darbeyi kim yapabilir? Kimse gözaltındakilere böyle bir güç yakıştıramaz. Ama onlar üzerinden Türk Ordusu'nun vatanı ve cumhuriyeti her koşulda savunma kararlılığına gözdağı verilmektedir.

    GLADYO'NUN KIşKIRTICI AJANLARI

    Tertipte bir takım kışkırtıcı ajanların kullanıldığı da ortada. Bunlardan birini Aydınlık daha önce kapak yapmıştı. Yine sahneye çıkartılıyor. Benzerleri de gözüküyor. Bunlar üzerinden kurgulanan senaryolarda, Orhan Pamuk gibiler masum ve mağdur gösteriliyor.

    ABD, Orhan Pamuk'u öldürtmez; ona ödüller verip, Türkiye'ye karşı psikolojik savaş elemanı olarak kullanır. Eğer bu tür parlak fikirler çıkmışsa, göreceksiniz altından Gladyo'nun kışkırtıcı ajanları çıkacaktır. Orhan Pamuk gibi "Ermeni ve Kürt soykırımı" yalanının seslendiricileri için yapılan büyük reklam kampanyası da operasyonun yan ürünü olmaktadır.

    GLADYO SUİKASTLERİNİN KODLARI

    Gladyo suikastlerinin kodları bellidir: Muammer Aksoy, Uğur Mumcu, Turan Dursun, Ahmet Taner Kışlalı ve diğer kahramanlarımız.

    Bugüne kadar Gladyo suikastine kurban gitmiş bir ABD veya AB muhibbi var mı?

    Bu hengamede bir suikast olacaksa, tehlikede olanlar yine Uğur Mumcu'lardır.

    Bir kısmı örgütsüz, bir kısmı bu tür tertiplere sürekli olanak sağlayan insanların arasına birkaç kışkırtıcı ajan koyacaksın, suç ve suçlu imal edeceksin, sonra büyük gümbürtü koparacaksın, ama hedefin de bu etkisiz insanlar değil, Türkiye'nin büyük milli güçleri olacak, işte buna dört dörtlük bir SüperNATO operasyonu denir.

    Operasyonun arka planında ABD servisleri var elbette, ama emri verenin Büyük Ortadoğu Projesi Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan olduğunu gazeteler yazdı. Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek'in de bu operasyonun merkezinde olduğu basında yer alıyor. Sicilinde, "Emniyet içinde irtica örgütlenmesine dahil olduğu ve Fethullahçılığı" yıllarca önce valilerce saptanmış.

    İşTE GLADYO KADROSU

    Yukarda belirttik, Gladyo devlet teşkilatının içine yuvalanmıştır. İşçi Partisi, uzun araştırmalar sonucu Emniyet teşkilatına yuvalandırılan Fethullahçı Gladyo kadrosunu isim isim saptamıştır. 57 üst düzey görevlinin isimlerini ve konumlarını suç duyurusu kapsamında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na ve parti kapatma nedeni olarak Yargıtay Başsavcılığı'na veriyoruz. Bu 57 görevlinin dökümü şöyledir: 4 daire başkanı, 11 daire başkan yardımcısı, 32 şube müdürü, 3 başkomiser, 3 öğretim üyesi ve 3 çeşitli görevlerdeki yönetici.

    Yalnız Partimiz mi, Emniyetin vatansever kadrosu da, onları yakından biliyor. Eski İstanbul Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele şube Müdürü, Polis Okulları birincisi Adil Serdar Saçan, yapılan operasyonun Emniyet içerisindeki "F tipi" örgütlenmeyle bağlantılı olduğunu belirtti ve Ramazan Akyürek'in hala görevde olmasının dikkat çekici olduğunu vurguladı. Ulusal Kanal'dan bütün Türkiye dinledi o yürekli devlet görevlisini.

    Sayın Adil Serdar Saçan, Fethullah Gülen'in "ulusalcı dalgayı aşacağız" sözlerinin bu operasyonun amacını bulmada anahtar değerinde olduğunu da belirtmiştir.

    İşte ABD merkezli büyük tertipler böyle bozguna uğratılır. Vatan böyle savunulur. Huzur ve barış böyle sağlanır

    ZAMANLAMA ESKİ ZAMANLAMA

    Gladyo tarihi açısından bakarsanız, operasyonun zamanlaması, CIA'nın 1971 ve 1980 öncesindeki Türkiye'yi istikrarsızlaştırma operasyonlarındaki bazı koşulları hatırlatmaktadır.

    O zamanlar da ekonomik kriz vardı.

    Yine o zamanlar, ABD'nin Türk Ordusundaki vatansever birikimden rahatsızlığı biliniyor.

    ORDUYA DARBELER TARİHİ

    1971 ve 1980 darbelerinin asıl amacı hep gözden kaçırılır: Her iki darbede toplam 3000'in üzerinde bağımsızlıkçı subay tasfiye edilmiştir. 1971 ve 1980 darbeleri, bu yönüyle ABD'nin aynı zamanda Türk Ordusu'na karşı gerçekleştirdiği darbelerdir.

    O koşullardan farklı olan nedir?

    ABD, artık kendi deyişiyle "bizim oğlanlar" bulmakta sıkıntı içine girmiştir.

    Darbeyi kime yaptıracak?

    Ordunun komuta kademesini denetim altına almadan bunu nasıl başarabilecek?

    üyleyse bugün ABD'nin öncelikli hedefi, Türk Ordusu içinde nifak ve tasfiyeler ortamı yaratmak, Türk Ordusu'nu bölmek, Türkiye'nin milli ekonomisinin direncini kırmak, bölücü kalkışmalar tertiplemek ve en sonunda Türk Ordusu'nu mümkünse yenilgiye uğratmaktır. Polis içinde yapılan Fethullahçı yığınağa işte böyle bir planın içinde rol yüklenmiştir.

    BAşIBOZUKLUĞUN MALİYETLERİ

    ABD'nin ve Gladyosunun amacı ve planı ortada.

    Mesele, bu karanlık plana karşı koyacak programı, stratejiyi ve örgütlü gücü oluşturmaktır. Bu büyük işin, her tür tertibe olanak veren, ne idüğü belirsiz, disiplinsiz ve başıbozuk ilişkilerle başarılamayacağı açıktır.

    ABD, 1971 ve 1980 öncesinde de planlarını başıbozukları kullanarak yürüttü. Bugün de öyle, bir takım şarlatanlar ortaya fırlıyor, program yok, güvenilir kadro yok, örgüt yok, strateji ve plan yok, "Kuvayı Milliye" gibi itibarlı kavramları eskiterek bir takım işlere kalkışıyor. üoğu iyi niyetli, fakat tecrübesiz insanlarımız oraya buraya koşturarak büyük amaçların gerçekleşebileceği sanılarına kapılıyor.

    Fatura, Türk milletine ve Cumhuriyete çıkartılmaktadır.


    DOĞRU PROGRAM, DOĞRU STRATEJİ, DOĞRU üRGüTLENME

    Peki kime, hangi güce güveneceğiz?

    Milli Hükümet Programı olan, stratejisi olan, sağlam ve bilgili önderliği, birikimli kurmay kadrosu olan, ast üst ilişkileri belli, disiplinli, kırk yıllık mücadeleler içinde denenmiş, doğrularından da hatalarından da ders çıkartmış öncü örgütlenme, İşçi Partisi'dir. İşçi Partisi'nin birikimi olmadan, Türkiye'de artık hiçbir milli görev yapılamaz. Bu, bir!

    İkincisi Türk Silahlı Kuvvetleri'dir. Herkes bilsin: Türk Ordusu'nun alternatifi Amerikan ordusudur. Türk Ordusu'nun düşmanları, yaşanan Gladyo tertibinde görüldüğü gibi Amerikan ordusunun üzerimize sürdüğü vatansızlaştırılmış çıkar gruplardır.

    Milletin büyük gücü Cumhuriyet mitingleri ve Mehmetçik yürüyüşleriyle ortaya çıkmıştır. Bu da üç!

    ünümüzdeki büyük milli çözümün anahtarı, işte bu üç gerçekte saklıdır.

    üüKüşüN BAşLANGICI

    Herkes sanıyor ki, ABD güdümlü Fethullah Hoca, Tayip Erdoğan ve Abdullah Gül üçlüsü, büyük mesafe almışlardır. Eğer dönüp arkanıza bakarsanız, öyledir. Ama önünüze bakarsanız, bu üçlünün çöküşün başlangıcında olduğunu görürsünüz.

    1-ABD krizi, büyük bir mali yıkıma ve ekonomik durgunluğa dönüşmektedir.

    2-Türkiye'deki tefeci-mafya-tarikat ekonomisinin sıcak para kanalları tıkanmaktadır.

    3- ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi kayaya dayanmıştır. O kadar ki, ABD Irak'ta BAAS yöneticilerini hükümete çağırmaktadır.

    4-Türkiye'de yukardaki üç gelişme nedeniyle yönetim krizi başlamıştır. Tayip Erdoğan'lar dönüşü olmayan bir sefere çıkmışlardır. Geri dönüş yollarını sel almıştır. Bu durumda bütün ufuksuz ve hesapsız güçler gibi maceralara yönelmektedirler. Türban hamlesi işte bu kapsamdadır. Son operasyonla Ordunun gücünü sınamaya kalkışmaları da, cahilliklerindendir. Bütün yıkılmakta olan güçler gibi kurşunu kendi ayaklarına sıkmışlardır.

    5- ünümüzdeki krizden Kemalist Devrim rotasında bir Milli Hükümetle çıkarız.

    O nedene krizden ABD korksun!

2. Sayfa - Toplam 185 Sayfa var BirinciBirinci 12341252102 ... SonuncuSonuncu

Benzer Konular

  1. CIA Böyle Öğretti (2)
    By bozok in forum Gündem
    Cevaplar: 2075
    Son Mesaj: 10-17-2011, 10:20 PM
  2. Var mı böyle bir terbiyesizlik?
    By bozok in forum Gündem
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11-09-2010, 04:08 PM
  3. Sürüleşmek böyle bir şey
    By bozok in forum Kültür
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11-14-2009, 11:18 AM
  4. Yok böyle bir kurtarış!..
    By bozok in forum Spor
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08-18-2009, 05:05 PM
  5. Yıkanmayı, Türkler öğretti
    By anau in forum Kültür
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 03-29-2008, 04:47 AM

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajinizi Degistirme Yetkiniz Yok
  •  
 
bitkisel tedavi
   
Bitkisel Tedavi | Dogal Tedavi | Gazete Haberleri | Sikayet Yolla | Tüketici Haklari | Aloe Vera | Nas?l Zayiflarim | Diyet Liste | Bitkisel Tedavi